Kendiliğindencilik ve örgütsel çalışma üzerine
Türk ve Kürt işçi ve kent emekçileri hareketi, emek dünyasının ana kitlesinin hareketlenmesi bakımından, son onbeş yılda bütün tarihinin en parlak dönemini yaşadı. Bu yıllar içinde, grev ve direnişlere girmeyen, yürüyüşlere katılmayan tek bir işyeri dahi kalmadı. Hareketin bu dönemi, işçi ve emekçilerin deişik tabakalarının yer yer de olsa bir araya geldiği; yanı sıra da, yığın mücadelesinin barışçıl diye bilinen hemen bütün biçimlerinin geniş ölçüde tartışıldığı, bir şekilde hayata geçirildiği mücadeleci bir dönem oldu.
İçinden geçilen dönem önemliydi ve edinilen deneyim tarihi bir deger taşıyordu. Buna karşın, kitle hareketi gene de, kendiliğinden bir hareket olarak kalmaktan kaçınamadı. Bu kuşkusuz açıklanabilir bir şeydi: hareketin içinde geliştiği ulusal ve uluslarararsı koşullara ve sürecin gelişme özelliklerine şöyle bir bakmak bunun için yeterliydi. Araları aşırı geniş iniş çıkışlar, uzun süreli durgunluklar, geniş ölçekli tasfiyeler, gereksiz gerilemeler, kaçınılmaz olmayan kayıplar vs.. Genelde ileriye gitmesine karşın, açık mücadelede yaşanan bir tür durgunluk, atalet ve kısırlığın anlaşılamaz bir yanı yoktur.
İşçiler arasında, deneyim ve bilinç birikimi, önemli mesafeler aldığı halde, olabilir oranda artmadığı gibi; sınıfın ileri güçlerinin birleşmesi, eitimi ve hareketin öncüs. olarak örgütlenmesinde de olanaklı olanın gerisinde kalınmıştır. Sınıf içindeki sosyalizm birikiminin; bunun ifadesi olan istikrarlı, bilinçli ve örgütlü güçlerin darlığı, zayıflığı; işçi sınıfı ve halk hareketinin en stratejik sorunu ve en tayin edici zaafı bugün budur. Ve bu, önceki döneme göre çok farklı bir düzeyde olmakla birlikte, kendini; işçi ve halk hareketinin, kendiliğinden karakterde bir hareket olarak seyretmesinde göstermektedir.
İşçi ve halk hareketi, nesnel koşullarla öznel etkenlerin ileri düzeyde ve hareketteki belli istikrar sürecinde tam çakıştığı olaganüstü dönemler dışında, öyle kolayca bagımsız politik hareket özelligi kazanamaz. Olagan denilen dönemlerde, hareketin politik alana; kendisi için hareket olma alanına ilerlemesi ve genişlemesinin zahmetli, inişli çıkışlı bir yol izlemesi tipik olandır ve dogal bir şey olarak görülmelidir.
Türk ve Kürt işçi sınıfı hareketinin, onbeş yıllık gelişmesine karşın, kendiliğindenligi olabilir oranda kıramamasının; tarihsel deneyimin zayıflığı, ülkenin toplumsal, politik gelenekleri, yeni kuşaklara aktarılacak bir deneyim-özdeneyim birikimine olanak vermeyen tasfiyeler ve olumsuz uluslararası (Türkiye'yi de önemli oranda etkileyen uluslararası tasfiyeci dalga) koşullar gibi nesnel nedenlerinden kuşkusuz söz edilebilir. Ama bunların yanı sıra ve bunlarla birlikte, işçiler arasındaki çalışmanın gücü ve oynadığı rolü de mutlaka görmek gerekir. Çünkü, her yenilgide olduğu gibi; hareketin zayıflıklarında da, söz konusu süre boyunca işçiler arasında yapılan çalışmanın zaaflarının, istense de istenmese de bir pay sahibi olması kaçınılamazdır; bu, sınıf mücadelesinin atlanamaz bir kuralıdır.
Yani? Hareketinin, tarihinde görülmemiş bir yaygınlık göstermesi karşısında; işçi sınıfının, kendiliğindenliği olabilir oranda kıramamış olmasının özgün bir açıklaması vardır. Tarihi ve güncel nesnel etkenleri bir yana bırakırsak; işçi sınıfının bugünkür deneyim geriliğinin; saflarındaki sosyalist ve örgütlü güçlerin zayıflıgının ancak, çalışmamızın zaafları ile balantılı bir şekilde açıklanabileceinin altını özellikle çizmemiz gerekir.
Örgütümüzün çalışmasındaki zayıflık kendini, tasfiyeci akımların olumsuz etkisini en aza indirme, işçi kıyımını geriletmede olanaklardan yararlanma ve ileri işçilerin örgütlenmesi ve eitimindeki verim düşüklügünü aşma gibi sorunlarda göstermiş ve sonuçları ise, hareketin olanaklarını kullanamaması, bilinçli güçlerini biriktirememesi ve kendiliğindenliği olabilir oranda kıramaması, geriletememesi olmuştur. Bu aynı zamanda, partimizin işçi güçlerinin örgütlenmesi ve eitiminin zayıf kalması anlamına da gelmiştir.
İşçi sınıfı hareketindeki bu durum; yani onun kendiliğindenliği, hareketin esas olarak ekonomik istekler, kısmi politik talepler sınırında kalmasında ve gelişme sürecinin aşırı istikrarsız (ve hareketi örgütleyen öelerin de istikrarsızlığında) ve aşırı inişli çıkışlı bir seyir izlemesinde dışa vurmaktadır. Hareketteki kendiligindenlik ve onun bir görüntüsü olan aşırı istikrarsızlık, ancak işçiler arasında yapılan çalışmayla ve bu çalışmanın işçilerin özdeneyimi ile birleşmesi sayesinde (olanaklı) en aza, asgariye (1) indirilebilirdi.
Oysa, işçiler arasında yürütülen çalışmada ilkellikler, kesintiler ve başkaca zayıflıklar olduğunda; politika ve sosyalizmin bilgi ve bilincinin işçiler arasında olanaklı düzeyde teşekkülü ve hareketin elverdiği oranda yayılması olanaksızdır. Öte yandan, bu durumda kuşku yok ki, sınıfın ileri kitlesinin, nicel olarak açıga çıkmış olanla orantılı birikmesi; tahribatsız eitim görmesi ve politik bir örgüt oluşturması da olanaksız olacaktır.
Peki, işçiler arasındaki çalışmamız, bu hedeflere ulaşmayı; yani hareketteki kendiligindenligi kırmayı ve öteki zayıflıkların yanı sıra istikrarsızlığı en aza indirmeyi az çok da olsa saglayacak özellikler taşımıyor muydu? Yani çalışmamız sınıfın, ileri güçlerini biriktirmesi; nispeten de olsa egitmesi, hareketi yönetmek üzere bir omurga olarak örgütlemesi vs. görevlerini karşılama nitelik ve yeteneine sahip bir çalışma degil miydi?
Bu sorulara, toptan olumlu veya olumsuz yanıt vermek elbette doğru olmaz. Çalışmamız, temel yönüyle kuşkusuz devrimci ve hareketi ilerletici idi. Ancak bir yönü daha var ki, onun üzerinde durulması gereken yönü de aslında bu yönüdür: Örgütlerimiz, görevlerini yerine getirmek için çogu zaman canla başla çalıştılar. Buna karşın, geriye doğru dönülüp bakıldıgında çalışmamızın, bütün yönlerden gelişmiş ve her zaman ihtiyaca yanıt veren (geneldeki ilerletici ve kimi mücadelelerde de itici rol oynayan yönleri bir yana) bir çalışma olmadığı; örgütün ve ileri işçilerin enerjisinin bir çok durumda, nispeten de olsa verimsiz ve yanlış işler (2) içinde boşa harcandığı rahatça görülür.
Doğrusunu söylemek gerekirse; hareketteki kendiligindenlik ve istikrarsızlığı kırmayı amaçlayan çalışmamızın, bu istenmedigi halde birçok yönüyle, sol piyasa tarafından da körüklenen kendiliğindenlik ve istikrarsızlığın etkisi altında yürüdüü ve gerçekleştiğini söylememiz gerekir; bu, asla atlanmaması ve yadsınmaması gereken bir olgudur.
Nereden, nasıl bakılırsa bakılsın; çalışmamızda halen etkili olan amatörlük, ilkellik ve yüzeyselliklerin ifadesi olan darlıkların, gün.birlikçilik, beceriksizlik ve kesintililik gibi zaafların, esin ve güç kaynaklarını kitle hareketindeki kendiliğindenlik ve uzantısı durumundaki aşırı istikrarsızlık vs.gibi olgularda buldukları asla görmezden gelinemez.
Bir yanda, hareketteki kendiliğindenlik ve ifadesi olan aşırı istikrarsızlık; öte yanda, çalışmanın bunlardan esin alan, adeta kronikleşen ilkellik, yüzeysellik ve kesintililik gibi zaafları.. Hareketteki kendiliğindenliği kırma göreviyle yapılan devrimci çalışmanın kendisinin, bir çok durumda kendini; kendiliğindenliğin birer türevi olan ilkellik, darlık, istikrarsızlık vs. ye uydurması ve bir çok yerde ve kimi durumlarda ilkel, yüzeysel, dar deneyci ve kesintili vs. bir çalışma olarak şekillenmesi.. Çalışmamızın, özellikle durgun dönemlerde ve birçok birim de bu özellikleriyle şekillendigi yadsınamaz bir olgudur.
Bu durumun aşılması için bir yol yok mudur; çalışmamızın yarımlıklarına boyun emeye mahkum durumda mı kalacaız? Hayır, durumun asla böyle olmayacaktır; bu, partimizin tarihinden ve sorunlar karşısında izlediği çizgiden net bir şekilde görülebilir.
Açıktır, partimiz hareketteki kendiliğindenliği, buna yaslanan kendiliğindenciliği ve çalışmamız üzerindeki etkisini temelden mahkum eden bir pozisyonda bulunmaktadır.
Çeşitli şekillerde kışkırtılan kendiliğindenliğe, kendiliğindenci çalışma anlayış ve alışkanlıklarına karşı, önceki dönemde olandan daha büyük bir yetenekle, daha daha doğru, kapsamlı, derinlikli bir anlayış, daha kararlı, dirençli ve sebatkar bir tutumla savaşma ve her yeni durumda yinelenen ve derinleşen yeni girişimler içinde olma.. Eer çalışmamız, gerçekten sosyalist bir çalışma olacak ve partimiz gerçek bir parti olma yolunda ilerleyecekse, örgütlerimizin tutumu bu özellikleriyle şekillenen bir tutum olmalıdır.
Sızlanma tutumuyla degil, kararlılık, sebatkarlık ve kesin bir cesaretle hareket etmemiz gerekir. Kendiliğindenlik ve sonuçları, kabaca bir tutum ve bir dönemlik bir mücadele ile yenilemez. Bu mücadele, kesintisizdir; her zaman önemli olmakla birlikte, en azından hareketin köklü kitlesel bir politik deneyim kazanmasına kadarki süre içinde, önceki dönemlerden daha geniş bir kapsamla; uyanıklık ve kararlılıkla verilecek bir mücadeledir.
Öte yandan sorun yanlış konulmamalıdır. Kendiliğindenliğin çalışmamız üzerindeki etkisi, bazı forumlarda dile getirildiği gibi, ekonomik çalışmanın kitleler arasındaki politik çalışma karşısında aırlık kazanması ve bununla baglantılı bir politik gerilik yaşanması olarak görülemez. Bazı anlama zaaflarından gelen yanlışlar dışında, örgütlerimizde ekonomist eilim anlamına gelecek bir zaaf yoktur. Buna karşın, politik çalışmada; politik olduğu kadar, ekonomik çalışmada da gerilik (amatörce yüzeysellikler ve kesintiler vs.) vardır ve her iki gerilik bir arada, kitle hareketinin, kitle çalışmasının ve örgütlerimizin gelişmesi ve genişlemesini aynı önemde kısırlaştırmakta ve geriletmek tedir.
Hareketteki kendiliğindenliğin, örgütlerimizin çalışma ve eylemindeki etkisinin, istikrarsızlıkta; kesintili, amatör, ilkel yöntemlerle, ögrenmeden, biriktirmeden günübirlik çalışmada dışa vurduğunun, mutlaka görülmesi ve anlaşılması gerekmektedir.
Çalışmamız üzerindeki kendiliğindenci etkiyi, bugüne kadar olandan başka bir görüş açısıyla ele almalı ve kesin olarak başka yerlerde aramalıyız. Kendiliğindenlige ve sonuçlarına karşı mücadele, dar bir alanda deil, ancak geniş bir alanda yürütüldügü oranda işlevli olabilir. Bu nedenle, bu mücadele mutlaka, önemine uygun (geniş) bir içerikle yürütülmelidir. Bu, işçilerin gerçek bir parti oluşturmalarının temel zorunluluğudur.
Çalışmada istikrarsızlık; kesintililik, amatörün ilkellikleri, yüzeysellik, örenme ve biriktirmeyi de tahrip eden becerisizlik, günübirlikçilik vs.. Bunların nedenleri, örgütlerimizdeki kendiliğindenci etki ile baglantılıdır; yenilip aşılmaları ise, bu zaaflara karşı mücadelenin, hareketteki kendiliğindenliğe karşı mücadelenin (politik talepleri yayma işi ile karıştırmadan ve yerine geçirmeden) merkezi halkası haline getirilmesinde yatmaktadır.
Bunun öneminin gereken şekilde anlaşılması ve ileriye doğru pratik adımlar atılması zorunlu. Zira bu, ileri sınıf güçlerinin birikmesi, egitim görmesi, öncü çekirdekler olarak örgütlenmesi görevini ihmal edilebilir bir çalışma olmaktan çıkarma; bütün çalışmayı, pratik olarak işçilerin girişkenlikle örgütlenmesi görevinde merkezleştirme de demektir.
İşçi hareketinin, politik alana genişlemesi; özet olarak, sınıfın öncü güçlerinin birikmesi, örgütlenmesi, egitimi (3) ve bir sonraki döneme devri sorunu kuşkusuz, örgütümüzün bugünkür en hayati sorunudur. Bu aslında, çalışmamızın, gerçek bir parti çalışması; derinlemesine ve verimlilikle yürütülen bir çalışma düzeyine çıkartılması sorunudur.
Temel ve yerel örgütlerimizin faaliyetinin proleter dönüşüm.; bunun yönlendiricisi, örgütleyicisi profesyonel devrimciler aygıtımızın kesintisiz olarak beslenmesi, güçlendirilmesi ve çalışmasının sistemli bir şekilde desteklenmesi; bütün çalışmamıza, örgüt. kucaklayan; onu, işini profesyonelce yapmaya götüren bir kapsam ve derinlik kazandırılması sorunları, işçi hareketinde yaşanan atalet in bize balı yönleri bunlardır. Fakat burada tartışılacak olan bunlar degil. Önceki sayılara ek olarak bunu bu sayımızdaki dier yazılar tartışıyor. Burada şunları vurgulamakla yetinmemiz gerekiyor:
Kendiliğindenliğe karşı mücadelenin, burada söz konusu edilen alana çekilerek genişletilmesi; başka şeylerin yanı sıra açık ki, kitleler arasında yapılan ekonomik ve politik çalışmada tahribatlara yol açan geriliklere karşı silahlanma anlamı da taşıyacaktır.
İşçi sınıfının, bilincini ilerletmesi, hareketini kendiliğinden bir hareket olmaktan çıkarması; güçlerini biriktirmesi, eitmesi ve örgütlemesindeki zayıflıklar, örgütüm. zün de yardımı ile; kendini, hareketin uyandırdığı yeni genç güçlerle sürekli yenileme ve genişletmesini merkezi halka yapan çalışmasının yönlendiriciliği ile kesinlikle yenilecektir.
Burada önemli olan, örgütlerimizin, kendiliğindenliğin ve piyasa nın çalışma ve eylemimiz üzerindeki etkisi karşısında kayıtsız kalmamalarıdır. Yani örgütlerimiz, çalışmadaki zaaf ve eksikliklerle ilgili olarak yukarıda sorulan, bir mücadele yürütülmeyecek, zaaflar hep böyle sürüp gidecek mi? anlamındaki soruyu asla askıda bırakamazlar.
Ortaya çıkan sorunlar karşısında ilgisizlik, sızlanma ve mızmızlanma vs. şurada burada olsa bile örgütümüzde boyun eilen bir tutum degildir, olmayacaktır da. Örgütümüzün tutumu, nasıl çıkarsa çıksın her zaman, zaaf ve eksikliklerin kaçınılamaz olduğunu, onların mücadeleyle yenileyecegini bilen, sorunu açık seçik ortaya koyan ve üzerine altetme kesinliği, kararlılığı ve enerjisiyle giden bir tutum olmuştur ve mutlaka olmalıdır da.
Sızlanma, mızmızlanma, acizlenme gibi kararsızlıkların örgütümüzde hiçbir bakımdan gerekçesi yoktur. Öte yandan, bu küçük burjuva hastalıklar ne kadar temelsiz ve zararlı ise; zaaf ve eksiklikler karışısınıdaki kayıtsızlık, erteleyicilik tutumu da, o oranda temelsiz, zararlı; bir o kadar da kendiliğindenlik ve sonuçlarına boyun egme demektir.
Partimizin zaaf ve eksiklikler karşisindaki tutumu, sorunu dogru şekilde koyma, görevleri açiklikla ve dogru bir şekilde koyma, görevleri açıklıkla ve doğru bir şekilde belirleme; ardından ''görevleri gerçekleştirme yolunda yinelenen girişimler'' içinde olma tutumudur. Deneyimlerimizin, ''görevleri gerçekleştirme yolunda yinelenen girişimler için enerji olunca, geçici başar ısızlıklar sadece küçük talihsizlikler''dir (Lenin), diyen tutumun tek dogru tutum oldugunu kanitladigi açiktir.
Çalışmanın zorunlu kıldığı görevler karşısındaki anlayışımız ise, esinini; kuşkusuz, ''deneyim ve örgütsel yetenek elde edilebilecek şeylerdir, yeter ki bunları elde etme isteği olsun, yeter ki eksiklikler kabul edilsin, devrimci eylemde bu eksikliklerin kabul edilmesi bunların yarı yarıya giderilmesi demektir'' anlayışındaki çizgiden almaktadır.
Partimizin çizgi ve tutumunun, örneğini bütün modern tarihin olduğu gibi, kendi tarihi deneyimimiz tarafından da sınanan bolşevik deneyimde bulduğu yads ınamaz. Ve örgütlerimiz, gerek zaaf ve eksiklikleri, gerekse çalışmanın görevleri ile ilgili çizgi ve tutumlarını, herhangi sınıf dışı veya kendiliğindenci bir çizgi ve tutuma değil ancak, partimizin burada ortaya konulan çizgi ve tutumuna dayandırdıkları oranda rollerini oynayabilirler.
Bir yandan zaaf ve eksikliklere karşi mücadelenin ön plana getirilmesi, öte yandan bu zaaf ve hatalarin hareketteki kendiligindenlikle baglantili olmasi kuşkusuz, kitleler arasindaki gündelik çalişmanin zayiflamasi ve kendiliginden hareketin bir şekilde küçümsenmesi gibi bir sonuca yol açmamalidir. Hareketteki kendiligindenligi eleştirmemiz ve çalişmamizdaki zayifliklarin kendiliğindenlikle bağlantılı olduğunu söylememiz, kendiliğinden hareketin önemini ve ona sistematik katılma zorunluluğunu asla ortadan kaldırmaz. Örgütlerimizin, zaaflarıyla ''hayıflanma'' durumuna düşmemeleri zorunlu olduğu gibi; hergünkü mücadeleye daha ileri hedefler ve daha büyük bir ısrarla katılmalarını n, hata ve eksikliklerini görmeleri ve aşmalarının teminatı olduğunu anlamaları da gerekmektedir.
Su sinif mücadelesinin yasasidir: kendiliginden hareket olmadan hiçbir şey olmaz; görevimiz, bu hareketi küçümsemek (4) degil, tam aksine teşvik etmek, güçlendirmektir. Sorun şu ki, kendiliginden harekete her defasinda daha güçlü katilinmali ve bu sirada, burada belirtilen görevler, gene burada belirtilen anlayiş ve çizgi temelinde, daha ileri bir mevziden, daha geniş bir kapsamla ve kesintisiz olarak yerine getirilmelidir.
Görmemiz gerekir, işçi ve emekçi hareketi, kazanimlari ve kayiplariyla bir dönemi kapatmiş bulunuyor. Son yürüyüş ve genel eylemin verileri ortada: Işçi hareketi ve Kürt halk hareketi; genel hareketin bu iki dinamigi, ayni süreçte bir dönemi kapatirken, mücadelelerle dolu olacagi bugünden görünen yeni bir dönemede (5) adim atmaktadir.
Işçi hareketinin bu söz konusu dönemdeki sorunları; sigorta, iş güvencesi, özelleştirme, IMF, sendikal özgürlük vs. sorunları, geride kalan döneme damgasını basan ''ücret sorunları'' ndan (bundan, ücret mücadelesinin zayıf, önemsiz kalacağı anlamı çıkmaz, tersine onun önemi ve gelişme olanakları daha da artırıyor.) çok daha politiktirler; sınıfın bütün sektörlerini birleştirecek nitelikte oldukları gibi, halkın öteki tabakalarını çok daha yakından ilgilendiren özellikleri ile tanınmaktadı rlar. Kürt milliyetçi hareketi ve Türk gericiliğinin ''ortak yolu'' ndan çözülemeyeceği artık ortaya çıkmış bulunan Kü rt ulusal sorunu ise, Kürt halkının gözlerini kent işçi ve emekçi hareketine giderek daha fazla çevirmesine ve Türk emekçisinin daha mantıklı düşünmesine zemin yaratan eğilimi ile, giderek halk arasında daha fazla ilgi toplayacak olan bir sorun haline gelmektedir.
Sürecin nasıl gelişeceğini bugünden kestirmemize olanak yok (AB adaylığı, başta bir beklenti yaratabilir veya tahrik unsuru olarak rol oynayabilir, bu bugünden bilinemez, ne var ki, sonraki süre çte giderek hareketi tahrik eden bir etken haline geleceği bugünden görülebilir. Ancak, hareketin politik özelliklerini genişleterek gelişeceği; bu yeni dönemde işçi sınıfı saflarından, halk arasından ve gençlikten yeni ileri güçleri kitleler halinde çıkaracağı, sadece bu iki dinamiğin seyrine bakılarak dahi tahmin edilebilir.
Bu durumda, görevlerimizin önümüze daha çarpıcı şekilde geleceği son derece açıktır: zorluklar karşısında sızlanma, politik-moral yönden rolümüz. küçü ltme ve gerileme mi; yoksa, hareketin politik eğilimlerini ve istikrarını geliştirmesine; sınıfın, mücadelelerinin deneyimini özümsemesi, ileri güçlerini eğitmesi, örgütlemesi, koruması ve biriktirmesine yardım mı? Hareketin, ''atalet'' e yol açan sorun ve zayıflıklarının ve dinamiklerini tahrip etmesinin ''seyirci'' si olarak mı kalacağız; yoksa, öne sürdüğü istemleri ilerletmesi, politik istemlere doğru genişletmesi ve bu genişlemeyi örgütleyen işçi kümelerinin, örgütlerimizde girişkenlikle toplanması ve örgütlenmesi rolünü mü üstleneceğiz?
B u koşullarda bize düşen, elbette sizlanmak, mizmizlanmak veya göze batarcasina ortada olan eksiklere gözlerimizi kapatmak degil. Cesaretle, azimle ve kararlilikla üstlenmemiz gereken görev belli: Harekete, dünden bugüne gelen çalişmamizdan çikardigimiz derslerle daha ileriden katilmayi; mücadeleyi örgütleyen öncü ögelere yardimimizi daha verimli hale getirmeyi; onlarin parti örgütlerinde örgütlenmesi (en ilerilerinin profesyoneller toplulugunu besleyecek profesyonel devrimciler olmalari) ile ilgili çizgimizi pratik olarak pekiştirmeyi ve özenle uygulanan bir çizgiye dönüştürmeyi başarma görevi.
Yani bir yandan, politik ekonomik taleplerin yaygınlaşması ve kitle hareketinin gelişmesi için mücadele ederken; ileri işçilerin aydınlanması ve parti örgütlerinde örgütlenmesi iç in gerekli görevler için çalışmayı asla unutmamamız gerekmektedir. Deneylerimizin verilerinden yararlanmamız ve çalışmamızı, partimizin tarihi rolün. oynaması da demek olan bu iki temel üzerinde derinlimesine ve yeniden inşa etmemiz zorunludur.
Çalışmamızın, hareket düştüğü zamanlarda kesintiye (birçok yer ve durumda böyle oluyor) uğramaması; aksine herzaman yürütülmekle birlikte, düşüş ve durgunluk zamanlarında, kapsamını daha da genişleterek gelişmesi; ve kitleleri hareket geçirip örgütlemeyi öngörürken, ileri işçilerin partide örgütlenmesi görevinin pratik bir geçerlilik kazanması: izlememiz gereken çizgi ve tutum başka bir yönden de böyle formule edilebilir.
Bu çizgi ve tutum, kitlelerin hareketine, politik eğilimlerini genişleten bir mevziden katılma anlamına gelirken; aynı zamanda, öncü işçilere yardım; onları, sınıfın ileri bilincinin temsilcileri olarak örgütleme ve yetiştirmeyi ertelemeden üstlenme de demektir. Ve bu çizginin, pratikte bozulmadan uygulanması partimiz açısından temel bir güvencedir.
Çünkü, işçi sinifi hareketinin gelişmesi, politik harekete genişlemesinin başka bir biçimi olmadigi gibi; saflarindaki sosyalizm bilincinin güçlenmesi, öteki akimlara üstünlü k saglamasi ve egemen olmasinin başkaca bir yolu yoktur. Öte yandan, partimizin işçiler içindeki etkisinin artmasinin; sinifin g. venini kazanmasi ve ileri kitlesini örgütleyerek gerçek bir sinif partisi haline gelmesinin baş ka bir biçimi de henüz ''keşfedilmiş'' degildir.
Kısacası, önümüzde tek bir yol var: örgütümüzün, işçi hareketinden ve kendi çalışmasından edindiği deneyimi özümseme; partimizin denenmiş ç izgisine, taktik tutumuna ve yenilenen, gelişen örgüt planına sarılma; eksiklikler ve geçici başarısızlıklar karşısında, yeni ''girişimler'' için öğrenmeyi; ''görevleri gerçekleştirme yolunda'' daha bir azimle ''yinelenen girişimler'' içine girmeyi çizgi haline getiren bir tutumla hareket etme yolu. Eğer partimiz, sın ıfının gerçek bir partisi olacaksa; eğer partimizin yetişkin ve genç kuşakları olarak bizler, işçi hareketiningelişmesi ve ileri işçi kitlesinin parti ö rgütünde bölünmeden örgütlenmesinin savaşçıları haline geleceksek önümüzdeki tek yol budur.
Işçi ve halk hareketine, partimizden başka yardım edecek herhangi bir akım yoktur. Ve harekete yardımı başarabilmek ve rolümüzü oynayabilmek için; yaşanan bunca deneyden sonra artık, örgütlerimizin daha büyük, daha ciddi bir sorumluluk ve başarma bilinciyle hareket etmeleri zorunludur.
Hareketin olanak ve dinamiklerini değerlendirme yoluna girmesinin; yani, sınıfın ve halkın bağrındaki ileri güçlerin, bilinçli örgütçü güçler olarak örgütlenmesinin bu yeni dönemde başarılıp başarılamayacağı, bugünkür örgüt ve kadrolarımızın bu sorumluluk ve bilinçle hareket edip etmemeleriyle doğrudan bağlıdır.
Bu nedenledir ki, bir önceki dönemin deneylerinden yararlanmaları ve çalışmalarındaki amatörlüğe, ilkelliğe, yüzeyselliğe, kararsızlığa ve kesintilere karşı sonuç alıcı bir savaş açmaları, örgüt ve kadrolarımız için ertelenemez bir görevdir. Bu, çalışmamızın proleter bir temelde yenilenmesi ve devrimci bir çalışma olarak yeniden örgütlenmesinin biricik koşulu olduğu gibi; örg. tümüzün işçi hareketi ve ileri işçiler karşısındaki yeri ile ilgili olarak yukarda sorulan soruların devrimci bir cepheden yanıtlanması da olacaktır.
Unutmamalıyız, işçi hareketinin zayıflık ve kayıpları, dolayısıyla çalışmamızın eksiklikleri karşısındaki her kayıtsızlık, başka şeylerle birlikte partimize kesilen ağır bir faturadır. Oysa, işçi hareketinin olanaklı gelişmesine; işçilerin özdeneyimden geçme olanağı bulmasına yardı m ise, hareketin güçlendiği oranda partimizin de güçlenmesi; öne çıkardığı güçlerin parti örgütlerimiz olarak örgütlenmesi sonucunu zorunlu olarak getirecektir.
Dolayısıyla, emekçi yığınların alttan alta olgunlaşmakta olduğu şu dönemde; çalışmamızdaki zaaf ve eksikliklere karşı savaş daha kapsamlı bir şekilde yürütü lmeli ve parti ve kitle çalışmasının bütün yönleri ile ilgili ''girişimler'' , mutlaka daha ileri bir mevziden ve daha olgunlaşmış, daha gelişmiş bir yetenekle ''yinelenme'' li ve ''yenilenmeli'' dir. Aksi takdirde, devrim ve sosyalizmden olduğu gibi; kitle hareketindeki kendiliğindenlikten söz etmenin de, sadece boş laf ve iki yüzlülük haline gelmesi kaçınılamaz olacaktır.
Örgütlerimiz, zaaf ve hatalarının üstüne kesin bir kararlılıkla gidecek; hareketin girmekte olduğu bu yeni dönemde, onun olanaklı gelişmesi ve ilerlemesini teminat altına alırken; kendilerini, onu geliştiren ve örgütleyen ileri işçi öğeler ile yenileyeceklerdir. Partimizi, sınıfın geniş kitlelerine bağlayan gerçek savaşçılar haline geleceksek ve sınıfın ve halkın adanmış gerçek temsilcileri olacaksak, önümüzde bundan başka bir yol yoktur.
Dipnotlar:
1) Hareketteki iniş ve düşüşler, hiçbir zaman; hareket çok güçlü politik özellikler kazandığında da yok olmazlar; etkileri azalabilir, istikrarsızlık belirtisi olarak en aza inebilir; fakat gene de varlıkları sürer.
2) Yaptığımız en iyi çalışmanın bile eleştirilebilir yönleri olacağı gibi: örgütümüzün parti çizgi ve taktiğinden en fazla uzaklaşmış çalışması nın bile harekete (istisan elbette var) katkı sunduğu bir olgudur. Buradaki ''zarar'', elde edilebilir olan yaklaşılamamasından ileri gelen zarar ifade ediyor.
3) Sınıfın ileri güçleri, harekt politik alan genişlediği orand artar; ama aynı şekilde, sınıfın bilinçli güçlerinin genişleme ve örgütlenme derecesi, hareketin politik alana genişleme derecesinin bir göstergesi de olur.
4) Bu kendilendiliği teşvik ve güçlendirmek anlamında değil, propaganda, ajitasyon ve örgütlenme çalışmasıyla hareketi güçlendirme ve genişletme anlamında ele alınmalıdır.
5) Hareket, başlanıçta çok yavaş bir seyir izleyebilir, son dönemlerdeki gibi, bir süre büyük tepkilerle dibe vuruş belirtilerini bir arada da gösterebilir. Bundan elbette ki, hareketin uzun süreli yatışma durumunun ortaya çıktığı sonucuna varılmamalıdır.