KPD/ML'nin Demokratik Almanya Cumhuriyeti Seksiyonu'nun
faaliyeti ve dağıtılması üzerine yeni bilgiler (2)
"Düşman unsurun" soruşturulması, Aralık
1980 ve hepsinden önemlisi Mart 1991'de, daha sert bir çizginin izlenmesine ve
büyük darbenin indirilmesine olanak sundu. Demokratik Almanya Cumhuriyeti
(DAC) Seksiyonu'nun toplam 8 üye ve taraftarı tutuklanarak, haklarında
ceza yasasının 106. Maddesine (devlet düşmanı kışkırtıcılık)
muhalefetten soruşturma açıldı. Ayrıca 2 kişi hakkında
daha, tutuksuz yargılanmak üzere soruşturma açıldı. (Bkz:
Ana Birim IX/2'nin 5.11.1981 tarihli enformasyonu; BStU, ZA, AU 2409/83, Cilt 7,
Bl, 189 v.d.)
DAC Seksiyonu'nun iki yönetici aktivisti (bunlardan biri matematikçi,
diğeri de "Neues Deutschland" gazetesinin basıldığı
matbaada makine tamircisiydi), en yüksek ceza olan sekizer yıllık
hapis cezalarına çarptırıldılar. Savunmalarında, tanınmış
avukatlardan Wolfgang Vogel de yer almıştı.
Bu iki sorumludan biri Brandenburg'ta, diğeri ise Bautzen'de
cezaevine konuldu. Her ikisi de, henüz cezaevindeyken Batı Almanyaya gönderilmek
için başvuruda bulundular. Cezalarının 5,5 yıllık bölümünü
çektikten sonra Batı'ya sürüldüler.
Tutuklamalarda izlenen sıra, en başta 'en
güçsüz' olduğunu düşündükleri halkadan, yani yalpaladığına
inandıkları taraftarlardan başlamak niyetinin sonucuydu. Devlet Güvenlik
Teşkilatı Bakanlığı (kısaltılışı
"MfS", halk arasında ise "Stasi" deniliyor -Ç.N.),
bunların verdikleri ifadeler temelinde, belirleyici konumdaki KPD
aktivistleri hakkında tutuklanmalarına yetecek ölçüde suç kanıtı
elde edeceğini tahmin ediyordu. Stasi tutuklamalarla DAC Seksiyonu'nun yapılanmasını
çözebildi. Tutuklananlardan birisinin evinde 150 ismin yer aldığı
şifreli bir liste ele geçirildi. Stasi kısa sürede 36 ismin şifresini
çözdü. Bunlardan 24'nün ise, Stasi tarafından görevlendirilen kişiler
olduğu ortaya çıktı.
Haklarında ceza hukuku açısından hiçbir bulgu elde
edilemeyen DAC Seksiyonu üye ve sempatizanları, sık sık
ifadeleri alınma yoluyla baskı altında tutuldular. Bu sorguların
amacı, karşılıklı olarak birbirlerini suçlayıp,
Stasi'nin eline kanıt vermelerini sağlamaktı. Konuşmamaları
durumunda ise Stasi bu kişileri bırakmak zorunda kalıyordu. Ancak
bu durumda da, kısa sürede yeniden serbest bırakıldıkları
için, bu kez yoldaşlarında şüphe uyanacaktı. Yani her iki
durumda da, Stasi kazançlı çıkıyordu. (Bkz: BV Berlin Birim
IX'un 29.9.81'de yapılacak duruşmaya ilişkin hazırladığı
26.8.81 tarihli önlemler planı: BStU, ZA, AU 2409/83 Cilt 7, Bl. 8-10)
Tutukluların en yakın akrabaları da, çoğunlukla
bahaneler uydurularak, ifade vermeye çağrılıyorlardı.
1981 Nisanında bir tutuklunun akrabası, intihar girişiminde
bulundu. Çünkü Stasi sorgu sırasında, "Biz her şeyi
biliyoruz ve her şeyi yapabiliriz" diyerek kendisini tehdit etmişti.
(BStU, ZA, AOP 643/85 Cilt 1, Bl. 257-260)
Eşime ise benden boşanmasını, aksi halde çocuğumuzu
"DAC sosyalizmine uygun"
yetiştirmediğimiz gerekçesiyle elimizden alacaklarını söylemişlerdi.
Ayrıca o dönem üç yaşında olan çocuğumuzun gelişiminin
sürekli gözetim altında bulundurulacağı söylendi.
Sorgulama sırasında kullanılan yöntemler arasında, "10
yıldan aşağı ceza almazsın", "Sizi
zorla boşayabiliriz" gibi tehditlerin yanı sıra, açıktan
ölüm tehditleri de vardı: "Sizi
bir daha Arnavutluk Büyükelçiliği civarında görmeyelim. Ayrıca
bizim her yerde olduğumuzu da aklınızdan çıkarmayın.
Unutmayın ki; herhangi bir zaman ve yerde bir trafik kazasına uğrayabilirsiniz."
(Bkz: Notlar, "Stasi'nin korku ve sefaleti", Stasi'nin sorgularından
çıkarılacak dersler)
Ancak bunlar yıldırma amaçlı boş tehditler değildi.
Örneğin Polonya'da illegal komünist parti üyesi birçok yoldaş,
devlet güvenlik birimlerince öldürüldü. Bunu kanıtlayan yeterince
belge vardır. DAC'de cinayet ve terörle görevlendirilmiş, Stasi'ye
bağlı 300 kişilik bir özel birim vardı. Gerçi bu özel tim
"gerginlik" durumlarında batıda görevlendirilmek üzere
kurulmuştu, ancak DAC'de de bazı özel görevler için harekete geçirilmesi
mümkündü. Bir tim üyesinin yaptığı açıklamaya göre,
birisinin hangi yöntemlerle öldürülebileceği konusunda eğitilmişlerdi.
Tim sadece kaza süsü verilmiş cinayetler konusunda değil,
cinayetlerin üstünün intihar süsü verilerek örtülmesi konusunda da
gerekli bilgilerle donatılmıştı. (Bkz: "Stasi - sonu
yok. Kişiler ve Dosyalar" Ullstein Yayınevi, No: 34773; 1991, S.
213-215)
Tutukluların ifadelerinde Stasi ajanlarının suçlanması
durumunda, Stasi bu gayri-resmi çalışanlarını (IM'leri)
şüphe uyandırmayacak tarzda DAC Seksiyonu Davası'ndan çıkarıyordu.
Stasi prensip olarak haklarında yeterli kanıt toplanmış,
fakat IM olmayan kişileri tutukluyordu.
Stasi bu tutuklamalara paralel olarak, 1981 ilkbaharında geniş
çaplı seyahat yasaklarını ve arama operasyonlarını gündeme
getirdi. 357 Batı Alman KPD'li yoldaşın DAC'e seyahati yasaklandı.
(Stasi'nin verilerine göre bunların 65'i parti yöneticisi, 16'sı
kurye, 14'ü amir konumunda yönetici ve geri kalan 262'si parti aktivistiydi.)
Mielke Bakanlığı'nın (Mielke, MfS'in Bakanıdır
-Ç.N.) ne kadar ayrıntılı bilgi sahibi olduğu, şu örnekte
açıkça görülüyor: MfS, KPDnin 1983 kışında yapılan
kongresine, bir IM gönderip göndermemeyi tartıştı. Bu tartışmaların
sonunda, kongre kararlarının zaten yayınlanacağı ve DAC
Seksiyonu'ndan bir delegenin kongreye katılmasının, KPDnin doğudaki
gücünü artıracağı görüşüne varıldı. Bunun da
ötesinde, Stasi'nin IM'ler arcılığıyla bazı
delegelerin kongrede yapacakları konuşmaların metnini kongre öncesinde
ele geçirdiği ortaya çıktı. (Bkz: Bir KPD fonksiyonerinin, bir
IM tarafından da Parti Kongresi öncesinde görülen 26.6.1983 tarihli önergesi;
BStU, ZA, AOPK 8286/87 Bl. 253-2ö2)
Kamuoyunun
protestoları KPDnin dayanışma faaliyeti
DAC'deki bu yoğun tutuklama dalgasının ardından, KPD
bunun nedenlerini inceledi. Bunun sonucunda, Seksiyon üyesi yoldaşların
faaliyetlerinde gizlilik ilkelerine yeterince uymamalarının yanı
sıra, MfS'nin kolu olarak çalışan DKP'nin katkılarına
dikkat çekildi. (Bkz: BV Berlin'e bağlı Çalışma Grubu
XXII'nin, düşmanla ilişki kuran IM "Trabant" ile buluşmasına
ilişkin 22.12.83 tarihli raporu; BStU, ZA, Neiber 91, Bl. 183-191)
Federal Almanya çapında, DAC'deki komünistlerin serbest bırakılması
için bir dizi eylem gerçekleştirildi. Parti aktivistleri, Ekim 1981'de adn'nin (DAC Basın Ajansı -Ç.N.) Bonn Bürosunu işgal
ettiler; DAC sınırındaki otoban geçişlerini bloke etmeye çalıştılar.
Temmuz 1982'de bazı yoldaşlar kendilerini DAC'nin Bonn Temsilciliği
binasına zincirlediler. Aralık 1981'de, Bornholmer Str. Sınır
kapısında 5 yoldaş, 4 günlük açlık grevi gerçekleştirdi.
Yoldaşlar ayrıca iki kez, tutuklamalara karşı toplanan
imzaları DAC organlarına iletmeye çalıştılar
(Ekim-Aralık 1981). Aralık '81- Mayıs '92 arasında 6 kez
balonlara bağlanmış bildiriler Batı Berlin'den Doğu
Berlin'e uçurularak, tutuklamalar hakkında bilgi verilmeye çalışıldı.
(Bkz: Kışkırtıcı bildiriler - Balon eylemi konulu
230/82 nolu enformasyon; BStU, ZA, Neiber 90, Bl. 155 vd.)
Batı Alman komünistler, 'aslanın inine' de girdiler. Dört
yoldaş, Batı'dan Doğu Berlin'e geçerek, Alexanderplatz'da
kendilerini zincirlediler. (Kasım 1981) Eylem alanının hemen yakınında,
bir başka yoldaş da, 'Centrum' mağazasının tepesinde kuşlama
eylemi gerçekleştirdi. (Bkz: Birim XXII/8'in, "Seksiyon"
operasyonu hakkındaki 30.3.1989 tarihli nihai raporu; BStU, ZA, AOP 2796/89
Cilt 1, Bl. 216-220)
Doğu'da tutuklu bulunanlardan birisinin üvey kardeşi olan bir
kişi de Batı'da tutukluların serbest bırakılması için
bir imza kampanyası gerçekleştirerek, aralarında Heinrich Böll
ve Heinrich Albertz'in de bulunduğu 200 kişinin imzasını aldı.
18 Kasım 1982 tarihinde DAC'e giden bu kişi, imzalarla birlikte dilekçeyi
DAC Bakanlığı'nın başvuru merkezine verdikten sonra,
herhangi bir sorunla karşılaşmadan Batı'ya geri döndü.
(Bkz: 1.12.86 tarihli rapor; ayrıca bkz. AOPK "Seksiyon", BStU,
Ast Frankfurt/Oder, AOPK Cottbus 1819/84)
MfS, bu kampanyayı etkili, fakat dikkat çekmeyecek bir tarzda geri
püskürtmeye çalıştı. Alexanderplatz'da kendilerini zincirleyen
yoldaşlar gözaltına alındılar. ki gün sonra da, altışar
aylık hapis cezasına çarptırılarak, hemen ardından da
sınır dışı edildiler.
Ancak MfS, DAC Seksiyonu'ndan yoldaşlara karşı aynı
tavrı sergilemedi; ancak, serbest kalan aktivistlerin dikkat çeken
eylemler gerçekleştirmelerini de engellemek istiyordu. (Neiber, Mielke'nin
bir talimatını aktarırken, "Gerçi önlemler alırken taviz vermememiz gerekir. Ancak bunu
yaparken, KPD'nin ses getirecek, ya da kamuoyunun dikkatini çekecek eylemler
gerçekleştirmesine de izin vermemeliyiz" diyordu. Neiber'in
3.12.82 tarihli yazısı)
Marksizm-Leninizmi
öğrenmek yasaklanıyor
DAC Seksiyonu'nun çok sayıda üyesi tutuklanmış olmasına
rağmen, KPD'nin öldürücü etkilerine karşı silahlanmaları
gerektiğine inanıyorlardı. Dört tutukluya karşı özel
bir operasyon başlattılar. Çünkü bu kişilerin MfS'ye bağlı
cezaevlerinde, diğer tutukluları etkileyebileceklerinden korkuyorlardı.
Bunu engellemek için, MfS ve polis teşkilatı iki ajanlarını
görevlendirdiler.
Tutuklulardan birisine yöneltilen yıkıcılık suçlamaları
arasında, Marksizm-Leninizmi öğrenme isteği yer alıyordu.
Fakat MfS bunu yasakladı. Tabii yasaklama gerekçesini ifade ederken de
oldukça zorlandı. (Bkz: BStU, ZA, AOPK 427/85)
Ancak MfS bununla da yetinmeyerek, cezaevinde de "dağıtma"
yöntemlerine başvurdu. "Somut
hedef gözeten politik-operatif önlemler sonucunda, DAC Seksiyonu'nun yöneticisiyle
birlikte kalan diğer mahkumlar üzerinde, Stasi ajanı olduğu
izlenimi yaratıldı. Bunun sonucunda kendisi hakkında oluşturulan
güvensizlik nedeniyle diğer mahkumlar yanına yaklaşmaktan
kaçındılar." (Bkz: Birim XXII/3'ün,
"Seksiyon" operasyonu hakkındaki 3.1.1986 tarihli ara değerlendirmesi;
BStU, ZA, AOP 2796/89 Cilt 1, Bl. 186-189)
Ancak MfS, tutukluların cezaevinden çıkmalarından sonraki
dönem için de önlemlerini almak istiyordu. Mielke'nin vekili Gerhard Neiber,
bu konuda şunları söylüyordu: "Düşünceme
göre, DAC'de mahkum edilmiş 'KPD' üyelerini dışarıdaki ilişkileri
ve her şeyden önce 'KPD' nezdinde nasıl kötüleyebileceğimiz ve
F. Almanya'ya sürebileceğimiz konusunda kafa yormalıyız. Böylece
partiyle ilişkilerinin bozulması ve KPD'nin dağıtılması
teşvik edilecektir." (Bkz: Neiber'in 3.12.82 tarih ve 75/308/83
nolu enformasyonu; BStU, ZA, AU 2409/83 Cilt 7, Bl. 2678 v.d.)
Neiber, ancak yoldaşların adını karalamanın koşulları
oluştuktan sonra, onları serbest bırakıp Batı'ya sürmek
istiyordu. (Bu konuda, Neiber'in Harry Dahl'a yazdığı 14.4.82
tarihli mektup örnek olarak gösterilebilir. Bir diğer örnek ise, tutuklu
KPD üyelerinin iki akrabasının Batı'ya sürülmesi ve ardından
kendilerine DAC'e yeniden giriş izni verilmesiydi. Böylece, her iki kişinin
yıllardır MfS adına ajanlık yaptığı, hatta
Batı'ya göçlerinin MfS tarafından verilen görev gereği gerçekleştiği
izlenimi yaratılmak istenmişti. Enformasyon 75/306/83)
DAC Seksiyonu'nun
yeniden inşasına karşı önlemler
MfS'nin asıl kaygısı, KPD'nin kamuoyunu çalışmaları
hakkında bilgilendirebileceğinin yanı sıra, DAC Seksiyonu'nu
yeniden örgütleyebileceği noktasındaydı. Bu yüzden her türlü
çalışma daha başından bastırılmalıydı.
MfS bu amaçla, defalarca ajanlarının hizmetine başvurarak,
onlardan, Batı'daki parti yöneticileri arasında, DAC Seksiyonu'nun
yeniden örgütlendirilmesinin anlamsız ve boşuna bir çaba olacağı
yönünde ikna çalışması yürütmelerini istedi. Bunu yaparken
akıllıca davranmak gerekiyordu. Neiber, Mielke'nin talimatlarını
aktardığı 3.12.86 tarihli bir yazısında, bu konuda
şunları söylüyordu:
"DAC'de KPD'nin kuruluşunu engelleyebilmek için, ayrıntılı
düşünceler ve ikna edici gerekçeler üretmeliyiz. Bu gerekçeler, her IM
için bireysel olmalıdır. Ancak bu şekilde, bu işte MfS'nin
parmağının olduğu yönündeki kuşkuların doğmasını
önleyebiliriz."
Neiber'e göre, KPD'nin DAC'de yeniden örgütlenme çalışmasını
başlatmasından vazgeçirelememesi durumunda ise, en azından yapılanmasının
kolayca ortaya çıkarılmasını sağlayacak önlemler üretmek
gerekiyordu. O döneme kadar yürürlükte olan ve Nazi dönemindeki örgütlenme
sisteminden üstlenilmiş örgütlenme ilkeleri, örgütün yapılanmasını
kolayca çözmek için gerekli koşulları sağlamıyordu. Söz
konusu ilkelere göre, çeşitli yöneticiler, aralarında ilişkileri
gizlilik temelinde sürdüren farklı parti hücrelerini yönetmekteydi.
Oysa MfS, Doğu ve Batı'daki KPD arasında yer alan ve DAC'deki bütün
hücrelerden sorumlu olan bir özel organın kurulmasını
arzuluyordu. Bu yolla, IM'lerin örgütün bütününü daha iyi izleyebileceğine
ve kolay bilgi toplayabileceğine inanıyordu. Stasi, DAC hücrelerinde
görevlendirdiği IM'lere, bu örgütlenmenin doğru olacağına
ilişkin gerekçeler sunarak, onlardan KPD yönetimini bu yönde ikna etmeye
çalışmalarını istedi. "Bir
IM'nin, Kasım/Aralık 1983'te yapılacak KPD 5. Kongresi'ne davet
edilmiş olması, KPD yöneticilerini, DAC'de bağımsız
bir parti kurulmaması ve bunun propagandasının yapılmaması
yönünde kişisel olarak etkilemek için değerlendirilmelidir. Buna
karşı ileri sürülecek gerekçe, bu düşüncenin, DAC'de
kurulacak bağımsız bir partinin, KPD'nin birleşik Almanya düşüncesine
ters düşeceği ve KPD'nin bölünmesi olarak yorumlanabileceği,
ayrıca DAC'de anayasa düşmanı bir kuruluş olarak değerlendirilebileceği
yönünde olabilir. Bizim sunacağımız alternatif öneri ise,
DAC'deki parti üslerinin yönetiminin, DAC vatandaşlarından oluşan
bir organa verilmesi ve bu organın yönetiminin ise, deneyimli KPD yöneticileri
tarafından üstlenilmesi yönünde olmalıdır."
(1.12.1982 tarihli rapor)
Tutuklama ve seyahat yasakları gibi önlemler KPD'nin çalışmalarını
tamamen engellemeye yetmediği için, MfS, parti yönetiminde seksiyonun dağıtıldığı
izlenimini yaratmaya çalıştı. IM'ler, kendilerine verilen görevler
doğrultusunda, parti inşasının yavaş ilerlemesinin
yarattığı hayal kırıklığı ya da hastalık
gibi gerekçeleri ileri sürerek partiden ayrılmaya başladılar.
MfS, IM'lerinin yardımıyla DAC Seksiyonu'nun çalışmasını
felce uğrattı. Kızıl fiafak'ın DAC baskısı
durduruldu. Böylece parti görevlilerinin doğuya yaptığı
ziyaretler arasındaki süre iki aydan altı aya çıktı.
Kızıl
Diken Radyosu
Partili yoldaşlar, 1982 yılında, ilk kez nisan sonlarında
ve 2. Mayıs 1983'den itibaren de düzenli olarak, her ayın ilk
pazartesi günleri Batı Berlin üzerinden kısa dalga 101 Mhz frekansından,
Kızıl Diken Radyosu olarak DAC'ye seyyar bir istasyonla yayın
yapmayı başarmışlardı. Yayın her defasında
Radyo Tiran'ın açılış melodisi ile ya da "ileri
ve unutmayın" şarkısıyla başlıyordu. Ardından
bunu DAC Seksiyonu'nun ilgi çekici bir biçimde kaleme
aldığı politik haberler ve bilinçli olarak popüler
tarzda seçilmiş talepleri izliyordu. Örneğin 2.1.1984 tarihli yayının
metni şöyleydi: "Kızıl
Diken Radyosu. Kızıl Diken Radyosu. Kızıl Diken Radyosu.
DAC'deki illegal komünist partinin radyosunu dinliyorsunuz. Her ayın ilk
Pazartesi günü, saat 21.30'da, kısa dalga 101 Mhz'den yayın
yapmaktayız. Barış Hareketi: SED yönetimi Federal Almanya
Cumhuriyeti'ndeki silahlanmadan ve Luther yılının sona ermesinin
ardından kiliseye bağlı ve bağımsız barış
grupları üzerindeki baskısını arttırdı. Birçok
makamlar birçok şehirde silahlanma karşıtları ve
pasifistlere yönelik ev aramaları, gözaltılar ve tutuklamalar gerçekleştiriyor.
(...)
Demokratik
Cumhuriyetimizde demokrasi nerede kaldı? DAC'nin işçi ve köylü
hapishanesi olmasının tek nedeni, çizgiye sadık parti ileri
gelenleri dışındaki çalışan vatandaşlarının
ülkeyi terk etmelerini önlemek için duvarlara ve mayınlara, dikenli
tellere ve kendiliğinden ateş eden düzeneklere sahip olmasında
yatmıyor. Aksine kelimenin gerçek anlamıyla bir hapishanedir. Çünkü
cezaevleri, kaçakçılar, spekülatörler ile değil de, eleştirilerini
dile getirmekten başka bir şey yapmamış sıradan
insanlarla doldurulmuştur. Bu sosyalist midir? Bu demokratik midir?"
Yayın istasyonu her defasında Humboldthain'da (Wedding) bir sığınağa
kuruluyor ve çalıştırılıyordu. Batı Berlin polisi
ve Alman Posta ışletmesinin yayın yapılan yerin izini bulmasını
engellemek için yayın süreleri çok kısa tutuluyor (5-12 dakika arası)
ve gözcüler aracılığıyla önlemler alınıyordu.
Yayın işiyle görevlendirilen kişi sayısı en az 10 kişi
oluyordu.
Bu yayınlar, Mielke'nin çalışma arkadaşlarının
başını ağrıtmıştı. En geç 1982 yılının
sonunda, MfS, KPD'nin bir yeraltı yayın istasyonuna sahip olduğu
konusunda bilgilendirilmişti. MfS, yayın yapılan yeri bulmak için
önlemler aldı. Birkaç gün içinde sekiz
sabit ve altı seyyar radar istasyonu devreye sokuldu. "Kardeş
Sovyet örgütünün desteği ile ve uygulanan karşı tedbirlerle düşman
yayın istasyonunun yayın yaptığı alanın sınırları
daraltılmıştır. Bu iş için özel donanımlara
sahip bir otomobil ve operasyon alanında radarlar kullanılmıştır."
(HA XXII yöneticisinin Neiber'e yazdığı 5.7.83 tarihli yazı)
Humboldthain, yayın istasyonunun bulunduğu muhtemel alan olarak
belirlendikten sonra, Stasi bir sonraki yayının hemen öncesinde düşmanla
ilişkiye sahip IM'sini istasyonun kurulu bulunduğu noktayı tespit
etmek üzere bölgeye gönderdi. (Bkz: Bölüm yöneticisinin "KPD"nin
sözde 5. Parti Kongresi'nin hazırlıklarını baltalamak üzere
başvurulacak önleyici tedbirlerin uygulanması yönündeki 23.6.83
tarihli önerisi, BStU, ZA, Naiber 91, Bl.288-292; BStU, ZA, AIM 255/91 cilt 2)
MfS sonunda, küçük bir tepede bulunan terk edilmiş bir sığınağı,
yayın yapılan yer olarak lokalize edebilmiş ve aylık yayın
zamanlarının arasındaki sürelerde buradaki ipuçlarını
incelemeye başlamıştı. Bir sonraki yayın sırasında
III. Ana Birim, zanlıların tümünü videoya kaydetti. Tam bu yayın
esnasında da başka IM'ler yayın işinden sorumlu olduklarını
düşündükleri KPD'lileri Batı Berlin'deki evlerinde ziyaret ederek,
asıl sorumluların kimler olabileceği konusunda daha başka
ipuçları bulmaya çalıştılar.
Bu iş için dokuz IM görevlendirildi. Ayrıca Ekim 1983'den
itibaren de Batı Berlin'deki gözetleme ve soruşturmadan sorumlu ana
birim VIII/6, özel yetiştirilmiş güçlerle takviye edildi. Bunların
görevi yayınlar arasındaki zamanda istasyonu evinde bulundurduğu
tahmin edilen KPD fonksiyonerinin evini gözetlemekti. (Bkz: Birim XXII'nin
"KPD'nin illegal istasyonuyla ilgili çalışmaların durumu üzerine
9.9.83 tarihli ve 320/331/83 nolu enformasyonu, BStU, ZA, Neiber 93, Bl.185-187)
Kızıl Diken Radyosu ile ilgili çalışması sırasında,
Batı Berlin Telsiz Denetleme Ve Ölçüm Servisi'nin yayının yapıldığı
yeri araması, MfS'nin işine yaramıştı. Batı Berlin
polisinin araçlarının Humboldthain bölgesinde her an baskına
hazır bekletilmesi onun işine yarayan durumlardan biriydi. Daha önceden
duyurusu yapılan 3 Ekim 1983 tarihli yayın sırasında her iki
tarafın, batının ve doğunun güçleri Humboldthain'da hazırda
bekliyorlardı. Ancak çabaları boşa gitti. Çünkü kapsamlı
arama çalışmaları çok dikkat çekmişti ve Ekim ayı
yayını bu nedenle Kreuzberg semtindeki Viktoria Parkı'na kaydırılmıştı.
Muhtemelen 1984'de Ocak ayının ilk günlerinde MfS korsan yayına
kesinlikle göz yummama kararı aldı. Neiber bunun için bir dizi önleyici
tedbirlerin alınmasını önerdi. Neiber, ilgili birime bağlı
IM'leri, istasyonu çalıp imha etmekle görevlendirmeyi düşünüyordu.
Posta ve Telekomünikasyon Bakanlığı da Berlin Senatosu, Federal
Posta ışletmesi ve Fransız Müttefikler nezdinde yayın
frekanslarının belirlenmesinde kendisiyle işbirliği
yapmamaları nedeniyle protesto edecekti. Eğer bu da bir sonuç
getirmeyecek olursa, "istasyonun
imha edilmesi için hazırlıklar başlatılacaktı."
Ana Birim III yöneticisi Horst Manchen'nin istasyonu patlayıcı madde
ile havaya uçurmayı düşündüğü açıktan görülüyordu.
Bunun için kullanılacak malzemeler batı yapımı olmalıydı
ki kimse DAC'den şüphelenmesin. Ateşleme ise ya uzaktan kumandalı,
ya da istasyonun çalıştırılmaya başlamasıyla
otomatik harekete geçecek tarzda olmalıydı. (Ana Birim III yöneticisinin,
23.1.1983 tarihli Kızıl
Diken Radyosu'na karşı alınacak önlemlere dair varyant ve aşamalı
planları; BStU, ZA, Neiber 93, Bl. 67-69)
stasyonu işletenler böylesi bir saldırıda ya ağır
yaralanırlar ya da yaşamlarını yitirirlerdi. Ancak Devlet Güvenlik
Teşkilatı KPD ile mücadelesinde bunu dahi göze almıştı.
MfS, IM'lerinin yardımıyla radyo yayınını
durdurmayı başardı. IM'ler MfS'nin direktifleri uyarınca
parti yönetimine, yayınların iyi çekilmediği, haberlerin içerik
olarak eskimiş olduğu ve benzeri şekillerde telkinlerde
bulunuyordu. Alınan önlemler ve Federal Posta işletmesiyle yapılan
işbirliği sonucunda yayını durdurmayı başardılar.
fiubat 1984'de yapılan yayın Kızıl Diken Radyosu'nun
son yayını oldu. (Yayının yeniden başlatılması
ihtimaline karşı XXII/3 Birimi "istasyon" adlı bir önleyici
operasyon başlattı.)
MfS'nin 1986'daki değerlendirmelerine göre, yayının
durdurulmasından sonra, Devlet Güvenlik Teşkilatı "düşman
faaliyetlerine" karşı başarılı bir
"savunma" gerçekleştirmişti. Bütün olayı kendi yöneticilik
alanına dahil ettiğini söyleyen Mielke, çalışma arkadaşlarının
gösterdiği performansdan memnundu. Birim XXII'nin üyelerine, vekili
Neiber aracılığı ile şunları iletiyordu: "fiu
ana kadar sürdürülen operasyon çalışması iyi yürütüldü. Bütün
yoldaşları tebrik ediyorum."
Yönetim kademesinde alınan bir kararla, partinin çalışmalarının
izlenmesi, Birim XXII'nin (terörizm) yetkili tutulması mantıklı
bulunmadığı için, birim XX ve HV A'nın yetki alanına
kaydırıldı. 1985'de düzenlenen "Düşman Unsurlar
Listesi"nde MfS'nin hangi hizmet biriminin hangi "düşman
unsurdan" sorumlu olduğu tam olarak belirlendi. (15.12.1985 tarihli ve
4/85 nolu gizli karar: DAC ve diğer sosyalist devletlere karşı
faaliyet sürdüren [emperyalist gizli haberalma teşkilatları ve
kriminal insan ticareti çeteleri dışındaki] düşman odak ve
güçlerle mücadele; BStU, ZA, DSt.103142)
Birim XXII/3, DAC Seksiyonu'nun geri kalan kısmını
denetlemekle görevlendirilirken HV A II yoğun olarak batıdaki KPD ile
ilgileniyordu. Seksiyon artık neredeyse tamamen dağıldığından,
görevli birimin operasyonları yalnızca birkaç "tehlikeli"
partiliye yönelik olmakla sınırlı kalıyordu. KPD batıda
1983'den itibaren varlığını tehdit eden bir kriz yaşamaya
başladı. 1985'den itibaren yaşanan iç çatışmaları
ve bu çerçevede ortaya çıkan cepheleşmeleri MfS çok yakından
takip ediyordu. Stasi bu gelişmelerden son derece memnundu. Bu gelişme,
Enternasyonal Marksistler Grubu (GIM) ve Birleşik Sosyalist Parti'nin (VSP)
5 Ekim 1986'da birleşmesiyle sonuçlandı.
Partideki Marksist-Leninistler ise, 1985'de KPD'nin yeniden inşasına
başladılar.
1 Eylül 1986'da, DAC Seksiyonu'yla mücadeleden sorumlu birim lağvedildi.
Kalan görevleri, Birim XXII/8 (uluslararası terörizm) tarafından,
fakat özel bir çaba göstermeksizin sürdürüldü. fiubat 1989'da DAC
Seksiyonu ile ilgili çalışmalarına Birim XXII/8 de tamamen son
verdi. (Birim XXII/8'in "Seksiyon" dosyasının arşivlenmesini
ilişkin 22.2.89 tarihli kararı; BStU, ZA, AOP 2796/89 cilt 1)
MfS: Revizyonist
SED'nin zırhı ve kılıcı
Devlet Güvenlik Bakanlığı (MfS) 1952 yılında çalışmaya
başladığında 4000 çalışanı vardı;
1989'da dağıtıldığında ise 100.000 kadrolu elemana
sahipti. Buna bir de yaklaşık 500.000 resmi olmayan elemanı (IM)
eklemek gerekiyor. (Bkz: Son DAC çişleri Bakanı'nın resmi
bilançosu. Der Tagesspiegel, 8.9.1990)
Bunlara ek olarak yaklaşık 6.000 "özel görevli
subay" ile belirsiz sayıda "bilinmeyen çalışanlar"
(UM) ekleniyordu. Böylece Stasi DAC'deki en büyük işveren konumundaydı.
Ülkenin her köşesi gözetlenerek istihbarat altına alınmıştı.
DAC'nin yıkılmasından sonra geriye, yan yana konduğunda 180
kilometreye ulaşan 6.000.000 adet kişisel dosya kaldı.
(DAC'nin toplam nüfusu 16.8 milyondu.)
Bu "herşeye muktedir hukuksuzluk aygıtı"nın
takibatına uğrama korkusu, bilinçli olarak teşvik ediliyordu ve
revizyonist SED'nin iktidarda kalmasında önemli bir dayanak oluşturuyordu.
Mielke'nin subjektif olarak komünist olduğuna inanması hiçbir
önem arz etmiyor. 79.062,50 marklık yıllık geliri ile (DAC'deki
yıllık asgari ücret 4.000 marktı) masallardaki gibi bir yaşam
sürme olanağına sahipti. Bu "führer"lerin en belirgin özelliklerinden
biri feodal yaşam tarzlarıydı. Ülke, bu beylerin ava çıktıkları
bölgelere bölünmüştü ve soylular gibi yaban domuzu, geyik, tavşan
vs. avlanıyorlardı. Sadece Mielke'nin av merakı için bütçeden
aldığı miktar 60.000 marktı. SED şeflerinin komünizmde
yaşadıklarını söylemek mümkün. Tabii bu komünizm,
"ayrıcalıklılar komünizmi" idi.
Kullandıkları yöntem ve çalışma tarzları
gangsterlerinki ile aynıydı. Ancak üzerine kızıl bir cila
çekilmişti. Devlet Güvenlik Teşkilatlarını "sosyalist"
olarak nitelendiriyorlar, çalışanlarını "çekist"
olarak adlandırıyorlardı. MfS'ye göre, "düşman"
"tehlikeli" ve "kurnaz"
idi ve "kriminal" yöntemlerle
"şantaj", "tehdit", "aldatmaca", "terör"
ve "hile" ile çalışıyordu.
Buna karşılık kendi edimleri "devrimci",
"bilimsel", "güven verici", "yaratıcı"
ve "ilerici" sıfatları
ile tanımlanmayı hak ediyordu.
Bu kadar benlik parçalanmışlığına uğradığını
görünce, "sevilen ve sayılan işçi
önderi" Erich Mielke'nin, 13 Kasım 1989'da DAC Halk Meclisi'nde,
zulüm görmüş DAC vatandaşlarıyla olan ilişkisine yönelik,
"Hepinizi seviyorum" demesi
şaşırtmıyor.
Sonuç
Stasi, revizyonist SED'nin elinde bir araçtı. Çalışma
tarzı, yöntemleri ve pratiği revizyonist ideolojiye denk düşüyordu.
Enver Hoca yoldaş, "Süper Güçler" adlı günlüğünde,
revizyonist partilerin (komünist partiler olarak) yalnızca biçimsel
olarak varolduklarını belirterek, "çünkü
yaptıklarını belirleyen; başka yasalar, başka ilkeler
ve başka kararlardır" der. Ve devamla, "Kruşçev
ve şürekası, ülkelerini polis devleti haline getiren haydutlardır"
değerlendirmesinde bulunur. Onlar, "başkalarının
varlığını inkar ederek, susarak ortadan kaldırma"
yöntemine çok iyi hakimdirler. Bu tanımlamalar, revizyonist DAC'yi ne de
güzel betimliyor.
SED rejimi, revizyonist DAC toplumunun en tepesinde bulunuyordu. Dayanağını,
halkın yüzde 99,9'undan aldığı destek (seçim sonuçları)
değil, her türlü suça hazır Devlet Güvenlik Teşkilatı,
Halk Polisi, ordu, duvar, dikenli tel ve Sovyet ordusu oluşturuyordu. SED
aygıtı sonsuza dek ülkeye hakim olmak istiyordu. Megalomaninin
izlerini taşıyan SED kodamanları, her şeye muktedir olduklarını
düşünerek ülkeyi yönetmek istiyorlardı. Hiçbir şeyden,
kamuoyundan korktukları kadar korkmuyorlardı. Kitleler onların gözünde,
dolgu maddesi olmaktan başka bir işe yaramazdı. Sloganları, "siz
iyi çalışıyorsunuz, biz de iyi hükümet ediyoruz" ve "biz
size iyi bakarız" (himaye sosyalizmi) idi.
Sosyalizm, nihai hedefimiz olan komünizme geçişte, zorunlu bir aşamadır.
Ancak biz komünizme geçişin bugünden yarına gerçekleşebileceğine
inanan hayalperestler değiliz. Sosyalizm, taşıdığı
toplumsal durumdaki tüm hata ve zaaflarıyla insanları etkiler. Bu
etki olumsuz da olabilir.
Ancak işbölümünün eski biçimini ve her türlü hiyerarşiyi
bir çırpıda aşmak mümkün değildir. Yönetici
fonksiyonerlerde bir tür hükmetme, daha iyi olma, her şeyi daha iyi bilme
bilinci gelişirken, çalışanlarda, itaat etme, aşağılık
duygusu taşıma, alt tabakaya ait olma mantalitesi gelişti. Başta
bilinçli olarak ortaya çıkmasa da gelişen bu eğilimler,
toplumda iktidar değişikliğinin zeminini oluşturdu. Birileri
gerçekten hükümdar haline gelirken, çalışan insanlar hükmedilenler
haline gelirler. Liderler ve yöneticiler, yukarıdaki ile aşağıdaki
arasındaki çelişkinin ortadan kaldırılması için çaba
sarf etmeyi bırakıp, tersine onu güçlendirirler. Böylesi bir süreç,
kendine "sosyalist" adını veren yeni bir sömürücü sınıfın
ortaya çıkmasına yol açar. Sosyalizm olmaktan çıkmış,
ancak açık kapitalizm de olmayan bu geçiş dönemine revizyonizm adını
veriyoruz. bre kapitalizme doğru kayar. Ancak emperyalizm ve sosyalizm
çağı olan günümüzde, bu toplum biçimi, artık yaşam hakkı
ortadan kalktığı için er veya geç ya kapitalizme geri dönüşecektir,
ya da ibreyi yeniden sosyalizme çevirecektir. Fakat bu son ihtimal, aynı
zamanda bu revizyonist kliklerin sonu olacaktır. şte KPD'nin DAC
Seksiyonu, büyük kayıplar vererek bu uğurda savaşmıştır.
DAC'da, iktidarda kalmak için dayanak yapılan en önemli şeylerden
birisi, "varolan reel sosyalizm" efsanesi idi. Yaydıkları bu
propaganda masalı, tartışma götürmez bir gerçek olarak gösteriliyordu.
DAC'deki Marsist-Leninistlerin yoğun takibata uğramalarının
asıl nedenlerinden bazıları
da işte burada yatıyor. Sosyalist maskelerinin düşürülmesi,
revizyonistlerin varlıklarını sürdürmeleri açısından
tehlike oluşturuyordu. Bu tehlike, nasıl olursa olsun bertaraf edilmek
zorundaydı. Bunun için cinayet ve terörden bile geri durmadılar.
DAC'deki KPD, sosyalist tanımını hak eden bir devlet için
kapsamlı bir mücadele verdi. Bu mücadele yenilgiyle de sonuçlansa, boşuna
değildi. Onun deneyimleri ve çıkarılacak dersler, sosyalizmden
kapitalizme geçiş toplumunun bundan sonraki incelenmesi büyük değer
taşıyor. KPD'nin illegal DAC Seksiyonu'ndaki yoldaşlarımız,
DAC'nin çöküşüne kadar revizyonist rejimin yıkılması için,
sermayenin ve Kohl'ün iktidarı ele geçirmesine karşı ve
sosyalizmin yeniden inşası için mücadeleyi sürdürdüler. Stasi, tüm
çabalarına rağmen, Marksist-Leninist direnişi hiç bir zaman tümüyle
bastıramadı. Bugün revizyonist toplum düzeni, doğasına
uygun olarak kapitalizme/emperyalizme geçiş yaptı. KPD yaşamaya
devam ediyor ve kendisini geliştiriyor. SED yok oldu, ancak birçok örgütte
onu takip edenler ve eleştirmeden üstlenenler ortaya çıktı.
Onlar DAC nostaljisi yaparak "sosyalist" olarak niteledikleri bu
topluma duydukları hayranlığı dile getiriyorlar. MfS dağıtıldı
ya da Federal Gizli Servisleri tarafından kısmen üstlenildi.
Ek: 1981'de Stasi "resmi" olarak
Magdeburg'daki evimi aramıştı. Ardından 220. maddeye dayandırılarak,
"aleni küçük düşürme" suçundan hakkımda dava açıldı.
3 yıl boyunca aynı suçu işlememem kaydıyla verilen 2 yıllık
hapis cezasının yanısıra, 7 bin mark para cezasına çarptırıldım.
1994'de yeniden "resmi" bir ev aramasına maruz kaldım ve
hakkımda "KPDyi ayakta
tutma" nedeniyle soruşturma açıldı. Bu kez bu işler
başka bir firma tarafından yürütüldü: Federal Alman Devlet Güvenlik
Teşkilatı. Mücadele ve ülke içi ve dışından gelen
dayanışma sayesinde bu saldırı geri püskürtüldü ve soruşturma
durduruldu. Stasi döneminde olduğu gibi bugün de bize karşı sürdürülen
istihbarat, takibat ve terör bizi mücadelemizden alıkoyamayacak. Tam
tersine revizyonist rejimin çöküşüyle bugün kapitalizm gerçek yüzünü
açıktan ve makyajsız olarak yeniden gösteriyor. "Muzaffer"
kapitalizm çökmekte olan bir toplumdur. Sosyalizm için mücadele gerekliliği
bugün kendisini daha berrak gösteriyor.