Mesleki bir örgüt, aynı meslekte çalışan ve bu meslekle ilgili
sorunlarının çözümünü savunan kişilerden oluşur. Mesela
ayakkabıcıar sendikası, patrona ve devlete karşı,
mesleki haklarını savunan, ayakkabıcılardan oluşur.
Tabii ki
meslek çeşitliliğine göre, her meslekin alanına ait hakları
savunmak için değişik sendikalar oluşmaktadır. Her mesleki
alanın, kendine has özellikleri vardır. Ama bütün mesleklerin,
paylaşabilecekleri ve savunabilecekleri
ortak çıkarları ve talepleri de vardır. Emekçiler,
belirli bir mesleki gruba ait olmakla birlikte, aynı zamanda sosyal bir
tabakaya, yani işçi sınıfına dahildirler. Ayakkabıcı,
tuhafiyeci ya da bir başka küçük meslekten bir emekçi, kendi işinin
sahibi, yani zanaatçı ise, kendi haklarını savunmak üzere bir
mesleki örgüte üye olabilir; fakat bu durumda toplumsal bakımdan küçük
burjuva sınıf ve katmanlarına dahildir.
Mesleki örgütlerin özelliği, yürürlükteki yasalar çerçevesinde
daha iyi çalışma koşullarını elde etmek, üyelerinin
yaşam koşullarını düzeltmek için mücadele etmektir.
Mesleki taleplerini ülkelerinin anayasal çerçevesi içerisinde formüle
ederler.
Bugün kapitalist ülkelerdeki sendikalar, hükümeti devirmek ve sosyalizmi
kurmak için değil, emekçilerin maruz kaldıkları sömürü
derecesini azaltmak ve onların yaşam koşullarını düzeltmek
için mücadele etmektedirler. Siyasi iktidarı kazanmak gündemlerinde
yoktur. fiu anda istenilen, üretim döngüsü içerisindeki koşulların
düzeltilmesidir. Mesleki örgüt, programına sosyalist rejim yönetiminin
kurulmasını koyan proletarya partisi değildir. Kapitalist rejimi
devirmek isteğinde olan işçiler, kendi politik örgütlerinde,
proletarya partisinde birleşmek zorundadırlar.
Mesleki bir örgüt, siyasi iktidarı alma hedefini programına
koysa, siyasi bir partiye dönüşecek ve örgüt üyelerinin ve işçilerinin
kaçışına neden olacaktır. Böylelikle, mesleki örgüt halkın
desteğini ve mesleki anlamını yitirecektir.
Bundandır ki, mesleki bir örgüt tarafindan başlatılan bir
grev, devletin müdahalesi olsun ya da olmasın, varolan güç dengesine bağlı
olarak er ya da geç bir uzlaşmaya varmak ve patronlarla anlaşmak
durumundadır. Ve direkt olarak
patronların ortadan kalkmasını talep edemezler. Ücret artışı
ya da daha fazla hak alma amaçlı bir grevin, toplumun yapısını
değiştirme iddiası ya da amacı yoktur. Bazı solcular,
proletarya partisinin herhangi bir sektörde başlatılan bir grevi
devrime ve rejimi devirmeye kadar götürme durumunda olduğunu düşünüyorlar.
Her grevin sonunda devrimi bekleyen böylesi maceracı görüşü ran
işçi hareketinin geçmiş tarihinde görebiliriz. Mesleki örgütler,
halk örgütleri olarak kalmak zorundadırlar. Emekçilerin büyük bir
kesimini kendi mesleki birliği içerisinde birleştirmek zorundadırlar
bunlar. Fırın emekçilerinin bulunmadığı bir fırın
sendikasının hiçbir anlamı yoktur. Az sayıda üyesi olan
bir halk örgütünün, patronlar üzerinde baskı yapmak için gerekli gücü
olamaz, dolayısıyla patronların saldırıları karşısında
zayıf kalır ve hedef durumuna gelebilir. Ayrıca, toplumun belli
bir kesimi için hak talep eden belli bir mesleki branşa ait olmayan başka
örgütler de vardır. Kadın haklarını, çevrenin korunmasını
vb. savunan örgütler bu türden örgütlerdir. Kadın haklarını
savunan bir örgütün özelliği, kadınların en doğal haklarını
çiğneyen erkek egemen bir toplumda, bu kesimin taleplerine dayanmasıdır.
Bu örgütlenme bir taraftan hükümetten, kadiınların taleplerini içeren
yasaların çıkarılması talebini, öte tarafta, toplumda kök
salmış erkek egemen kültüre karşı mücadeleyi, yasalar çerçevesinde
savunmaktır. Üyeleri çeşitli mesleklerden geldiği için, bu örgütleme
mesleki bir örgütleme değildir ama, toplumun çeşitli tabakalarına
tabi olan büyük bir kadın kesimini temsil etme iddiasında bir halk
örgütü olabilir. Bu tür örgütlerin var olma ve çalışabilmeleri
için ilk koşul, kendi anayasasında ve yasalarında bu
faaliyetlere izin veren, en azından demokratik bir yönetimin varlığı
bir koşuldur. Toplum için tehlike arz etmediğini düşünerek
reformlar kabul edebilen, eden bir yönetim. Ücret talebi, mağazaların
açılıp kapanma saatlerinin değiştirilmesi, günlük çalışma
saatleri, tatiller, boşanma hakkı ya da çocuk bakımı ile
ilgili talepler, bir yönetimin temelini sarsan nitelikte talepler değillerdir.
Çeşitli değişiklikler, reform talebi ya da çıkarların
ortaklığı, toplumun normal ve barışçıl koşullarda
gelişme kaydetmesiyle mümkündür. Bir savaş döneminde, ücretlerin
yükseltilmesi için bir grev çağrısı, bu grevin örgütleyicisi
bir mesleki örgüt bile olsa, siyasi bir özellik kazanacaktır.
kinci Dünya Savaşı döneminde, naziler tarafından işgal
edilen Fransada, mesleki örgütlerin politika ile alakalarının
olmadığını bu nedenle de savaşın kendilerini
ilgilendirmediğini ileri sürdüklerini düşünün. Savaşın
her zaman önceden bilinir bir politik mantığın devamı olduğunu
düşünsek bile, nazilerin ve faşistlerin zaferi durumunda, demokratik
hakların herkes için yokolabileceğini ifade etmek gerekir.
Verilen bu örnekler, bu kavramların ne kadar görece ve esnek oldukları
ve koşulları gözönünde bulundurarak ve temkinle ifade etmek gerektiğini
ortaya koymaktadır. Bu tür durumlarda, aydın örgütlerinin durumu
daha karmaşık ve hassastır; çünkü mesleki aktiviteleri her
zaman bir sosyal eğilime dayanmaktadır. Bu örgütler, siyasi iktidarı
alma talebinde değildirler. Çoğu, ifade özgürlüğü, din ve düşünce
özgürlüğünü kapsayan daha geniş demokrasinin gerçekleşmesi
amacıyla mesleki görevlerini yapmaktadır. Bu dernekler, ayakta kalmak
için gerekli koşul olan demokratik haklar için mücadele etmektedirler.
Bu haklar olmaksızın, bu tür örgütlerden ve derneklerden
bahsedilemez. Aydınların mesleki örgütleri ile diğerleri arasında
bir fark vardır. Mesela ayakkabıcı sendikası, demokratik
olmayan koşullarda da çalışabilir ve ayakkabı üretebilir.
Ya da fırıncılar örgütü baskı altında da ekmek üretebilir;
ama bir yazar aynı durumda nasıl mesleğini yapabilir ki! (Bu
durumlarda bile mesleğini icra etmeye! devam edenler tabi ki var).
Bütün bunlar, başka durumlar için ve önceden belirlenmiş yazıların
dogmatik bir biçimde temel alınamayacağını göstermek için
belirtilmektedir. Somut verilere dayanmayan bir analiz yapılmadığı
zaman, yanlış, bilimsel ve diyalektik olmayan bir durum ve sonuç elde
edilir ancak.
Iranda bu tür mesleki örgütler, normal üretim güçleri ve üretim koşulları
ile evrimden geçmiş biçimsel bir kapitalist rejim ile karşı karşıya
değillerdir. Bu örgütler bütün demokratik hakları ve dernek kurma,
kendini ifade etme hakkını bile kendi anayasasında yasaklayan
dini faşizmle karşı karşıyadırlar. Bu koşullarda,
esas degişmesi gereken anayasanın kendisidir. fiu haklar kullanılabilir
ibaresini içeren anayasal bir çerçeveden artık bahsedilemez. Eski
rejimle kıyaslayacak olursak, hiç olmazsa demokratik haklar anayasada yazılı
idi ve normal olarak da kullanılabilirdi. Fakat, yeni islam rejimi bu
hakları tanımıyor bile. Rejimi övmeyen yazar, sanatçı ya
da kadın hakları savunucusu derneklerin kader ve geleceği
bellidir. Çalışma izni olanlar ise yönetimin suç ortakları
durumundadırlar; çünkü yönetimin caniliğini onaylatmak için bu tür
aydınlara ihtiyacı vardır. Kadınların taşlanarak
öldürülmesine göz yuman -ki kendi bacılari, anneleri ya da eşleri
de bu duruma düsebilir- ülkesinin vatandaşlarının çoğunun
dışlanmasına sessiz kalanlar, sanat ve artistik eserler
yaratsalar bile saygı görebilirler mi?
Sovyetler Birligi ve Polonyada milyonlarca insanın katliamına
göz yuman Hitler döneminde eser yaratan sanatçı
ve aydınlar insanlığın yüzkaraları değiller mi?
Yugoslav halkının yaşama hakkı talebine ve katliamına göz
yuman kişi, nasıl örgüt kurma hakkı ve özgürlüğü
isteyebilir ve onun için insanlardan yardım isteyebilir. Kendi haklarını
talep etmeyi, halkın temel hakları için mücadelesine bağlamayan
kişi, kendi çıkarlarını ön planda tutuyor demektir. Ülkemizin
milyonlarca kadın ve erkeğinin kollektif kaderi karşısında
bir duyarlılık ve moral hiçbir alaka göstermeyen bir örgüt, saygıyı
hakedemez. Toufan için, Iranda gerici bir rejimin olması, demokratik
haklar ve özgürlükler için mücadele etme önünde engel değildir. Iran
hükümetinin anayasası içerisinde bütün temel özgürlükleri, kendi
adamları hariç, yasakladığı göz önünde iken, herkesin sözde
bu anayasaya saygı göstererek hareket etme ve çalışma bekleme
saflığına düşmemek gerekir. Bu sisteme demokratik özgürlükleri
ve hakları tanımayı dayatmak gerekir. Anayasasında tanımasa
bile, bu hakların pratikte gerçekleşmesini engelleyici tutumundan
vazgeçirmek gerekir. Bu hakları kazanmak için güç dengesinin değişmesi
gerekiyor. Sadece aydınlar, yazarlar ve sanatçılar için bazı
haklar elde etmek, Iranda özgürlükler sorununu çözmez. Ne de rejim
demokratik bir rejime dönüşmüş olur.
Dinci burjuvazinin yalanları işlemeye devam etmektedir. Rejimde
gedikler açarak vurmak, ancak emekçilerin devrimci baskısı ile mümkündür;
yoksa ne cumhurbaşkanının ne de bakanlarının sempatik gösterişleri
ile mümkün değildir. Halkın kurtuluşu ve bu rejime son
verebilmek için bütün Iran halkını birleştirmek gerekir.
Gerici bir rejimden, kendisini reforme etmesini isteyemeyiz. Daha çok dayatmak
gerekir. Dini rejimin kendi içerisinde reforme olabileceğini düşünenler
yanılıyorlar. Din, temel olarak bilime, yurttaşlığa ve
demokrasiye aykırıdır ve çelişki halindedir. Zaten bunun için
Avrupa, dini, devlet işlerinden ayırdı. Reformlarla, rejimin
kendi kendisini devirebileceğini ya da intihar anlamına gelen adımlar
atabileceğini düşünenler, 20 yıldır kan ve kılıç
üzerinde iş yapan rejimden ders çıkarmadıklarını
ortaya koyuyorlar. Bunlar, kalemlerini bu rejimi devirmek için halka bilgi ve
yol göstermek için kullanacaklarına, Hateminin gülücüklerine ve
Z.Khordadenin sahte vaatlerine dayanıyor ve rejime de renk katıyorlar.
Rejim içerisindeki değişik fraksiyonlar arasındaki kavgada
halkın tarafını seçeceklerine, Hateminin tarafını
seçtiler. Z. Khordadenin deneyimleri de gösterdi ki, eylemlere dayanarak
reformlar elde edilebilir; ama sadece reform istemekle yetinmek hiçbir şey
elde edememek demektir. Bu, bir babanın oğluna büyüyünce ne iş
yapacağını sorması hikayesini hatırlatıyor. Çocuk,
büyüyünce kendisi gibi çöpçü olacağını söyler. Babası
da kendisine: Ben doktor olmak istiyordum, çöpçü oldum. Sen de çöpçü
olmayı düşünüyorsun, ne olabilecegini tahmin et der.
Iran Emek Partisi (Tufan)