ŞİLİ

 

Reformizm: Faşizme geçit

11 Eylül 1973 yenilgisini ve zafere ilerlemeyi açıklayan bazı faktörler

 
11 Eylül faşist askeri darbesinin 25 yıldönümünde, burjuva Silahlı Kuvvetlerden siyasi partilere -bizim partimiz Şili Komünist Partisi (Proleter Eylem) de dahil olmak üzere- kadar her kesim, kendi örgütleri vasıtasıyla her sosyal sınıf, hatta bazı sınıf katmanları ve kiliseler bile kendi değerlendirmelerini ortaya koyup sonuçlar çıkarıyor ve kendi sınıf çıkarlarına uygun olarak gelişmenin yolunu ortaya koyuyor.

1973'te Şili'de gerçekleşen askeri faşist darbe, Latin Amerika ve dünya tarihinde gerçekleşmiş sayısız diğer darbelerden biri değildi sadece. Yalnızca büyük vahşetiyle değil, faşist egemenliğin süresi ve Amerikan emperyalizminin ve yerli ortaklarının talebiyle Şili'de kapitalist baskı ve sömürünün yeniden düzenlenmesi karakteriyle, bu darbenin özel bir önemi vardır. Bizim için bu olay, işçiler ve halk hareketi açısından, pratiklerine rehberlik eden fikirlere bağlı olarak, onların mücadelesinin sonucu açısından pekçok canlı derslerle doludur.

Bugünkü ideolojik tartışma seviyesinin düşüklüğüne bağlı olarak, tahlilimizin gerçek proleter ve devrimci karakteri konusunda yanlış anlaşılmak ve kimsenin kafasını karıştırmak istemeyiz. Öncelikle, faşizmin tüm kurbanlarına; sendikalarını, halk örgütlerini kurmak ve savunmak için sokak barikatlarında, silahlı çatışmalarda yaşamını kaybeden tüm mücadeleci insanlara; darbeye ve faşist diktatörlüğe karşı kararlı bir mücadele yürüten herkese hakettikleri saygıyı ve övgüyü ifade etmek isteriz. Komünist gerçeği kabul etmek bazıları için ne kadar zor olsa da, bu insanların anısına, işçi sınıfını ve halkı yenilgiye ve katliama sürükleyen ve onları idolojik, politik ve maddi olarak silahsız bir şekilde gericilikle karşı karşıya bırakan temel faktör konusundaki, yani halk hareketinin iç faktörü konusundaki Marksist-Leninist düşüncemizi geniş bir şekilde ortaya koymaktan kendimizi alamıyoruz. Bunu yaparak, kendi sorumluluğunu gizlemek için olayı sadece dış faktör ile, emperyalizmin, yerel kapitalizmin ve ITT'nin gerici tutumu ile, Pinochet'nin "kötülüğü ve ihaneti" vb. ile açıklayan, gerici karakterlerinden ötürü farklı davranmalarını da beklemediğimiz revizyonizmin oportunist tutumuyla ayrışmak için yapıyoruz. 

Halkın Birliği (UP), Salvador Allende ve faşist darbe öncesi dönemde kendisini "öncü" ya da en azından "solcu" olarak görenler hakkındaki ideolojik ve politik kafa karışıklığı azalmış değildir. Tam tersine, bu konudaki kafa karışıklığı artmış ve "Allende'nin ve UP'nin yolunda" olanları "aşırı-solcu" olarak değerlendirmeye kadar varmıştır. Ayrıca, toplumsal mücadeleye son dönemlerde katılmış olan ve ihaneti ve oportunizmi teşhir etmenin araçlarını arayan bazı gençler, ömrünün son dakikalarında eline makinalı tüfek alarak, hükümet konağına saldıran faşist güruha karşı koymaya çalışan Salvador Allende'nin cesur ve övgüye değer tutumunda devrimci bir alternatif bulmaya çalışıyorlar. "Teslim olmadı, silahla çatıştı" sloganını yükseltiyorlar. Burada önemli olan, gençliğin, devrimci değişim isteğini ifade etmesidir. Mücadeleyi saptırmak ve işçileri ve halk hareketini tekrar yenilgiye sürüklemek için bu kafa karışıklığı oportunizm tarafından kurnazca kullanılıyor. Bunun başını çeken ise esas olarak revizyonizm ve onun sosyal demokrat ortağıdır.

Şüphesiz kitleler nezdinde, burjuva demokrat özgürlükler ve toplumda devrimci değişim isteğini ifade etmek için kazanılan alan açısından değerlendirildiğinde Şili tarihinde, hatta belki de tüm Latin Amerika tarihinde, UP deneyiminden daha elverişli bir dönem olmamıştır. Bu sadece halkın deneyimi olmakla kalmamış, aynı zamanda gericilik ve Amerikan emperyalizmi tarafından gözlemlenmiş ve üzerinde oynanmıştır.

Allende hükümeti dönemi boyunca kitlelerin şevki önemli bir bileşen durumundaydı. Revizyonistlerin iddia ettiği gibi kitleler yalnızca emperyalizme ve gericiliğe, üretimin sabote edilmesine ve karaborsaya karşı değil, UP'nin politikalarına ve eylemlerine rağmen iktidarı almaya yönelik olarak da harekete geçmişti. "Komünist" Parti ve "Sosyalist" Parti önderliğindeki Birleşik ‹şçi Konfederasyonu'nun (CUT), Sanayi Kuşakları'nın oluşumuyla ele geçirilmesi bunun bir kanıtıdır. Bazı oportunist küçük burjuva fikirlerin olumsuz etkisi nedeniyle amaç ve taleplerinde hala belli bir kafa karışıklığı sergilemelerine rağmen bu örgütler, Toplum Komandoları ve halk örgütlenmesinin diğer yeni biçimleri yanında, bir bütün olarak sınıf mücadelesinin temel sorununa, siyasi iktidarın ele geçirilmesi sorununa vurgu yaparak büyük bir yarar gösterdiler. Aslında faşist darbeyi hızlandıran tam da bu oldu. Emperyalizm ve burjuvazi, toprakları ve sanayiyi ele geçiren, üretimi sürdüren, dağıtımı düzenleyen işçilerin ve diger halk kitlelerinin artık kapitalistlere ihtiyaç kalmadığını pratikte açıkça göstermesine izin veremezdi.

Daha ileride göreceğimiz gibi "Halkın Birliği" (UP), Stalin yoldaşın ölümü ve Kruşçevci darbenin zaferinden sonra eski Sovyetler Birliği'nin revizyonist politikalarında güçlü bir uluslararası destek bulan revizyonizmin ve reformizmin uzun süreli çalışmasının bir ürünüyü. Ülkemizde ve uluslararası alanda Marksizm-Leninizm ile revizyonizm arasında yaşanmış ve yaşanan ideolojik ve politik tartışmalarda UP deneyiminin o zaman ve şimdi oynadığı rolü vurgulamak gerekir.

UP deneyiminin o dönemde birçok ülkede, özellikle de emperyalist boyunduruğa karşı mücadele eden ve gelişimi ve sosyal adaleti sağlamaya çalışan "Üçüncü Dünya" ülkelerinde pekçok yanılsamanın doğmasına yol açtığını unutmamak gerekir. UP, uluslararası revizyonizm tarafından, Lenin ve Stalin döneminde savunulan ve siyasi iktidarın devrimci bir tarzda ele geçirilmesini öngören Marksist-Leninist öğretiyle tezat teşkil eden ve SBKP'nin kötü meşhur 20. Kongre'sinde kabul edilen "barışçıl geçiş" ya da "barışçıl yol" tezinin kanıtı olarak sunuldu.

Oportunizmin "barışçıl yol"u, işçi hareketine ve halk kitlelerine yöneltilmiş bir sürekli pratik ve slogandı. Bu slogan, sınıf mücadelesi daha yüksek bir aşamaya vardığında ve iktidar sorunu güncel hale geldiğinde silahlı mücadelenin kaçınılmazlığını savunan devrimci gerçekliği inkar etti. Özellikle Brejnev döneminde, ABD ile revizyonist Sovyet liderliği arasındaki emperyalistler arası çatışma keskinleştiğinde durum böyleydi. Ancak, "gerici ayaklanma"yı engellemek için maddi (silahlı) güce ihtiyaç duyulduğu gerçeği ortaya çıktığında revizyonistler "yurtsever subaylar"dan, "Silahlı Kuvvetlerin anayasal karakterinin korunması"ndan, "Silahlı Kuvvetlerin değişime entegre edilmesi"nden söz etmeye başladılar. Bu da revizyonizmin bilinçli ihanetinin bir göstergesiydi. "Dost asker, halk seninle!", "Silahlı Kuvvetler üniformalı halktır!" söylemleri yükseldi. Luis Corvalan'ın Aralık 1970'de Uluslararası Dergi'de ifade ettiği "Şili halkı ve ülkenin Silahlı Kuvvetleri anavatanın egemenliğini koruma mücadelesinde kararlılıkla yükselecektir" gibi yenilgici ve demobilize edici sloganlar popüler hale getirildi. Bu düşüncenin bir uzantısı olarak, Salvador Allende hükümeti döneminde, Senator Raul Silva Ulloa dışında tüm parlamentonun onayıyla, burjuva Silahlı Kuvvetlere, silah depolandığından şüphe edilen her yere girme hakkını veren "Silah Denetim Yasası" kabul edildi. Bu yasanın kabulü, 1973 darebesine hazırlanan faşistlere büyük bir yardım oldu. Darbeden aylarca önce burjuva Silahlı Kuvvetler; Hıristiyan Demokratlar ve faşist mumyalarla birlikte bütün UP tarafından onaylanan yasayı kullanarak sanayi kuruluşlarına girdi, işçileri taciz etti ve eski silahlara el koydu. Böylece, işçilerin hazırlanan katliama karşı koyuş yeteneğini sınırladı.

Silahsız insanları düşmana teslim etmenin dışında revizyonizmin "askeri" politikası, darbeden birkaç gün önce tutuklanan ve işkence gören Ordu Generali Carlos Prat, Hava Kuvvetleri Generali Bachelett, askeri polisten bazı subaylar ve Donanma'nın bazı üyeleri şahsında bazı yetersiz sonuçlar elde etmiş oldu. Sonuç olarak şunu belirtmek gerekir ki, uzun yıllar boyunca, darbenin olmasında "aşırı sol" sorumlu tutuldu. Revizyonizm, "darbe öncesindeki demokrasiye dönüş" hedefi dışında başka bir hedef koymayan şekilsiz "halk ayaklanması politikası"nı onayladığında, Pinochet'ye karşı "silahlı mücadele"yi örgütledi; ama yine kitleler olmaksızın, özel silahlara dayanarak yaptı bunu. Ve Pinochet karşıtı diğer burjuva katmanlarla birlikte, en kritik anda bu mücadeleyi inkar edip terkettiler.

UP, revizyonizm yanında Marksizm-Leninizm'den de ödünç aldığı bazı söylemlerle küçük burjuva düşünceyi hayata geçirdi. Ayrıca, Salvador Allende'nin lideri olduğu Şili Sosyalist Partisi ve Radikal Parti tarafından, düşük ya da yüksek dereceli radikalizm ile temsil edilen sosyal demokrasi düşüncesini de ifade ediyordu. Allende de dahil olmak üzere liderlerinin çoğu, örgütsel ve felsefi olarak Mason üyesi olduklarını kabul etmişlerdi. UP liderliğinde ideolojik ve örgütsel anlamda tam bir kafa karışıklığına neden olan etmenlerden biri de, Hıristiyan Demokratlar'dan ayrılan unsurların, kökenleri ve küçük burjuva düşünceleri gereği "sol" ile "sağ" arasında gidip gelen MAPU ve Hıristiyan Sol'un temsil ettiği "ilerici" Hıristiyan düşünceydi. Bunların UP içindeki konumları hiçbir zaman belirleyici olmadı; çünkü her iki örgüt de, "Komünist" Parti - "Sosyalist" Parti ekseninkinden farklı bir hat çizmelerine engel olan melez politik tanımlamaların ürünüydü.

Konuyu daha iyi anlamak için, UP içindeki iki esas akımın, "Sosyalist" Parti ve "Komünist" Parti'nin ideolojik ve politik çizgilerinden söz etmenin önemli olduğunu düşünüyoruz.

Şili Soyalist Partisi ("S"P)

Bu partiyi, popüler deyişle "hilekar ortaklar" (sahte sosyalistler) olarak tanımlamak yeterlidir. Bazı istisnaların dışında üyelerinin çoğu, sosyal merdivenin basamaklarını tırmanmak, burjuva kapitalist devletin bürokratik aygıtına girmek ve işçilerin sömürüsünden ve ulusal kaynaklara yabancılaşmadan paylarını almak için kullandılar üyeliklerini. "S"P; bakanlıklar, anlaşmalar ya da başka bir yoldan, açık ya da örtülü bir biçimde, Şili'yi yönetmiş hemen hemen bütün rejimler içinde daima yer almıştır. Askeri faşist diktatörlük döneminde maruz kaldıkları zulüm buna istisna teşkil etmiştir, ki bu da dönemin iki süper emperyalist gücü arasındaki, yani ABD emperyalizmi ile Rus sosyal emperyalizmi arasındaki mücadelenin genel uluslararası çerçevesi içinde algılanmalıdır. Bu anlamda "S"P ve onun "Komünist" Parti ile ittifakı Sovyet revizyonizmi şemsiyesi altına yerleştirildi. Amerikan empreyalizmi buna karşı, gericilik ve burjuva Silahlı Kuvvetler içinde karışıklık çıkardı. Asıl amaç ise, hepimizin bildiği gibi, halka önderlik eden işçi sınıfının, siyasi iktidarı ele geçirmeye doğru ilerlemesine engel olmaktı. Çünkü böylesi bir gelişme, emperyalizmin Şili'den kovulmasına ve yeni bir halk demokrasisi ve sosyalist ülke inşasının başlamasına neden olacaktı.

Dün UP döneminde hükümette bakan, elçi, milletvekili, sendika ve öğrenci lideri olan "S"P liderleri, bugün neoliberalizmin şampiyonluğunu ve diktatörlükten miras kalan kurumsal düzenin savunuculuğunu yapıyorlar. Onların milletvekilleri; parlamentodaki faşistlerle, ömür boyu senatörlüğe atanmış kişilerle ve Pinochet'nin kendisiyle, aynı meclis sandalyelerini, resmi ziyafetleri ve ayrıcalıkları paylaşıyorlar. Ricardo Lagos gibi bakanları, Amerikan emperyalizminin temsilcileri tarafından saygıyla karşılanıyor; yerel kapitalist patronlar, "onlardan birinin birgün ülkenin Cumhurbaşkanı olması durumunda" açıktan onaylarını sunuyorlar.

"S"P liderleri, gerici Şili devletinin kirli işlerini yapmakla görevlendirildiler. Merkez Komitesi üyesi olan Marcelo Schilling, uzlaşma hükümetinin meşum "Soruşturma Bürosu"nun kurucusuydu. Bunun amacı faşist mirası tasfiye etmek değil; tam tersine, halkın devrimci örgütlerine sızmak, provokasyon yaratmak ve yıkmak, hatta bazı durumlarda onların üyelerine suikast düzenlemekti. Şili Jandarması, "yüksek güvenlikli hapishaneler"de onlarca mücadeleci insanın parmaklıklar arkasına konulup, psikolojik ve fiziksel olarak ortadan kaldırılmasından sorumludur. Öte yandan, askeri faşist kriminaller "beş yıldızlı oteller"de ağırlanmaktadır. Bunu da üst düzey "sosyalist" liderler yapmaktadır.

"S"P ideolojik, politik ve örgütsel anlamda açıktan sosyal demokrat, oportunist, anti-komünist bir oluşum olarak ortaya çıktı ve hiçbir zaman da bunun ötesine geçemedi. Zaman zaman benimsedikleri "sol" tutumlar ise, burjuva hükümetten dışlanmaları durumunda, ya da revizyonizm gibi diğer burjuva politik oluşumlarla egemenlik sorunlarını çözmek için başvurdukları taktikler niteliğindeydi.

"S"P'nin bir başka özelliği de, kendisine "solcu" diyen, Marksizm-Leninizme saldırmış ve saldırmakta olan çeşitli oportunist kişi ve tutumların sığınağı olmasıdır. Troçkistler, Titocular ve onların anti-komünist kendi kendini idare etme embriyoları, sahte koltuk gerillaları, orada kendilerine bir sığınak buldular. "Uzlaşma" yıllarında çok sayıda eski MIR, FPMR ve "Komünist" Parti üyesi bu partiye girdi. Mücadele kaçkınları, burjuva devlet yönetiminde faşist militarizme birleşerek işçilerin sömürülmesinden kendi paylarına düşeni aldılar ve kendileriyle birlikte ihanet batağına düşmemiş olanlara karşı mücadele ettiler.

"S"P'nin sosyal demokratları, "Komünist" Parti liderliği içinde, her iki örgütün ve tutumun birleşmesi düşüncesinin yorulmaz pazarlamasını yapan kendi kardeşlerini de daima buldular. "UP"nin kurulmasından önce, "K"P Genel Sekreteri, "sosyalist ve komünistleri birleştiren şeyin (onları bölen şeyden) daha güçlü olduğu konusunda ısrarlı olmaya devam edeceğiz" sözünü tekrar tekrar yinelemişti. (Luis Corvalan, Günışığında Mücadele)

Darbeden 25 yıl sonra bugün "K"P liderliği, "S"P ile "birlik" çabalarında ısrar ediyor. Salvador Allende için ortak bir anma düzenlemek için "S"P'ye yapılan teklif ile ilgili "El Siglo" gazetesinde çıkan uzun bir röportajda (no. 890, 6 Ağustos 1998) Jorge Insunza bu girişimin başarısızlığa uğramasından yakınarak şunu itiraf ediyor: "Açıkçası, umduğumuz başarıyı sağlayamadık. Bu hafta, iki aylık bir çabadan sonra Sosyalist Parti liderliğinin cevabını alarak, kendilerinin de katılacakları geniş bir ulusal komite kurma konusunda yaptıkları önerinin peşinde durmayacaklarını öğrendik."

Şili "Komünist" Partisi ("K"P)

Ulusal ve uluslararası alandaki ideolojik ve politik çeşitli nedenlerden dolayı revizyonist "K"P, "UP" deneyimini doğuran düşünce ve pratiği ortaya koyan ana güçtü. Bu konuda revizyonist "K"P önderliğinin yürüttüğü uzun çalışmayı anlamadan bu konu da anlaşılamaz. Karnavalvari bir parti olan "S"P'nin gelişimi ile aynı olmayan "K"P'nin gelişimi izlendiğinde ancak, "UP" hükümetini mümkün kılan ve işçileri ve halkı 11 Eylül 1973 faşist katliamın kollarına sürükleyen ideolojik ve politik desteğin global resmi bütünüyle anlaşılabilir.

"Sosyalizmin Şili yolu"na temel destek, işçi sınıfı ve onun devrimci görünümü Marksizm-Leninizmin bütün tarihi deneyiminin tersine geliştirildi. Marx, Engels, Lenin ve Stalin'in devrimci mücadele, iktidar, devlet, işçi sınıfının öncü rolü, partinin proleter karakteri vb. üzerine düşüncelerine hiçbir zaman yer verilmedi. Bu nedenle de, tıpkı revizyonist eski SSCB ve Doğu Avrupa ülkelerinde olduğu gibi bedeli işçi sınıfı ve halk tarafından ödenen "UP" trajedisi ve yenilgisi Marksizm-Leninizmin değil, sosyal demokrasi ve revizyonizmin trajedi ve yenilgisidir. Revizyonist "K"P'nin Genel Sekreteri ve ölümsüz cumhurbaşkanı adayı Gladys Marin "UP ve Allende yolu"nun yeniden savunulmasından söz etmesi her halükarda "artık trajedi değil de saçmalık oluyor".

Revizyonist "K"P önderliği uzun yıllar boyunca, Lenin'in komünistleri sıkça uyardığı "parlamenter kretenist" bir tutum takınarak parlamenter çalışma olanaklarını idealize etti. Kutsal burjuva "demkrasisi" maskesi altında burjuva sınıfların diktatörlüğünü gizledi ve burjuva Silahlı Kuvvetlerin ve diğer devlet kurumlarının sahip olduğu öne sürülen "hukuka ve demokrasiye saygı geleneği" üzerinde kumar oynadı. Revizyonizmin tüm argümanları, Marksizm-Leninizme değil, sübjektif idealizme ve oportunizme dayandı ve dayanmaya devam ediyor. Başlangıç olarak bunun bazı tarihsel görünümlerine bakalım.

Sıkça kullanılan "istisnasız tüm partiler ve kesimler" sloganı altında revizyonist "K"P 1940'ların ortasında kısa bir süre için Gabriel Gonzalez Videla hükümetinde yer almayı başardı. "K"P oylarıyla seçilen Videla, daha sonra onları hükümetten atarak partiyi yasakladı. Ancak bütün bunlar, başından beri ne olup bittiğini anlamayan, hatta hükümete "yapıcı desteklerini" teklif eden oportunist "K"P liderliği için sorun değildi.

Dışarıdan, "K"P "gönüllü" ya da "gönülsüz" olarak Browderizmin olumsuz etkisini kabul etti. Browder o zaman ABD "Komünist" Partisi'nin Genel Sekreteriydi ve partinin rolünü bir tür kültürel örgüte indirgeyerek oportunist sınıf uzlaşmacı eğilimi destekliyordu. Bu dış etki, Şili "K"P liderliğini olumsuz yönde etkileyen başka bir güçlü eğilimle birleşti. Bu eğilim, faşizme dünya çapında karşı koymak için tamamiyle legalist ve pasifist bir tutumla Anti-Faşist Birleşik Cephe'nin kurulması gerekliliğini ileri süren eğilimdi. Bu cephede proletaryanın zorunlu ve yeri doldurulmaz öncü rolünü gözardı ederek proletaryayı diğer güçlere, sözde "ileirci burjuvazi"ye tabi kıldılar. "Dış" etki, "K"P liderliği içinde zaten güçlenmiş olan oportunist pasifizmi daha da güçlendirdi.

Stalin dönemi Sovyetler Birliği'nin ve onun proleter enternasyonalist politikalarının etkisi ve Videla'nın demokrasiyi koruma yasaları, ya da halk tarafından lanetli yasa olarak bilinen anti-komünist yasalarının uygulanması, revizyonist "K"P liderliğinin bir bölümünün, "Ulusal Kurtuluş Programı"nda vücut bulan daha radikal bir tutum takınmasına neden oldu. Fakat bu kesim kısa süre içinde yenilgiye uğratıldı ve taraftarları ihraç edildi. "K"P, bir önceki programına tamamiyle zıt olan ve "Acil Plan" adı verilen oportunist bir belge hazırlayarak yeni bir sınıf uzlaşmacılığı çizgisini benimsedi.

Revizyonist "K"P liderliği, "ülkenin iyiliği için Ibanez hükümetinin başarılarına kararlı bir biçimde katkıda bulunma" önerisini ortaya koyarak Ibanez'e güçlü destek verdi. Daha sonra, sınıf mücadelesinin itfaiyesi olma karakterini bir kez daha doğrulayarak şunu ekledi: "Değişmez kuralımız, emek çatışmalarının her tür aracı kullanarak uyumlu bir biçimde çözüme ulaştırılmasını sağlamaktır. Yasaların tanıdığı bir hak olan greve gitme hakkını ancak diğer bütün araçlar başarısızlığa uğradığında destekleriz." (Ibanez hükümetinin birinci yılında "K"P liderliğinin çıkardığı dökümandan).

Revizyonist "K"P önderliğinin oportunist çizgisi, körü körüne izledikleri Kruşçev'in revizyonist önderliğinde destek buldu. Kendilerini "bağımsız" ve "orijinal" olarak göstermeye çalışan revizyonist liderlerin aptalca çabalarına karşın Volida T.'nin eylemlerini hatırlamak iyi olur. Papa'dan daha Katolik olmaya çalışan Bay T. burjuva basına, kendisini dinleyecek kimi bulursa, daha Gorbaçov perestroyka'yı başlatmadan önce "K"P'nin perestroyka yanlısı olduğunu söylüyordu. Bu, revizyonist ve Troçkistlerin iddia ettiği gibi "Leninizm'e bir dönüş" değildi.

"K"P'nin dolambaçlı tutumu (El Siglo'nun 890 no.lu sayısında yayınlanan röportaja bakın) bugün "UP deneyimi"ni kullanma konusunda yoğunlaşarak proletarya diktatörlüğü döneminde, Lenin ve Stalin döneminde inşa edilen proleter sosyalizmine saldırıyorlar. Jorge Insunza'nın sosyalizme saldırısına bakın: "Birçok açıdan Allende'nin programı kendini o modelden tamamiyle uzaklaştırması anlamına geldi... UP deneyimini ele almak, yapmak istediğimiz şeyin tam tersi olan modellere boyun eğmediğimizi halka göstermektir." UP'nin, oportunistleri bu kadar rahatsız eden proleter sosyalizmi ile hiçbir ilgisinin olmadığı bir gerçektir. Fakat  Bay Insunza size şunu hatırlatalım ki, Kruşçev revizyonizmi döneminde, sizin Moskova'daki "ağabeyiniz" ne zaman soğuk aldıysa Şili'de sizin partiniz hapşırdı.

Sovyet revizyonizmine ilişkin yerel revizyonizmin kuyrukçuluğu, "iktidara giden barışçıl yol"un "keşfedildiği" SBKP 20. Kongresi'nden sadece iki ay sonra, Şili "K"P'nin alelacele topladığı 10. Kongresi'nde en yüksek ve en tuhaf ifadesini buldu. "Principios" (‹lkeler) dergisinin "barışçıl yol"dan söz eden 35. sayısı, "bu sorunun SBKP 20. Kongresi'nin yüksek tribününde ortaya koyulduğunu" iddia etmişti. Bu ifadeden sonra "orijinallik" ve "kendi değerlendirmesi"ni iddia etme konusundaki aldatıcı çaba çok saçma görünüyor. "Doğruyu söylemek gerekirse barışçıl yol hayatın kendisi tarafından zaten ortaya konmuştur. Birçok ülkede, ayaklanmacı olarak değerlendirilemeycek yeni yollardan devrimci değişimler gerçekleştirilmiştir." diyerek burjuva pozisyonunu ortaya koyan Kruşçev'in gittiği yolu izleyen Corvalan da Marksizmin "yaratıcı gelişimi"ne "katkı"sını sunmuştur.

"Şili'de, halk güçlerinin iktidarı almak için parlamenter yolu kullanma olanağı ortaya konmuştur. Fakat bu sorun bizim için yeterince açık değildi." (Luis Corvalan, "Devrimci Yolumuz") Revizyonizmin çok gurur duyduğu fakat işçi ve halk mücadelesine büyük zararlar veren "katkılar"ı konusunda şüpheye yer bırakmamak için Corvalan şu hatırlatmayı yapıyor: "KP programında, barışçıl yolun daha bütünlüklü ve daha zengin bir tahlilini yapma gereğine işaret ettik. Bu yolun sadece iç savaş ve silahlı ayaklanmayı dıştaladığını açık bir biçimde ortaya koymak gerektigini belirttik."

"‹lerleme için ‹ttifak"ın talep ve ilkelerini izleyen Alessandri ve Frei Montalba ve onların "özgürlük devrimi" de dahil olmak üzere Ibanez'den Allende'ye kadar, 1973 askeri faşist darbe öncesi dönem yerel revizyonizm açısından, burjuvazi ve emperyalizme kendilerinin iyi davranışlarının kanıtını sunma dönemiydi. 1957'de yapılan Merkez Komitesi 24. toplantısında "K"P'nin revizyonist liderliği, karşıdevrimci politik hedeflerini açığa vurmuştu: "Özgürlüğümüzü istiyor ve talep ediyoruz. Ve politik yaşamda serbesteçe yer almakla herhangi bir çıkara tehdit teşkil etmeyeceğimizi ilan ediyoruz. Tüm partilerin ve politik akımların serbest katılımı çerçevesinde, ülkenin çoğunluğunun iradesine uygun olarak tüm sorunların demokratik bir tarzda çözümünü savunuyoruz. Bugün Şili kapitalistlerinin mülkiyetinin yerine kollektif mülkiyeti geçirmeyi hedeflemiyoruz. Eğer yarın böyle birşey yapmak gerekirse, bunun Şili halkının çoğunluğunun iradesi doğrultusunda, barışçıl yoldan ve kapitalistlerin haklarını garanti altına alarak, yani onlara gerekli tazminatı vererek yapılması gerekir."

"K"P'nin revizyonist liderliğinin, "kalkınma yanlısı" ya da burjuva reformist Eduardo Frei Montalba hükümetine karşı "yapıcı" tutumuna özel dikkat çekilmelidir. Montalba sınıf karakterine uygun olarak, ekonomik ve politik talepleri için mücadele eden işçileri, köylüleri, yerli Mapuche'leri ve öğrencileri baskı altında tutma ve öldürmekte en ufak bir tereddüt bile göstermemiştir.

"K"P ve "S"P, Senato'da ve Meclis'te Frei hükümetinin en olmadık projelerine bile oy vermişlerdir. Topraklara el koyan köylüler, üniversite reformu için mücadeleyi radikalleştiren öğrenciler, CUT ile hükümet arasında yapılan ve işçilerin taleplerini sınırlayan "anlaşma"ya karşı çıkan işçiler ve sendika liderleri ve devrimci mevzilerden silahlı mücadele ve kitle ayaklanması çağrısı yapanların tümü, "K"P yayın organı olan "Siglo"da "aşırı solcular" olarak itham edilmişlerdir.

"K"P'nin revizyonist liderliği, oportunist ‹talyan kardeşleri gibi, UP döneminde bile Hıristiyan Demokratlar ile övünç duydukları "Tarihi Uzlaşma"yı yapmaya çalışmaktan asla vazgeçmediler.

Aralık 1970'te Salvador Allende Cumhurbaşkanı seçilmişti. Luis Corvalan (International Journal, Aralık 1970), Kruşçev ve takipçilerinin revizyonist "barışçıl yol"una ve şeçim yolu tezlerine erkenden biat etmişti: "Şili örneği, devrimci sürecin yol ve yöntemlerinin her ülkede kendi özgüllüklerinin olduğunu göstermiş ve SBKP 20. Kongresi'nin ileri sürdüğü tezlerin o kadar da tuhaf olmadığını kanıtlamıştır."  Kruşçevci tezlerin sözde "zaferi" karşısında sevinç duyan Volodias, Millas, Marin gibilerine öncülük eden Corvalan'dan ikibuçuk yıl sonra Eylül 1973'te, Rus revizyonist partisinin 20. Kongre'de ortaya koyduğu tezlerin sadece saçmalığı değil, kriminal ve ihanetçi karakteri de ifşa oldu. Corvalan'ın utanmazlığının sınırı yoktu; Allende'nin seçilmesinden birkaç ay sonra, Endonezya'da "anayasal" cumhurbaşkanı ve vatanın babası Sukarno'ya karşı general Suharto'nun burjuva ordusu tarafından gerçekleştirilen faşist darbe sonucunda 500 binden fazla komünist ve yurtsever öldürülduğünde, "barışçıl yol"un saçmalığı bir kez daha kanıtlanmış oldu.

Anti-reformist "sol"

"Barışçıl yol" ya da "seçim yolu"na karşı mücadele eden kesimlerden oluşan "sol", burjuva reformizme ve "geleneksel sol" tarafından empoze edilen "barışçıl yol" ve sınıf uzlaşmacılığına karşı durmak için büyük çaba harcadı. Devrimci Sol Hareket (MIR), Devrimci Komünist Parti (PCR) ve diğer küçük grupların oluşturduğu "devrimci sol"a mensup çok sayıda yoldaş, faşist diktatörlüğe karşı koymadaki cesaretleriyle örnek oldular. Her ne kadar revizyonistler onları darbeyi kışkırtmaktan sorumlu tuttularsa da, aslında ideolojik ve politik hataları dışta tutulursa, Şili'de 11 Eylül 1973 öncesinde var olan kapitalist sömürünün burjuva demokratik biçiminin krizine devrimci bir çıkış yolu aramada en tutarlı olanlar bu gruplardır.

Halkın Birliği (Unidad Popular - UP)  deneyimi, "devrimci sol" içinde farklı tepkilere yol açtı. Örneğin, o dönem Kruşçev revizyonizmine karşı belli ölçüde mücadele eden Marksist Devrimci Öncü felce uğradı ve kendisini tasfiye etti. Üyelerinin çoğu oportunistçe "S"P'ye ve bazıları da "K"P'ye katılarak onun en "sol" kanadını büyüttüler ve daha önce karşı koydukları "sosyalizme giden barışçıl yol" tezi temelinde kurulan UP hükümetinin en hararetli savunucusu kesildiler. Sonunda, onların revizyonizmden kopuşunun taktik çelişkilerin ötesine gitmediği, basit yollar çelişkisini, yani silahlı yola karşı "barışçıl yol" çelişkisini aşmadığı açıklık kazandı. UP'nin seçim "zaferi" ile birlikte, başlangıçta aralarındaki farklılığı motive eden çelişki ortadan kalktı. UP'nin seçim zaferinin, "barışçıl yol" diye birşeyin olmadığını kanıtlayacağını hiçbir zaman anlayamadılar. UP'ye katılmayanlar ise, belli örgütsel bağlarını sürdürdüler ve çoğu da faşist darbeye karşı mücadelede hayatını kaybetti.

Devrimci Komünist Parti'ye ilişkin olarak, atama süreci ve UP'nin seçim "zaferi" ve "barışçıl yol"unun verdiği zararın bu partiyi de büyük ölçüde zayıflattığı ve bölünmesine yol açtığı ve böylece halk kitleleri üzerindeki etkisini azalttığı ve varolan sınıf çatışmasından dıştalandığını kabul etmek gerekir. Bu dönem, patlamaya hazır iki unsurun birleşmeye başladığı dönemdi: Bunlar, işçilerin ve halkın UP önderliğinin yalpalaması, felce uğraması ve yasalcılığından duyduğu genel hoşnutsuzluk ve gericiliğin ve faşistlerin Amerikan emperyalizminin emir ve koruması altında yaptıkları açık sabotajlardı.

Politik mücadele yürütmek ve kendisini korumak için Devrimci Komünist Parti (PCR), Çin KP'nin uluslararası tutumunu mekanik bir biçimde uyguladı; bu da onun, Şili devriminin esas emperyalist düşmanını belirlemede ciddi hatalar yapmasına neden oldu. Rus sosyal emperyalizmine Amerikan emperyalizmi ile aynı derecede ve bazen daha da fazla saldırdı. Böylece, genel olarak halklar için her iki emperyalizm de eşit derecede tehlikeli olmasına rağmen, Şili'de esas olarak Amerikan emperyalizminin egemen olduğu gerçeğini görmezden geldi. Ancak anti-emperyalist tartışmanın canlı tutulmasında PCR'nin önemli bir katkısı oldu ve bunu sadece propaganda ile sınırlı tutmadı. 1979 sonunda toplumsal koşulların yol açtığı çatışmanın kaçınılmazlığıyla ve askeri faşist diktatörlüğe karşı direniş içinde yer aldıktan sonra PCR'nin bölündüğü iki grubun parti olarak varlıkları sona erdi ve Şili'de kalan taraftarları halk devrimi ve sosyalizm mücadelesine devam ettiler.

UP önderliğinin burjuva reformizmine karşı olan önemli kesimleri birleştirme amacı güden örgüt, Devrimci Sol Hareket (MIR) oldu. Bu hareket esas olarak Küba deneyimi ve Ernesto Che Guevara'dan etkilenen radikal öğrencilerden oluşuyordu. "Gerilla fokoculuğu" ve "dağa çıkma" teorisine dayanan silahlı mücadele sloganlarını öne sürdüler. O yıllarda MIR belli cephelerde kitlelerle çalışma konusunda epey deneyim edindi ve bunun sonucunda, UP revizyonistlerinin deyimiyle en büyük "aşırı sol" örgüt haline geldi. Politik olarak MIR, Salvador Allende hükümetine bir tür eleştirel destek sundu. Büyük ve tekelci mülkiyet yanında, hemen hemen aynı tarzda değerlendirdikleri küçük çaplı tarım ve sanayi mülkiyetinin de ele geçirilmesi için bazı eylemler yaptılar. Bu eylemler, Şili devriminin esas ve ikincil düşmanlarının belirlenmesi konusunda kafa karışıklığının artmasına neden oldu.

Eski MIR'in önemli elemenlarından biri, örnek bir cesaretle devrimci mücadeleye kendini adayan Miguel Henriquez'di. Öte yandan, onun karşısında olan diğer unsurlar sadece MIR'i küçük kalıntılara dönüştürecek kadar geri çekilmekle kalmadılar, devrimci düşünceyi reddedip "S"P'ye, PPD'ye ve hatta Hıristiyan Demokratlar'a katılarak kapitalist sömürünün sözcüleri haline dönüştüler.

Kitlelerin dışında kalarak bireysel anti-reformist mücadele yürütülmesinin en açık örneğini ise Halkın Örgütlü Öncüleri (VOP) sergiledi. Polis baskısına karşı ve kitleleri UP yanılsamasına karşı "uyandırma"nın bir yolu olarak VOP üyeleri "canlı bomba"lara dönüşüp polis karakolları önünde kendilerini patlattılar.

Yazıya biraz da şaka katmak için, örgütlü Troçkizmin önde gelen ve "Marksizmi Hıristiyan etik ile korumaya" çalışan elemanlarından birinin saldırılarını hatırlamakta fayda var. Çok sayıda küçük burjuva gruba üyeliğinden tatmin olmayan ve kendisini tarihçi olrarak ilan eden Luis Vitales, Sosyalist Devrim için mücadele etmediklerinden dolayı ‹spanyol sömürge döneminin Barnardo O'Higgins gibi bağımsızlık savaşçılarına saldırmıştır.

UP'ye devrimci bir alternatif arayışı içinde olan kitlelerin kafa karışıklığına yol açmaya neden olmasaydı, gülünç diyeceğimiz bir başka olgu da küçük gruplara bölünen Troçkist Devrimci ‹şçi Partisi olurdu. UP döneminde bu partinin yayın organı Allende'yi desteklemek amacıyla ülke çapında grev çağrısı yapmıştı.  Bunu başaramayınca 15 gün sonra kıta çapında grev çağrısı; bundan 15 gün sonra da, çağrılarına herhangi bir sempati beklemeksizin, "Allende'yi desteklemek için ve emperyalist saldırıya karşı dünya grevi" çağrısı yapmıştı.

‹hanet etme konusunda revizyonistlerle kardeş olan Troçkistler dışında soldaki tüm gruplar, 11 Eylül 1973'e kadar Şili'de varolan burjuva demokratik sistemin krizine devrimci bir çözüm arayışında oldular; kahramanlık örnekleri sergileyen büyük çabalar gösterdiler. Kimse onların başarısızlığını "irade" ya da cesaret eksikliğine bağlayamaz; tersine bunlara yeterince sahiptiler. Bunların yenilgilerinin nedeni, pratiklerine rehberlik eden fikirlerinde; proleter devrimci anlayıştan, Marksist-Leninist ideolojiden, Marx, Engels, Lenin ve Stalin'in öğretilerinin Şili gerçeğine uygulanmasından uzak olan eklektik düşünce tarzlarında aranmalıdır.

‹şçilerin ve halkın kanı, dürüst ve militan savaşçıların canı pahasına, sınıf mücadelesi bir kez daha şunu hatırlattı bize: Sınıf mücadelesi içinde çelikleşen ve Marksizm-Leninizmin komünist ideolojisine dayanan gerçek bir Proletarya Partisine sahip olmaksızın, işçi sınıfı ve halkların geleceği yoktur ve gerçek bir toplumsal değişim ve sosyalizm perspektifi olamaz.

Askeri faşist darbenin 25. yıldönümünde Şili işçi sınıfı ve halkı sadece yenilgilere değil, kan pahasına ve gerçek bir Marksist-Leninist parti inşa etmek için 18 yıl boyunca sürdürülen bir ideolojik, politik ve örgütsel çabaların değerli ders ve tecrübelerine de sahiptir. Bu çabalar Şili Komünist Partisi (Proleter Eylem) ile taçlanmıştır. Bu partinin, devrimci tutarlılık, Marksizm-Leninizm ve Şili işçi sınıfı ve halkının devrimci çıkarlarından kaynaklanan taahhütlerden başka taahhütleri yoktur. Kendisine "sol" ya da "devrimci" diyen diğer örgütlerden farklı olarak bu parti, geçmiş olayların gerçek nedenlerinin açığa çıkarılarak bugünkü devrimci mücadelenin başarıyla karşılanmasını ve doğru bir perspektife sahip olunmasını sağlayacak unsurlara sahiptir.

Şili Komünist Partisi (Proleter Eylem)'in Haziran 1995'te yayınlanan Programatik Tezleri'nden alıntılarla makalemizi bitirelim:

"Bizden önceki kahramanca mücadele günleri açık ve bilimsel bir bakış açısıyla değerlendirilmeli; o mücadeleleri devrimci özden arındıran ve onları, eksiklik ve başarılarını, olumlu ve olumsuz derslerini ortaya koyan tahlillere yer vermeden sonuçlanmış olaylar olarak sunan dogmatist, idealist ve dinsel bir şekilde ele alan anlayışlar bir kenara bırakılmalıdır. Bu şekilde davrananlar ideolojik ve entellektüel yeteneksizliklerini gizliyor, hatta daha da kötüsü, halkı başka yenilgilere sürükleyecek geçmiş hatalarda ısrar ediyorlar demektir.

"Ülkemizin bugün ihtiyaç duyduğu Halk Demokrasisi ve Sosyalizm talebini gerçekleştirmemizi sağlayacak doğru, bilimsel ve devrimci dersler çıkarmak için, tüm geçmiş mücadeleyi belirleyen nesnel ve öznel koşullar sağlam ve doğru bir bakış açısıyla incelenmelidir.

"Ülkemizde devrimci değişim için nesnel koşulların (ulusal ve sosyal baskı ve sömürü) her zaman varolduğu anlayışına dayandığımızda, herşeyden önce geçmiş mücadeleleri kontrolü altında tutan politikaların daha derinden irdelenmesi gerektiğini görürüz.

"Şüphesiz sübjektif faktörün niteliği her zaman birincil önem taşır ve mücadelenin sonucu, zaferi ve yenilgisi esas olarak bu faktöre bağlıdır. Geçmiş mücadelelerin başarısızlığının nedeni objektif faktörün olmayışı ya da zayıflığında, tarihi kadercilikte, onun ya da bunun ihanetinde, hatta bencil olmayan halkımızın kendini adama eksikliğinde aranmamalıdır. Tersine halkımız göz yaşartıcı kahramanlıklarıyla binlerce sayfa doldurmuştur.

"Geçmişte, özellikle cumhuriyet döneminde, emperyalizm ve gericiliğin reddi ve onlara karşı direniş, mevcut burjuva iktidarı yıkıp yeni, sosyalist bir iktidarın kurulması için gerçek bir devrimci sınıf alternatifine sahip programlara dayanmamıştı. Tersine, bu alternatifler "ilerici reformlar"a, "genişletilmiş demokrasi"ye, emperyalizme bağımlı kapitalist devletin kademe kademe "ele geçirilmesi"ne, onu halkın ve işçilerin "hizmetine" sokacak şekilde "dönüştürülmesi" anlayışına dayanıyordu. Halk Hareketinin eski liderlerinin bu yanlış ideolojik ve programatik temellerine dayanılarak, iktidarın ele geçirilmesi, yani sosyal devrim perspektifine sahip olmayan mücadele biçimleri geliştirildi. Buna en iyi örnek, UP'nin seçtiği ve Şili işçi ve halk hareketi açısından büyük bir trajediye yol açan "parlamenter yol"dur, "barışçıl yol"dur. Açık, kitlesel ve hatta silahlı çatışmalar yürütmesine rağmen, 11 Eylül 1973'ten önce varolan burjuva demokrasisine geri dönülmesi bayrağı altında yürütülen anti-faşist direnişte de aynı sorun görülebilir.

"Bu akımda ulusal ve sosyal kurtuluş, halk demokrasisi ve sosyalist devrim mevcut değildi.

"‹şte bu nedenle sübjektif faktör, politik önderlik ve onun fikirleri, işçi ve halk mücadelesinin dayandığı belirleyici unsurdur. Eski SSCB ve Doğu Avrupa ülkelerinin çöküşü bu gerçeğin evrensel kanıtıdır. Bu ülkelerde yaşananlar, komünist ideoloji bir tarafa, sosyalizmin yenilgisinin değil, tersine onların kaçış ve ihanetinin bir sonucudur. Bugün bu, en kör kişiler açısından bile, SBKP ve eski devletlerin liderlerinin revizyonist ve anti-komünist gerçekliğini görmek istemeyenler açısından bile aşikar olan bir gerçektir.

"Ulusal ve uluslararası gericilik kısa bir tarihsel dönem için suları bulandırdı; kendini solcu ve devrimci gören bazı unsurlar mücadele cephesini terkederek açıktan gericiliğe katıldı; diğerleri ise hala sallantıda ve oportunist bir tutumla "ilerici", sosyal demokrat söylemler kullanarak gericiliğe ve emperyalizme hizmet etmeye çalışıyorlar.

"Geçici bir kafa karışıklığı yaşamış olsa da kitleler, kapitalist aşırı sömürü krizinden çıkış yolu arıyor; işçi ve halk hareketleri birbirini izliyor. Genel olarak, dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Şili'de de işçilerin ve halkların yeni bir devrimci mücadele dalgasının biçimlenmekte olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum, içinde bulunduğumuz dönem için koyduğumuz hedeflere ulaşılmasını ve sürecin sosyalist perspektifinin güvence altına alınmasını sağlayacak, geçmiştekinden daha yüksek kapasiteli, devrimci bir sınıf ideolojisi ve politikasıyla karşılanmalıdır.