İşçilerin parti çalışmasının örgütsel sorun ve görevleri üzerine
İşçi sınıfının temsilcileri; komünist partiler görevlerini, her zaman işçi hareketinin durumundan, sorunlarından, kısa ve uzun vadeli ihtiyaçlarından vs. yola çıkarak belirliyor ve örgüt çalışmalarını buradan elde ettikleri veriler üzerinden şekillendiriyorlardı. Son kırk yıl boyunca harekete egemen olan sosyalist küçük burjuvazi, bilimsel sosyalist öğretinin ve sosyalist işçi sınıfının olguları ele alış ve olaylar karşısındaki konumlanışını başaşağı çevirdi; örgütün ve çalışmanın sorunlarına, işçi hareketinin ve devrimin çıkarları ve ihtiyaçlarından yola çıkarak değil de, örgütünün çıkar ve ihtiyaçlarından (1) yola çıkarak yaklaşmayı bir anlayış, tutum, giderek bürokratik (ve liberal) bir çalışma tarzı geleneği haline getirdi. İşçiler arasındaki çalışmanın çıkar ve sorunlarına, işçi hareketinin değil de, kendi örgütünün ihtiyaç ve çıkarlarından bakmayı hareket noktası haline getiren gelenek, kaynaklarına, ulusal ve uluslararası nedenlerine değinmeye gerek duymadan söylersek, ülke tarihinin bugüne bıraktığı en kötü mirastır.
Bu miras, öylesine sonuçlara yol açmıştır ki, uyanan kişilere örnek ve önveri olarak dayattığı düşünce, davranış tarzı ve örgütleme anlayışı nedeniyle, siyasal çizgi ve niyet ne kadar devrimci ve saf olursa olsun, işçiler arasında devrimci ama aynı zamanda kapsayıcı bir çalışma yapmak başlıbaşına bir sorun haline gelmiştir. Bu sınıf dışı mirasın, düşünce ve davranış kalıp, norm ve alışkanlıklarına karşı; bu kalıp, norm ve alışkanlıkları deşifre edecek kararlı bir savaş ve rmeden sınıfa ve halka bağlı bir örgüt kurmak adeta olanaksızdır. Sözde devrimci militan tiplerinin piyasada meşrulaşması, çürümesi ve büsbütün kokuşmasının gerisindeki en önemli etkenlerden biri, kendini öncelikle hareketin sorunlarını ve çalışmayı ele alışta gösteren bu sınıf dışı örgüt ve çalışma tarzı geleneğinde yatmaktadır.
Ama şunu vurgulamalıyız ki, bu gelenek; söz konusu üst tabakacı devrim ve çalışma tarzı anlayış ve pratiği, olduğuyla da kalmamıştır. 12 Eylülcü ve Gorbaçovcu saldırı koşullarında baştan aşağı çürümüş ve işçi emekçi hareketi ve örgütleri karşısında cepheden bir tasfiyecilik biçimine bürünmüştür. Bu geleneğe ve piyasa sosyalizm ine yaslanan akım ve gruplar; yumuşamış liberal sosyalist tipi ile, örgütünün çıkarı adına halka karşı zor dahil herş eye başvurma hakkını kendinde gören terörist militan tipini doğuran ve meşrulaştıran bataklık olarak çürümeyle birlikte anılır hale gelmişlerdir. Sözde sosyalist grupların, son on yıl içinde katlanarak çürümeleri; halk hareketi karşısındaki yıkıcılıklarını, eskisine göre on kat yoğunlaştırmaları; buralarda eğitilen kişilerin, bunların ideal devrimci militan tiplerinin halka her zamankinden yüz katı daha uzak ve yabancı düşmeleri bir rastlantı değildir.
Çalışmanın ve örgütün sorunlarına, işçi ve emekçi hareketinin sorunlarından; genel, güncel çıkar ve ihtiyaçlarından değil de, kendi örgütünün sorun, çıkar ve ihtiyaçlarından bakmayı hareket noktası haline getiren üst tabakacı devrim anlayışı ve çalışma tarzı geleneği Türkiye de yetmiş yıllık bir tarihe sahiptir. Bu gelenek; yarattığı çalışma tarzı ve insan tipi özellikleri, son on yılda görülmemiş bir hızla yozlaştı ve baştan aşağı çürüdü. Öyle ki, bir çok örgütün işçi ve emekçi eylemi ve halk karşısındaki mevzilenme ve tutumunun, işçi ve emekçiyle karşı karşıya gelme, diyelim ki bir gr evi sabote etme veya dağıtma pahasına da olsa, halkın küçük bir kısmını dahi kapsamaktan uzak olan bu örgütlerin ihtiyaç ve çıkarları tarafından belirlenmesi gibi bir gericilik bütün sol da meşrulaştı. Solda olağanüstü bir hızla yaşanan bu yozlaşma ve halka en bağlı görünen örgütlerin çalışmasında dahi yoğunlaşmış olan bu yabancılaşma ancak, sınıf dışı geleneğin tümden çürümesiyle açıklanabilir.
İşçilerin ve hareketin sorunlarına, kendi örgütünün dar çıkar ve ihtiyaçlarından bakmayı, olayları ele alışın hareket noktası haline getirmek, kendi alanıyla sınırlı bir görüş veya tutum olarak kalmaz. Aksine, örgüt ve çalışma tarzının bütün alanını etkisi altına alır. Bu görüş açısı ve tutum, işçi sınıfı ve halk için araç olan örgütü, başlıbaşına bir amaç haline getirmiştir.
Bu tersine dönüşün, işçi sınıfı ve halkın, örgütün varlığı ve amacının bir vesilesi haline getirilmesinden başka bir şey olmadığı ortadadır; artık, araç amaç olmuş, amaç ise bir istismar konusuna dönüşmüştür. Bu baş aşağı dönüşün, başta halkçı ve devrimci bile olsa, örgütlenme ve çalışma tarzını etkileyeceği; bazı yönleriyle inkar ederek, bazı yönleriyle işlevinden koparıp, biçimselleştirerek, bütün unsurlarını kendi karakterine uyduracağı ortadadır.
Sorunlara geleneksel solculukla yaklaşmak, olgu ve olayları başaşağı çevirerek görmek anlamına gelir. Bunun, örgüt ve çalışma tarzının bütün alanını kucaklayan sonuçlar doğurması kaçınılamazdır. Söz konusu bu görüş açısı ve tutum benimsendiğinde; demokratik merkeziyetçilik, eleştiri özeleştiri, sorumluluk, disiplin, paylaşma gibi ilke ve değerlerin ve pratikteki işl ev ve uygulamalarının başaşağı dönmesi veya inkarı olağanlaşır. Bu ise, partinin, sınıfın örgütü olarak gelişmesi; çalışmasının, yeni güçlerin uyanması, örgütlenmesi ve ileri güçlerin eğitimi ve yetişmesinin ihtiyaçlarına yanıt verir hale gelmesi için, örgütün yapısı ve çalışma tarzının unsurları olan ilke, değer ve normların yeniden ayağa dikilmesine ister istemez önem kazandırır.
İşçilerin partisinin, bir mücadele ve savaş örgütü ve ileri işçi ve gençlerin, geriden gelen yığınlarla kopmazcasına bağlı politik önderler olarak yetiştiği bir okul olarak inşası.. Bugüne kadar atılmış olan adımları ve kat edilen mesafeyi bir yana bırakarak söyleyelim ki, bunun başarılması zorunludur. Bu zorunluluk, halkın çıkarını örgütün çıkarı için kullanan sınıf dışı gelenek ve piyasa sosyalizmi nin koşullandırdığı çalışma tarzı anlayış ve pratiğinin kalıntılarının tasfiyesi ve örgütü sınıfa bağlayacak olan devrimci proleter çalışma tarzı anlayış ve pratiğinin, bolşevizmin tarihi tecrübesine, aynı şekilde kendi deneyimine dayanarak inşası ve bunun bir okul, bir gelenek olarak uyanan toplumca kabulü zorunlulukları ile ayrılmazcasına bağlıdır.Parti örgütlerinin, işçi ve emekçiler arasındaki görevlerini yerine getirmesinin; sosyalist ve demokratik (ve anti emperyalist) görevleri başarma yeteneği gösterm esinin bu zorunluluk ve görevlerde düğümlendiği tartışılamazdır.
Mücadele örgütü olarak örgütün yapısı ve iç yaşamı
Sınıf dışı geleneğin örgüt ve çalışma tarzı anlayış ve pratiği, bir yanda biçimsel disiplin den başka bir şey olmayan bürokratik biçimciliğe yaslanan, öte yanda salon sosyalizmi nin şekilsizlikle malül liberalizmine dayanan anlayış ve pratikler toplamıydı. Yenilgi yılları, her iki anlayış ve pratiği de büsbütün çürüttü; işçi ve emekçi sınıflar karşısında her türden sorumluluk ve emekçiyi aydınlatacak ve örgütleyecek işlerle ilgili disiplinden azade yeni bir örgütlenme anlayış ve pratiği bütün solda egemen oldu. Her ne kadar yeni ise de; bu yeni örgüt ve çalışma tarzı, bürokratik biçimciliği ve salon liberalizmi geleneğini ve bunların yarattığı karşıt gibi görünen devrimci tiplerini yok etmedi. Aksine, bunların daha da olgunlaşması; halktan daha uzaklaşmaları ve daha da çürümeleri anlamında yeni (ikili) bir tarz oldu.
Geleneksel sınıf dışılıktaki liberal ve bürokratik çürümeyle şekillenen piyasa sosyalizmi nin örgüt ve çalışma tarzını, birbirine zıt gibi görünen, ama aynı olan ve aynı sonuçlara yol açan bu iki örgüt ve çalışma tarzı anlayış ve pratiği temsil etmektedir. Birbirinin arka yüzü olan her iki örgüt ve çalışma tarzı da, yönetici ve görevlilerin bürokratik temeldeki örgütlenmesini; örgüt kitlesinin örgütsüz bir yığın olarak kalması ve yönetilmesini garanti etmeleriyle önem taşır, bu özellikleriyle karakterize olurlar. Bugünkü parti örgütünün bilinen hata ve zaaflarının güdükleştirdiği çalışma tarzının, olumlu yönde giderek gelişmesine karşın, bu iki sınıf dışı halka yabancı eğilimden de (hiçbir şekilde istenmediği halde) etkilendiği açık ki yadsınamaz.
İlkin, işçi partisinin organ olarak biçimlenmiş örgütlerinin bir kısmı, bazı yönleriyle, sorumlu oldukları alandaki emekçiler dışında ayrı devrimci bir çevre, ayrı bir dünya oluştururlar. Partiye katılan işçiler, bu örgütlere giremezler (girseler çevrelerinden kopacaklardır), girdiklerinde ise bu duruma uzun süre katlanamaz ve geri çekilmek zorunda kalırlar. Dahası, işçiler bu nitelikteki örgütlere, hazır değil nedenleriyle çoğunlukla alınmamaktadırlar.
İkincisi, örgütlenmeyi; örgüt disiplinini, işçi ve emekçilere karşı sorumluluğu dıştalayan sorumsuz ve örgüt olmayan örgütlerin işçi partisi örgütleri arasında bulunuyor olmasıdır. Bu örgütler, mensuplarının keyifleri ve keyfi eylemlerine bağlıdırlar; aslında bunlara örgüt denilemez, piyasa örgütünün işçi örgütündeki dışa vurumu ndan başka bir şey değildirler.
Daha doğrusunu söylemek gerekirse, bu iki tür örgütün sayısı azdır ve giderek daha da azalmaktadır. Aslında, liberal ve bürokratik örgüt ve çalışma tarzının bu iki tür örgütte temsil edilen anlayış ve pratiğinin, çalışması genelde olumlu yönde gelişen parti örgütlerinin yaşamı ve eyleminde, bazen şu yönü, bazen bu yönü ve bazen de şu veya bu özelliğiyle (bazen ayrı, bazı durumlarda iç içe geçerek) ortaya çıktığı ve etkili olduğunu söylemek daha doğru olacaktır. Sorunu, bundan böyle bu doğruda dile gelen bakış açısıyla ele almamızın, daha gerçekçi olduğu ve daha açıklayıcı olacağı herhalde anlaşılabilir bir şeydir.
Geleneksel sosyalizmin ve çürümüş piyasanın parti örgütleri üzerindeki etkisi kendini öncelikle parti-örgüt yaşamının bozulmasında göstermektedir. Partili kitlenin ve gençlik güçlerinin hareketsizleşmesi, örgütlerin kan kaybı ve enerji israfı.. İşçiler arasındaki çalışmanın cılızlaşması, etkisizleşmesi; devrim ve sosyalizmin kitleler arasındaki birikiminin zayıflaması; partinin güven kaybetmesi ve kitlelerle ilişkilerinin, gelişmemesi ve tahrip olması.. Parti yaşamındaki bozulmanın ilk sonuçlarının bunlar olması ise kaçınılamazdır.
Altını yeniden çizmek gerekirse; işçilerin partisinin örgüt ve çalışma tarzı ile ilgili bugünkü hayati sorunu özünde, parti kitlesinin; bulundukları ve kuruldukları alanlardaki kitleler arasında yaşayan, yaşamlarını onlarla kaynaştıran ve onlar arasında sistematik çalışma yürütme yeteneği gösteren organlar halinde örgütlenmesi, sorumluluk ve görev temeline oturan merkeziyetçi bir parti yaşamının kurulması (2) sorunudur.
Doğrudur, işçilerin partisi, giderek daha iyi çalışıyor; örgütleri giderek daha enerjik bir biçimde ve daha doğru bir zeminde mücadele ediyor; kitlesi, giderek daha büyük gruplar halinde örgütleniyor ve parti yaşamına daha etkili bir şekilde katılıyor. Hatta denilebilir ki, gerçek bir işçi örgütü olarak dönüşmenin dayanağı olacak olan ve saflarında işçi militanların yetiştiği bir okul haline gelmenin diyalektiğini anlamakta bulunan işyeri örgütleri kuruluyor. Ve işçilerin partisi, Türkiye'de olmamış derecede iyi işler yapan ve giderek daha da gelişen ve işçileşen örgütlerini gitgide çoğaltan bir partidir..
Öte yandan, işçiler bunlarla yetinmiyorlar; onlar örgütlerini, potansiyel enerjiyi tam ve çok yönlü olarak kullanmaya ve geriden gelen kitlelerle kaynaşmaya yetenekli bir örgüt haline getirmeye bakıyorlar. Peki, onlar için bu yeterli olacak mıdır? Hayır, enerjik ve yetenekli bir örgüt olmak da yetmez; örgüt, gerçek bir mücadele örgütü olmasının bir zorunluluğu da olarak, işçilerin eğitim gördükleri, aralarından en iyilerinin politik liderler olarak yetiştikleri ve partiyi her kademede girişkenlikle yönetmeyi öğrendikleri bir okul da olmalıdır.
Yetenekli, enerjik, yolunu şaşırmayan bir mücadele örgütü ve aynı zamanda eğitim görülen bir okul olarak gelişen kitlesel bir işçi partisi.. Bunun için: bir yandan ancak, böyle devrimci bir parti çalışması içinde gelişebilir olan; öte yandan, böyle bir partinin inşasının teorik ve politik çizgisinin oluşumundan sonraki en önemli silahı olan bolşevik bir çalışma ve örgütlenme tarzı.. İşçilerin partisinin, önüne kararlılıkla almaya; enerji, yetenek ve girişke nlikle yerine getirm eye mahkum olduğu gör ev işte budur.
Bunu bugün başarmanın ilk koşulu, açıktır ki, geleneksel liberal, bürokratik (biçimsel) örgüt ve çalışma biçimlerinin, günlük yaşamda görülen belirtilerine karşı kesin bir savaş açılması; bu savaşın, örgüt kitlesinin olanaklı en geniş kesimlerinin işçi kitleleriyle iç içe olacak tarzda örgütlenmesi ve parti çevrelerinin bütününü kucaklayan bir örgüt yaşamının başlıca birim ve alanları kapsayacak biçimde yenilenmesi mücadelesiyle birleştirilmesidir.
Çünkü, işçilerin parti olarak örgütlenmesi mücadelesini; yani parti örgütlerinin, işçilerin uyanış ve örgütlenmesi çalışmasına başaşağı dalan disiplinli, enerjik ve yetenekli örgütler olarak faaliyet göstermelerini baltalayan en önemli zayıflıklar, liberal ve biçimci örgüt ve çalışma tarzı anlayış ve pratiğinin örgütlerin yaşamı ve eylemindeki etkisinden kaynaklanmaktadır. Ve bu zaaf ve zayıflıklara karşı; yani işçiler arasındaki burjuva etkinin bu en yıkıcı biçimlerine karşı mücadelenin başarı güvencesi, kuşkusuz ancak, partili kitlelerin mücadele yeteneği olan organlar içinde örgütlenmesine dayanan bir parti yaşamının yeniden inşasında bulunabilir.
İşçilerin partisinin, bir parti yaşamının kurulması sorununda işin başında olmadığı ve kayda değer mesafeler aldığı bir olgudur. Bu olumludur ve bu yönde her geçen gün daha ileri adımlar atıldığı da görülmektedir. Buna karşın, aslında gereği yapılmaya çalışılan fakat, daha bir kararlılıkla ele alınması, daha geniş bir cepheden yerine getirilmesi gereken görevler de vardır. Asıl güvence de açıktır ki, bu görevlerin gerektiği gibi yerine getirilmesinde yatmaktadır.
Bir şeyin anlaşılması gerekir. Parti kitlesinin ve partili işçi çevrelerinin herhangi bir şekilde örgütlenmesi ve geniş bir emekçi kesiminin ve gençliğin katılımına dayansa bile bir parti yaşamının bir şekilde oluşması, kendi başına olumsuzlukların, zayıflıkların ve geriliklerin yenilmesi için yetmez. Nedeni bellidir: ilkeden yoksun keyfiliğin ve amaçtan kopuk biçimci ilişkilerin, içinde var olma olanağı bulduğu bir parti yaşamı nın, bir çözüm alanı olması bir yana bizzat kendisi ve doğurduğu sonuçlar başlı başına bir sorun olmaktadır.
İlkin, parti örgütü ve örgütsel yaşamın devrimci ilkeler üzerinde şekillenmesi zorunludur. Örgütsel ilke ve değerler, işçilerle birleşmenin ve onların verimli, sağlam bir şekilde örgütlenmesinin en önemli dayanaklarıdır.
İkincisi, gerek sınıf dışı gelenekte, gerekse bugünkü piyasada, ilkelerin kitleler karşısındaki sekterizmin bir bahanesi olarak kullanıldığı görmezden gelinemez. Hiçbir zaman ilke tanımamış olanlar, sorun sınıfın ve halkın uyanış ve girişkenliği sorunu olunca, işçi ve emekçiyi püskürtmede dayanacak ve kullanacak ''ilke'' (3) bulabilmektedirler. İşçilerin partisinin örgütlerinde ilke adına, sekterizme, halka yabancılığa ve örgütlenme eğilimine giren emekçinin geri itilmesine izin verilemesi, kuşkusuz intihar demek olacaktır.
Bunları, başka yönleriyle belirtelim: işçi partisinin sorunu, herhangi bir şekilde örgütlenme ve herhangi bir örgüt yaşamı oluşturma sorunu değil; sınıf dışı sosyalizm ve piyasanın etkisi ile küllendirilmiş ve aslında onu, işçi harketini devrimci bir tarzda kucaklayacak ve bütün halkı yönetecek bir parti haline getirecek olan ilkelere dayanan bir örgüt yaşamı oluşturma sorunudur. Fakat öte yandan, burjuva particiliğinin işçiler arasında yarattığı particilik alışkanlıkları dikkate alınmadan; ilkeler canlandırılamayacağı gibi, uyanan; partiye katılma eğilimine giren işçilerin parti örgütleri ve parti yaşamına katılmalarının başarılamayacağı da açıktır. İlkeler ve uyanan kitleler.. İlkeler, kitlelerin örgütlenmesinin aracı değillerse herhangi bir değer ifade etmezler. Öte yandan, kitlelerin ilkeler üzerinde teşekkül etmemiş olan örgütleri, emekçi kitlelerin çıkarlarını yansıtan ve dayanıklı, sağlam gerçek örgütleri olamazlar.
Örgütsel ilkelerin, henüz uyanan kitlelerin örgütlenmesinin platformu olması başarılabilir mi? Bunu başarmak, kuşkusuz olanaklıdır; ama ne var ki bu olanak ancak, sınıf dışı sosyalist geleneğe ve piyasaya bir öykünme olan işçiler ve örgütlenmeleri karşısındaki kayıtsızlık ve sekter biçimciliğin terkedilmesi ve devrimci bir tutumun benimsenmesi ile kullanılabilir.
Temel örgütlerin (fabrika ve işyeri örgütü) yönetici organ ve görevlilerinin (grubun seçtiği sorumlu kişi ve organ) parti karşısındaki sorumluluklarının en sıkı displin altına (adanmış devrimcinin sorumlulukları ve disiplinine doğru..) alınması zorunluluğunun ve uyanan, bu temel örgütlere katılan yeni düz işçilerden talep edilmesi gereken sorumluluk ve disiplinin, en ileriyi de teşvik etmek üzere hareketin birikimiyle (uyanan işçiye, disiplini iş ile öğrenme olanağı verme..) koşullu olarak şekillendiği gerçeğinin anlaşılması gerekiyor. Çünkü, devrimci ilkeler, örgütün yaşamına yön verirken; örgütün, uyanan yeni işçilerin de katıldığı bir örgüt olarak kurulmasının ilk koşulu buradadır.
Su unutulmamalıdır: sınıf dışı sosyalizm geleneği daha çok devrimci örgütleri ve fonksiyoner kişileri etkilemeyi, biçimlendirmeyi hedefler; buna karşılık, burjuva particiliği gelenek ve alışkanlıkları, kendini ağırlıkla henüz uyanan işçi kitlelerinin anlayış ve alışkanlıklarında girişim zayıflığı vs. olarak gösterir. Parti örgütçü ve yönetici görevlilerinin, sınıf dışı alışkanlıklardan ve piyasa norm larından arınmasının belirtisi ve kanıtı, uyanan, hareketlenen işçilerin burjuva particiliği nin etkisinden, sınıf dışı geleneğin ve piyasanın yörüngesine düşmeden kurtulmalarına yardımı başarmalarında dile gelir.
Demokratik merkeziyetçi örgüt yaşamı
İşçi partisinin örgütleri, kendilerini ilerletmeyi ve işçilere yaklaşmayı ancak, hergünkü gündemlerini, çalışmalarını, eylemlerini ve yaşamlarını demokratik merkeziyetçilik ilkesiyle sürekli sınadıkları, bunu sürekli denetledikleri bir refleks haline getirdikleri oranda başarabilirler. Örgütte, azınlık çoğunluğa, alt organ üst organa, bütün örgüt parti merkez organına tabidir. Demokratik merkeziyetçilik özünde budur (bu, bütün örgütün kongre kararlarına, iki kongre arasında bu kararlarla birlikte merkez organa tabi olmasını, parti yaşamına aktif katılım ve seçim ilkeleri vs. ile birlikte daha birçok -ayrıntı- şeyi de içerir, demokrasi ile ilgili bazı şeylere ileride nispeten değinilecek olmakla birlikte bunlar konu dışıdır.) ve o, devrimci bir örgütün ve sosyalist bir işçi partisinin örgütsel yapısı ve yaşamının temel direğidir.
Bu noktada sorulabilir, biz bu ilkeyi savunuyor ve uyguluyoruz; mevcut işçi partisinin demokratik merkeziyetçilik ile ilgili ne tür bir çelişkisi olabilir? Demokratik merkeziyetçilik in savunulduğu ve parti örgütlerinin çoğunda da samimiyetle uygulanmaya çalışıldığı doğrudur. Öyle ki, reddetme, açıktan çiğneme bir yana kimse, bu ilkeyi tartışma cesareti dahi gösteremez.
İlkeler, pratikte; ya farkında olunmadığından ya da ilgili kişi veya örgütün durumunu değiştirme mecali gösteremediğinden dolayı çürütülüyor. Bu nedenledir ki zaaflar, teorisi yapılmış veya gerekçesi hazırlanmış olarak değil; görevlerin yerine getirilişindeki pratik oportünizm olarak ortaya çıkıyorlar.
Demokratik merkeziyetçi örgüt işleyişi bellidir. Kural olarak üst organların, aynı şekilde basının karar ve çağrıları tartışılmaz, uygulanır. Karar ve çağrılar, tartışılması için değil (maletme ve kavrama için yapılan tartışmalar hariç; bunlar aksine daha fazla yapılmalı) uygulanması içindir; dolayısıyla da, tartışmasız bir şekilde uygulanırlar; bu karar ve çağrılar doğru mu, yoksa yanlış mıydı tartışması ise ancak, uygulandıktan sonra; uygulamanın ortaya çıkardığı pratik deneyimden de yararlanılarak yapılabilir. Ayrıca, bu tartışmanın dahi yapılacağı yer sınırlı ve bellidir. Eğer, söz konusu karar ve çağrıları yayınlayan organın veya daha üst bir organın farklı bir isteği veya kararı yoksa, bu tartışmalar ancak, her organın kendi içinde olanaklı olabilir. Organ dışında serbestçe tartışılabilir yerler, karar yetkisinde olan organların kararları dışında, sadece kongreler ve gündemleri uygunsa konferanslardır.
Pratik duruma bakıldığında, aksi örnekler daha çok olmasına karşın, parti işlerinin bir çok durumda burada söylenenlere uygun yürümediği rahatça görülür. Parti karar ve çağrılarının, henüz uygulanmadan uluorta tartışıldığı, üstelik muhataplarının bulunmadığı durumlarda eleştirildiği durum az değildir. Sözgelimi, bir eyleme belli bir biçimde katılma çağrısı yapılmışsa; katılalım mı katılmayalım mı veya denilen biçimde mi, başka bir biçimde mi katılalım tartışması yapılamaz; oysa, bugün daha az görünse de bu ve benzer tartışmaların geçmişte sıkça yapıldığı bir sır değildir. Öte yandan, üst organların çağrıları karşısındaki aksi veya kayıtsız (kötü tartışmanın daha kötü biçimi) tutumlar sık sık rastlanan kötü, gerici olaylar olmaktadırlar.
Ayrıca, ilke ihlalinin organ içi biçimlerine de rastlanmaktadır. Organda görüşü kabul görm eyen kişinin, organın görüşüne uygun olarak alınan karara uyup, en iyi şekilde yerine getirilmesi için görev alması ve başarı için içten çaba harcaması gerekirken, küskünlük içinde kenara çekilmesine ve sorumsuz bir seyirciye dönüşmesine dikkat çeken örnekler az değildir. Veya tersi; farklı görüş söyleyen kişilere, alınan kararlarla ilgili görev vermeme ve bunları adeta zorla dışarı itme gibi olaylar da sık sık görülmektedir.
Bu türden davranışlar; inançsızlıkla birlikte ilkesizliğe, özü ve sözüne güvenilmez karaktere işaret ederler. Bu türden olayların olağan olduğu ve meşru görüldüğü bir örgüt düşünün. Bu örgüt ne kadar örgüt tür? Bir ilke olarak savunulan ve egemen olması istenilen demokratik merkeziyetçilik nerededir ve orada düşünce, eylem, irade ve örgüt birliği ne kadar vardır?
Bu hareketler giderek azalsa bile, halen vardır ve çoğunlukla; ya farkına (piyasada böyle oluyor ya!) varamamaktan, ya durumunu değiştirme yeteneğinden (biçimci bürokrat ve bireyci liberal eğilimli örgü tlerle ilgili söylenenleri hatırlayın) yoksunluktan, ya da birey olma ceryanının bir şekilde etkisi altında kalmış olmaktan kaynaklanmaktadırlar. Oysa, bu türden hareket ve davranışlar ve bunlara yol açan anlayışların yaşam alanı bulduğu ve meşrui yet kazandığı örgütler güvenilmez örgütlerdir, hızla çürümeleri kaçınılamazdır. Dolayısıyla da,söz konusu edilen olayların giderek azalmakta olduğu şu dönemde; parti örgüt ve fonksiyonerlerinin, kendilerini bunlardan ayırmaları; demokratik merkeziyetçi örgüt yapısı ve yaşamının temel anlayış ve kurallarını hergünkü yaşamlarında cisimleştirme ve kökleştirmeyi vazgeçilemez görev olarak önlerine almaları özel olarak zorunludur. Bir örgüt olarak hareket etme yeteneği kazanmanın koşullarından biri buradadır.
Azınlığın çoğunluğa, alt organın üst organa uyması ilkesi, kötü niyetli olmasa da ve pratik olarak da olsa ihlal edilebiliyor ve bu ihlal kabul edilebilir bir hal alıyorsa; o parti ne kadar örgütlü olursa olsun, gerçekte ve pratik olarak örgütsüzdür; örgüt leri biçimseldir, o aslında şekilsiz (örgütsüz) bir yığındır; orada enerji kaybı ve sözle eylem arasındaki ayrılık kaçınılamazdır.
Söz konusu bu örgütsel ilke ve kuralların, teorik olarak benimsenmesi kendi başına hiçbir şeydir; eğer onlar pratik bir geçerlilik taşımıyorlarsa, o örgütün işçiler arasına girecek, çalışma yürütecek mecali göstermesi; hareketi, çalışmayı ve örgütün eylemini birleştirmesi olanaksızdır. Bir parti, örgütsüz bir yığın olarak kalamaz; onun örgütsüz bir yığın olmaktan çıkması ise, demokratik merkeziyetçilik ilkesinin örgüte tam egemen olması demektir.
Sorun şudur ki, eğer devrimci bir örgüt olunacaksa, örgütün örgütsüz bir yığın olarak kalmasından kaçınılması zorunludur. Ancak bu zorunluluk, herhangi bir şekilde örgütlenerek yerine getirilemez; örgütün asgari gerçek bir örgüt olarak kurulmasının en zorunlu kuralı, alt organın üst organa ve azınlığın çoğunluğa uyması (demokratik merkeziyetçilik) kuralıdır. Bir örgütün yaşamı ve çalışmasına; bu ilke ve kurallar pratik olarak yön verir durumda değilse, örgütün devrimciliğinden söz etmek bile olanaksızdır. Hareketin ihtiyaçlarına yanıt verecek mevziyi tutmak, tutulan mevziye uygun refleksleri edinmek ve görevlerin gereklerini yerine getirecek yeteneği kazanmak; işçilerin partisinin hergünkü mücadele karşısındaki sorumluluğu işte budur. Ve o bu sorumluluğunu, yaşamı ve yapısını belirleyen ilke ve kuralların, örgütte pratik olarak egemen olması ve uygulanmasıyla yerine getirebilir.
Görev sorumluluğu ve iş disiplini
Partinin yapısı ve yaşamını karakterize eden değerlerin en önemlilerinden biri de, görev sorumluluğu ve iş disiplinidir. Bunlar olmadan, demokratik merkeziyetçilik ilkesinin lafta bir ilke olarak kalması kaçınılamazdır. Görev sorumluluğu ve iş disiplini; öteki parti ilke ve kurallarının anlam kazanmasının temeli olduğu gibi, bütün örgüt çalışmasının da temeli ve güvencesidir.
Parti karar ve çağrılarının derinlemesine kavranması ve birim ve alanların durumuna uygun düşen pratik görevler çıkarılması; her birim ve alanın, her yeni duru mda bütün yönleriyle yeniden tanınması ve gerek merkezi çağrıların ve gerekse söz konusu birim ve bölgenin somut özgül durumunun hergün gündeme getirdiği görevlerin kararlılıkla üstlenilmesi; görev üstlenmenin genel, soyut bir üstlenme olarak kalmaması ve organ ya da kişinin sorumluluğunun hergün yaptığı parti işleri olarak yaşama geçirilmesi vs.. Buradan bir şey daha çıkar ki, sorumluluk ve disiplin pratik olarak ancak, organ ve kişilerin kendilerini ve birlikte çalıştıkları organları karşılıklı denetlemesiyle birlikte var olabilir. Karşılıklı hesap verme ve hesap sorma (karşılıklı denetim olanağı) olmaksızın sorumluluk ve disiplin olmaz.
Burada söz edilen görev sorumluluğu ve iş disiplini; yukarıdaki alt organın üst organa, azınlığın çoğunluğa tabi olması ilkesinin somutluk kazanması, aynı zamanda tamamlanması ve bütünlenmesidir. Dayanağını, sınıfa karşı sorumlulukta bulan parti sorumluluğu ve disiplini budur. Görev sorumluluğu, iş disiplini ve bunların varoluş koşulu olarak karşılıklı (4) denetim.. İşçi örgütlerinin yapısı ve yaşamını ö rgütsel bakımdan karakterize eden ilke ve kurallardan bir diğeri de budur. İşçi partisi ve örgütlerinin bu ilke ve kurallar açısından durumu nedir? Pratikteki durumdan söz ettiğimizi tekrarlayarak belirtelim: İşçi partisi örgütünün, Marksist ilkeler ve sınıfsal değerlerle bir sorununun bulunmadığı somut olarak görülmektedir. Hareketin sorunu, genelde olduğu gibi, bu sorunda da pratik uygulama alanında çıkmaktadır.
Su çok açıktır, parti saflarındaki sorumluluk ve disiplin; yani görev alma ve gereğini yerine getirme anlayışı her geçen gün gelişmektedir. Buna karşın, en tahribedici zaaflar gene de sorumluluk ve iş disiplininde ortaya çıkmaktadır.
Sorumluluk alma, taahhüt altına girme; herkese iş verme, her organın işini somutlama ve takip etme anlayış ve yeteneğinin zayıflığı.. Üstlenilen işi söz olarak üstlenme ve daha çok laf edip daha az iş yapma tutumu.. Daha da önemlisi, aldıkları işleri yapmayanların hesap verme zorunluluğu ile fazlaca karşılaşmamaları; sorumluluktan kaçınma ve disiplin ihlallerinin sudan gerekçeler gösterildiğinde dahi bir şekilde kabul edilebilir olması.. Bu alanda ortaya çıkan zayıflıklar, işçi ve emekçiler karşısında güvenilmez ve onlara yabancılaşmış bir pozisyona düşmek anlamına geldiği gibi; bunlar, liberalleşme, bürokratlaşma ve yozlaşmanın en tehlikeli dayanağı da olurlar.
Görev sorumluluğu ve iş disiplini, piyasadaki geleneksel gevezelikler ve genel geçer devrimcilik üzerinde şekillenemez; aksine sorumluluk, her kişi ve organın bulunduğu alandaki emekçilere karşı sorumluluğu; iş disiplini ise, emekçiler karşısındaki sorumluluğu hergün pratik olarak karşılayacak işlerin yapılması ile ilgili disiplin olarak şekillenir. Partiye bağlılık, parti karşısındaki sorumluluk ve disiplin budur ve laf alanında değil, ancak bu alanda gelişir.
Öte yandan bu kural ve değerler, salt bir örgütsel kural ve değerler olarak kalmazlar; aynı zamanda örgütün, sınıfa somut olarak hergün yeniden bağlanmasının; sınıf karşısında kendini denetlemesinin, işçilerden kopup amaç haline gelmesinden kaçınmasının belirtisi ve yöntemi de olurlar. Hareketin hergünkü ihtiyaçlarına bağlanmış sorumluluk ve disiplin; partinin, har e ketin sorunlarına örgütün ihtiyaçlarından yanıt vermeyi hareket noktası yapan geleneksel sınıf dışı anlayışın etkisinden korunmasının alanı işte burasıdır.
Sorumluluk ve disiplin zaafları, işçilerin partisi saflarında hem atalet, enerji israfı ve durgunluk nedeni; hemde ikiyüzlü yozlaşmaya kapı açması bakımından (alt organın üst organa azınlığın çoğunluğa uymasındaki pratik zayıflıklarla birlikte) en önemli zayıflık durumundadır. Bunların nedenleri bir yana şu bütün önemiyle kavranmalıdır: görev sorumluluğu ve iş disiplini anlayış ve pratiği; bu anlayış ve pratiğin gelişmesi ve egemen olmasının mekanizması olan karşılıklı denetim, devrimci bir örgütün yapısı ve yaşamının en temel koşul, yöntem ve araçlarının başında yer alırlar. Bu nedenledir ki, işçilerin partisi , örgütlerinin yenilenmesi; örgütün yapısı ve yaşamının devrimcileşmesi görevini ele alırken, bu görevin temeline görev sorumluluğu ve iş disiplinini koymak zorundadır. Çünkü, örgütlerin amaca bağlanması ve ona uygun çalışmasını; organ ve kişilerin faaliyetleri, işçilerle bağları ve gelişmelerini takip etme ve ölçme olanağı sadece burada bulunabilir.
O halde şunlar olmadan devrimci bir ö rgüt yaşamı kurulamaz: organ ve kişilerin, çalıştıkları alanda ve organ içindeki gör ev ve sorumlulukları genel olarak değil, somut ve açık seçik olarak bilinmelidir. Her organın bir işi olduğu gibi, her kişinin de parti karşısında sorumlu olduğu bir işi olmalıdır. Gerek organ içi, gerekse orga nlar arasındaki ilişkiler, parti sorumlulukları ve üstlenilen somut işler temelinde şekillenmelidir. Görev veren, görev üstlenen; görev ve sorumlulukları takip eden, işi yapan, yürüten; birlikte çalışan organ ve kişilerin görevleriyle ilgili hesap sormaları ve hesap ve rmeleri zorunludur.
Sorumluluk ve görev alıp gereğini yerine getirmeme; görev alan kişinin hergün yapması gereken işi nasıl yaptığı veya yapmadığının organ ve sorumlular tarafından (kişi görev alır, buna karşın hemen yerine getirmesi ve hergün yapması gereken işini yapmaz, ama bu, organın gündemine çoğunlukla araba devrildikten sonra girer) takip edilememesi; görev aldıkları halde laf edip iş yapmayan kronik sorumsuzların işleri ortada bırakmaları karşısında vaktinde önlem alınamaması vs.. Bu türden zaaflar, örgütün yaşamında kabul edilebilirin ötesinde yer bulduğu takdirde, o parti emekçilerin güvenini kazanamayacağı gibi, devrimci bir yapı ve disiplinli bir iç yaşam da kuramaz.
Sorumluluk, disiplin, görev, iş gibi değerlerin fazlaca önemsenmemesi (liberal gevşeklik) veya biçimsel (bürokratik dar kafalılık) kavranması; örgütün yetişmesi ve gelişmesi gereken kesimini parti işlerinin dışına çıkardığı gibi, onları örgütsüzleştirmekte ve parti yaşamına katılmalarını da baltalamaktadır. Kitleler karşısındaki sekterizmin bir biçimi de olan bu eğilimler, parti fonksiyoner ve görevlilerini örgütün kendisi haline getirirken; düz partilileri ve kendini partili ilan eden işçi ve gençlik çevrelerini sıradanlaşma ve kitleleşme ye zorlamaktadır. Oysa bu, enerji israfı olduğu gibi; sorumluluk, disiplin vb. değerlerin ö rgüt içinde yayılması ve partiye yönelen işçi ve genç güçlerin eğitiminin atlanması anlamına da geliyor.
Sorumluluk ve disiplin sorununun çözümü için, partiye katılan işçilerle sorumlulukları paylaşan örgütlerin başarılarına ve katettikleri mesafenin nedenlerine bakmak gerekiyor. Sorumlulukları paylaşan; örgüt biçimlerini, işçilerin sorumluluk almalarına ve görevlerini, içinde yer aldıkları grubun denetim altına almasını özellikle istemelerini teşvik edecek tarzda yenileyen organ ve örgütlerin deneyimleri özellikle dikkate değerdir. Ogular, örgütteki görev sorumluluğu ve iş disiplininin, ancak sorumluluğun işçilerle paylaşıldığı ve işlerin görevlilerce takip edildiği takdirde gelişeceğini göstermektedir.
Görev sorumluluğu ve iş disiplininin, burjuva particiliği alışkanlıklarını henüz atamamış ve girişkenliği henüz yeterince gelişmemiş olan işçinin örgütten dışlanmasının vesilesi olmadığı bilinmelidir. Örgütçü olmak ve örgüt kurmak, bugün sayısı açık hareketin düzeyi nedeniyle de az olmayan bu durumdaki işçiyi örgütlemekle özdeştir. Bakan görür; bunun nasıl yapılacağını, daha ileri ve girişken işçilerin işyerlerinde sorumluluk üstlenerek kurdukları parti örgütlerinin özellikleri ve yaptıkları işler göstermektedir. Buralarda, partiden yana ve partili olduğunu ilan eden işçilerin dışlanmadıkları; bunların yapabilecekleri işlerin bulunduğu, bu işleri yapmalarına yardım edildiği, bu iş ilişkisi yoluyla parti örgütünün bir unsuru haline geldikleri ve yeni biçimler içinde parti yaşamına katıldıkları görülmektedir. Bu türden işçiler, alan sorumlularının yaratıcılıkla bulduğu ilişki biçimleri (tek tek ilişki olabileceği gibi, bir iş için bir örgüt ve ilişki biçimi, başka bir iş için başka bir biçim de olabilir, kural olması gereken bu ilişkilerin en basit biçimde temel örgüte bağlanması olmalıdır.) içinde parti gruplarına bağlanmalı ve böylece, parti organları olabildiğince çok kişiyi kucaklayan ve olabildiğince çok kişiye iş yaptıran, gerçekten kitlesel nitelikli örgütler olarak çalışır hale gelmelidir.
Sayısı çok fazla olan bu kategorideki işçi ve emekçileri parti yaşamına katamamak, en azından işçilerin partisinin rolü ve varlık gerekçesini anlayamamak demektir. İşyeri sorumluları ve genel olarak örgütler görevlerini yerine getirdiğinde; uyanan, partiyi desteklediğini ve partili olduğunu ilan eden işçilerin hemen tümünün parti üyeliğinin (ki parti kitlesi genişledikçe kendini partili ilan eden, partiye yönelen bu tür öğeler de genişleyecek ve bunlar her zaman var olacaktır, bunlar arasında ve her alanda üye kaydı kesintisiz bir iş olarak görülmeli ve her alanda çevreyi genişleterek sürdürülmelidir.) gereklerini yerine getireceklerine, cesaretleneceklerine ve girişkenliklerini giderek artıracaklarına güvenmemek için bir neden yoktur.
Burjuva particiliği geleneğinin etkisi nedeniyle başta biraz çekingen olan işçinin girişkenliği, yaratıcılığı, sorumluluğu, disiplin anlayışı ve eğitimi eğer parti örgütlerinde değilse nerede gelişecektir? Sorumluluk ve disiplinin olduğu gibi, demokrasi, merkeziyetçilik, özeleştiri, adanma, paylaşma, dayanışma benzeri bütün parti ilke ve değerlerinin temel bulacağı ve tazeleneceği alan, açık ki sadece, sorumluluk ve iş üzerinde kurulan bu nitelikte örgütler olabilir.
Toparlarsak, işçilerin partisi, örgütleri ve çevrelerini, herhangi bir şekilde ve hatta alt organın üst organa, azınlığın çoğunluğa uyması ilkesiyle yetinen bir şekilde örgütleyemez. O, örgütlenmesinin çatısını kuran demokratik merkeziyetçilik ilkesini esas olarak, sınıfa ( ve partiye) karşı sorumluluk, yani görev sorumluluğu ve iş disiplini temeline oturtur. Fakat onun soru mluluğu, herhangi bir sonucu olmayan ve disiplini, bürokratik ve biçimsel kalan boş bir sorumluluk ve disiplin de değildir.
Bu sorumluluk ve disiplin, yukarıda belirtildiği gibi, işçi hareketini ve uyanan işçileri içine alan, ileri götüren, geliştiren ve devrimci bir örgütte örgüt l eyen bir sorumluluk ve disiplindir. Bu sorumluluk ve disiplin, örgütlerin işçi hareketine, somut olarak fabrikalara bağlanmasının güvencesi olduğu gibi, örgütünün çıkarını işçi sınıfının çıkar ve ihtiyaçlarından ayıran geleneğin etkisinin püsk ü rtülmesinin de yegane olanağıdır. Partinin şekilsiz bir yığın olmaktan çıkması; yapısı ve yaşamını yenilemesi ve örgütlü bir güce dönüşmesinin temel güvence ve koşullarından biri de sorumluluk ve iş disiplininin örgütteki egemenliğidir.
Yaşamın dönüşmesinin yöntemi eleştiri özeleştiri
Bir parti açısından eleştiri özeleştiri, hepimizin bildiği gibi, işçi hareketini geliştirmede ve onun içinde de kendini ve çalışmasını değiştirme, ileri götürme ve daha ileri bir mevziden yeniden inşa etmede vazgeçilmez bir silahtır. Devrimci işçi partisi, partinin örgütleri ve partili kişiler, kendilerini, kendi yaşam, eylem ve çalışmalarını eleştiri yolundan geliştirirler. Bu, işçi hareketi ve sosyalizm mücadelesinin gelişmesi ve ileri gitmesi açısından da böyledir. Bu eleştiri aslında, kendini eleştirmeden, özeleştiriden başka bir şey değildir.
Yukarıda, azınlığın çoğunluğa, alt organın üst organa, bütün örgütün merkez organa uyduğu bir parti yapısına; sorumluluk alanı içindeki işçi (genelde sınıf hareketinin ihtiyaç ve taleplerine) ve emekçi eyleminin hergünkü görevlerine dayandırılan; hesap verme hesap sorma mekanizması ile güvenceye alınan parti sorumluluğu ve iş disiplini tarafından karakterize edilen bir örgüt yaşamına özellikle dikkat çekilmişti. Eleştiri özeleştiri, işte böyle bir parti yapısı ve örgüt yaşamı oluşturmanın; aynı zamanda, partiyi daha ileri götürme ve örgütü daha da sağlamlaştırmanın, eleştirinin sonuç ve rmediği yerde organların zorlayıcı disiplini ile birlikte en temel yöntemidir.
Eleştiriyi, devrimci tarzda kullanan bir parti sadece, yaşantısını devrimcileştirme ve yenilmez bir savaş örgütüne dönüşme yoluna girmekle kalmaz; bunun önlenemez bir sonucu, yanı sıra bir görünümü olarak, ileri işçi ve gençlerin proleter devrimci militanlar ve yetenekli liderler olarak yetiştikleri ve bizzat yönettikleri bir okul olma olanağını da elde eder.
Böylesine hayati bir silah olmasına karşın, eleştiri ve özeleştirinin işçi partisinin saflarında gereğince kullanıldığı cesaretle söylenemez. Piyasa etkisinin en fazla tahrip ettiği ilkelerden biri eleştiri özeleştiri ilkesidir. Sosyalist akımlardaki yozlaşma ve çürüme (aynı zamanda uluslararası yenilgi) ile gündeme giren liberal bireyleşme ve kişileşme kampanyası, baştan beri vurgulanan örgüt ilkelerini tersyüz etmekle kalmamış, eleştiri ve özeleştiriyi de bozmuş, anlayış ve pratiği ile çürütmüştür. Eleştiri de pervasız ve imhacı ama, özeleştiride kaçkın ve bireyci olma; sınıfsal olana olduğu gibi, insani olana da düşman olan gelenek ve piyasanın anlayışı işte budur.
Bu kuşkusuz, sınıfa ve yoldaşlara karşı sorumluluğun, dayanışma ve paylaşmanın yerine, yıkıcı ve bireyci rekabetin, bir diğerini batırarak yükselmeyi öngören yuppi nin anlayış ve ahlakının geçirilmesine dayanır. Ve bu tutum açıktır ki, sosyalizm bir yana içinde yaşadığı topluma, hırstan (kendi düzeninin çıkarını görmeyecek kadar) gözü dönmüş sermayedarın gösterdiği sorumluluk kadar bile sorumluluk duym ayan bir tutumdur. Bırakın devrimci olmayı, insan olmaktan çıkma, bir tür çeteleşme anlamına gelir.
Pa rti yaşamı ve çalışmasının giderek daha iyileşmesinde, eleştiri özeleştirinin giderek daha etkili, daha iyi kullanılmasının rolü yadsınamaz. Buna karşın, bu silahı piyasa ölçüleri ne uydurma eğilimine dikkat çeken örnekler, bunda kötü niyet ve istismarın payı daha hafif de olsa, az değildir. Eleştiri özeleştirinin kötü kullanılışının bir biçimi tipik ve dikkate değerdir.
Eleştiri özeleştiri, organın veya kişinin kendini ve çalışmasını denetleme ve ileri götürm esinin düzenli kullanılan bir aracı değil de, genellikle zaaf, sorun ve çözüms.zlükler ort aya çıktıkça yeniden başlamak üzere kullanılıyor. Diyelim ki, çalışmada sorunlar ve başarısızlıklar oldu, yeniden başlanacak ; yeniden başlayacaklar eğer orada önceden çalışma yürüten kişi ve organlarsa, o zaman bu kişi ve organlar, genellikle pratik bir sonuç (istisnalar dışında) verm eyen özeleştiriler yaparlar; ki bu özeleştiri ler, çoğunlukla alışkanlıkla yapılan bozucu, çürütücü özeleştiri lerin bir türüdür. Çalışmaya yeniden başlayan kişi ve organlar, eğer oraya yeni gelmiş kişiler ve yeni kurulmuş organlarsa; o takdirde orada ortaya, daha önce çalışanlar sanki kendi partilerinin örgütleri ve kendi yoldaşları değilmiş gibi, önceden yapılmış çalışmayı ve önceki kazanımları mahkum etme anlamına da gelen bir eleştiri türü çıkar. Ki, bu eleştiri nin bireyci, inkarcı ve tasfiye eğilimli bir eleştiri olacağı son derece açıktır. Bu özeleştiri ve eleştiri türleri, birbirinin arka yüzüdür; her ikisi de, ideolojik olduğu kadar ahlaki bir zayıflığı da vurgularlar.
Kuşkusuz, eleştiri özeleştirinin burjuvaca ve sosyalizm piyasasından esinlenmiş kullanılışının daha özel biçimleri de vardır. Bir gereği olmadığı durumda ve yeri olmadığı halde (bazen gevzelik diye, bazen dedikodusunu yapmak için) arkadan veya uluorta eleştirme.. Eleştirildiğinde, eleştiriyi kabullenme, ama kötü g.d.lerle alttan alta koşul oluşturmaya, eleştirmiş olanın hesabını görmek üzere taraftar toplamaya ve çevre oluşturma ya soyunma ve bütün bunları örtülemek için de özeleştiriyi kullanma.. Kötü kullanılışının başka türlerine de değineceğimizi belirterek vurgulayalım ki, bu iki tür (ilki daha masum ama daha yaygın, ikincisi en çürümüşü ama seyrek görüleni) eleştiri özeleştiri , karşımıza, eleştiri özeleştirinin piyasa değerleri yle çürümesinin en tahrip edici biçimleri olarak çıkmaktadır.
Eleştirinin amacı, hata ve zayıflıkların azaltılması, kişilerin kazanılmasıdır. Yani amaç, eleştirilen kişi veya örgütün eleştiriyi kavrama koşullarının gözetilmesini; eleştiren kişi veya organların bu bakımdan da sorumluluk üstlenmesini, özel görevler yüklenmesini şart koşar. Ne var ki, kötü güdü ve masum hoyratlıklar doğrunun önünü sıkça kesebiliyor. Eleştiri , bazen doğrudan kişiyi yıkmayı, onu sırtına basılacak bir basamak haline getirmeyi hedefl eyen bir tarzda; bazen de kişiyi hedeflemediği halde, eleştiriyi anlamasına yardım edecek olgunluktan yoksun, eleştirinin anlaşılması ve özümsemesine olanak tanımayan bir biçimde kullanılabiliyor. Durum böyle olunca, yoldaşların zaaflarını görmesine yardım etme, çalışmadan öğrenme ve örgütü ileri götürme gibi ilkelerin sözde kalması elbette kaçınılamaz olacaktır.
Bazen özeleştiri nin daha farklı anlamsızlıklar içinde kullanıldığı da oluyor: Bir kişi ya da organın sık sık eleştirilmesi ve onun da, hiçbir ilerleme, değişim olmadığı halde durmadan özeleştiri yapması. Eleştiriyle karşılaşanın, özeleştiri yapma yerine karşı eleştiriye girişmesi veya özeleştiri sini karşı bir eleştiriyle g.ya dengelemesi .. yahut da, kişinin hep eleştirici olması, bütün sorumlulukları ortada olduğu halde asla özeleştiriye yanaşmaması gibi. Uzatmaya gerek yok; özeleştiri, hiçbir şeyi değiştirmediği halde sürekli tekrarlanıyorsa; ya da toptan redle kaçınılması bir yana, karşı eleştirel saldırıyla hafifletilmeye çalışılıyorsa, bu niçin özeleştiridir, anlaşılamazdır.
Özeleştiri, ilgilinin kendini, kendi çalışma ve eylemini eleştirmesidir; bir hata ya da bir zaafın ortaya çıktığı sırada değil, işlerin iyi gittiği dönemlerde ve esas olarak yaşamın her anında kullanılması gereken bir silahtır. Eğer ders çıkarılmak isteniliyorsa; bu ders, belli ki zaaf ve hatalardan, fakat bununla birlikte de doğru, devrimci ve başarılı pratikten de çıkarılabilir.
Eleştiri ve özeleştiri, yaşamı değiştirme ve kendini yenilemenin en etkili silahıdır; bir partinin yaşamında, böylesine etkili bir silahın, şu veya bu şekilde bozulmuş türleri hoşgörülebilirden daha fazla olabildiği takdirde, bu silahın o örgütte güvenilir bir silah olarak işlev görmesi olanaksızdır. Eğer, kitle mücadelesine en ileri mevziden katılmayı güvenceye alacak bir örgüt olmayı önüne alacaksa; işçi partisinin ilk görevlerinden biri, eleştiri özeleştiriyi yozlaştıran girişimlere izin vermeyecek bir çizgi ve tutumu benimsemek ve bunu örgütün de pratik olarak egemen kılmak olmalıdır.
Kim tarafından yapılırsa yapılsın, örgütteki eleştiri başka bir şeyi değil, çalışmanın ileri gitmesini; organların, kişilerin zayıflıklarını görmesini ve değiştirici, geliştirici bir özeleştiriye yönelmesini öngörebilir. Özeleştiri ise, ilgili organ ya da kişinin kendini, çalışmasını düzeltme, yenileme, daha ileri bir mevziden yeniden örgütleme yeteneği kazanması anlamına gelir ve ancak, özeleştiri yapanın (aynı zamanda özeleştiriyi alan tarafından) bizzat kendisi tarafından takip edilip derinleştirildiği zaman hedefine ulaşabilir. Piyasa anlayış ve değerleriyle bozuşmuş sözde eleştiri ve özeleştiri .. Bunları, ideolojik, aynı zamanda ahlaki zaaf olarak damgalamak gerekmektedir.
İşçilerin partisinde, eleştiri ve özeleştirinin işlevine giderek daha da yaklaştığı doğrudur. Buna karşın, örgütlerin enerjisini, güvenirliğini ve otoritesini tazelemek açısından; bu silahların kullanımındaki kötü alışkanlıkları, piyasa etkisinden gelen sorumsuzluğu, istismarı yok etmek; içtenlikli kullanımını güçlendirmek için m.cadele gereği asla yadsınamaz.
Sorumsuzluk, bireycilik ve rekabetçilik, hiçbir zaman bugün olduğu kadar kutsanamadı; hiçbir zaman bu ölçüde tahrip edici olamadı.. Devrim ve sosyalizm adına k u rulmuş, ama devrim ve sosyalizmi değil, onlar adına ikiyüzlülüğü, inançsızlığı, güvensizliği, karaktersizliği yücelten tarikatlar, hiçbir zaman bugün olduğu kadar pervasızlaşmadı. Eleştiri özeleştiri silahı, eğer verimlilikle kullanılamazsa; bir yanda kişiliksizlikle, öte yanda dar kafalı ilkellikle zehirlenmeye, boğulmaya çalışılan genç kuşak, nasıl olgunlaşacak ve ne yoldan karakter kazanacaktır? Son derece açıktır: Genç kuşaklar, sınıfa bağlanmayı, davaya adanmayı; açık yürekliliği, paylaşma ve dayanışma ruhunu, güvenilir karakter ve kişiliği; eleştiri özeleştiriyi devrimci tarzda kullanan bir örgüt ilişkisi içinde ve bu silahı kullanarak kazanacaklardır.
* Neresinden bakılırsa bakılsın, işçilerin partisi ve örgütlerinin, burada eleştirilen türden eleştiri ve özeleştiri den kurtulması gerekmektedir. Bunun başarılması çok zor değildir; zira ideolojik, moral, sınıfsal koşullar, örgüt ve kişilerin karakter şekillenişini olumlu yöne sev kedecek özellikler kazanarak geliştiği gibi; parti, giderek gerileyen bu türden girişimleri ideolojik ve ahlaki bir bozulma belirtisi olarak damgalayacak otoriteye de sahiptir. Ancak, bu yetmez ve başarı için eleştiri özeleştirinin kullanılışı ile ilgili genel inanç ve bilincin temelden değişmesi de gerekmektedir. Yani, eleştiri özeleştiri, açık çözümsüzlük ve başarısızlıktan sonra sığınılan saçak altı olmaktan çıkarılmalı; yaşamın, çalışmanın ve ilişkilerin bütün dönemlerini, esas olarak da zayıflıkların görünmediği iyi dönemleri kucaklayan değiştirici, ders, görev çıkarıcı ve olgunlaştırıcı bir silah olarak ele alan bir bilinçle kullanılmalıdır.
* Öte yandan, bu anlayış ve tutumla hareket ederken; tıpkı hareketin ve çalışmanın gidişatının olduğu gibi, yapılan eleştiri ve özeleştirinin somut sonuçlarını ve sürecin seyrini kesintisiz bir şekilde takip etmeyi gündelik bir görev haline getirmek de gerekmektedir. Eleştiri özeleştiri ile ilgili, her kişi ve her organa; hepsinden önce de yönetici organlara görev düştüğü ve bugünkü görevin de burada açık bir şekilde belirtilen görev olduğu görülemez değildir. Sınıf dışı ve piyasacı hastalıkların, eleştiri özeleştirisiz yenilemeyeceği; o olmadan sorumluluk, disiplin ve merkeziyetçiliğe dayanan devrimci bir parti yaşamının kurulamayacağı elbette bilinecek ve bu sorunla ilgili görevler de elbette sıkıca kavranacaktır. Sorumluluk, iş disiplini, parti karar ve çağrıları karşısındaki parti anlayışının daha da pekişmesi ve partinin iç yaşamındaki birlik ve disiplinin daha da derinleşmesi başka şekilde asla başarılamaz.
* Ayrıca, örgütün her alandaki sorumlu kişi ve organlarının, hem örgütle, kitlelerle ve işleriyle; hem de kendi aralarındaki ilişkilerde eleştiri özeleştiriyi kullanma biçimleri özellikle önem taşımaktadır. Eleştiri özeleştiri, eğer görev sorumluluğu ve iş disiplini çerçevesi içinde; yani eleştirinin artık işe yaramadığı ve sonuç vermediği durumlarda, sonuçsuz özeleştirilerle oyalanma yerine, kararlı merkeziyetçilik ve disiplin kuralları ile hareket edilmesi gerekir. Örgütün görevliler ve yöneticiler kitlesi, eleştiri özeleştiriyi devrimci şekilde kullanmada, genç taze güçlere ve herkese örnek olmalıdır.
Bütün bu vurgulananlardan çıkan şey şudur ki, işçilerin partisinin; sorumluluk ve iş disiplini temeline oturmuş, demokratik merkeziyetçiliğin pratik olarak geçerli olduğu bir parti yapısı oluşturması ve gerçekten örgütlü bir g.ce dönüşmesinin en önemli araçlarından biri de, değeri örgütte anlaşılan ve devrimci bir şekilde kullanılan eleştiri ve özeleştiridir. Kendi çıkarlarını, işçi sınıfının ve halkın üstüne çıkaran akımın yarattığı geleneğin tasfi yesi ve yeni bir geleneğin yaratılması ancak, belli ilkesel zorunluluklar temelinde kurulan ve eleştiri ve özeleştiriyi kendi yaşamı ve ilişkilerinin gelişmesinin yöntemi yapan bir örgüt sayesinde başarılabilir. Bir tutum ve bilinç değişimi olduğunda, yanlış anlayışa ve istismara dayanan sözde kullanımlar güç kaybedeceği gibi; devrimci eleştiri daha güçlenecek, daha verimli hale gelecek; böylece de zaaf, hata ve hastalıkları kökten tasfiye etmek kolaylaşacaktır.
Bütün örgütün, her yönüyle sınıfa;
organların sınıfa olduğu kadar birbirlerine bağlanması ve
devrimci sorumluluk ve disiplinin egemen olması zorunludur. Ve
bu ancak, eleştirilmekten ve özeleştiriden korkmayan, aksine
gerçek eleştiri özeleştiriden kaçmanın örgütteki
belirtilerine karşı savaş açan ve bu silahı gelişmenin bir
aracı olarak kullanmayı bilen bir tutumla başarılabilir. Örgütsel,
moral ve ahlaki değerlerin; aynı şekilde, örgütün ve kişilerin
politik örgütsel yeteneklerinin serpilip gelişmesi de, eleştiri
özeleştirinin örgüt yaşamı ve ilişkisinin düzenleyici
ilkelerinden biri olmasıyla olanaklıdır. Devrimci eleştiri özeleştirinin
örgüte egemen olması; örgütün devrimci, aynı zamanda işçi
örgütü olarak dönüşmesinin bir zorunluluğudur.
Siyasal ve teorik eğitim sorunu
İşçi sınıfının partisi, insanlığın bugüne kadar yarattığı
en ileri teori üzerinde kurulmuştur. Bu teori ona, salt bir
siyasal yetenek kazandırmakla kalmaz; tarihsel olarak birikmiş
ileri kültürü özümseme, eleşt i rme, kendi k.ltürünü bütün
unsur ve bütün yönleriyle (5) olusturma olanağı da sunar.
İşçi sınıfı ve partisi, son yüzelli yıldan bu yana; bilim
ve sanatın ve insani ilerici kültürün toplumdaki en tutarlı
savunucusu ve temsilcisidir. Bu nedenledir ki, işçi partisi en
ileri bilgi ve kültür ürünlerinin paylaşıldığı, tartışıldığı,
eleştirildiği ve yeniden üretildiği bir okul özelliği de gösterir.
Öte yandan, parti çizgisinin yaşama geçirilmesi, sermaye ve partileri ile her alanda kesin bir mücadeleyi gerektirir; bu mücadele ise, parti örgütü ve kadrolarının parti çizgisini yaşama geçirecek ve bu mücadelenin gereklerini yerine getirecek bir k.ltürel ve siyasal seviye kazanmalarını zorunlu kılar. Partinin, kadroların yetişmesi görevi karşısındaki tutumu ise; kendini öncelikle, genel olarak bilgi, özel olarak da teori, bilim, sanat karşısındaki tutumunda; çalışması ve yaşamında bilgi ve kültürün tuttuğu yerde; bilgi, kültür, deneyim ve özdeneyim ilişkisine verdiği değerde açıkça yansır.
Parti örgütü ve örgütün her kademedeki örgütleyicileri, parti çizgisi düzeyinde yetişmiş ve çok yönlü gelişmiş örgüt ve kişiler olmalıdırlar. Aksi takdirde, çizgi bir kez oluştuktan sonra artık tayin edici olan kadroların, o çizgiyi uygulamaları bir yana anlamaları dahi olanaksız olacaktır. Oysa, bir partinin gelişmesi ve işçilerle birleşmesinde kadroların rolü öylesine hayatidir ki; bu rol onların, belli bir çizgiyi uygulamaları, kitlelerin eyleminde maddi bir g.ce dönüştürmeleriyle sınırlı kalmaz; çizginin pratik içinde denenmesi, sınanması ve yeniden oluşturulmasına katılmalarını da gerekli kılar.
Parti örgütünde kültürel ve teorik düzeyin yükseltilmesi zorunludur. Bu, örgütün ve kadroların siyasal mücadele yeteneği kazanması için gerekli olduğu gibi, ideolojik seviyenin yükselmesi ve niteliğin pekişmesi için de gereklidir. Öte yandan, teorik ve k.ltürel alandaki eğitim ve mücadelenin, politik eğitim ve mücadeleye bağlanması zorunludur. Zira teori ve k.ltürün ancak, politikadan yaklaşıldığında anlaşıldığı ve anlam kazandığı bir gerçek olduğu gibi; bunların, ideolojik gelişme ve sağlamlaşmaya hizmet etmeleri ve politik mücadelenin gelişmesinin unsuru olmaları da bu yoldan olanaklı olabilir.
Teorik ve siyasal eğitim, işçi partisinin içinde bulunduğu mücadelenin (politikanın) ve yaşamın canlı sorunları üzerine oturduğu ve onlara bağlandığı oranda anlamlı olabilir. Siyasal ve teorik eğitim, işçi partisinin yaşamının bir parçasıdır. Ayrıca, her ne kadar pratikte bilinmiyor gibi görünse de, siyasal eğitimin, parti yaşamının bir parçası olmasının nedeni bilinemez değildir.
Uyanan ve örgütlenen işçinin, yaşam ve kurtuluş koşullarını ve sezgi yoluyla hissettiği amacını açık seçik görmesi; parti fonksiyoner ve görevlilerinin (uyanan işçilerin de), sınıfın amacıyla birlikte sermayenin saldırılarını püskürtme, onu safdışı bırakma ve amaca ulaşmanın gerektirdiği siyasal ve örgütsel yeteneği kazanması zorunluluğu, partideki eğitimin nedenlerini oluşturur. Ayrıca eğitim, kendi başına bir anlam taşımaz ve tek başına bir şey değildir. İşçinin verili bilgi ve bilincinin, sermayeyi yıkma, iktidarı ele geçirme ve sınıfları kaldırma bilgi ve bilincine genişlemesi, ancak hergünk. mücadele içinde ve özden eyim yoluyla olanaklıdır; dolayısıyla da eğitim çalışması ancak, sınıfın hergünkü canlı mücadelesine bağlandığında anlam kazanabilir. Öte yandan, amacı belli, sistematik olarak yapılan ve kararlı bir iş disipliniyle desteklenen bir eğitim olmadan özdeneyim olanaksızdır.
Teorik ve siyasal eğitim, böylesine önemli bir sorun olduğuna göre; işçilerin partisi bu bakımdan ne durumdadır ve eğitim sorununu nasıl ele almaktadır? Görüldüğü kadarıyla, teorik ve siyasal eğitim sorunu, her zaman tartışılan, önemine hep dikkat çekilen, fakat fazlaca da ileri gidilem eyen bir sorun durumundadır. Bu neden böyle olmaktadır? Bunda, toplumun pervasız bir abluka ile zorlandığı depolitizasyon un bir rolü olduğu gibi, sorunun yanlış ele alınışının yol açtığı sonuçlar ve çeşitli girişimlerin getirdiği da belli bir rol oynamıştır, denilebilir. Ayrıca, eğitimin ihtiyaçtan doğduğu; kimi örgüt çevrelerinin, çoğu zaman mücadelenin dışında kalmasının, eğitime duyulan ihtiyacın zayıflaması nda bir rol oynayacağı da dikkate alınmalıdır.
Fakat, nedeni ne olursa olsun, bir gerçek var ki, bu görmezden gelinemez. Okuma, inceleme, öğrenme çabaları olması ger e kenden çok daha zayıftır. Sol'da, kulaktan dolma bilgi ile yetinme ve genel geçer formüllerin tekrarı ile idare etme tutumu adeta hakimdir. Genel olarak toplumdaki, özel olarak da sol piyasa daki bu durum, kendini işçi kamuoyunda ve işçilerin partisi saflarında da hissettirmektedir. Veriler somut ve ortada: Sol edebiyatın düzenli düzensiz bütün ürünleri işçilerin partisi saflarında tüketilse bile, zorla kabul edebileceğimiz bu olgu burada altı çizilen gerçeği değiştiremez.
Kısaca söylenirse; kulaktan duyma yla ve genel geçerle idare etme, yüzeyselleşmeyi ve zihnin hayatın dışında kalmasını getirir; bilgisizliğin, cehaletin meşrulaşmasına ve deneyimsizliğin sonsuzca devam etmesine yol açar. Oysa bilgisizlik, cehalet ve deneyimsizliğe mahkum olma, politikada; en azından önünü görememe, gidişatı anlamama, yenilgiyi ve politika dışı kalmayı baştan kabullenme demektir. İşçi sınıfı, her ne kadar bilgisizliğe, cehalete ve çürümeye mahkum edilmiş bir sınıf olsa da, bu kararı veren serm aye sınıfıdır ve o hiçbir şekilde sermayenin kararlarına uymak zorunda değildir.
Sözün kısası, işçilerin partisi işte bu ve yukarıda ort aya konulan nedenlerle, siyasal ve teorik eğitime özel bir önem vermek zorundadır. Öte yandan, k.ltür olmadan; ileri işçi kitlesinin ve parti örgütlerinin k.ltürel düzeyinin gelişmesi için özel çaba harcamadan başarılı bir eğitim çalışması yapılamayacağını da bilmek gerekmektedir. Kültürel gelişme olmadan, örgütlerin köklü bir siyasal ve ideolojik eğitim görmeleri; mücadelede deneyim biriktirmeleri, marksist bir formasyon kazanma ve geliştirmeleri olanaksızdır.
İşçilerin partisi eğer, kitlesini genişleyen oranlar içinde örgütleyecek ve gerçek bir parti yaşamı oluşturacaksa; siyasal ve teorik eğitim, bu partinin yaşamının ve günlük bir parçası olmak zorundadır. Kuşkusuz, kimse eğitim çalışmasına karşı değil; hiç kimse k.ltür zayıflığının, teorik ve siyasal geriliğin; bunların yol açtığı darlıkların, deneyimsizliğin, ilkelliğin vs. sürmesi ve partiyi tahrip etmesinden yana değildir. Herkesin, yararlı ve sistematik olarak yapılan bir eğitim çalışmasından yana olduğu ve bunu hayata geçirme girişimlerinin giderek daha da arttığı bir olgudur. Burada önemli olan şu ki, sorunun yanlış ele alınışından kaçınmayı artık başarmak gerekmektedir. Bu, gereklidir; zira sorunu her yanlış ele alış, örgütün günlük mücadeleden uzaklaşması yönünde bir rol oynadığı gibi; girişimdeki her başarısızlık, yeni girişimlerden daha çok kaçınmaya da yol açmaktadır.
Teorik ve siyasal eğitim çalışmasının ele alınışınıdaki yanlış nerede ortaya çıkıyor? Bu kendini esas olarak, eğitimle kişi (kişiyle görevi ve işi) arasındaki ilişkinin kavranışında göstermektedir. Ki bu ister istemez, yapılacak eğitim çalışmasının (içerik olarak) somut canlı hayattan uzaklaşması ve yüzeysel ölü akademizme hapsolmasına da neden olmaktadır. Eğitimi, kişinin sınıf mücadelesine katılmasından koparmak; parti görevi ile eğitim arasındaki parelelliği ve doğal ilişkiyi tahrip etmek, koparmak olduğu gibi; parti eğitimi sorununu pedegojik bir soruna indirgemek anlamına da gelmektedir.
Eğitimin, örgütteki bu yanlış ele alınışı; part i ye yeni katılmış öğeler için, önce biraz eğitilmeleri gerekçesiyle görev ve sorumluluk vermemede; görevliler için ise, yürüttükleri görevlerden kopuk bir şekilde yeni katılan öğelerle aynı eğitimi g ö rmeleri veya gündelik görevlerin yerine geçen ve ölü, yüzeysel akademizme eğilimi teşvik anlamına gelen eğitimde açıkça görülür. Bu türden kaba görünt.ler, bugün fazlaca olmamakla birlikte, bir geriye bakıldığında, bunların yarın için de bir tehdit oluşturduğu rahatça görülebilir.
Partinin kitleler arasındaki çalışması, özünde kitlelerin aydınlanması, kendi den eyleri üzerinden eğitimi çalışmasından başka bir şey değildir. Kitlelerin aydınlanması ve eğitimi (kuşkusuz örgütlenmesi) için mücadele eden örgüt ve kişi, kendi eğitimini bu mücadele içinde, mücadelede edindikleri özdeneyim ve kollektif tarihsel deneyime dayanarak tamamlar. Parti içindeki eğitim çalışması, bu temele oturduğu sürece; kitlelerin eğitiminin temel bir yönü ve belli ki merkezi halkası olarak ele alındığı sürece başarılı olabilir.
Eğitim çalışması, açık ki örgütte kollektif olarak yürütülmesi gereken bir çalışmadır. Herkes okusun, kendini yetiştirsin denilemez; çünk. eğitim çalışması, ezbere ve rastgele yapılan bir çalışma değildir; gerekçesini, parti çizgi, çağrı ve kararlarının derinlemesine kavranması ve parti örgütündeki eylem ve irade birliğinin bilinçli bir birlik olarak pekişmesinde bulur. Parti üye ve kadrolarının girişkenliklerinin, yaratıcı yeteneklerinin gelişmesi; parti çalışmasının zengin, verimli bir çalışmaya dönüşmesi; parti kitlesi ve örgütünün, sınıf mücadelesinde yolunu şaşırmadan ilerleyebileceği tecrübeyi edinmesi ve biriktirmesini güvenceye alacak bir k.ltür ve bilinçle donanması, eğitim çalışmasının temel amacıdır. O halde eğitim çalışması, örgütde ortak amaca yönelmiş kollektif bir çalışmadır. Bireysel okuma ve inceleme ise, eğitim çalışmasının her devrimci kişiye kazandırm ayı amaç edindiği; ama aynı zamanda parti yaşamı ve parti eğitiminin dayandığı ve her parti .yesi ve örgütün her kademedeki her görevli kişisinden talep ettiği bir özellik olmalıdır.
Bunlardan çıkan şudur ki, örgütteki eğitim sorunu aslında görevlendirme, yani kişiye iş verme (gerçek bir örgüt olma ve enerjiyi tam olarak kullanma da budur) sorunudur. Bu yol izlendiği ve başarıldığında; kimin hangi bilgiye neden ihtiyacı var sorusu, herkes için (özellikle de eğitimi görecek için) açık olacağı gibi; işçilerin ve fonksiyonerlerin kullanılabilir bilgilerinin genişlemesi, bilinçlerinin pekişmesi; mücadele içinde deneyim kazanma ve pişmeleri olanağı bulunmuş da olacaktır. Bütün bu söylenenler nereye varıyor, bu açıktır. Örgütteki eğitim çalışması, politik durumun gündem yaptığı; pratik parti çalışmasının üzerinde geliştiği, sorun olarak ortaya çıkardığı konular temeline oturmalı ve gündelik mücadelenin eğitici, örgütleyici aracı olan kitle yayın organları eğitim çalışmasının temel materyali haline gelmelidir.
Buna karşın, kitle yayın organları, eğitim çalışmasının tek materyali olarak kuşkusuz kalmamalı; aksine materyaller, başta teorik ve kültürel organlar ve Marksizm-Leninizm’in klasikleri olmak üzere edebi ve bilimsel eserlere kadar genişletilmelidir. Başta klasikler olmak üzere, bilimsel, sanatsal ve edebi eserler kullanılmadığında; hareketi bütün yönleriyle anlamanın olanaksız olacağı ve dar deneyin sınırının fazlaca aşılamayacağı son derece açıktır.
Örgüt içi eğitimin kesintisiz bir şekilde ve amaca uygun yürüt.lmesi önem taşımaktadır. Ertelemeler ve amaçtan kopuk bir eğitim günlük mücadeleye katılıma zarar verdiği gibi, eğitimin inandırıcılığını da zedelemeketedir. Ciddi ve işlevine uygun bir eğitim çalışması için; yukarıda ortaya konulan öneri, eleştiri ve gör.şlerin yanı sıra, aşağıda vurgulananlar da önem taşırlar.
İlkin, merkezini örgüt içi ve çevresindeki eğitim oluşturan propaganada çalışması herhangi bir şekilde yürüt.lemez. Propaganda, en hazırlıklı olanlarca ve profesyonelce yürütülmelidir. Propaganda işi (6), bugün merkezi ve yerel düzeyde tam profesyonel bir iş olarak ortaya çıkarken; temel (işyeri, fabrika ve mahalle vs.) örgüt ve gruplarda, merkezi ve yerel propaganda aygıtlarıyla koordineli (profesyonelce) yürüt.len ve temel örgüt büyüyüp geliştikçe profesyonelleşen, giderek bir aygıtla yerine getirilen bir iş olarak kendini gösterir. Temel örgütlerin (ileri işçiler arasındaki propagandayı bir yana bırakıyoruz) eğitim çalışması; bir yandan kendilerinin (temel örgütün yönetici grubu), öte yandan partiye henüz katılan, katılma eğiliminde olan ve çevreye gelen işçilerin eğitimini içerir. Profesyonel propaganda aygıtlarının eğitim çalışması ise, temel örgütlerin bütün propaganda işlerini hazırlamanın yanı sıra; esas olarak propagandacıların ve her kademeden parti ve gençlik görevlilerinin eğitimini üstlenen ve yerine getiren bir çalışma olmalıdır.
İkincisi, propaganda çalışması, yukarıda vurgulananlardan da anlaşılacağı gibi, çağrıya kim katılıyorsa, kim ilgi gösteriyorsa ve kim ihtiyaç duyuyorsa t.münü bir araya getiren topluluklarla yapılacak bir iş değildir. Bu kaçınılamaz olarak, geçmişte de görüldüğü gibi; parti işini, işyeri temelindeki grup ve örgütleri tasfiye etmeye ; grup ve örgütlerdeki ileri öğelerin geri itilmesine ve geriden gelen öğelerden kopulmasına yol açmaktadır. Eğitim çalışmasını amacına uygun yürütme ve başarı için kat egoriler oluşturma zorunludur. Eğitim çalışması, temel örgütlerin yaşamının bir parçasıdır; politik hayata yeni uyanan, partiye katılan ve partili olduğunu ilan eden işçilerin eğitimi esas olarak gruplarında yürüt.lmelidir. Temel örgütlerin sorumlu ve komiteleri ve daha genel ve özel alanlardaki görevliler ortak bir (bazen ayrı ayrı) kategori oluşturmalı ve bu bölümün eğitimi, merkezi ve yerel propaganda organları ve görevlilerince bu kategoriler üzerinden yürütülmelidir. Ayrıca, bölgelerde profesyonel propagandacı topluluklarının yetişmesi; bunların propaganda büro ve grupları olarak örgütlenmesi; materyal hazırlama ve örgütteki eğitim işini yürütürken, temel örgüt propagandacılarının (başka bir kategori) yetiştirilmesi özel önem arzeder.
Eğitim çalışmasının amacına ulaşması için diğer şeylerle birlikte bu iki nokta önem taşımaktadır. Her şey bir yana, yaşananlar bunu göstermektedir. Ayrıca, örgütteki araçlarını oluşturmak ve geliştirmek de eğitimin başka bir sorunu durumundadır. Parti örgütünde, okumayı özellikle teşvik eden bir ortamın yaratılması gerekmektedir. Olağan toplantıların yanı sıra, karşılaşılan pratik problemlerle ilgili olarak kitle organları, teorik organlar ve klasik parçaların okunup (organların hazırlanması ve dağıtımına istikrarlı katılma, okumanın teşvik bulmasının en etkili biçimi olduğunu dışlamadan) tartışıldığı okuma ve tartışma toplantıları ihdas etmek bir yöntem olabilir. Gene aynı şekilde, işçi gruplarının, o rtak kitaplıklar kurmaları ve kollektif denetim yöntemiyle kullanmaları başka yönden olumlu bir rol oynayabilir. Ayrıca, günlük mücadeleyi, k.ltür ve sanat cephesindeki mücadeleyle (7) güçlendirmek; sanat ve edebiyatı, ileri işçilerin yaşamının bir parçası haline getirecek bir çalışma yapmak olduğu gibi, örgütteki okuma ve inceleme arzusunu güçlendirici etkili bir silahı örgütlerin eline vermek de olacaktır.
Ezbere dayanan ve hazırlopçu luğu özendiren bir çalışma eğitim çalışması olamaz. Eğitim çalışması, eğitimin konusu olan sorunun önemli noktalarını özellikle aydınlatmakla birlikte; eğitim gören topluluğun okuma ve araştırma güdüleri ve yaratıcı yeteneklerinin gelişmesini teşvik eden; aynı zamanda, inceleme ve öğrenmeye materyal sunan bir çalışma olmalıdır. Eğitim, gözlerimi kaparım vazifemi yaparım gibi bir tutum ve reçetecilik ile yürüt.lemez; pratik yarara bağlanma ve kişinin yaratıcılığını geliştirme ile başarıya ulaşacak bir sorundur. Eğitim gören topluluğun ihtiyaçlarına bağlanma; yaşamını ve ruh halini anlama, tartışmaya teşvik etme, kafalarında beliren soruları deşme ve yanıtlar bulmalarına yardım yolu, basmakalıp, genel geçerden kurtulma ve işlevli bilgiyi anlama ve öğrenmenin tek yoludur.
Basmakalıp ve genelgeçer bilgi , yaratıcı yeteneğin d.şmanı; zihinsel tembelliğin ve canlı hayatın (ve mücadelenin) dışında kalmanın saçak altıdır. Geleneksel sözde militanın eğitim ve bilgi karşısındaki konumu diğer sorunlarda olduğu gibi ikilidir: Bir yanda, genel geçer bilgi ile yetinme ve hayata basmakalıp sözlerle m.dahale ; öte yanda bilgiyi akademik bir tatmin aracı haline getirerek yüzeyselleştirme, yaşamdan koparma ve kopma. Türkiye solunun yetmiş yıldan bu yanaki en önemli özelliklerinden biri bu olmuştur.
Her iki sapma ve eğilimden de kaçınmak; bilgiyi, yaşamı ve dünyayı değiştirmenin bir ürünü, biçimi ve kaldıracı olarak ele almak; partideki eğitim çalışmasını bu anlayış temelinde planlamak ve yürütmek gerekiyor. Hepimiz biliriz: en iyi okul kitle mücadelesi okulu ve en iyi eğitimci kitlelerdir; buralardan kopmak, canlı, hayatı dönüştüren bilgiyi inkar etmek olduğu gibi; siyasal başarısızlığa ve ideolojik çöküntüye mahkum olmak da demektir.
Kitle mücadelesi içinde, bizzat bu mücadeleyi örgütlemek ve sorunlarını çözmek üzere; kültürel ve teorik bakımdan gelişmek, Marksizm-Leninizm'i eylem kılavuzu olarak kullanmayı öğrenmek ve mücadele içinde olanların öğrenmesi ve anlaması için kesintisiz olarak çalışmak bir zorunluluktur. Bir mücadele örgütü ve aynı zamanda bir okul olarak şekillenme kavgası, teorik ve siyasal eğitim çalışmasının örgütün yaşamının bir parçası olması ve örgütün hergünkü mücadelesinin bir yönü haline gelmesi ile doğrudan bağlıdır.
Değişimin dinamikleri, çizgisi, başarı koşulu
Parti örgütünün, demokratik merke ziyetçi ilkeler temelinde şekillenmesi; görev sorumluluğu ve iş disiplininin, onun bu şekillenmesinin temeli olması; eleştiri özeleştirinin, örgüt ve çalışmasının ileri gitmesinin bir silahı olarak ayakları üzerine oturması; teorik ve siyasal eğitimin örgütün yaşamı ve iç çalışmasının kesintisiz gelişen dönüştürücü unsuru haline gelmesi.. Geleneksel sınıf dışı sosyalizm in ve çürümüş piyasanın yarattığı anlayış ve alışkanlıkların yıkılması; yeni bolşevik çalışma ve örgüt tarzının inşası ve bu tarzın işçi ve aydın kamuoyunda bir çalışma tarzı okulu olarak kabul görmesi..Önceki söylediklerimize göre daha bir ayrıntıyla belirtecek olursak, işçi partisinin üstlenmesi gereken görevlerin bu içerikle şekillendiği söylenebilir.
Tabii ki, bu noktada akıllara bir soru takılabilir. İşçilerin partisi, bu hedeflerin ve önündeki engellerin gündem yaptığı görevleri yerine getirecek yetenek ve olanaklara sahip midir? Bu soruya olumsuz, karamsar bir yanıt ve rmek, bizim için açık ki körce, belki de aptalca bir şey olurdu. Birçok sorunun, sorun olmaktan çıkmasına yol açacak ve zaaflara neden olan olguları irdelerken hareket noktası olabilecek iki şeye dikkat çekmekle yetineceğiz.
Bunlardan ilki, yazıya girerken vurgulanmış, geniş olarak epeyce tartışılmıştı. Sınıfı, halkı ve kitle hareketini örgütünün ihtiyaçlarını karşılamanın vesilesi gören sosyalist geleneğe karşı mücadeleyi, örgütün işçileşmesini ve çalışmasını tahrip eden en önemli zaaf ve hatalara karşı saldırının çıkış noktası ve hareket mevzisi yapmak gerektiğinden söz ediyoruz. Başta yönetici organlar olmak üzere parti örgütleri, hergünkü gündemlerini; politik yaşamın, sınıfların karşılıklı çatışmasının ve işçi hareketinin durumu ve sorunlarına; çalışma ve eylemlerini ve örgütü sınıfa ve somut olarak işyerleri ve fabrikalara bağlama perspektif ve tutumu (bunlar başaşağı çevrili) ile hareket etmek; hiç olmazsa bazı anlayış ve reflekslerin oluşumu ve bir ölçüde gelişmesi başarılıncaya kadarki sürede, bu perspektif ve tutumun kılavuzluğu ile kendilerini sürekli denetlemek zorundadırlar.
Bu zorunludur; çünkü yıkılması gereken gelenek ve tasfi ye edilmesi gereken sosyalist piyasa, sınıfı ve hareketini sınıf dışı örgüte tabi kılma anlayış ve pratiğinin yarattığı bir gelenek ve piyasa olduğu gibi; sadece politik akımları değil, eğitim g ö rm.ş kuşakları, onların anlayışlarını, k.ltürel yapılarını ve bugüne gelen kültürel birikimi de güdükleştirici ve yarımlaştırıcı tarzda etkilemiş köklü (6) bir gelenektir. Bir yandan, örgütü kitlelerden koparan karakteri; öte yandan, gelişmiş ve toplumsal-siyasal tarihe çok yönlü sızmış bir birikim üzerinde şekillenmiş olması nedeniyledir ki, bu geleneğin örgütün yaşamı ve eylemi üzerindeki etkisine karşı mücadele asla sıradan ve olağan bir mücadele olarak ele alınamaz ve alınmamalıdır.
Bu mücadele, bir yandan, sınıflar arasındaki çatışmanın (ve işçi hareketinin) hergünkü sorunlarına ilgiyi artıracak ve örgütün bu sorunlara bağlanmasını güçlendirecek platform ve mevziyi özel olarak tevşik eden; öte yandan, hem mücadelenin bu platform ve mevzi üzerinde gelişmesini, hem de proleter olanı güçlendiren deneylerin ne kadar biriktiğini ve devrimci anlayış ve reflekslerin ne kadar geliştiğini sürekli denetleyen bir tutumla başarılabilecek bir mücadeledir. Sıradan sorunlara gösterilen ilgi ile bu mücadelenin üstesinden gelinem eyeceği açıktır. İşçi hareketi bir yönde gelişirken, esinini sınıf dışı sosyalizm geleneğinden almış grupların, on yıllarca başka yöne gitmiş olmalarının bir rastlantı olmadığı unutulmamalıdır.
Hareket noktası ve başarının güve ncesi olacak şeylerden ikincisi ise, örgütte m eydana gelen dinamikler ve mücadele yöntemleri ile ilgilidir. Çalışma, bir çok yerde dayanılması, geliştirilmesi gereken çalışma ve örgütleme biçimleri çıkardığı gibi; parti bilgi ve deneyimine de dayanan ama aynı zamanda hareketin sorunlarını kendi sınıf kavrayışıyla gören, anlayan ve gereğini gene kendine özgü görgü ve özgünlükle yerine getiren özellikleriyle sivrilen bilinçli işçi militan tipleri de çıkarmaktadır. Daha da önemlisi şudur ki, kitlesel fabrika örgütleri, gelecekteki bir hedef olmaktan çıkmakta ve bugünün olgusuna dönüşmektedir; şu veya bu fabrika ya da işyerinde, kitlesel özellik kazanmış parti örgütleri kurma; sorumluluk ve iş disiplini (elbette kitlevi karakterine uygun) üzerinde kurulmuş devrimci kitlesel örgütlerin deneyimini edinme ve ortaya çıkan olumlu sonuçları gelişen örnekler olarak öteki alanlara yayma ve maletme bugün gündemdedir.
Surada burada ortaya çıkan yeni olumlu çalışma, ilişki, örgütlenme ve eylem biçimleri; bu biçimlerin ort aya çıkışını hazırl ayan ve gelişmesinin unsuru olan yeni insan tiplerinin olumlu özellikleri; mevcut ölçülere göre kitlevi karakter taşıyan örgütlerin örgütlenme deneyimi; ve hemen bütün örgütlerin yaşamı, ilişkileri, çalışma ve eyleminde giderek daha da artan olumlu devrimci ve proleter nitelikler vs.; çizgisini, deneyimini ve birikmiş olan tecrübeyi bir yana bırakarak söylersek bunlar, işçilerin partisinin (kuşkusuz hareketin dinamikleriyle birlikte) dinamikleridir. Bunlar aynı zamanda, parti saflarındaki sınıf dışı ve piyasacı etkiye karşı mücadeledeki sıçrama noktaları; savaş mevzileri, olanaklar, dayanaklar.. durumundadırlar.
Kısaca söylenirse, organları ve örgüt l eri, yeni güçlerle tazeler, genişletir ve gerçek işçi örgütleri olarak yeniden inşa ederken; gündemi ve çalışmayı, harekete ve işyerlerine bağlama perspektif ve tutumuyla hareket etmenin yanı sıra; sınıfın ve örgütün canlı dinamiklerine dayanma, olumlu örnekleri yayma; örgüte, kendine ve çalışm aya pratik olarak maletme, örnek alma ve öğrenme yöntemine baş vurarak m.cadele etmek gerekli ve zorunludur.
Hareketi ve işçileri partiye değil, part iyi harekete ve işçilere bağlama perspektif ve tutumuyla hareket etme.. Hareketin ve örgütün dinamiklerine dayanma, olumlu yeni örnekleri yayma, maletme yöntemine sarılarak mücadele etme.. bu perspektif, tutum ve yöntem, işçi hareketi ve parti örgütlerinin, geleneğin ve piyasanın tahribatına karşı mücadeledeki bir silahı olmakla kalmayacak; hareketi iktidarsız kılan başka bir sapmanın yıkılması, yeni bir hareketin ve bolşevik okulun inşasınının bir dayanağı da olacaktır.
Aşılacak bu sapmanın ne olduğu tahmin edilebilir. Tarihin gösterdiği gibi, yetmiş yıldır sosyalizm adına çıkmış ve gelenek yaratmış akımlar, örgütlerini çok iyi örgütlemişler ve çok iyi yönetmişlerdir. Ama bunların küçük , belkide önemsiz bir kusurları olmuştur: örgütlerini iyi yönetmişler, fakat ne var ki hareketi, iyi bir yana kötü de olsa, örgütleyip yönetmemişlerdir. Ve bu, sınıf dışı gelenek ve piyasanın temsil ettiği okulun en önemli özelliği olmuştur.
İşçilerin partisi, geçmişe egemen olmuş olanı tersine döndür.p hareketin yönetimini başarırken; örgütün kurulması, örgütlenmesi ve yönetilmesini, işçi hareketinin örgütlenmesi ve yönetilmsinin aracı, yöntemi ve biçimi haline getirecek olan yeni bir okulun temsilcisi olmayı da bilecektir. Örgütün yöneticisi olarak değil, kitlelerin örgütleyicisi olarak çalışmak; örgütü, hareketi örgütleme ve yönetmenin zorunlu biçimi haline getirmek; bu, sınıf dışı sosyalizmle proleter sosyalizminin ayrım noktalarından biri de olmalıdır.
Örgüt kurma ve yönetme işi
Bir örgütün kuruluşu ve çalışmasında, pratik yönetim, yönetme yöntem ve tarzı da izlenen çizgi kadar önem taşır. Yani, örgütün sorumlu ve yönetici bölümü, (8) kapsayıcı ortak bir örgütleme ve yönetme anlayış ve tutumuyla hareket etmek zorundadır. Zira bu, örgütün doğru sev kedilişi ve çalışmanın verimlilikle yönetilmesinin yanı sıra, ortak bir yönetim tecrübesi ve ortak bir örgütleme ve çalışma tarzı oluşumu açısından da gereklidir.
Yönetici, sorumlu organ ve kişilerin, gerçek yönetim organları ve örgütçüler olarak hareket etmeyi başarmaları için; olay ve olgulara ve örgütün çalışmasının sorunlarına, ülkedeki ve dünyadaki mücadelenin, kitle hareketinin durumu ve özeliklerinden bakılması ve hareket tarzını oradan elde edilen veriler üzerinden belirlenmesi tutumunun ilke düzeyine çıkarılması gerekir.
Örgütün sorunlarının, hayatın kendisine göre çok dar olan penceresinden, sınıflar arasındaki ilişkilerin ve hareketin geniş bir alanı kucaklayan karmaşık sorunlarını görebilmek olanaksızdır. Öte yandan, örgütün ve yönetiminin sorunlarının ne olduğunu; bize ancak, hergünkü mücadelenin ve hareketin ihtiyaçları gösterebilir. Ayrıca örgütün, işçi sınıfı ve halkın serm ayeye karşı mücadelesinin örgütlenmesi ve yönetilmesinin bir biçimi ve aracı olarak örgütlenmesinin sadece bu tutumla başarılabileceği de unutulmamalıdır.
Politik bir örgütün örgütlenmesi ve yönetimi, profesyoneller tarafından ve ancak profesyonelce bir bakış açısı ve tutumla başarılabilir bir iştir. Bir parti, kitlesi, kitle hareketinin durumuna, örgütün gelişme derecesinin koşullandırdığı ihtiyaçlara göre genişleyen; merkez kurulu etrafında birleşmiş ve işlerini olgunluk, yetenek ve disiplinle yerine getiren bir profesyoneller topluluğu ve aygıtı ile örgütlenip yönetilebilir. Kaldı ki, işyeri örgütleri ve öteki temel örgütlerin yönetici çekirdekleri dahi profesyonelce bir anlayış ve tutumla çalışmak zorundadırlar. Profesyonelliğe ve profesyonel bir anlayışa dayanmadığında; işçi partisinin geriye düşmesi, hayatın içine girememesi, politika dışı kalması ve işlevsizleşmesi kaçınılamazdır. Sermaye nasıl ki, profesyonel bir kadroya dayanarak savaşıyorsa; işçi sınıfı da sermayeyle savaşında ancak, profesyonel bir kadroya dayandığında başarılı olabilir.
Bir örgütü yönetme (aynı zamanda örgütleme) demek, görevlendirme ve denetleme demektir. Başarılı bir görevlendirme ve denetim, hareketi karakterize eden olgu ve olaylar ve örgütün sorunları, ilişkileri, güçleri vs. hakkında taze ve canlı bilgi gerektirdiği gibi; kadro ve militanlar ve örgütlerin yaşam ve çalışmasının hiçbir ayrıntısını kaçırm ayan kesintisiz bir takibini ve gerektiğinde m.dahale kararlılığı ve insiyatifini zorunlu kılar. Kadroları görevlendirme, dağıtma ve yükseltmedeki (görevlendirme esasta kadro terfii ve dağıtımıdır) isabet ve etkili denetim olanağı buradadır. Görevlilerin esas olarak seçimle atanması, bir örgütü yönetmenin, yetişmiş kadro ve militanları görevlendirme olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz; aksine bu anlayış ve çizginin bütün partiye ve örgüt e bilinçle mal edilmesini gerektirir.
Örgütleme ve yönetme yönteminin iki özelliği tayin edicidir. Bunlardan ilki, çizgi, çağrı ve kararlarda benimsenen tutumun maletme, yani eğitim özelliği taşımasıdır. Ki bu, karar ve çağrıların oluşumuna örgütün olabildiğince aktif katılması ve olabildiğince örgüte maledilmesini içerir. İkincisi ise, uygulamada kesin kararlılık ve temel örgüt yöneticileri başta olmak üzere bütün yönetici organ ve kişilerin, örgütlerin çalışmasını izlemesi ve iş disiplinini uygulamada egemen kılma tutumu (bu, seçim ilkesi uygulaması yoluyla maletmeyi, görev almayı ve karşılıklı denetimi, böylece iş disiplinini, sorumluluk duygusunu güçlendirmeyi de içermeli) ile hareket etmesidir. Örgütleme yöntemi, bu iki özelliği uyumlu bir şekilde yansıtmadığında, örgütte eylem ve irade birliğini sağlamak ve onu sert bir mücadelede örgütlemek ve yönetmek olanaksızdır.
Örgütün fonksiyonerler bölümünü, sınıfın genç, yetenekli ve taze güçleriyle besleme ve farklı kuşak ve milliyetlerden kadrolar ve değişik bölgelerdeki örgütler arasındaki birliği sürekli yeniden inşa etme vb. kadro ve örgütlenme politikalarının bir unsuru olacak olan çokça şeyden daha söz edilebilir. Fakat, yukarıda yapılmış tartışmalardan sonra buna bir gerek bulunmamaktadır. Burada, özellikle ve mutlaka anlaşılması ve unutulmaması gereken şudur:
Devrimci bir örgütün yönetilmesinin ilkeleri vardır, fakat ne var ki bir şablonu yoktur. Örgüt ve çalışma tarzının bütün sorunlarında olduğu gibi; yönetim sorunları da, her parti ve örgütde kendine özg. bir şekilde gündeme gelir ve bunlar, bir önceki dönemin deneyi, biçimlendirdiği tarz, anlayış ve üslupla çözülemezler. Her parti ve örgüt, doğduğu koşullar ve sınıfın ve hareketin gelişme özellikleri vb. tarafından koşullandırılan özgün tarz ve yöntemlerle, özgün kişilikli ve özgün yetenekli kadro ve militan tipleriyle birlikte kurulur ve işçi hareketinin gelişmesine bu yönüyle de katkıda bulunur. Önceki dönemlerden birikmiş olumlu deneylerin, geniş bir bakış açısı, bir örgüt kültürü ve bir olgunlaşma yaratacağı doğru olmakla birlikte; bugün bir kitle partisi kurma ve işçi ve halk hareketini örgütleme mücadelesi veren işçilerin, ihtiyaçlarına uygun düşen bir çalışma, örgüt ve yönetim tarzını kendi anlayışlarıyla bulmak ve inşa etmek zorunda oldukları son derece açıktır.
Bu zorunluluk, öteki bütün şeylerden önce, örgütün yaşamını ve bütün işlerini kendine bağlayan politik bir platform ve politik bir gündem üzerinde hareket edilmesini güvenceye almayı özellikle öngörür.
Örgütsel sorunlar ve öteki sorunlar, politik mücadelenin ve örgütlerin fabrikalara bağlanmasının ihtiyaçları ve aynı şekilde politik kitle organlarının herşeyi yönetmesi temelinde ele alınmak zorundadır. Politik kitle organlarının düzenli dağıtımı ve hergünk. çalışmada doğru, istikrarlı, verimli ve çok yönlü genişlemesi gereken kullanılışının sorunları çöz.lmediğinde, çalışmanın herhangi bir sorununun köklü çözümü olanaklı değildir. Yönetimin başarısının olduğu kadar, yönetim tarzının oluşumu için de güvence bu sorunların doğru anlaşılmasındadır.
Öte yandan, işçilerin partisinin kitleselleşmekte olan işçi örgütleri çoğalmaktadır. Buralardaki çalışmalar ve elde edilen sonuçlar daha öncekilerden farklı bir deney oluşturmaktadır. Ayrıca, buralarda çalışmayı girişkenlikle yürüten, örgüt kuran ve yöneten işçi militanların çalışmaları ve bu çalışma içinde ort aya çıkmış örgütçü ve yönetici özellikleri dikkate değerdir. Örgütün her kademedeki yönetici ve örgütleyici kadroları, bu alanlara daha ileriden yardımcı olmayı; buralardan öğrenmeyi bildikleri ve buralardaki deneylerin olumlu yönlerini başka alanlardaki çalışmaya maledebildikleri oranda başarılı olabilirler. Özellikle genç kuşak militanlar buralardan öğrenmek ve öğrendiklerini kendi eğitim, yetişme ve olgunlaşmalarının ilk harcı yapmak zorundadırlar. Örgüt kurma ve yönetme işi, örgütlere ilgiyi hiç kesmeme; sorunlarıyla kesintisiz bir dikkatle ilgilenme, zaaflara anında m.dahale ve olumlu örnekleri bütün örgütle paylaşma işidir.
Ayrıca, her yönetici ve örgütçü kişi mantıklı olmanın yanı sıra güvenle hareket etmeyi de bilmelidir. Sorunlarla boğuşmada kesin kararlılk; örgüte ve kendine güven hayati önem taşır. Çöz.ms.zlük (çözüms.z birşey yoktur.) gösterme, artan sorunlar ve talepler karşısında yakınır pozisyona d.şme vs.; bunlar örgütçü irade ile, devrimci bir örgütün yöneticiliği ile bağdaşmayan ve asla bir arada olmayacak zayıflıklardır. Organ ve örgütlerin, platformlarını (örgütü ve çalışmayı geriye çeken umutsuzluk belirtisi eğilimler dayatılabilir.) daha ileriden yenilemelerine kararlılıkla yardım; örgütün enerji ve deneyim kazanmasını garanti edeceği gibi, hem kendilerine hem de yönetime duyulan güven de pekişecektir. Kendine güven ve işleri ustaca yürütmedeki yetenek: işçiler arasında yönetici organlara karşı, organların ve kişilerin birbirine karşı güven ve saygısının gelişmesinin güvencesi buradadır. Böyle bir güven, devrimci bir örgütünün yaşamının mutlaka olması gereken bir özelliğidir.
Sorumlu davranmak ve kronik hatalardan kaçınmakla birlikte, hata yapmaktan korkmamak gerekmektedir. Hata korkusuyla, sorumluluk altına girmek ve iş yapmaktan kaçınmak, örgütçü görevli bir yana, basit partili ve yeni katılan bir genç için bile kötü bir şeydir. Bu kötü ve bir d evrimcinin karakteri ile bağdaşmayan korkudan uzak durmak; toplumsal politik hayatın talep ettiği görevleri sorumlulukla üstlenmek ve hatalardan ders alma tutumuyla yerine getirmek devrimci örgütçülüğün ilk koşuludur. Hata ihtimali karşısında, sorumlu olmak gerektiği gibi cesur (tıpkı karşıdevrim karşısındaki cesaret gibi) olmak da gerekir. Daha genç ve yeni, hata yapabilir gibi gerekçelerle sorumluluk vermede çekingen davranılan yeni işçi ve gençlere (aralarına katılma, olgunlaşma ve yetişmelerine yardım sorumluluğunu üstlenerek) görev ve rmede daha cesur olmak da aynı şekilde zorunludur.
Yönetici ve sorumlu (işyerinden başlayarak bütün yönetim organları) organlar ve bunlarla alt organ ve örgütler arasındaki ilişkilerin dayanışma, paylaşma ve yardım ilişkisi olarak şekillenmesi özel önem taşır. Bu sadece, çalışma tarzının oluşumu açısından değil; örgütün karakter kazanması ve yeni militan tipi özelliklerinin şekillenmesi açısından da önem taşır. Her kademede, birlikte çalışan kişilerin eleştiriden kaçınmamaları, fakat paylaşmaları, birbirlerini tamamlamaları ve yoldaşça dayanışmaları; üst organ ve sorumluların, emir ve direktiflerle iş yaptırmadan olabildiğince kaçınmaları, buna karşılık alt organ ve görevlilerle olanak olduğunca birlikte çalışmaları ve pratik içinde yetişip ilerlemelerine yardım etmeleri; alt organların, üst organların katılımını talep etme ve bekleme yerine sorumluluk üstlenmeleri, inisiyatifle hareket etmeleri, parti yönetiminin taleplerini, üst organların çağrılarını kararlılıkla, coşkuyla desteklemeleri; olanaklarını, partinin daha geneldeki ihtiyaçları için yaratıcılıkla seferber etmeleri; gerek üst gerekse alt organların işçi hareketinin ve partinin olanaklarını koruma, iyi ve verimli bir şekilde değerlendirme konusundaki ortak bilinci daha da geliştirecek ve bütün örgüt kamuoyuna yansıtacak örnek bir tutumla hareket etmeleri zorunludur.
Her kademeden parti görevlisinin, birbirlerinin olduğu gibi, işçilerin ve gençlerin yaşamına katılmayı, bir arada olmayıistemesi, onlarla ortak çalışmaya ihtiyaç duyması ve bundan zevk alması; ayrıca, parti çizgi ve kararlarının öğreticisi olduğu kadar, yaşamdan; öncelikle işçilerden, yoldaşlarından, ve gençlerden öğrenmeye istekli olması bir değer olmalıdır. Öte yandan, hangi kademeden olursa olsun yönetici ve örgütçü kişi ve organlar, devrimi hemen yarın örgütlemenin özeni, dikkati, enerjisi, tutkusu ve ruhu ile çalışmalıdırlar. Ancak böyle olduğu koşullardadır ki; partiye katılan işçi ve gençler devrimciliği, devrimci laf yapmak değil; devrim için özveri, iş ve çalışma olarak algılayabilir ve devrimci bir ruhla eğitim görebilirler.
Piyasa ''devrimciliği''nin, bütün ilke ve değerleri çürüttüğü bugünkü koşullarda; her kademeden yönetici organ ve kişinin bütün bu sorunlarda özel bir hassasiyet göstermesi, kendini yenilemesi için bir zorunluluk iken, genç kuşağın yetişmesi ve örnekler üzerinden eğitimi açısından da bir güvencedir. Hangi düzeyde olursa olsun, yönetici organ ve kişilerin; işçilerle, yoldaşlarıyla ve işleriyle ilişkilerinin herkese örnek olması gerekir. Dolayısıyla da, her örgüt ve görevlinin, kendini ve çalışmasını, burada konulan kıstas ve kriterler ışığında irdelemesinin; çalışması ve kendisiyle bu kıstas ve kriterler arasında ayrılık görd.ğünde, dönüştürücü bir özeleştiri ye başvurm ayı devrimci bir refleks haline getirmesinin zorunlu olduğu anlaşılamaz değildir.
Bu sorunlara burada değinilmesinin nedeni örgüt ilişkilerinin öyle kötü olması değildir. Tersine, örgütlenme ve çalışmanın diğer yönlerinde olduğu gibi, bu türden sorunlarda da bir yenilenme yaşandığı ve olumlu bir gidişatın olduğu bir olgudur. Bunlara değinilme ihtiyacı duyulmasının nedeni; toplumun uyanan kesimlerinde dikkatlerin işçi partisine yönelmekte olduğuna; partinin omurgasını oluşturan güçlerin, bu kesimin ve onların işçi sınıfı ve çeşitli ara sınıflarla ilişkilerinin esin kaynağ ı olma özelliği kazandığına dikkat çekmektir. İşçilerin partisini örgütleyen, işlerini yürüten ve yöneten kitlenin; toplumun işçi partisine ve onu örgütleyip yönetenlere duyduğu ihtiyacı, kendilerinin sınıf ve halk açısından kazandığı önemi daha derinden kavraması gerekir. Bu kuşkusuz, rehavete kapılmak veya boş bir şekilde böbürlenmek için değil; başarılı işlerin olduğu gibi, hata ve eksikliklerin ve alternatif olacak çalışmayı yapma ve kadro yetiştirmedeki zayıflıkların yol açtığı olumsuz sonuçların toplum açısından ne kadar önemli hale geldiğini görmek için gerekmektedir.
Başarılı çalışmaların da, zaaf ve eksikliklerin de, daha büyük bir önem kazandığı; çalışmanın daha ileri gitmesi ve partinin, rolünü daha ileriden, daha kararlılıkla oynamasının; örgütün omurgası olan yönetici kitlenin, kendi öneminin farkında olması ve buna uygun davranmasıyla bağlı olduğu açıktır.
Sonuç
Baştan beri vurgulananlardan da anlaşılacağı gibi; işçilerin partisinin bugünkü en önemli örgütsel görevi, parti kitlesini daha ileri bir mevziden; demokratik merkeziyetçilik, görev sorumluluğu ve iş disiplini temelinde örgütlemek; örgütü, daha büyük bir enerji, daha gelişmiş bir girişkenlik ve yetenekle çalışan bir örgüt düzeyine çıkarmaktır. Örgütlü parti yaşamının, bütün parti kitlesini kucaklayacak örgütsel biçimler içinde genişletilmesi ve iç çalışmanın disiplin ve istikrar kazanması; kitleler arasındaki faaliyetin tek bir hedefte birleşmesi, devrimci nitelik ve verimlilik kazanması için zorunludur.
Bütün yazı boyunca yaptığımız tartışmanın özeti aslında budur. Burada yeni bir özet vermemiz, yeni bir bölüme giriş yapmak için değildir. Bunun nedeni, çalışmanın daha ileri hedeflerle, daha iddialı ve daha kapsamlı yapılmasına yardımcı olacacak bir hatırlatma yapmaktan ibarettir. Ayrıca, ilerlenen yol kötü değildir ve yeni bir şey söylenmesi de artık gereksizdir. Tabii ki, işçi partisi ve örgütleri burada verilen hat üzerinde yürümelidir, bu iyi de bizim görevimiz nedir diye soracak olanlar gene de çıkabilir. Bunun için, burada söylenecek ayrı bir şeyin olmadığı da tahmin edilebilir. Fakat gene de denilebilir ki, komünistlerin bugünkü en öndeki görevi, işçilerin, yaptıkları işi daha büyük bir kararlılık ve girişkenlikle yapmalarına, her zamankinden daha etkili, kapsamlı ve özverili bir çalışmayla yardımı başarmaktır. İşini daha ileri bir girişkenlikle yapmaya çalışan işçiye, girdiği yolda daha güvenli ve daha kararlı gitmesine yardım etmekten daha önemli bir iş bugün yoktur.
Dipnotlar:
1) Partisi ile sınıfın çıkarları özdeştir: partinin sınıftan ayrı bir çıkarı olamaz ve parti sınıfa göre örgütlenir. Buradaki olay, küçük burjuvazinin işçileri istimarının bir bi çimidir. Ama, söz konusu gruplar kendi sınıflarını temsil etmedikleri, marjinal ve sınıf döküntüsü ve yozlaşmış dar bir tabaka oldukları içindir ki hızlı yozlaş makta ve işçiler ve örgütleri karşısındaki gözü dönmüşlükleri ve saldırgan özellikleri daha da yoğun olmaktadır.
2) ''Örgüt yaşamının kurulması'' ve ''parti kitlesinin örgütsüz bir yığın olmaktan çıkması'' gibi ifadeler yazı boyunca sık kullanılmaktadır. Bu, partinin ya şamının olmadığı ve hiç örgütlü olmadığı anlamında kullanılmamaktadır. Bir yaşam ve bir örgütlenme kuşkusuz vardır. Bu ifadelerin özel olarak tercıh edilmesinin nedeni, sorunun çarpıcı bir şekilde konulması ve örgüt yaşamının, düz bir şekilde değıl de, belli birikimin ardından yeniden kurulma ve inşa yolundan gelişmesidir.
3) Kimi görevlerin, ''şu işi yapamadı'', ''bu randevuya gelmedi'' veya ''ben şunları yapıyorum da falanca bunları niye yapmıyor'' (bu sonuncusu özellikle gençlikte gör ülür) gibi gerekçelerle ve \lquote ilkelere herkes uyacak\rquote görüşlerine yaslanarak bir çok işçi ve genç dışladıkları bir sır değildir. Bu gerekçeler, piyasadaki ilkesizliğ in kendini gizlemede kullandığı bir örtüdür.
4) Denetim deyince, kimi kişi bunu ceberrut bir bürokratik hak olarak anlıyor ve ''saltanat sürme''nin aleti haline getiriyor. Karşılıklı denetim denildiğinde ise, gene bir kısım kişi bunu, üst organlarla ''yarışma'', ''hesaplaşma'' veya terbiye hudutlaını da aşan bir saygısızlık halıne getirebiliyor. Bunların her ikisi de, sınıfa ve halka ve aynı şekilde burada söz edilen örgüt ilkesine yabancıdır. Ve bu eğilimlerden mutlaka kaçınılması ve örgütteki uygulamanın özenle gözetilmesi gerekmektedir.
5) Işçi sınıfının iktidar olmadığı ve yukarıdan inşa etmediğş koşullarda, kültürün bir kurum olarak, geniş anlamıyla oluşması olanaksızdır. Burada, işçi sınıfının kendi kültüründen kasıt, kitlesel eğitimini yükseltmesi, bilincinin kültürel temellerini sağlamlaştırması, çalışma, örgütlenme tarzını oluşturması ve kültürünün bütün unsurlarını gerici burjuva kültürle mücadele içinde geliştirmesidir.
6) Propaganda esas olarak yazılı yapılır. Bir partinin merkezi çalimasının en önemli yönlerinden biri propaganda çalışmasıdır. Propaganda, ajitasyon birlite yığınların eğı timinin temelidir ve esas olarak sınıfın ve toplumum uyanan kitlelerinin ileri kesimlerine yönelir. Partideki eğitim, (son derecede önemlidir ve parti, gelişmesini ileri götürdükçe, mevcut propaganda ve eğitim örgütlenmesi yetmeyecek daha profesyonel kurumlar oluşturma gereği de duyacaktır.) bu propagandanın özel bir biçimidir. Yazılı propaganda organlarının merkezi görevi kuşkusuz parti ve çevresinin harekete bağlanarak eğitimidir. Teori, deneyim ve tarihsel deneyim, örgüte ve ileri işçi kitlelerine esas olarak yazılı propaganda materyali ile sunulabilir.
7) Kültür ve sanat cephesindeki mücadelenin zayıflığı kabul edilemez bir şeydir. Işçi sınıfının ekonomik hareketinin gücü yanında politik hareketinin zayıflığının en ö nemli nedenlerinden biri, emekçilerin küştürel yaşamının gereğidir. Kültür ve sanat alanındaki mücadele, işçi sınıfının manevi yaşamının, teorik kapaitesinin, görüş açısının, diğer yargılarının, yaşam deneyiminin, hayat gücünün ve bağrındaki tutkunun güçlenmesi ve siyaseti öğrenmesi vb için özel önem taşır.
8) Örgüt, ülke ölçeğinde merkez etrafında (bir yanı yerel ve temel örgütlere uzanan ve oradan beslenen) profesyonel ve profesyonelce çalışan her düzeydeki yöneticiler topluluğu olarak örg ütlenen bölümle, fabrika, işyerleri ve yerlsşim alanlarindaki daha geriden gelen geniş kitlelerle gağlı işçi ve emekçi topluluklarından oluşan ve örgütün ezici çoğunluğunu oluşturan geniş bölüm olmak üzere iki bölümden oluşur. Birincisi, nisğeten ikincisi üzerinde ve nispeten içinde mevzilenir: ikinci bölüm, birinci bölümün varlığı için neden ve temel oluş turur. Birinci bölüm olmaksızın, işçi sınıfının semayeyel başa çıkacak bir örgüt oluşturması olanaksızdır.