EKVADOR


Ekvador’da halk ayaklanması


Ekvador işçileri ve halkı, mücadeleleri ve sokak gösterileri yoluyla 1997 fiubat’ında devlet başkanı Bucaram’ı defetmişlerdi. Bu olayın, kitlelerin mücadelesinin yükselişe geçtiği bir dönemin başlangıcı olduğunu söyeleyebiliriz.

Fabian Alarcon’un geçiş hükümeti döneminde, halkın ve ülkedeki değişik toplumsal katmanların mücadelesinin ısrarlı ve devamlı olduğu ve hareketin yükseldiği görüldü. Ekonomik, siyasi ve toplumsal alandaki krizin derinleşmesi ve burjuva ekonomik grupların, neoliberal politikaların daha ileri düzeyde uygulanması yönündeki baskıları, geçmişte pasif olan katmanların protestolara katılmalarına yol açtı. Böylece, gerçek amacı ülke ekonomisinin stratejik sektörlerindeki kamu işletmelerinin özelleştirilmesi olan, sözde “devletin modernleştirilmesi” planlarının gerçekleştirilmesine engel olmak için, toplumsal mücadelenin bir parçası haline geldiler. Burada, başta gençlik olmak üzere, halkın mücadele biçimlerinin radikalleşmesine de dikkat çekmek gerekir.

Mahuad, Ağustos 1998’de iktidara geldiğinde, kitlelerin taleplerini pasifize etme amaçlı yoğun propagandaya rağmen, kitle hareketi seviyesini korumakla kalmadı, daha da ilerledi. Hükümetteki 45 günün ardından Mahuad, Eylül ayında uygulamaya konan ekonomik paketi reddeden işçilerin, köylülerin, öğretmenlerin, küçük tüccarların ve öğrencilerin ilk genel grevi ile karşı karşıya geldi.

Hükümet, protestolara her zaman baskı ile karşılık vermiş ve bu genel grevin bilançosu 11 ölü, onlarca yaralı ve yaklaşık bin kişinin tutuklanması olmuştu. Yaşamını yitiren 11 yoldaş arasında sendikacı Saul Canar ile Jaime Hurtado, Pablo Tapia ve Wellington Burja yoldaşlar da vardı.

1999’un Mart ve Temmuz ayları halk mücadelesinin iki doruğunu oluşturdu. Mart ayında milyonlarca Ekvadorlunun bankalardaki tasarruflarına el konulmasını da içeren ekonomik tedbirler nedeniyle, emekçi kitlelerin zaten kötü olan yaşam koşulları daha da kötüleşti. Temmuz’da ise, gıda maddelerine yapılan zamlar önemli hareketlenmelere neden oldu. Halk, her iki olaya da, ülkeyi günlerce felce uğratan ayaklanmalarla cevap verdi. Ağır baskılara ve hükümetin ilan ettiği olağanüstü hale rağmen Ekvador halkı ülkeyi ele geçirdi; hükümet geri adım atmak zorunda kaldı. Böylece halk, talepleri açısından ve siyasi ve örgütsel alanlarda önemli zaferler kazandı.

Bunlar, kitlelerin talepleri doğrultusunda başlayan ve gelişen mücadelelerdi; militanlar, devlet başkanı Mahuad’ın düşürülmesi hedefini  koymuşlardı; ancak bunu gerçekleştiremediler. Mart’ta Yurtsever Cephe yeniden harekete geçti ve ilk kez, mücadele içinde yer alan tüm örgütleri biraraya getiren Halk Kongresi’ne katıldı.

Ulusal Meclis’te Demokratik Sol partiler ve Pachakutik tarafından temsil edilen sosyal demokrasi, her iki olayda da, sallantıda olan hükümeti kurtaracak araçlar ileri sürdü. Böylece, siyasi görüşmeler yoluyla Mahuad kurtulmuş oldu ve bunun karşılığında halk kitlelerinin talep ettiği programın bazı noktalarını kabul etti. Ancak, buna dayanamayan hükümet, tüm burjuva kurumları gibi zayıflamaya devam ederken, Mahuadı köşeye sıkıştırma ve gelecek ilk fırsatta kendi mücadeleleri yoluyla ondan kurtulma inancını taşıyan halkın morali yükseldi.

Mart ayında, bu başarıların tahlilini yapan partimiz, yanmaya devam eden alevin, her an bir yangına dönüşebileceği sonucuna vardı.

Kriz içindeki bir toplum

Hızla kötüleşen yaşam koşullarına, hükümetin IMF taleplerine ve neoliberal politikalarına boyun eğmesine, ABD emperyalizminin siyasi müdahalelerine ve ülkemizi sömürgeleştirme girişimlerine ve rejimin her bir kolunda skandal yaratan rüşvet ve yolsuzluklara karşı halkımız bu aylarda sürekli ve önemli mücadeleler yürüttü.

 

Başka türlü de olamazdı zaten; çünkü Mahuad hükümeti döneminde ücretlerin alım gücü yüzde 170 düştü; (Ekvador para birimi) sucre yüzde 450 oranında devalüe edildi; bir yıldan daha az bir süre içinde devlet ve özel sektörde 300 bin kişi işini kaybederek şu anda toplam 675 bini bulan işsizler ordusuna katıldı (ki bu rakama eksik istihdam halindeki bir milyon yüz bin kişiyi de eklemek gerekir); yani işgücünün sadece yüzde 27’si tam istihdam halindedir. Bunlara bir de yüzde 60’ı bulan enflasyon oranını eklemek gerekir.

1998’de nüfusun en zengin yüzde 5’inin geliri, en yoksul yüzde 5’in gelirinin 109 katı iken, bu uçurum 1999’da 203 katına yükseldi. 12 milyonluk toplam nüfusun 7 milyon 700 bini gıda, eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamaz durumdadır. Yoksulluk içinde yaşayan bu kesimin bir milyon 629 binini yerliler oluşturmaktadır. Yoksulluk içinde “ayakta kalan”ların en yoksul yüzde 10’luk kesimi 240 bin aileye tekabül etmekte ve aile başına ortalama 17,84 ABD dolarını bulan gelirleriyle milli gelirden aldıkları toplam pay sadece yüzde 0,8 olmaktadır. Resmi verilere göre, aylık temel harcamalar için 180 dolar, yoksulluk sınırında yaşamı sürdürmek için ise 136 dolar gerekirken, bir işçinin aylık ücreti sadece 47 dolardır.

Bu yaşam koşulları emekçi kitleleri boğarken, finans burjuvazisi kendisi için ayrılan üç milyar dolarlık yardımdan faydalanmış, yüzyılın soygununu yapmış, tasarruf sahiplerinin paralarını çalmış, milyonlarca doları ülke dışına kaçırmış ve bu işi hükümetin yardımıyla yapmıştır. Yolsuzluklar yapan bu bankerler ve işletmeler, Mahuad’ın seçim kampanyasını finanse etmiş ve Mahuad’ın, unutulmasını ümit ettiği bir skandala yol açmışlardı.

Ekvador, son 70 yılın en büyük ekonomik krizini yaşamaktadır. 1999’da GSMH’sı yüzde -7 ile negatif büyüme göstermiş, dış borç ödemelerinin genel devlet bütçesi içindeki payı yüzde 51’i bulmuştur.

Halk arasında sürekli bir hoşnutsuzluğa yol açan koşullar bunlardır. Emekçi kesimler içinde derin bir hoşnutsuzluk gelişmekte, toplum içinde, mevcut yaşam koşullarını geride bırakacak köklü değişiklikler yapma gereğini ifade eden bir memnuniyetsizlik kendisini açıktan göstermektedir.

Mahuad hükümeti süresince halk hareketlenmelerinin devamlı olmasının ve burjuvazinin, ABD emperyalizmine tam bir boyun eğme tutumuna uygun olarak neo-liberal programı uygulama çabalarının geri tepmesinin nedeni budur. Mahuad hükümeti hızla destek kaybetti. Aynı burjuvazinin şirketlerinin yaptığı kamuoyu anketleri, son birkaç ay içinde halk desteğinin yüzde 8-10’lara düştüğünü ve halkın yüzde 60’ının Mahuad’ın gitmesi gerektiği düşüncesini taşıdığını gösterdi.

Yurtsever Cephe ayaklanma çağrısı yapıyor

Aralık 1999’da Yurtsever Cephe, sömürgeci ve ihanetçi hükümete karşı Ocak ayında bir halk ayaklanması çağrısı yaptı. Bu çağrının temel amacı, bir yandan Mahuad hükümetini düşürmek ve Ulusal Meclis ile Adalet Divanı’nı tasfiye etmek, öte yandan da, halk örgütleri temsilcileri, küçük ve orta ölçekli işverenler, ilerici siyasi partiler, Silahlı Kuvvetler’in yurtsever kesimleri, yoksulların haklarını savunan dini liderler ve ülkenin iyiliğini isteyen tüm ilerici ve demokratlardan oluşan bir yurtsever ulusal birlik hükümeti kurmaktı. Bu geçiş hükümeti, belli bir program etrafında hareket edecekti.

 “Yeni bir Ekvador için Hükümet”in programı, halkçı bir karaktere sahip, demokratik ve ulusal bağımsızlık yanlısı bir içerik taşımaktadır. Başka şeylerin yanı sıra, dolar karşısında ulusal para birimi sucrenin değerinin sabitleştirilmesini; bankerler, sanayiciler ve büyük ihracat-ithalat şirketlerinin elindeki hisselere el konulmasını; dış borçların ödenmesi konusunda bir moratoryumu; üretime yönelik altyapının acil olarak harekete geçirilmesini içeren tedbirleri; ücretlerde genel bir artışı; çeşitli milliyetlerin ve yerlilerin siyasi haklarına saygı gösterilmesini ve kültürlerinin geliştirilmesini; ABD askeri üslerinin kurulmasına karşı muhalefeti; ülkedeki rüşvet ve yolsuzlukların cezalandırılmasını ve bunlara son verecek tedbirlerin alınmasını, vb. öngörmektedir. Bu program, toplumun ilerici ve demokratik kesimleri tarafından yerine getirilecektir. Bu, devrimci bir hükümet kurma planı olmadığı gibi, o zaman halk iktidarını ele geçirmek de mümkün değildi. CONAIE’nin programa ilişkin getirdiği öneri de, esas olarak Yurtsever Cephe’nin programı ile örtüşüyordu.

Bu genel çerçeve içinde olmak üzere CONAIE’ye mücadeleyi gözetme çağrısında bulunan Yursever Cephe, 6 Ocak’ta, şehirlerde hareketlenmeler, toplantılar, kırsal bölgelerde yol kapatmalar şeklinde protestolar başlattı. Hükümetin cevabı yine olağanüstü hal ilan etmek, baskıya başvurmak ve hareketi “yıkıcı” ilan etmek oldu.

Gelecek günlerde mücadelenin daha da yoğunlaşacağı belliydi. Fuera Mahuad’ın Yurtsever Hükümeti’nin!!. talimatları dinlenmedi; hükümet sallantıdaydı. Bu koşullarda CONAIE, 15 Ocak’tan itibaren üyelerini bir yerli ayaklanması örgütlemeye ve başkenti işgale çağırdı. Bu eylemler 17 Ocak’ta başladı.

Mahuad, günlerinin sayılı olduğunun farkındaydı ve pervasız bir politik manevra ile 9 Ocak’ta ülke ekonomisinin “dolara endekslenmesi” yönünde bir karar çıkardı. Burjuvazi hızla bu öneri etrafında yeniden birleşti ve büyük bir hevesle öneriyi destekledi. Halkın bazı kesimlerinin bu tedbir konusunda kafası karışıktı ve bu durum hareket içinde tereddütlere neden oldu. Ancak bu geçici bir durumdu; dolara endekslemenin yol açacağı sonuçlara ilişkin yapılan yoğun ajitasyon, bu uygulamanın gerçek yüzünün açığa çıkarılmasını sağladı ve kitleler yeniden mücadele etrafında birleşti. Mahuad’ın istifa etmesi yönündeki halk talepleri ile karşı karşıya gelince oportunist bir biçimde bu talebi destekleyen burjuva kesimler, şimdi bayraklarını düşürmüş ve hükümetin önerilerine sığınmışlardı. Halk ise Mahuad’ın düşürülmesi konusunda ısrarlıydı.

Politik bir hareket

Maddi ihtiyaçlar etrafındaki talepleri merkezine almış olan Mart ve Temmuz 1999 ayaklanmalarından farklı olarak, bu son ayaklanma, politik bir hareketti. Halk, Mahuad’ı düşürmek, Ulusal Meclis’i ve mahkemeleri dağıtmak ve kendi hükümetini kurmak için mücadele etti. Bu mücadelenin temel çıkış noktası buydu.

Ayaklanmanın önderliğini yapan kesimlerde, hükümeti düşürmenin gerekliliği konusunda hemfikir olan, ancak stratejik hedefleri ve mücadele mekanizmaları farklı olan iki eğilim ortaya çıktı.

Işçi sınıfının, köylülüğün, yerli hareketinin, öğrencilerin, genel olarak halk örgütlerinin yanında demokratik, ilerici ve içlerinde partimizin de aktif olduğu devrimci partilerin ve siyasi hareketlerin örgütlerini biraraya getiren Yurtsever Cephe, liderlik kutuplarından birini oluşturuyordu. Bu Cephe,  devrim güçlerini biriktirme fikrini savunan ve mücadeleye yeni kesimleri katma hedefiyle Halk Kongresi’nin işleyişinin devamı için çalışan devrimci bir projedir.

Yurtsever Cephe, hareketin taleplerinin ilerlemesini sağlayacak çeşitli mücadele biçimlerinin ülke çapında geliştirilmesi, düzenin güçlerine karşı mücadele etme ve halk hareketi ile onları yenilgiye uğratma çağrısı yaptı.

Hareketin diğer unsuru ise CONAIE idi. Bu da yine bir halk projesi olmakla birlikte, özellikle liderlik kesimi, örgütün devrimci bir rol oynaması ihtimaline karşı, mücadele edenlerin rolünü ılımlılaştıran, reformist ve sosyal demokrat tutumlar empoze etti.

CONAIE’nin bazı liderleri ve danışmanları, baştan itibaren ayaklanmaya barışçıl bir karakter verme, onu politikleşmekten alıkoyma konusunda ısrarcı bir tutum takındılar. Bu tutumlarıyla, burjuvazinin, protestoyu yasaların izin verdiği sınırlar ve “medeni ve demokratik tutumun talepleri” içinde tutma çağrısıyla birleşmiş oldular. Siyasi ajitatörlerin mücadeleye müdahalesine izin vermeme ve “hareketin içine sızan unsurları dışlama” tutumlarıyla daha da ileri gittiler.

Ayaklanmanın gelişimi içinde, aynı liderler, mücadeleye önderlik eden iki akımın birliğini somutlaştırma ve süreç içinde Silahlı Kuvvetler’in belli kesimleri ile anlaşmaya öncelik verme konusunda kararlıydılar. Bu tutum, özellikle hedeflerin ve onlara varmak için gerekli olan mücadele biçimlerinin politik algılanışı konusunda hareketin güç kazanmasına engel oldu. CONAIE liderlerinin bu tutmlarına rağmen, birçok bölgede, halkın mücadeleye yüksek bir seviyede katılımını sağlayan birleşik eylemler gelişti.

Yurtsever Cephe, ülke genelinde bir halk ayaklanmasının örgütlenmesi çağrısı yaparak bunun takipçisi oldu. CONAIE ise, Silahlı Kuvvetler’in belli bir kesimi ile anlaşmalar yapma konusunda çabalarını yoğunlaştırdı.

Ocak ayında, kitle hareketinin belli bir ideolojik ve politik gelişme kaydettiği ve bu tür mücadeleye daha yaygın katılım gösterdiği görüldü. Halk ayaklanması, protestonun bir aracı haline gelerek burjuvaziye birçok konuda geri adım attırdı ve bu durum mücadele kararlılığınıve hak almak ve zafer kazanmak için mücadelenin gerekliliğini gösterdi.

Geçmişte halk, taleplerine Meclis’te cevap bulma umudunu taşıyordu. Bucaram devlet başkanlığından atıldığında ve Mart ve Temmuz 99 ayaklanmalarında durum böyleydi. Bugün ise, tersine Meclis mücadeleden korkmakta; halk ise, Mahuad’ın düşürülmesi durumunda benzer bir hükümetin kurulması korkusunu aşarak, kendi hükümetini kurma umudunu taşımaktadır. Emekçi kitlelerin kendi hükümetlerine sahip olma arayışı, onların bilinç seviyesinde yeni bir aşamayı ifade etmektedir.

Halk, hükümeti ele geçirmeye çalışmış, ancak bunu başaramamıştır. Ayaklanma sürecinde, Meclis, Yüksek Adalet Divanı, bakanlıklar, Denetleme Kurulu, birçok yerel yönetimler vb. kurumlar ele geçirilmiş, temsilciler seçilmiştir. Bu, halkın kendi rejimini kurma özleminin bir ifadesidir. Ancak buna rağmen, hareketten sonra bu kurumlar aynı kalmış, sonuçları burjuvazinin kendisi toplamıştır.

Kısmi bir zafer

Halk, politik ve ideolojik açıdan önemli bir zafer kazanmış, ancak bu zafer kısmi olmuştur.

Kitlelerin harekete geçmesiyle birlikte,  Clinton yönetiminin ve ülkedeki güçlü ekonomik çevrelerin açık desteğiyle ayakta duran Mahuad hükümetini düşürdük. Mahuad düştü ve geçici bir hükümet kuruldu.

Halkın Demokrasi Partisi (hıristiyan demokrat) etrafında gruplaşan Mahuad’ın ekonomik ve siyasi grubunu yenilgiye uğrattık. Burjuva kurumları fena sarsıldı; ideolojik ve politik alanda emperyalizme ve bir bütün olarak burjuvaziye darbe indirdik. Kitlelerin sistemin kurumlarına saygısı kalmadı.

Amerikan emperyalizmi, Kolombiya halkına karşı müdahaleci planları gibi Ekvador’daki ekonomik ve siyasi çıkarlarının da tehlikeye düştüğünü açıkça gördü. Ekvador’u ticari ve siyasi izolasyon ile tehdit edip, güçlerini harekete geçirerek, Amerika Devletler Topluluğu (OAS) Genel Sekreteri de dahil olmak üzere, birçok devlet başkanından “demokrasi” yanlısı deklarasyonlar aldı.

Marx’ın belirttiği gibi, kriz, çelişkileri açığa çıkardı.

Ordu bölünmüştü. Kendi içinde, düşük rütbeli subaylar arasında büyük politik çelişkiler ortaya çıkmış, yüksek rütbeli askeri liderler ise yolsuzluklar yumağının içine düşmüştü. Hareketin büyüklüğü, Ordu’da kendisini bu hareket ile özdeşleştiren bir kesimi etkilemiştir.

Hareketi kullanarak bir darbe ile iktidarı ele geçirme ümidini taşıyan Baş Kumandanlık bunu bir ölçüde yaptı; ancak Amerikan emperyalizmi devreye girerek, Baş Kumandanlığın başkalarından saygı göstermesini isterken kendisinin ihlal ettiği anayasal prosedürün uygulanmasını emretti. Ayrıca, ayaklanma sürecinde hareketi destekleme eğilimi gösteren bazı polisler ortaya çıkarak ulusal polis gücünde de bölünmeye yol açtı.

Birçok durumda, Katolik Kilise hiyerarşisi “politik tarafsızlığı”nı göstermeye; “korumasız” olanlara karşı yükümlülükleri nedeniyle ve taleplerle karşı karşıya kalınca da arabulucu rolünü oynamaya çalışmıştır. Bu olayda ise, dolarizasyonu onaylaması, halk ayaklanmasını, Yurtsever Cephe’yi, onun Hükümet Programı’nı ve Yerlilerin Parlamentosu’nu kınaması prestij kaybetmesine neden oldu. Ancak buna rağmen, hiyerarşi içinde, Cuenca Piskoposu Alberto Luna Tobar gibi ayaklanmayı destekleyen ve Azuay Yurtseverler Mitingi’ne katılan muhalif sesler de ortaya çıktı. Aynı şekilde, başka bölgelerdeki rahibe ve keşişler de ayaklanmayı destekledi. Bu da Kilise’deki bölünmeyi ifade etmiştir.

Egemen sınıflara ve burjuvazinin siyasi partilerine güvensizlik ve bununla birlikte, Adalet Divanı ve Ulusal Meclis’in tanınmaması eğilimi de güçlendi. Ayaklanmadan sonra, halkın yüzde 80’i Meclis’in dağıtılması gerektiği konusunda görüş belirtti; çünkü milletvekillerinin çoğunun, ekonomik ve siyasi krizin sorumlusu olduğunu ve rüşvet ve yolsuzluklara bulaştığını gördüler.

Halkın mücadeleye, birlik ve örgütlenmeye inancı pekişmiştir. Sol politik örgütler ve kitle örgütleri bugün daha iyi bir durumdadır ve farklı düzeylerde birçok lider ortaya çıkarmışlardır.

Anti-emperyalist bilinç gelişmiştir. Mücadelede süreklilik gösteren bir şey, Amerikan birliklerinin Manta üssündeki varlığına muhalefet olmuştur. Tüm bunlar, ileriye doğru bir adım daha atan devrim açısından olumlu gelişmelerdir.

Bu süreçte sübjektif koşullar gelişmiştir.

Ocak 2000 halk ayaklanması, Mart ve Temmuz 99 ayaklanmalarına eklenerek, halk iktidarının ele geçirilmesi yolunda bir ayaklanma denemesi olarak tanımlanabilir.

Burjuvazi ve gericiliğin korkusu

Oligarşi, ayaklanmaya karşı örgütlenmede birlik halindeydi ve fiubat 97’den farklı olarak, Bucaram’dan kurtulmak için halkı kullandılar; “geleneklere bağlılığı” açıkça bir tarafa bıraktılar.

Yurtsever Cephe’ye, CONAIE’ye ve halka karşı öfkeli konuşmalar ve gösteriler yapıp kınamalarda bulundular; her taraftan uyarı ve tehditler yağdı. Egemen sınıflar, büyük bir şeyin yaklaşmakta olduğunun farkındaydı.

21 Ocak sabahı Ulusal Kurtuluş hükümetinin kurulmasıyla halk ayaklanması sona erdi. Bizim de desteklediğimiz bu hükümette, CONAIE’nin başkanı Antonio Vargas, askeri ayaklanmanın lideri Albay Lucio Gutierrez ve Yüksek Adalet Divanı eski başkanı Carlos Solorzano yer aldı.

Aynı günün akşamı, hükümet içinde yer alanlar, Lucio Gutierrez’in yerine Silahlı Kuvvetler Birleşik Kumandanlığı Başkanı General Carlos Mendoza’nın getirilmesini kabul ettiler. Bu, yeni hükümetin sonunun başlangıcı oldu. Üç saat sonra, Mendoza yeni hükümetten ayrılarak, Generallerin onayı ile bu hükümette yer aldığını ve amaçlarının hükümeti düşürmek ve Başkan Yardımcısı Gustavo Noboa’nın “anayasaya uygun olarak” başkanlığı almasını sağlamak olduğunu açıkladı. Halk bu tutumu, harekete ihanet olarak tanımladı.

Böylece hükümette bir kuklalar değişimi yapılmış oldu. Noboa başkanlığı alır almaz, burjuvazinin, emperyalizmin ve Yüksek Askeri Kumandanlığın onayı ile Savunma Bakanlığı’nda, dolarizasyona ve neo-liberalist politikalara devam etme konusundaki isteğini açıkladı. Böylece, eski politikaları sürdürecek bir “devam hükümeti” kurulmuş oldu.

Olaylar sırasında korkuya kapılan burjuvazi yeniden rahat bir nefes aldı; ancak yine de belli bir kaygı taşıyarak; çünkü geleceğin ne getireceğini bilmiyor.

Dizginleri tekrar ele alan burjuvazi yeniden karşı saldırıya geçti. Geçici bir süre için iç çelişkilerini aşmış olma avantajını kullanarak ordunun isyan eden kesimlerine, solun politik ve halk önderlerine ve mücadeleyi destekleyen milletvekillerine karşı baskıcı önlemler aldı. Egemen sınıflar, sistemlerinin tehlikede olduğunu gördüklerinde, isyana kalkışanları cezalandırmak için birleşirler.

Burjuvazi, Noboa’nın başkanlığında bir baskı ve şiddet hükümeti kurdu. Bugün için bunu yapacak politik koşullara sahip ve hedef olarak devrimci örgütleri ve güçleri aldı.

Bu yeni hükümet, Ulusal Meclis’i, devletin bütün girişimlerini, Noboa’nın neoliberal politikalarını destekleyen tüm burjuva partilerin desteğine dayanıyor. Sadece Demokratik Sol muhalif olduğunu açıkladı.

Ancak, emperyalizmin, ordunun ve burjuvazinin değişik ekonomik ve politik gruplarının desteğine rağmen, bu hükümet derin ekonomik ve siyasi krizi çözemeyecektir. Çünkü bu, dönemsel bir kriz ya da “yanlış bir model”in sonucu değildir. Ülkemizde, kısa bir sürede aşılamayacak büyüklükte sorunları olan kapitalist sistemin yapısal bir kriziyle karşı karşıyayız.

Eylem için objektif koşullar devam ettiği sürece, halk örgütlerinin, politik devrimcilerin ve kitle hareketinin gelişip güçlenmesine tanık olacağız.

Siyasi kriz şu an için çözüldü; ancak bizim sözünü ettiğimiz konjüktürel krizdir. Toplumsal sorunlar öyle kronikleşmiş durumdadır ki, kısa bir süre içinde yeni genel mücadeleler ortaya çıkacaktır; çünkü kitle hareketi büyüme eğilimindedir.

Devrimci güçlerin sınırlılıkları

Kitle hareketinin ve devrimci güçlerin sınırlılıkları varolmaya devam ediyor.

Yukarıda halk kesimlerinin önemli bir bölümünün halkçı bir hükümet için mücadele eğilimine işaret ettik. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, bunun anlamının büyüklüğünü, halk iktidarının nasıl alınacağını, nasıl örgütleneceğini, bu iktidarın nasıl bir program uygulaması gerektiğini, onu ele geçirmek ve korumak için gerekli mücadele biçimlerini anlamıyorlar. Halk hareketinin, devrimci güçlerin eylem biçimi ile bağlantısız olmayan bu politik ve ideolojik sınırlılıkları, onun eylemini dolaylı kılmakta ve ufkunu daraltmaktadır. Bu, aşmamız gereken önemli ve ciddi bir sorundur.

Egemen sınıfların, emperyalizmin ve onların yardakçılarının halka karşı yürüttüğü büyük ideolojik saldırı, onlar açısından bazı olumlu sonuçlar doğurdu. Devrimci şiddet kullanımını kınayan ve pasifizmi destekleyen, apolitikliği ve kayıtsızlığı yayan eleştiriler; toplumsal konsensüs; burjuva demokratik sistemin savunusu, halk kesimleri içinde yeniden üretildi. Sistemin devamını ve istikrarını garantiye alan ve siyasi arenayı hegemonya altına alması için burjuvaziye alan yaratan da budur.

Devrimci örgütler, özellikle işçi ve yerli hareketi içinde zayıflık gösterdi ve devrimci güçlerin yaptığı sıçrama, olayların gidişatını belirleyecek kadar büyük olamadı.

Bu gerçek karşısında proletarya partisinin, mevcut zaafları aşmaya yönelik önlemleri acilen alması gerekir.

Burjuvazinin yaydığı düşüncelere karşı mücadele etmek ve partinin stratejik hedeflerini açıklamak için, kitleler içinde yoğun bir ideolojik kampanya yürütmek gerekir. Halk iktidarı nedir ve nasıl ele geçirilir; devrimin zaferi için izlenmesi gereken yol hangisidir; halkın devrimci politikalar geliştirmesi nasıl sağlanabilir; devrime kimler katılır ve öncü güç olarak parti ne anlama gelir? Önerdiğimiz bu ideolojik kampanyada, başka şeylerin yanı sıra tüm bu soruların da ele alınması gerekir. Devrimci şiddetin kaçınılmaz olarak kullanılması gerekliliği konusunda halkı ikna etme görevi, burjuvazinin karşı saldırısı nedeniyle halk bu sorunu bugün daha iyi anlamış olsa da, zorunlu bir görevdir.

Mevcut hükümete karşı mücadele etme ve ülkede devrim için örgütlenme isteği taşıyan bütün güçlerle birlik politikası, çalışmamızın temel bir konusudur. Bu nedenle ve bu anlamda, Halk Meclisi ile Yerli Halkların Meclisi’ni, Ekvador Halkları Birleşik Meclisi altında birleştirme konusunda Yurtsever Cephe’nin sunduğu öneriyi teşvik ediyor; diğer halk kesimlerinde olduğu gibi, işçilerin birleşik bir örgütünün kurulması için, değişik sektörlerdeki ve sendikalardaki işçileri toplantıya çağıran inisiyatifi destekliyoruz.

Kitle örgütlerinin ve parti güçlerinin ideolojik, politik ve örgütsel inşası konusunda bu ilerlemeyi sağlama gibi büyük bir görevle karşı karşıyayız.

Bütün bunlar, kitlelerin mücadelesi içinde, Gustavo Noboa’nın gerici devam hükümetine karşı halk muhalefetinin mücadelesi içinde yer alınarak yapılmalıdır.

Önemli bir adım attık; halk hareketi ve kitlelerin ve devrimci politikaların örgütleri, daha büyük zaferler kazanmanın yolunu gösteren önemli deneyler bririktirdi. Ekvador işçi sınıfına ve uluslararası proletaryaya olan bağlılığımız bir kez daha kanıtlandı.

Şubat 2000