Kolombiyada
barış ve halkın refahı, halkın geniş katılımını
sağlayacak bir diyalog
Günümüzde, dünyanın neresinde olursa olsun barış
sorunu karmaşık bir sorundur. Kolombiyada da durum farklı değildir;
çünkü devlet ve paramiliter örgütler eliyle yürütülen uzun süreli bir
genel şiddet sorununu ve buna ilişkin halk tepksini içermektedir. Bu
tepkiye etkide bulunan değişik etmenler vardır. Ayrıca bu
sorunun kökeni, özellikle son 50 yılda artarak, 200 yıllık bir
geçmişe dayanmaktadır.
Kolombiyada şiddetin nedenleri konusunda uzun süredir
yapılan ve bazen de hararetlenen tartışmaların; denemeler,
hikayeler, romanlar, şiir, masallar vb. biçiminde geniş materyallerle
politik ve ulusal sosyal tarihe de katkısı olmuştur. Bu yazılarda
iki temel dünya görüşü yansımaktadır. Her iki düşünce
de, ülkemizin gerçeğini inceleme ve araştırma biçimlerinde
kendisini göstermektedir.
- Bu eğilimlerden biri olay ve olguları yüzeysel
olarak ele alır, onları incelerken izole eder. Bu yüzden, bir tarihi
döneme özgü şiddetin kaynaklarını başka bir dönem için
farklı görür. Farklı tarihsel gerçekler arasındaki bağlantı,
biçimsel ve mekanik olarak ele alınır.
Bu yöntemle, şiddetin kendisini gösteriş biçiminin,toplumu
bir bütün olarak etkileyen bir birikim süreci yaşadığını
ve onun tarihsel gelişiminin karakterini belirlediğini anlamak imkansızdır.
- Diğer eğilim ise, ekonomik, politik, sosyal,
ideolojik, kültürel, askeri olguların kökenine inerek bilimsel araştırmanın
yöntemlerini takip eder; bu olguları ulusal ve uluslararası tarihsel
bağlantıları içinde somut alarak ele alır; ulusal tarihi süreç
içindeki karşılıklı ilişkilerine ve bu faktörlerin,
çeşitli sosyal sınıfların başta ekonomik çıkarlar
olmak üzere politik, ideolojik, sosyal, askeri vb. çıkarlarıyla bağlantısına
işaret eder.
Açık ki; tarihi parçlamakla Kolombiyanın
ulusal mirasının birliği de yok edilir. Oysa tüm zenginliğiyle
bu miras, ulusal kişiliği ve kendine has özellikleri oluşturmuş
ve böylelikle sosyal sınıflarını etkilemiştir.
Toplumun yapısının oluşturduğu sınıf güçlerine
ilişkin dinamik ve diyalektik olan böylesi bir bakış açısı
olmadan, diyalektik-materyalist bir anlayış olmadan, tarihsel olayların
devasa denizinde kaybolmak ve toplumsal gelişmenin seyrini belirleyen
nedenleri çözmekten aciz duruma düşmek oldukça kolaydır.
Toplumsal gelişmenin motorunu oluşturan şey,
kimliklerin karşılıklı etkileşimi ve sınıf mücadelesi,
bu mücadelenin aldığı içerik ve biçimdir. Sınıf çelişkilerine
dayanan toplumların tarihi sınıf mücadeleleri tarihidir.
Kolombiya tarihi de bu toplumsal gelişme yasasından muaf değildir;
tam tersine, onun trajik bir ifadesi haline gelmiştir.
Gelişmenin
motoru: sınıf mücadelesi
Sınıf mücadelesi toplumsal yaşamın
her alanında, ekonomide, politikada, kültürde, ideolojide, askeri alanda
vb. yürütülmektedir. Bu sınıf mücadelesinin her alanı, belli
bir biçim almaktadır.
Üretim ve dağılımdaki büyük dengesizlik
nedeniyle ekonomik mücadele sınıfları karşı karşıya
getirmiştir. Günümüzde bu dengesizlik, milyonlarca mülksüzün açlık
çektiği bir noktaya, kişinin hayatta kalabilmesi için gerekli olan
miktarın altında bir geliri ifade eden ve mutlak yoksulluk
olarak adlandırılan noktaya ulaşmıştır.
Bunda iradi bir durum sözkonusu değildir. Toplumun
ekonomik yapısının belirlediği kaçınılmaz süreç,
kendisini yaratan toplumun çelişkilerini de miras alır. ABD
emperyalizmine bağımlı geri bir kapitalist toplum olan günümüz
Kolombiyası, insanın insan tarafından sömürüsünün yeni biçimi
olan ücretli köleliğin yarattığı yeni imtiyazlardan
yararlanan burjuvaziye kimlik kazandıran yeni özellikler geliştirir
ve onaylar.
Sınıf mücadelesi siyasi alanda da gelişir.
Yurttaşlık hakkları için, onurlu, güvenli bir yaşam için,
yani kısacası tüm insan hakları için mücadele. Kolombiyada
bu haklar gerçekte mevcut değildirler.
Uluslararası kamuoyu, Kolombiya demokrasisinin
acımasız faşist ihlallerinin yeri doldurulmaz tanığıdır. Bu, politik mücadele açısından, değişim
yanlısı fikir ve programların mücadelesi - ki bunun yerini
devlet tarafından yürütülen inkar edilemez bir siyasi şiddet almıştır-
açısından belirleyici bir gerçektir. Siyasi yaşamın tüm
alanlarındaki resmi şiddet, halkın silahlı tepkisinin artmasına
neden olmuştur. Çünkü haklarını savunmak için halkın
elinde başka bir seçenek bırakılmamıştır.
Hala anayasa ve kanunlar düzeyinde yürütülen medeni
haklar mücadelesi kriminalize edildi. Uğrunda birçok insanın hapse
atıldığı hatta yaşamı ile ödediği bir suç
haline geldi. Bazılarına şaşırtıcı gelse de,
Kolombiyada McCarthyism hala yürürlüktedir. Demokratik rejim parçalandı
ve bir tür askeri-sivil diktarörlüğe dönüştürüldü. Hukuk
devletinin yerini terörist bir devlet aldı. Halk alternatifsiz bırakıldı;
böylelikle, başta kırsal alanda olmak üzere gerilla savaşı
başgösterdi. Önce, 1940-50lerdeki diktarörlük döneminde silahlı
direniş ortaya çıktı; daha sonra bu, siyasi iktidar mücadelesi
veren gerilla savaşı biçimini aldı.
Kolombiya
tarihinde savaş
Fakat bu savaş aslında bağımsızlık
mücadelesinin bir devamıdır. Burada, okuyucunun dikkatini, Kolombiyalı
yazar Profesör Arturo Alaphenin Barış, fiiddet: İstisnai
Tanıklar adlı yapıtındaki sözlerine çekmek istiyoruz:
1810daki bağımsızlık talebinden kısa bir süre
sonra, yerlilerin ileri gelenlerinin, kendi iktidarlarını korumak için
uzun bir iç savaş başlattıklarını hatırlamak
gerekir. Bu savaş, ileri argümanlar maskesi altında yürütüldü:
Merkezcilere karşı Federalistlerin savaşı olarak, her zaman
düşmana karşı kullanılan
ifriralar yoluyla sürdürüldü. Birinci cumhuriyetin liderlerinin perspektif
yoksunluğundan dolayı hepsi 1816da İspanyol darağaçlarında
son buldu. Kısa bir süre sonra, 1826da, Kolombiya orduları Peru ve
Bolivyadan geri döndüklerinde (...) çatışma patladı ve o yüzyıl
boyunca devam etti. 1828de Obando ve Lopez Caucada, 1829da da Cordoba
Antioquiada başkaldırdı. Sonu gelmeyen isyanlardan sonra
1830da Ekvador ve Venezuela oligarşileri Sucreye suikast düzenleme
ve Kolombiyada iç savaşa yol açan askeri darbeler yoluyla Büyük
Kolombiyayı parçaladılar (...). (General Sucrenin suikasti
tartışmalı bir konu; bu konuda Profesör Alapenin görüşüne
katılmıyoruz.)
Yukarıda bahsedilen fraksiyonlar arasındaki
-sistematik savaş olarak da adlandırılabilecek- savaşlara,
başka şiddet eylemleri de eklenmelidir. Bunların birbiriyle bir
bağlantısı olmasa da, aynı nedenlerden kaynaklanmaktadırlar:
1828de bir Eylül gecesi kurtarıcı Simon Bolivarın acımasızca
suikaste uğraması, Mareşal Sucrenin suikasti, liberal lider
Rafael Uribenin 1914de National Capitolun merdivenlerinde öldürülmesi,
binlerce muz işçisinin katledilmesi gibi. Böylece emek ve sosyal çatışmaları
çözmek için suikast ve katliamlara başvurma yeni bir yöntem haline
geldi. Bu yöntem, bugün de, kapitalistlerin ve onların devletinin başvurduğu
bir silahtır. Amerika Devletler Topluluğunun önceli olan
Pan-Amerikan Konferansının dokuzuncusunun Bogotada düzenlendiği
tarihlerde, 19 Nisan 1948de, halk önderi Jorge Elieser Gaitane suikast düzenlendi.
Bunu, liberal başkanlık adayı olan, burjuva partileri ve devletin
yolsuzluklarına karşı mücadele eden Luis Carlos Galanın
suikasti izledi. Tüm bu suikastler ve burada sayamadığımız
diğerleri siyasi nedenliydi. Bu, politik, emekçi, sosyal ve ekonomik çatışmaları
çözmek için tercih edilen bir argüman, seçici ve kitlesel bir araç haline
getirilen siyasi cinayettir.
1810dan sonra, silahlı iç çatışma ve
politik şiddet XIX. yüzyıl boyunca kendini değişik şekillerde
belli ederek gelişmeye devam etti. Bin Günlük Savaş XIX. yüzyılı
aştı. Bu, tarihsel bir gerçeği kabul etmektir.
XIX. yüzyılda birçok savaş oldu: 1828, 1830,
1832, 1839, 1841, 1851, 1854, 1859, 1867, 1880, 1895 ve 1899. Bunlar, XIX. yüzyılın
son 90 yılının ne kadar acı dolu yıllar olduğunun
ifadesidir. Halk, iç savaşın neden olduğu maddi ve manevi bir yıkım
yaşadı. Egemen sınıfların çıkardığı
bu savaş, bir tek onların çıkarlarına hizmet ediyor, halkın
çıkarlarını savunmayı hedeflemiyordu. Bu savaşlar,
Kolombiyanın petrolü, denizleri, ırmakları ve gökyüzü gibi
maddi zenginlikler ve siyasi iktidar için yapılan kör ve sefil çatışmalardan
başka bir şey değildir. Birçok tarihçi, 1863-84 arasında,
anavatanın parçalanması sonucu ortaya çıkan küçük bağımsız
devletlerin kralları olan bağımsızlık savaşı
kahramanları ve varisleri tarafından başlatılan 50den
fazla savaşın yapıldığını iddia etmektedir.
Yeni yüzyıl, barışçıl çözüm için
hiçbir perspektif sunmayan yeni savaşlar getirdi. Tarihimiz politik
barbarlıklarla doludur. 1946 ve 1957 direniş savaşları sırasındaki
katliamlar ve muz işçilerinin katliamı buna örnektir. Bu dönemde
yarım milyondan fazla insan, kriminal ve tahammülsüz devlet tarafından
öldürüldü.
Egemen sınıfların iki siyasi partisinin
-Liberal ve Muhazafekar Pariler- ortaya çıkmasıyla birlikte yeni
politik çatışmalar başgösterdi. Başta köylüler olmak üzere
yoksul kitleler, gerçekte ne için öldüklerini bilmeden piyon olarak kullanıldılar.
Okurun dikkatini bu tarihsel olaylara çekmek gerekir;
çünkü hala birçok insan Kolombiyada şiddetin 9 Nisan 1948de
Gaitanın suikasti ile başladığına inanmaktadır.
20. yüzyılın ikinci yarısında varolan
toplumdaki sınıfların ve sınıf mücadelesinin
karekteriyle uygunluk arzedecek şekilde, son 50 yıl içinde yaşanan
şiddetin farklı biçimler aldığını belirtmek
gerekir. Daha önceki tarihsel gelişme aşamalarında, feodal güçler
ve feodalizmin kalıntılarını savunan Muhazafakarlar ile
kapitalist gelişme sürecini itekleyen, olgunlaşmakta olan burjuva güçler,
Liberaller arasında çatışmalar vardı. En bariz çelişkiler,
toprak sahipleri ile burjuvazi arasında gelişti ve esas başrol
oyuncuları ve faydacılar bunlardı.
Günümüzde ise temel çatışma, , toplumun
egemen kesiminin yoğunlaştığı bir grup zengin ile
-oligarşiyi temsil eden iki siyasi partisi olsa da- bu aynı partilere
üye olan ya da olmayan yoksullar arasındadır. Bu yüzden Gaitan, açlık
ve sıtmanın ne Liberal ne de Muhazafakar olduğunu, bu hastalıkların
daha çok hiçbir olanağa sahip olmayan ve devletin korumasından
yoksun olan yoksulları bulduğunu söylemişti.
Yaklaşık 200 yıllık savaş ve
politik şiddet ortamı, toplumun düşünce tarzını ve özelliklerini,
devletin ve toplumun işleyişini denetim altında tutanların
yaşamını etkilemiştir. Bu düşünce tarzı ve özellikler,
yönetim sistemi ve toplumsal sorunları çözme yöntemi olarak devlet
şiddetine dayanır.
Ulusumuzun tarihsel gelişiminde savaşlar,
soyo-ekonomik yapının oluşmasında belirleyici olmuştur.
Kolombiya toplumu, egemen sınıfların kışkırtıp
desteklediği savaşlarla ortaya çıkmıştır.
Kolombiyanın ekonomik, politik, hukuki yapısı bu olgular tarafından
belirlenmiştir.
Siyasi
anayasa ve savaş
Sınıf mücadelesinin şiddete dayalı
karakteri, iki temel unsurun ortaya çıkmasına neden olmuştur:
Savaş ve ulusal anayasa. Bu nedenle Kolombiya tarihi, diğer halklardan
daha fazla, yeni bir anayasayı dayatmak için, ya da bir anayasanın
neden olduğu, ya da zafer kazanan sınıfın çıkarlarını
kurumsallaştıran savaşlarla doludur.
Yine Profesör Alapeden alıntı yapacak
olursak: 20. yüzyılı doğuran olaylar bunlardır.
Cumhuriyetin ilk yüz yıllık döneminde şiddet bütün siyasi süreçlerin
temel bileşeni olmuştur. Sermaye birikimi ve yeniden üretim sistemi,
toprak mülkiyeti sistemi şiddet yoluyla kuruldu. Kolombiya yasaları
şiddet yoluyla ortaya çıktı. 1821, 1830, 1832, 1843, 1858, 1863
ve 1886 anayasaları iç savaşlar sunucunda ortaya çıkıp
yeni yasalar yarattı. Kolombiyanın cumhuriyet tarihi boyunca,
anayasa her tür ekonomik, siyasi, sosyal, ideolojik ve askeri şiddeti
kurumsallaştırmada kullanıldı.
Devlet
ve şiddet
Günümüz Kolombiya devleti, iktidar sahiplerinin çıkarlarını
gözetmektedir. Yasama, yürutme, yargı kurumları kapitalist toplumun
bu ilkesine uygun olarak ortak hareket etmektedir. İşçi hareketi ve
örgütleri, bu toplumsal düzenin adaletsizlikleri ile karşı karşıya
geldiğinde, anayasanın ve yasaların tanıdığı
hakları kullanarak yüzyıllardır süren sorunlarına çözüm
talep ettiğinde, hükümet, her tür hoşnutsuzluk belirtisini
kurumsallaşmış şiddet yoluyla bastırmak için yasalara,
orduya ve polise başvurmaktadır.
Kılavuzları CIA ve Pentagondan ilhamını
alan burjuvazi, bu kirli savaşın en barbar ifadelerindeki kendi
sorumluluklarını gizlemenin yollarını da bulmuştur.
1980lerin ortasında devlet yetkilileri, uyuşturucu kaçakçılarının
şefleri ve sermayenin diğer kesimlerinin temsilcileri ile birlikte
paramiliter faşist çeteler kurdular. Bu güçler, burjuvazinin elinde kanlı
ve zalim bir silah haline gelmiş, işçi ve halk önderlerinin,
ilerici, devrimci ve demokrat güçlerin tek tek suikastle öldürülmesi ile
kitlesel katliamları birleştirerek, şehirlerde ve kırsal
alanlarda sivil halkı kaltemeye yönelmiştir.
Bu vahşi eylemler, hükümetin silahlı
kuvvetleri, polis gücü ve devletin diğer baskı aygıtlarının
korkunç imha yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Deliller gerçek
failleri açıkça gösterse bile, bazı durumlarda bu suçlar
gerillalara maledilmiştir. Bu durumlarda, devlet kurumlarını
(hükümet, silahlı kuvvetler ve polis gücü) sorumluluktan muaf tutmak ve
devletin itibarını zedelememek için, devlet yetkilileri bu suçları
yükleyecek bir günah keçisi her zaman bulmuştur. Ancak son dönemlerde,
bu kurumlar, halkı ve onun örgütlerini şiddet eylemleriyle tehdit
etme ve zulüm uygulamayı açıktan kabul etmektedir.
Devlet himayesindeki bu kriminal örgütler ve katiller,
kriminal etkilerini ülke topraklarının büyük bir bölümüne yaymışlardır.
Bu unsurlar, kendilerine göz yuman devlet ile işbirliği halinde büyük
bir kitle terör kampanyası yürütmektedir. Geçen yıllar boyunca, bu
şiddetten etkilenen insan sayısı artmıştır. Çoğunluğunu
köylülerin oluşturduğu bir milyondan fazla insan, pramiliter terör
yüzünden evlerini ve doğup yaşadıkları toprakları
terketmek zorunda kalmıştır. Korku içinde yaşayan bu yüzbinlerce
aile için devletin sunacağı bir çözüm yoktur elbette. Devlet,
sessiz bir biçimde, bu durumun üstesinden gelemeyeceğini ilan etmiştir.
Ancak herkes, kimin sorumlu olduğunun ve bu faşist ucubeyi kimin
desteklediğinin farkındadır.
Halk, Kolombiyada barışın sağlanması
için bu olgunun ortadan kaldırılması gerektiğinin giderek
daha çok farkına varmaktadır. Ancak bazı resmi ve gayrıresmi
sözcüler, bu paramiliter örgütlere siyasi güç; Kolombiya Savunma
Birliklerinin büyük generali Carlos Castaño ile Cordoba, Uraba ve diğer
bölgelerdeki katliamların başkomutanları gibi unsurlara
politik lider statüsü vermektedir.
Bu durumda, Yüksek Mahkemenin, CONVIVIRi meşrulaştıran
yasanın anayasaya uygunluğunu ilan etmesi anlaşılır bir
şeydir. Bu örgüt, kendi bölgesinde ve ülkede pramiliter hareketin tanınmış
kurucusu ve burjuva başkanlık seçmenlerinin gelecekteki muhtemel adayı
Antiquianın eski liberal faşist valisi tarafından kurulmuş
paramiliter bir orgüttür.
Rejim,
sistemin krizi ve barış
Ülkenin ekonomik yapısı ve Anayasa ve yasalar
tarafından kabul edilen kalkınma modeli, Kolombiya işçileri üzerinde
zalim bir sömürü rejimi uygulayan, sistemi değiştirmek için hiçbir
yasal ve barışcıl yol bırakmayan burjuvazinin ve yabancı
tekellerin haksız imtiyazlarını cisimleştirmektedir.
Kapitalizmin krizi derinleştikçe ve neoliberalizmin yıkıcı
sonuçları giderek daha fazla hissedildikçe, protesto olanakları
giderek daha fazla sınırlı hale gelmiştir. İktidarın
yasama ve yargı organları, Kolombiya halkını cendereye sıkıştıran
demir kemeri tamamlamaktadır.
Kolombiya,
krizin kritik bir aşamasındadır
Günümüzdeki kritik durum, Kolombiya halkının
büyük çoğunluğu ile yönetici kastlar arasındaki derinleşen
çelişkilerde, devletin tüm kurumları ile içınde bulunduğu
derin krizde, demokratik özgürlükleri kısıtlayan siyasi sistemin
erozyonunda kendisini göstermektedir. Burjuvazi, iki kalkınma modeli öneriyor:
egemen sınıfların belli kesimleri, dıştalayıcı
ve kapalı eski geleneksel demokrasi devletini savunurken;
modernizasyon yanlıları da, neoliberlaizm için daha büyük bir
iti anlamına gelen yüzeysel politik reformlar yapılmasını
ya da Pastrananın değiştirilmesini savunuyor. Her iki model de
özünde burjuva, emperyalist yanlısı ve muhafazakar olup halkın
çıkarlarını gözetmemektedir.
Bunun sonucu olarak ayaklanma, halk iktidarının
bir ifadesi ve halk için gerçek bir alternatif, ülke gerçekliğinin değişmesi
için bir perspektif haline gelmiştir.
Günümüz politik manzarası, yukarıda sayılan
faktörler nedeniyle, mevcut hükümetin politkaları ve Liberal Partinin
sahte muhalefeti nedeniyle pek gelecek vaat etmiyor. Neoliberalizm politikalarının
daha yaygın bir şekilde uygulanması işsizliği arttıracak,
ücretleri daha da düşürecek, yoksulluk ve sefaleti daha da yayacaktır;
çünkü her zamanki gibi, ekonomik krizin yükünü emekçi kitleler çekecektir.
Bu nedenle Kolombiya halkı, haklı olarak, isyan
etme ve protesto ve mücadelenin çeşitli biçimlerine başvurma hakkını
kullanıyor.
Birkaç ay önce Pastrana göreve glediğinde işçi
ve sendika hareketi sokaklara dökülerek yarım milyon kamu emekçisinin
-diğer halk kesimlerinin de desteğini alarak- katıldığı
ülke çapında üç haftalık bir genel greve gitmişti. Barıştan
çok söz eden bu hükümet, halkın protestolarına, hareketin öne sürdüğü
taleplerin inkarı ve baskı ile karşılık verdi. Ancak bu
hareket, IMF ve emperyalizmin finans kurumlarından ilhamını alan
hükümetin kibirine son vermeyi başardı.
Silahlı halk ordusunun yoğunlaşan
eylemleri ve askeri gücü tüm dünyanın gözünde açıklığa
kavuştu. Başkaldırı, Polis ve Silahlı Kuvvetleri önemli
yenilgilere uğrattı. Bu kurumlar, savundukları oligarşik sınıfların
gözünde bir itibar krizi yaşamaktadırlar.
Devrimci mücadeleyi bastırmak ve askeri hedeflerini
gerçekleştirememe olasılığı yüzünden halkı
kendi tarafına kazanmakla uğraşan hükümet, oligarşi ve
emperyalizm adına, uzun dönemdir beklenen bir hedefi gerçekleştirecek
bir çalışma programı sunmak yerine, daha çok içi boş
politik bir jest olan bir barış önerdi. Aslında hükümet,
gerillaların dağıtılmasını ve silahsızlanmasını
ya da gerilla güçlerini halk iktidarı mücadelesinin hedeflerinden vazgeçirmeyi
planlamaktadır. Bu nedenle, başkaldırının yanıtı,
devrimci askeri mücadeleyi bırakmadan kendi politik içerik ve hedeflerini
netleştirmek olmalıdır.
Pastrananın, devlet başkanı olmadan kısa
bir süre önce, FARC (Kolombiya Silahlı Devrimci Güçleri) Komutanları
Manuel Marulanda ve Briceño ile görüştüğü,
bu gerilla örgütünün beş belediyenin silahsızlandırılması
talebini onayladığı, ve 7 Ocak 1999 tarihinde gerçekleşecek
görüşmelerin düzenlenmesine katıldığı, Maguncia
Anlaşmasını takdir ettiği ve iktidarda olduğu dönemde,
ELN (Ulusal Kurtuluş Ordusu) tarafından önerilen biçimiyle yakın
geçmişte hiçbir örneği olmayan bir Ulusal Kongre toplamayı
kabul ettiği, Kolombiya Komünist Partisi (ML) ve Halk Kurtuluş
Ordusunun (EPL) tutumu ile ilgili bu örgütlerin önderi ve sözcüsü
Francisco Caraballo yoldaşın açıklamalarından olumlu bir biçimde
bahsettiği doğrudur. Ancak, başkaldırının denetimi
altındaki bölgelerde askeri baskı azalmadığı için,
hükümetin bu sınırlı esnekliğinin gerçekte nereye götürdüğünü
hepimiz biliyoruz.
Barış
sorununa devrimci bir yanıt
Halk iktidarı ve sosyalizm mücadelesi açısından,
kitlelerin durumunu geliştirmek ve devrimci mücadele için daha iyi sübjektif
koşullar yaratmak için yeni politik, ekonomik ve sosyal talepler mücadelelesi
açısından, Kolombiya Komünist Partisi (ML) ve EPL Barış
Diyalogu anlayışımızı ortaya koymuştur.
Barış Diyalogunu, toplumun çeşitli
kesimleri arasında ulusal planda gerçekleşecek büyük bir politik
tartışma olarak anlıyor ve ana kahramanı kentin ve kırların
geniş emekçi kitleleleri olan bu Diyalog sürecine katılımdaki
kararlığımızı tekrarlıyoruz.
Barış için birçok girişimde bulunan ve
devlet ve paramiliter şiddet tarafından yataratılan gerginlik
atmosferini yumuşatan, bazen de bunun bedelini hayatları ile ödeyen hükümet-dışı
sivil örgütlerin insan hakları için gösterdikleri cesaret ve başarıları
takdir ediyoruz. Bu örgütler de resmi ve paramiliter barbarlığın
hedefi haline geldiler. Burada asıl sorun, bu örgütlerin bazılarının,
niyet ve isteklerine rağmen, bugünkü anlaşmazlığın
gerçek sebepleri olan sermayenin çıkarlarını göz önünde
bulundurmamaları ve böylelikle hükümetin gerilla örgütlerini kavgacı
ve vahşi olarak tanıtlamalarına yarayan pasif tarafsızlığa
alan yaratmalarıdır. Sonunda bu örgütlerin bazıları özgürlüklerini
ve canlarını kurtarmak için halk ayaklanmasına saldırlar.
Simon Bolivar Gerilla Kordinasyonunun diğer örgütleriyle
ortak öneriler belirlemekten yanayız. 1991-92 yıllarında Caracas
ve Tlexcalada gerçekleşen
türden Ortak Önerilerin geliştirilmesinin devrimci süreç açısından
yararlı ve gerekli olduğuna inanıyoruz. Önerdiğimiz
politik tartışma, Yeni bir Kolombiyanın yolunu açacak sosyal
adalete dayalı bir barış yanlısı tüm taraflar arasında
birlik ve iletişime yer vermelidir. Önerilerin ve bazı diyalog süreçlerinin
önemli noktalarının şekil almaya başladığını
gözlemliyoruz.
Uzun bir şiddet tarihinin gösterdiği gibi,
Kolombiyanın iç çatışmasına siyasi bir çözüm sağlamanın
hakim sınıfların, onun siyasi partilerinin ve devletinin temel
sorumluluğu olduğu yeterince açıktır. Bunun başka
bir yolu yoktur: politik, ekonomik, sosyal, askeri, vb. çatışmalara
yol açan nedenleri ortadan kaldıracak gerçek değişiklikler
yapmak gerekir. Bir başka önemli nokta da, Kolombiyalıların bağımsız
kararlarına saygı göstermesi gereken ABD hükümetinin ve devletinin
bu sürece hiçbir şekilde müdahele etmemesidir.
Doğru bir politik yönelim, baskı ve
tehditlerin olmadığı güvenli bir barış süreci için,
silahlı-silahsız devrimci ve ilerici güçlerin katılımıyla,
işçi sınıfı ve halkın büyük çoğunluğunun,
, merkezinde yer alacağı bir diyalog için gerekli olan koşulları
yaratacaktır. Diyalog önerimiz: Açık bir diyalog doğrultusunda
gerçekleşebilir bir öneri, halkın ihtiyaçlarını,
isteklerini ve bunları gerçekleştirme yollarını açıkça
ifade edebildikleri geniş tartışmalarla zenginleştirilmelidir.
Büyük dönüşümler planı için kendi adımıza
şu konuları göz önünde bulundurmayı öneriyoruz:
Yasak bölgelerin olmadığı ve eşit
ilişkiler ilkesi temelinde, diğer devletlerle ilişkilerde bağımsızlık
ve kendi kaderini tayin hakkı;
Dış borçların iptali;
Doğal kaynaklarımızın korunması
konusunda tüm anlaşma ve zorunlulukların yeniden düzenlenmesi;
Halka zararlı ekonomik ve askeri anlaşmaların
incelenmesi, değiştirilmesi ve kaldırılması.
Demokratik ve anti-emperyalist bir hükümet için mücadele
çerçevesinde şu önerilerde bulunuyoruz:
Devlet yapısında gerçek demokratik değişikler;
Ülke sorunların çözümünde yurttaşların
katılımını garanti altına alan demokratik özgürlükler,
yaşama özgürlüğü ve devletin halkın insan haklarına
saygı göstermesi;
Paramiliter grupların ortadan kaldırılması;
Yüzsüz hakimlerin ortadan kaldırılmasından
başlamak üzere, adalet sisteminde ve uygulanmasında köklü değişiklikler;
Tüm siyasi tutuklulara özgürlük.
Üretim ve dağıtımda ülke ekonomisinde
esaslı değişikliklerin yapılmasına dayanmalıdır.
Neo-liberalizm kaldırılmalı ve ekonomi
Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve ulusal ve yabancı
tekellerin müdahelesine izin vermeyen ve sosyal refaha dayalı bir gelişime
dayanan bir şekilde ekonomi yeniden düzenlenmelidir.
Ulusal sanayi teşvik edilmeli ve üretim çoğunluğun
yararına olmalıdır.
Bütünlüklü bir kent ve tarım reformu.
Ulusal egemenlik kriterlerine uygun olarak uyuşturucukaçakçılığının
durdurulması ve toplumsal yatırım temelinde tarımın
desteklenmesi.
Ayrıca, aşağıdaki kriterlerin
diyalog açısından geçerliliğine işaret ediyoruz:
Barış, yeni bir toplum ve yeni bir Devlet mücadelesi,
Devletin ve toplumun demokratik dönüşümü ve çoğunluk için yaşam
ve çalışma koşullarının iyileşitirilmesi
temelinde olmalıdır.
Çatışmalar ortasında koşulsuz ve açık
bir diyalog kararı.
En geniş diyalogun geliştirilmesine hizmet
edecek koşullar yaratılması. Diyalog, büyük bir ulusal tartışma
haline gelmelidir; bu şekilde diyalog için bölgesel ve yerel
temsilcilerin seçilmesi mümkün olacaktır.
Toplumumuzun değişik katmanlarının
aktif ve sürekli katılımı. Halk, ulusal hükümetle görüşme
masasına temsilcilerini demokratik olarak seçmelidir; bu şekilde bölgesel
ve yerel görüşmelere temsilciler seçilebilir.
Bütünlüklü bir barış inşası sürecinin
tanımlanması.
Açık bir gündemin geliştirilmesi.
Devlet, vatandaşların politik haklarını
korumalıdır.
Paramiliter gruplar tanınmayacaktır.
Kolombiyanın iç meselelerine hiçbir şekilde
müdahele etmeyen bir uluslararası katılım. Bu anlamda,
Kolombiyadaki kirli savaşla ilgisi olan kurumların, hükümetlerin
ve bireylerin katılımına karşıyız. Bu yönüyle
ABD hükümetinin diyaloglara katılımına karşıyız.
Kolombiya,
Şubat 1999
Kolombiya
Komünist Partisi (Marksist-Leninist)
Ulusal Kurtuluş Ordusu (EPL)