İRAN


Teorinin arkasına gizlenmeden varolan bir somut durum tespiti


Mesleki bir örgüt, aynı meslekte çalışan ve bu meslekle ilgili sorunlarının çözümünü savunan kişilerden oluşur. Mesela ayakkabıcıar sendikası, patrona ve devlete karşı, mesleki haklarını savunan, ayakkabıcılardan oluşur.

Tabii ki meslek çeşitliliğine göre, her meslekin alanına ait hakları savunmak için değişik sendikalar oluşmaktadır. Her mesleki alanın, kendine has özellikleri vardır. Ama bütün mesleklerin, paylaşabilecekleri ve savunabilecekleri  ortak çıkarları ve talepleri de vardır. Emekçiler, belirli bir mesleki gruba ait olmakla birlikte, aynı zamanda sosyal bir tabakaya, yani işçi sınıfına dahildirler. Ayakkabıcı, tuhafiyeci ya da bir başka küçük meslekten bir emekçi, kendi işinin sahibi, yani zanaatçı ise, kendi haklarını savunmak üzere bir mesleki örgüte üye olabilir; fakat bu durumda toplumsal bakımdan küçük burjuva sınıf ve katmanlarına dahildir.

Mesleki örgütlerin özelliği, yürürlükteki yasalar çerçevesinde daha iyi çalışma koşullarını elde etmek, üyelerinin yaşam koşullarını düzeltmek için mücadele etmektir. Mesleki taleplerini ülkelerinin anayasal çerçevesi içerisinde formüle ederler.

Bugün kapitalist ülkelerdeki sendikalar, hükümeti devirmek ve sosyalizmi kurmak için değil, emekçilerin maruz kaldıkları sömürü derecesini azaltmak ve onların yaşam koşullarını düzeltmek için mücadele etmektedirler. Siyasi iktidarı kazanmak gündemlerinde yoktur. fiu anda istenilen, üretim döngüsü içerisindeki koşulların düzeltilmesidir. Mesleki örgüt, programına sosyalist rejim yönetiminin kurulmasını koyan proletarya partisi değildir. Kapitalist rejimi devirmek isteğinde olan işçiler, kendi politik örgütlerinde, proletarya partisinde birleşmek zorundadırlar.

Mesleki bir örgüt, siyasi iktidarı alma hedefini programına koysa, siyasi bir partiye dönüşecek ve örgüt üyelerinin ve işçilerinin kaçışına neden olacaktır. Böylelikle, mesleki örgüt halkın desteğini ve mesleki anlamını yitirecektir.

Bundandır ki, mesleki bir örgüt tarafindan başlatılan bir grev, devletin müdahalesi olsun ya da olmasın, varolan güç dengesine bağlı olarak er ya da geç bir uzlaşmaya varmak ve patronlarla anlaşmak durumundadır. Ve direkt  olarak patronların ortadan kalkmasını talep edemezler. Ücret artışı ya da daha fazla hak alma amaçlı bir grevin, toplumun yapısını değiştirme iddiası ya da amacı yoktur. Bazı solcular, proletarya partisinin herhangi bir sektörde başlatılan bir grevi devrime ve rejimi devirmeye kadar götürme durumunda olduğunu düşünüyorlar. Her grevin sonunda devrimi bekleyen böylesi maceracı görüşü ‹ran işçi hareketinin geçmiş tarihinde görebiliriz. Mesleki örgütler, halk örgütleri olarak kalmak zorundadırlar. Emekçilerin büyük bir kesimini kendi mesleki birliği içerisinde birleştirmek zorundadırlar bunlar. Fırın emekçilerinin bulunmadığı bir fırın sendikasının hiçbir anlamı yoktur. Az sayıda üyesi olan bir halk örgütünün, patronlar üzerinde baskı yapmak için gerekli gücü olamaz, dolayısıyla patronların saldırıları karşısında zayıf kalır ve hedef durumuna gelebilir. Ayrıca, toplumun belli bir kesimi için hak talep eden belli bir mesleki branşa ait olmayan başka örgütler de vardır. Kadın haklarını, çevrenin korunmasını vb. savunan örgütler bu türden örgütlerdir. Kadın haklarını savunan bir örgütün özelliği, kadınların en doğal haklarını çiğneyen erkek egemen bir toplumda, bu kesimin taleplerine dayanmasıdır. Bu örgütlenme bir taraftan hükümetten, kadiınların taleplerini içeren yasaların çıkarılması talebini, öte tarafta, toplumda kök salmış erkek egemen kültüre karşı mücadeleyi, yasalar çerçevesinde savunmaktır. Üyeleri çeşitli mesleklerden geldiği için, bu örgütleme mesleki bir örgütleme değildir ama, toplumun çeşitli tabakalarına tabi olan büyük bir kadın kesimini temsil etme iddiasında bir halk örgütü olabilir. Bu tür örgütlerin var olma ve çalışabilmeleri için ilk koşul, kendi anayasasında ve yasalarında bu faaliyetlere izin veren, en azından demokratik bir yönetimin varlığı bir koşuldur. Toplum için tehlike arz etmediğini düşünerek reformlar kabul edebilen, eden bir yönetim. Ücret talebi, mağazaların açılıp kapanma saatlerinin değiştirilmesi, günlük çalışma saatleri, tatiller, boşanma hakkı ya da çocuk bakımı ile ilgili talepler, bir yönetimin temelini sarsan nitelikte talepler değillerdir. Çeşitli değişiklikler, reform talebi ya da çıkarların ortaklığı, toplumun normal ve barışçıl koşullarda gelişme kaydetmesiyle mümkündür. Bir savaş döneminde, ücretlerin yükseltilmesi için bir grev çağrısı, bu grevin örgütleyicisi bir mesleki örgüt bile olsa, siyasi bir özellik kazanacaktır.

‹kinci Dünya Savaşı döneminde, naziler tarafından işgal edilen Fransa’da, mesleki örgütlerin politika ile alakalarının olmadığını bu nedenle de savaşın kendilerini ilgilendirmediğini ileri sürdüklerini düşünün. Savaşın her zaman önceden bilinir bir politik mantığın devamı olduğunu düşünsek bile, nazilerin ve faşistlerin zaferi durumunda, demokratik hakların herkes için yokolabileceğini ifade etmek gerekir.

Verilen bu örnekler, bu kavramların ne kadar görece ve esnek oldukları ve koşulları gözönünde bulundurarak ve temkinle ifade etmek gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu tür durumlarda, aydın örgütlerinin durumu daha karmaşık ve hassastır; çünkü mesleki aktiviteleri her zaman bir sosyal eğilime dayanmaktadır. Bu örgütler, siyasi iktidarı alma talebinde değildirler. Çoğu, ifade özgürlüğü, din ve düşünce özgürlüğünü kapsayan daha geniş demokrasinin gerçekleşmesi amacıyla mesleki görevlerini yapmaktadır. Bu dernekler, ayakta kalmak için gerekli koşul olan demokratik haklar için mücadele etmektedirler. Bu haklar olmaksızın, bu tür örgütlerden ve derneklerden bahsedilemez. Aydınların mesleki örgütleri ile diğerleri arasında bir fark vardır. Mesela ayakkabıcı sendikası, demokratik olmayan koşullarda da çalışabilir ve ayakkabı üretebilir. Ya da fırıncılar örgütü baskı altında da ekmek üretebilir; ama bir yazar aynı durumda nasıl mesleğini yapabilir ki! (Bu durumlarda bile mesleğini icra etmeye! devam edenler tabi ki var).

Bütün bunlar, başka durumlar için ve önceden belirlenmiş yazıların dogmatik bir biçimde temel alınamayacağını göstermek için belirtilmektedir. Somut verilere dayanmayan bir analiz yapılmadığı zaman, yanlış, bilimsel ve diyalektik olmayan bir durum ve sonuç elde edilir ancak.

Iran’da bu tür mesleki örgütler, normal üretim güçleri ve üretim koşulları ile evrimden geçmiş biçimsel bir kapitalist rejim ile karşı karşıya değillerdir. Bu örgütler bütün demokratik hakları ve dernek kurma, kendini ifade etme hakkını bile kendi anayasasında yasaklayan dini faşizmle karşı karşıyadırlar. Bu koşullarda, esas degişmesi gereken anayasanın kendisidir. fiu haklar kullanılabilir ibaresini içeren anayasal bir çerçeveden artık bahsedilemez. Eski rejimle kıyaslayacak olursak, hiç olmazsa demokratik haklar anayasada yazılı idi ve normal olarak da kullanılabilirdi. Fakat, yeni islam rejimi bu hakları tanımıyor bile. Rejimi övmeyen yazar, sanatçı ya da kadın hakları savunucusu derneklerin kader ve geleceği bellidir. Çalışma izni olanlar ise yönetimin suç ortakları durumundadırlar; çünkü yönetimin caniliğini onaylatmak için bu tür aydınlara ihtiyacı vardır. Kadınların taşlanarak öldürülmesine göz yuman -ki kendi bacılari, anneleri ya da eşleri de bu duruma düsebilir- ülkesinin vatandaşlarının çoğunun dışlanmasına sessiz kalanlar, sanat ve artistik eserler yaratsalar bile saygı görebilirler mi?  Sovyetler Birligi ve Polonya’da milyonlarca insanın katliamına göz yuman Hitler döneminde eser yaratan  sanatçı ve aydınlar insanlığın yüzkaraları değiller mi? Yugoslav halkının yaşama hakkı talebine ve katliamına göz yuman kişi, nasıl örgüt kurma hakkı ve özgürlüğü isteyebilir ve onun için insanlardan yardım isteyebilir. Kendi haklarını talep etmeyi, halkın temel hakları için mücadelesine bağlamayan kişi, kendi çıkarlarını ön planda tutuyor demektir. Ülkemizin milyonlarca kadın ve erkeğinin kollektif kaderi karşısında bir duyarlılık ve moral hiçbir alaka göstermeyen bir örgüt, saygıyı hakedemez. Toufan için, Iran’da gerici bir rejimin olması, demokratik haklar ve özgürlükler için mücadele etme önünde engel değildir. Iran hükümetinin anayasası içerisinde bütün temel özgürlükleri, kendi adamları hariç, yasakladığı göz önünde iken, herkesin sözde bu anayasaya saygı göstererek hareket etme ve çalışma bekleme saflığına düşmemek gerekir. Bu sisteme demokratik özgürlükleri ve hakları tanımayı dayatmak gerekir. Anayasasında tanımasa bile, bu hakların pratikte gerçekleşmesini engelleyici tutumundan vazgeçirmek gerekir. Bu hakları kazanmak için güç dengesinin değişmesi gerekiyor. Sadece aydınlar, yazarlar ve sanatçılar için bazı haklar elde etmek, Iran’da özgürlükler sorununu çözmez. Ne de rejim demokratik bir rejime dönüşmüş olur.

Dinci burjuvazinin yalanları işlemeye devam etmektedir. Rejimde gedikler açarak vurmak, ancak emekçilerin devrimci baskısı ile mümkündür; yoksa ne cumhurbaşkanının ne de bakanlarının sempatik gösterişleri ile mümkün değildir. Halkın kurtuluşu ve bu rejime son verebilmek için bütün Iran halkını birleştirmek gerekir. Gerici bir rejimden, kendisini reforme etmesini isteyemeyiz. Daha çok dayatmak gerekir. Dini rejimin kendi içerisinde reforme olabileceğini düşünenler yanılıyorlar. Din, temel olarak bilime, yurttaşlığa ve demokrasiye aykırıdır ve çelişki halindedir. Zaten bunun için Avrupa, dini, devlet işlerinden ayırdı. Reformlarla, rejimin kendi kendisini devirebileceğini ya da intihar anlamına gelen adımlar atabileceğini düşünenler, 20 yıldır kan ve kılıç üzerinde iş yapan rejimden ders çıkarmadıklarını ortaya koyuyorlar. Bunlar, kalemlerini bu rejimi devirmek için halka bilgi ve yol göstermek için kullanacaklarına, Hatemi’nin gülücüklerine ve Z.Khordade’nin sahte vaatlerine dayanıyor ve rejime de renk katıyorlar.

Rejim içerisindeki değişik fraksiyonlar arasındaki kavgada halkın tarafını seçeceklerine, Hatemi’nin tarafını seçtiler. Z. Khordade’nin deneyimleri de gösterdi ki, eylemlere dayanarak reformlar elde edilebilir; ama sadece reform istemekle yetinmek hiçbir şey elde edememek demektir. Bu, bir babanın oğluna büyüyünce ne iş yapacağını sorması hikayesini hatırlatıyor. Çocuk, büyüyünce kendisi gibi çöpçü olacağını söyler. Babası da kendisine: “Ben doktor olmak istiyordum, çöpçü oldum. Sen de çöpçü olmayı düşünüyorsun, ne olabilecegini tahmin et” der.

Iran Emek Partisi (Tufan)