Proletarya hareketinin, tarihindeki en ileri mevzileri elde ederek, bütün
cephelerde emperyalizme meydan okuduğu bir süreçte, Sovyetler Birliğinde
Stalinin ölümünden hemen sonra, her türden sinsi yöntemlerle partiye
hakim olan Kruşçev kliğinin parti çizgisine ve ML'e ihanet yoluna
girmesi karşısında; Enver Hocanın önderlik ettiği
AEPle birlikte, çeşitli ülkelerden ML'e bağlı kalan parti ve
örgütlerin aldıkları tutum; modern revizyonizme karşı mücadeleye
yeni bir boyut kazandırdı ve 60lı yıllardan itibaren,
MLin evrensel ilkelerini, proleterya hareketinin tarihsel kazanımlarını
savunma ve işçi sınıfının ileriye doğru yürüyüşünü
sürdürme sorumluluğuyla, değişik ülkelerde kendine özgü süreçlerden
geçerek, sayıları ve etkinlikleri giderek artan yeni ML grup ve
partilerin kurulup gelişmesini teşvik etti. ML partiler, kendi ülkelerinde
izledikleri çizgiyle, işçi ve emekçi yığınları
revizyonizmin ve reformizmin etkisinden kurtarmaya özel önem verdikleri gibi;
bir akım olarak uluslararası komünist hareketin genel çizgisinin de
savunucuları oldular. Her parti ve grup, olanakları ölçüsünde ve
kendi anlayışı çerçevesinde, ideolojik-teorik ilkeler üzerinde
temellenen birliğin ilerlemesine, maddi-örgütsel birliğin koşullarının
olgunlaştırılmasına çalıştı.
80li yılların başından itibaren, ABDnin başını
çektiği emperyalist ve gericiler güruhunun uluslararası düzeyde sürdürdüğü,
karşı-devrimci, sözde liberalizasyon ve globalizasyon
kampanyasıyla birleşen Gorbaçovun temsil ettiği modern
revizyonizmin, sosyalizm maskesini bir kenara atarak açıktan kapitalizme
yardakçılık yapması ve ardından revizyonist yönetimlerin
çöküşü; proleteryanın tarihsel kazanımlarına ve MLe yönelen
saldırıların uluslararası ölçekte ve tarihte görülmemiş
boyutlar kazanarak körüklenmesine yolaçtı. Bu saldırı dalgasına,
provokatif girişimlerin de eklenmesiyle birlikte; direnme ve mücadele
yerine, savaşmadan yenilgiyi kabul ederek boyun eğen AEP yönetiminin,
Enver Hocanın anısına ve Arnavutluk halkının
tarihine ve mücadele geleneğine hiçbir şekilde layık olmayan
korkakça tutumu ve Sosyalist Arnavutlukun çözülüşü de eklendi. Bu
gelişmeler karşısında, uluslararası ML hareket saflarında,
80li yılların ortalarına doğru birçok partide uç veren
ve yer yer bazı kardeş partileri tasfiyeyle yüzyüze getiren
liberal-oportünist eğilimler; hareketin varlığını ve
geleceğini tehdit eden bir yöneliş içine girdiler. Kardeş
partiler arasındaki ilişkiler zayıfladı ve Uluslararası
ML Hareket saflarında giderek kaosa dönüşen belirsizlikler ortaya çıktı.
Dolayısıyla da, ML partiler, saldırıları göğüsleyerek,
tarihsel sorumluluklarını üstlenmede yeni bir sınavla karşı
karşıya kaldılar.
Yani, kendi varlık nedenlerimizden ve amaçlarımızdan vazgeçip,
meşruiyetimiz konusunda inançsızlığa düşerek, ML'in
evrensel ilke ve tezlerine karşı yeni bir kuşku ve güvensizlik
yoluna mı girilecek; yoksa, Kruşçev revizyonizmiyle başlayan
ihanetin doğal sonuçlarına vardığı; bu nedenle de, bu
sonucun, varlık nedenlerimize, meşruiyetimize ve bunların yüklediği
sorumluluklarımıza yeni bir anlam ve önem kazandırdığı
kabul ve ilan edilerek, işçi sınıfını, bütün bir
insanlığın ilerleyişini ve geleceğini kapsayan tarihsel
sorumluluk ve amaçları doğrultusunda yeni mücadelelere hazırlamanın
bütün sorumlulukları mı omuzlanacaktı?
Birinci yol, kaçınılmaz olarak burjuvaziye boyun eğmenin,
umutsuzluğun ve tasfiyeciliğe yönelmenin önünü açarken; ikinci
yol, daha ileri bir bilinç ve örgütlenmeyle, daha ileri mücadelelere yönelmek,
işçi sınıfının kendi geleceğine olan umut ve
inancını yenileyip güçlendirmek anlamına geliyordu.
92 başında gerçekleşen Brezilya kongresi, uluslararası
ML harekette bu konuda ortaya çıkan liberal-oportünist eğilimin açıkça
ifade edilmesine olanak sağladığı gibi; bu toplantı
esnasında, oportünist eğilime karşı alınan açık
tutum ve yapılan Dominik toplantısı çağrısıyla,
hareketimizdeki devrimci eğilimin kendini yeniden örgütlemeye yönelmesini
de hızlandırdı.
93 Martında, 6 kardeş partinin çağrısı ve 9
partinin katılımıyla gerçekleşen Dominik Toplantısı;
ML hareketin işçi sınıfına ve ezilen emekçi yığınlara
karşı tarihsel görevlerini daha ileri bir bilinçle yerine getirmek
üzere güçlerini birleştirme ve sorumluluklarını tazeleme yönündeki
eğilimi ifade ediyordu ve dolayısıyla da, hareketteki reformist eğilime
karşı mücadelenin de, ilan edilmesi anlamını taşıyan
ilk adım oldu. Bunu, diğerleri izledi.
93 sonundaki- 13 partinin katılımıyla gerçekleşen
Avrupa Toplantısı; uluslararası gelişmeleri ve komünist
hareketin durumunu tartışarak, kendi ideolojik-teorik ve tarihsel
temellerine sahiplendiğini ilan ettiği gibi; uluslararası ML
hareketin örgütlenme platformunu gündeme alan bir sonraki toplantının
örgütlenmesi kararını aldı ve amacına uygun bir katılımı
sağlamak üzere bir hazırlık komitesi oluşturdu.
Ve (15 parti ve örgütün katılımıyla gerçekleşen) 94
Quito toplantısı; sonuç deklarasyonunda; "Tarihsel
misyonumuzu yerine getirene kadar, çabalarımızdan ve çalışmalarımızdan
vazgeçilme-yeceğini tekrarlayarak, "Marksizm-Leninizm
bayrağını yükseklerde tutma, onun uygulanması için mücadele
etme, parti ve örgütlerimizi ulusal ve uluslararası planda, politik,
sosyal ve örgütsel birer alternatife dönüştürme yönündeki ortak
azim ve kararını ilan etmekle kalmadı; uluslararası komünist
hareketin ideolojik, politik ve örgütsel temellerini güçlendirmeye hizmet
edecek ve ihtiyaçlarına cevap verecek asgari örgütsel adımları
attı ve belli araç ve organların oluşturulmasını karar
altına aldı.
Özellikle, Konferansların kurumlaşması, Koordinasyon
Komitesinin oluşturulması ve uluslararası bir yayın organının
çıkarılması yönünde aldığı kararlar ve temsil
ettiği tutumla Quito toplantısı; ML hareketimizin yeniden
toparlanarak, tarihsel görev ve sorumluluklarını daha ileri bir bilinçle
omuzlaması açısından, bir dönüm noktası olarak anlam ve
önem kazandı.
Böylece, Uluslararası Marksist-Leninist Hareket, 91den beri yoğunlaşarak
sürdürdüğü mücadelelerle, kendisini küçük-burjuva sosyalizmi
platformuna çekmeye çalışan liberal-oportünist eğilimin
oyalamalarını boşa çıkararak, 94den itibaren yeni ve
daha ileri bir yola, yani, "Konferanslar sürecine girmiş oldu.
Yani, 95te, başta Fransa olmak üzere, belli-başlı kapitalist
ülkelerde, son 20-30 yılın en ileri eylemleri olarak adlandırılan
mücadelelere yönelen işçi sınıfının en bilinçli ve
tecrübeli kesimlerini oluşturan ileri ülke işçileri; birçok geri
ve bağımlı ülkede işçi ve emekçi yığınların
mücadelelerine de, yeni bir atılım kazandırarak, emperyalist
burjuvazinin saldırılarına ve estirdiği demagoji kampanyasına
karşı, uluslararası düzeyde ilk ciddi darbeyi vurduğu sırada;
ML Hareket, ideolojik teorik platformunun yanı sıra, örgütlenme
konusunda attığı asgari adımlarla, işçi hareketinin
sorumluluklarını omuzlamaya aday tek akım durumundaydı.
ML Hareket, konferanslarını, belirlenen çerçevede ve düzenli
bir şekilde gerçekleştirdi. Genel Konferanslarda belirlenen görevler
doğrultusunda Bölgesel Konferaslar, uluslararası düzeyde gençlik
toplantıları ve sendikal konferanslar düzenledi. ML Hareketle ilişkileri
kopmuş olan bazı kardeş partilerle yeniden bağlar kurdu. Yayınımız,
daha fazla ülkede, daha fazla dilde yayınlanmaya başladı. Kardeş
partiler arasındaki ilişkilerin, sorumlulukları belirlenmiş
bir "Konferans platformunda ifade edilmesi; karşılıklı
güven ve deneylerden yararlanma düzeyini de geliştirdi.
Konferanslarımızın gündemi giderek sınıf mücadelesinin
pratik sorunlarının tartışılmasına ve bunlardan
uluslararası takitik bir çizginin inşasına doğru yöneldi.
Ve atılan adımlar ve gerçekleştirilebilen çalışmalar,
tek tek partilerimizin mücadelesine güç ve cesaret verdi. MLden uzaklaşan
akımlar giderek çözülme, dağılma ve burjuva partiler
platformunda erime sürecine girerken; kardeş partilerimiz, mücadelelerde,
kendilerine güven ve bir bütün olarak ML hareketimize güç ve prestij kazandıran
yeni mevziler edindiler. Yani, bir yandan, Quito Toplantısından
itibaren Hareketimizin asgari organ ve araçlarının yaratılmış
olması; tek tek kardeş partilerimizin mücadelesine yeni bir atılım
ve cesaret kazandırırken; öte yandan, kardeş partilerimizin
kendi ülkelerinde kazandıkları etkinlik ve gelişme de, ML
hareketimizin dayandığı temelleri güçlendirdi. Dolayısıyla
da, bugün, yaşanan gelişmeler; tarihsel bir temele ve mücadele geçmişine
sahip bir akım olarak, hareketimizin uluslararası düzeydeki meşruiyetini
güçlendirmekte ve partilerimize daha gelişmiş bir güven ve
cesaretle yola devam etme hakkı vermektedir.
Buna karşılık; gerek, uluslararası işçi
hareketin-deki gelişmeler, bu gelişmelerin kazandırdığı
deneyler, ortaya çıkardığı ihtiyaçlar ve bizden talep ettiği
görevler açısından; gerekse, Venezüela Konferansında tesbit
edildiği gibi; ML hareketimizin varolan organlarının işleyişinde
ortaya çıkan aksama ve yetersizlikler açısından ele aldığımızda;
çalışmalarımızın kapsamını genişletme
ve buna bağlı olarak, birliğimizin ideolojik, siyasi ve örgütsel
temellerini güçlendirme sorunuyla karşı karşıya olduğumuz
ve her bir partinin kendi açısından bunun kaygılarını
duymakta olduğu da bir gerçektir.
Kuşkusuz, bugün karşımıza çıkan sorunlar,
gerileme ve çözülmenin değil; tam tersine, en başta 95ten bu
yana uluslararası düzeyde işçi ve emekçi hareketinde ortaya çıkan
tarihsel önemdeki gelişmelerin ve buna bağlı olarak, daha ileri
bir anlam ve önem kazanan ML hareketimizin, giderek daha somut görev ve
sorumluluklarla karşı karşıya gelişinin ortaya çıkardığı,
yani, gelişme ve ilerlemenin önümüze koyduğu sorunlardır.
Çünkü, bu dönem boyunca, uluslararası düzeyde sınıf mücadelesi
koşullarında, zaman zaman durgunluklar yaşansa da, esas olarak
genel ve uzun bir sürece yayılan bir yükselişin, köklü bir değişim
ve yenilenmenin somut göstergeleri ortaya çıktı. Partilerimiz bu
gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkan ve genişleyen örgütlenme
ve mücadele olanaklarını en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştılar
ve kendi ülkelerindeki mücadelelerde kazandıkları deneylerle,
UKHimize, başlangıçta atılan adımları güçlendirme
ve ilerletme olanağı sağlayan önemli sonuçlar çıkardılar.
Böylece, 94lerde, emperyalist-revizyonist demagoji kampanyasına ve
bunun saflardaki liberal-oportünist uzantılarına karşı,
ML'in evrensel ilkelerinin savunulması temelinde oluşan birlik, bugün,
uluslararası işçi hareketinin belli-başlı güncel,
ideolojik-siyasal ve örgütsel sorunlarına doğru gelişme ve
derinleşme sorunuyla yüzyüze gelmiş oldu.
Bu nedenle de, 95ten bugüne yaşanan mücadelelerin; her ülkede
farklı biçim ve özellikler taşıdığını gözardı
etmeksizin; uluslararası düzeyde işçi hareketi açısından
ortaya çıkardığı genel ve ortak karakterdeki sonuçların
irdelenmesi, dolayısıyla da, hem kardeş partilerimizin, hem de,
ML hareketimizin bizzat kendi yaşadığı sürecin daha çok
bilincine varması, kendi öz deneylerini daha geniş bir perspektifle değerlendirmesi,
dikkat ve enerjisini en canalıcı sorunlar üzerinde yoğunlaştırması;
ilerlememizin ve bütün insanlığın kurtuluşuna bağlanan
tarihsel görev ve sorumlulukları yerine getirebilmemizin de temel koşullarından
biridir.
Bugün, yaşanan olaylar ve ortaya çıkan belli-başlı
veriler; 91den itibaren sadece eski sosyalist ve halk demokrasisi ülkelerinde
değil; bütün bir emperyalist sistemi kapsamak üzere, emperyalist ülkeler
arasındaki ilişkilerde, tekelci sermaye grupları arasındaki
ilişkilerde, emperyalist ülkelerle geri, bağımlı, sömürge
ve yarı-sömürge ülkeler arasındaki ilişkilerde, kapitalist
burjuvazi ve egemen sınıflarla işçi sınıfı ve
emekçi halk kitleleri arasındaki ilişkilerde, yani; bir bütün
olarak sınıf ilişkilerinde çok yönlü bir çözülme, çatışma
ve yenilenme döneminin başlamış olduğunu gösterdi. Buna bağlı
olarak, emperyalist burjuvazinin ve gericiliğin saldırılarına
karşı 95lerde yaygınlaşan eylemler; gerek partilerimiz ve
gerekse uluslararası komünist hareket açısından büyük öneme
sahip gelişmelere yol açtı:
İdeolojik açıdan; sınıflar mücadelesindeki canlı
gelişmeler ve bunların açıklanması, MLin teorik
temellerini güçlendiren somut kanıtlar olma özelliği kazandı.
İdeolojik- teorik mücadele, doğrudan pratik hareketin ortaya çıkardığı
somut gelişmeler ve bunların talep ettiği ihtiyaçlarla birleşerek
etkinlik alanını genişletti. Bu gelişmelerin bir sonucu
olarak, eski revizyonist partiler, platformlarını yenileme çabası
içine girdiler. İşçi hareketinin baskısı; bu partilerin
saflarındaki iç çatışmaları hızlandırdı ve
bazı ülkelerde, çeşitli düzeylerde "sol fraksiyonların
ortaya çıkmasına yol açtı. ML hareket saflarından ayrılan
partilerin bazılarında; henüz kararsız da olsa, liberal-oportünist
çizgiye karşı mücadele ve kopuş eğilimleri uç verdi. SSCB
ve diğer eski sosyalist ülkelerde halk kitlelerinin dizginsiz kapitalist sömürü
ve yağmaya karşı mücadeleye yönelişi; revizyonist
demagojinin yaymaya çalıştığı hayallere yeni darbeler
indirdi. Böylece, uluslararası düzeyde, sınıf çelişkilerinin
daha açık ve dolaysız bir şekilde karşı karşıya
gelişiyle birlikte, işçi sınıfının tarihsel
devrimci rolünün bittiğine dair emperyalist demagoji kampanyasının
doğrudan bir parçası haline gelen revizyonizmin demagojik dayanakları
sarsılıp zayıfladı.
Politik açıdan; emperyalizmin çelişkilerindeki keskinleşmenin
doğal bir sonucu olarak, hemen hemen bütün ülkelerde, şu veya bu
şekilde gündeme gelen ve işçi ve emekçi yığınların
kazanılmış haklarına yönelen çok yönlü saldırılara
karşı gelişen tepki ve mücadelelerle birlikte; belli-başlı
kapitalist ülkelerin yanı sıra; geri ülkelerin büyük çoğunluğunda
da, egemen sınıflar, saldırılarını
sosyal-demokrat, sosyalist vb. burjuva sol partiler veya yer yer eski "komünist
partilerin de içinde yer aldığı ulusal koalisyonlar eliyle
uygulamaya soktular. Bunun sonucu olarak, mevcut burjuva sol partilerin işçi
ve emekçi sınıflar mücadelesini yatıştırıcı
rolleri daha da zayıfladı. Her geçen gün, bu partilerden
daha hızlı bir şekilde kopan işçi ve emekçiler yeni
arayışlara yönelmeye başladılar.
Bu gelişmelerin yarattığı baskı, sendika bürokrasisini
sarstığı gibi; sendika orta ve alt kademelerinde bulunan yöneticiler
arasında, mensubu oldukları eski revizyonist, sosyal-demokrat vb. sol
partilerden kopuş ve sendikal bürokrasiye karşı mücadele eğilimlerini
güçlendirdi. Sendikal harekette, uluslararası düzeyde yer yer troçkist
ve yeniden toparlanmaya çalışan eski revizyonist akımların
yedeklemeye çalıştığı, dayanışma ve işbirliği
eğilimleri gelişti.
İleri ülkeler işçi sınıfının, tarihsel tecrübe
ve birikimine dayanan bir bilinç ve örgütlenme yeteneğiyle; mücadele biçimleri
olarak grev, direniş, genel-grev ve gösterilere, yani, unutturulmaya çalışılan
"mücadele okullarına yeniden yönelmesi; mücadele tarihinin
nispeten geri olduğu birçok ülkede, işçi ve emekçi sınıfların
mücadelesine güç ve cesaret kazandıran bir esin kaynağı oldu.
Özel olarak, Ekvador, Yukarı Volta gibi birçok geri ülkede yaşanmış
ve yaşanmakta olan olaylar, bu ülkeler işçi sınıfının,
toplumsal mücadelede giderek güçlenen öncü bir rol oynayabileceğini
somut olarak ortaya koydu. İleri ülkeler işçi sınıfı
ile geri ülkeler işçi ve emekçi yığınları arasındaki
dayanışma ve işbirliğinin nesnel temelleri, belki de,
tarihte görülmedik derecede genişleyerek karşılıklı
olarak birbirini güçlendiren bir özellik kazandı. Buna bağlı
olarak, geri ülkelerde önemli bir kesimi reformizme kayan
"anti-emperyalist, küçük-burjuva devrimci akımların etkinliği
giderek zayıfladı ve işçi sınıfı, bu mücadelelerde
anti-emperyalist taleplerin de en tutarlı savunucusu olduğunu ortaya
koydu.
Bütün bu gelişmelerin bir ürünü ve unsuru olarak, işçi
hareketi ve onun geleceği açısından tayin edici özelliklere
sahip olan en önemli olgu; başta gelişmiş kapitalist ülkeler
olmak üzere, işçi sınıfının şu veya bu düzeyde
mücadeleye yöneldiği belli başlı ülkelerde, bu mücadelelerde
ortaya çıkan ve bir bölümü, pratik eylemleriyle eski revizyonist veya
burjuva sol partilerden kopan ve hareketi şu veya bu ölçüde sürükleyen
yeni bir ileri şçi kitlesinin ortaya çıkmış olmasıdır.
Elbette ki, bugünkü koşullarda, sayısı ve etkinliği,
şu veya bu eyleme ve koşullara göre değişen ve henüz kendi
içinde bilincine varılmış ideolojik-politik bir birlik
bulunmayan bu ileri işçi kesiminin ortaya çıkışına
yolaçan temel etken; özü itibariyle kapitalizme karşı gelişen
günlük mücadeleler içindeki tutumları ve bunun bir sonucu olarak kendi
öz deneyleriyle bu mücadele içinde edindikleri yerdir. 95lerden itibaren,
Fransa, Almanya, ABD, Rusya gibi ileri ülkelerin yanı sıra, birçok
geri ülkede ortaya çıkan mücadelelerde, sınıfın belli bir
kitlesini birleştirme yeteneği gösterecek kadar etkinliğe sahip
olabilmeleri, bu kesimlerin sınıf hareketindeki rollerini de kanıtlamaktadır.
Bugünkü koşullarda sendikal harekette de, önemli bir rol oynayan ve
kardeş partilerimizin her ülkede kendine özgü bir şekilde yüzyüze
geldiği bu ileri işçi kitlesinin, her ülkede kendine özgü süreçlerden
geçerek, devrimci sınıf partisinde örgütlenmesi sorunu; işçi
hareketini yeniden devrimci bir çizgide birleştirmenin, mücadelesini
ilerletmenin ve revizyonizmin yolaçtığı tahribatları
bertaraf etmenin temel koşulunu oluşturduğu gibi; önümüzdeki süreçte,
sınıf-dışı sol akımların yeniden örgütlenme
ve hareketi bölme çabalarına karşı mücadelenin de odak noktası
olacaktır. Elbette ki, bugün sorun önümüze sınıfın
pratik eylem birliğinin ve kendi öz deneylerinin özel bir anlam kazandığı,
kendine özgü koşullarıyla birlikte gelmektedir. Dolayısıyla
da, partilerimizin ve ML hareketimizin soruna yaklaşımı; ileri işçilerin
güven ve cesaretle kendi geleceklerini kendi ellerine almasını hızlandırmak
açısından, özel bir önem kazanmaktadır. Bu konuda elde
edilecek her başarı, ML hareketin, aynı zamanda işçi
hareketinin uluslararası birliği olarak şekillenmesine, devrime
ve sosyalizme yönelen bir nitelik kazanmasına hizmet edecek ve gündeminin,
bu mücadelenin deney ve tecrübeleriyle zenginleşmesine olanak sağlayacaktır.
Bu nedenle, ML hareket, bir süredir partilerimizin gündemine gelen bu
canalıcı sorun üzerinde bütün dikkat ve enerjisini yoğunlaştırmak
ve gündemini kapitalist burjuvaziye ve emperyalizme karşı mücadelenin
güncel pratik-siyasal ve örgütsel sorunlarına doğru genişletmek
ve her ülkenin özgün tarihsel ve toplumsal özelliklerini gözardı
etmeksizin; oratak karakterdeki sorunlarda, ortak bir üslup ve yaklaşımın
geliştirilmesine yardımcı olabilecek bir çalışma tarzı
geliştirmek ve bunun için gerekli mekanizmaları oluşturmayı
gündemine almak zorundadır.
Bu, ne anlama gelmektedir?
Birinci olarak; her ülkede karşılaşılan sorunları,
ortaya çıkan mücadele ve örgütlenme biçimlerini, siyasal ve sendikal mücadele
taktiklerini, bunlardan elde edilen olumlu-olumsuz sonuçları Konferansı-mızın
gündemine getirmek ve her kardeş partimizin, kendi öz deneylerini daha
ileri bir perspektifle değerlendirebileceği, mümkün olabilir azami
ortak sonuçlara ulaşabilmek demektir. Dolayısıyla da,
uluslararası işçi hareketinin ortak bir çizgi etrafında birleşmesine
hizmet edecek, canlı bir deney ve tecrübe birikimi sağlamak,
ideolojik-teorik tartışma ve birliğimizi, hareketin somut görevleri
üzerinde derinleştirip güçlendirmek demektir.
İkinci olarak; yayın organımızın köklü bir değerlendirme
ve eleştirisini yaparak, belirlenen ortak hedef ve somut görevlere hizmet
eden ideolojik-teorik bir mücadele aracı özelliği kazandırmayı,
bir "tavsiye olmaktan çıkarıp, her parti için belirlenmiş
bir görev ve sorumluluk haline getirmek demektir.
Üçüncü olarak; Bir yandan, "Bölge Konferans-larını
daha sistematik ve verimli hale getirirken, öte yandan; KKnin iç işleyişini
ve "Bölge Konferansları ve kardeş partilerle ilişkilerini,
Genel Konferansımızın gündemindeki somut görevlere göre
yenileyip geliştirmek demektir.
Dördüncü olarak; çeşitli düzeylerde, ML hareketle bağ kurmaya
yönelen parti ve grupları daha yakından tanımak ve onlarla yaşanan
tarihsel sürecin deney ve birikimini paylaşmak ve onların da, bu süreci
ML hareketin ortak temeli olarak sahiplenmelerini sağlayarak,
gelişmelerine ve harekete daha ileri düzeyde katılmalarına
yardımcı olmak demektir.
Biliyoruz ki, uluslararası işçi hareketini ortak bir çizgi etrafında birleştirecek daha ileri bir irade ve eylem birliğini gerektiren, daha ileri örgütlenmeler; esas olarak, bizzat hareketin kendi gelişme düzeyi ve partilerimizin bu hareket içindeki etkinlik derecesiyle ilişki içinde olmak zorundadır. Ama, öte yandan, "Konferansımız da, hareketteki her gelişmeden somut ve genel sonuçlar çıkarabildiği ve bunlara ilişkin görev ve sorumluluklar belirleyebildiği ölçüde, harekete "etkide bulunabilir ve onu ilerletebilir. "Hareketin önünde gitmenin anlamı budur. Ve hareketimiz, "önde gidebilmek için; herkesten daha çok ideolojik ve teorik donanıma, cesaret ve sorumluluğa sahip olduğunu, en zor dönemlerde kanıtlamış partilerden oluşmaktadır.