KOLOMBİYA

 

Kolombiya barış görüşmeleri ve diyaloglar üzerine


Kuzey Amerikan emperyalizminin ve yerel burjuvazinin çıkarlarını temel alan müzakere ve diyalog temasının, Latin Amerika'da devrimci savaş yürüten örgütlerle on yıldan fazla bir süredir geliştiğini görüyoruz. Bu easasen, devrimci hareketi yoketmeyi ya da en azından, bütün üzücü sonuçlarıyla kapitalist toplumun ve devletin kalıcılığını tehlikeye sokabilecek bir gelişim düzeyine yükselmesini önlemeyi amaçlayan bir politikadır.

Latin Amerika'da yürütülen bu politika, Santa Fe II stratejisinin ve Pentagon tarafından yürütülen modernizasyon sürecinin bir parçasıdır. Bu stratejinin bir başka yönü de, devletin silahlı güçlerinin temel bir öğesi olan ve yine devlet tarafından korunan, finanse edilen, yönetilen ve örgütlenen paramiliter güçlerin kurulması ile uyumlu -"topyekün savaş" taktiği gibi- ve düşük yoğunluklu çatışma ile bağlantılı olan ideolojik, siyasi ve askeri düzenlemelerdir. Bu faşist öğeler, devletin saldırganlık düzeyiyle eşdeğer olan tehlikeli bir gelişmeyi yürütmektedirler. Bu gruplardan biri, devlet tarafından kurumsallaştırılan CONVIVIR Kooperatifi'dir.

Sözde diyalog ve müzakere politikası, ABD'nin olağan saldırgan tutumunu daha üst boyuta çıkaran faşizan ifadeleriyle, ABD'nin ve burjuva siyasi partilerin sağcı önlemlerinin ve neoliberal ekonomik modelin daha da yoğun olarak uygulanmasıyla uygun düşmektedir. Bu politikanın temelleri, SSCB ve Doğu Bloku'nun yıkılmasıyla Marksizm-Leninizmin silahlı devrimci savaşıma ve halkların mücadelelerine ideolojik ve politik rehberliğinin son bulduğu, ve yine Marksizm-Leninizmin halkın siyasi iktidarı ele geçirmesi ve devrimin zaferi için kaçınılmaz bir araç olarak çöktüğü ve tüm bu gelişmelerin kapitalizmin dünya ölçeğinde kesin zaferini gösterdiğini iddia eden bir dizi tartışmaya dayanmaktadır.

Genel olarak bu düşünce, uluslararası burjuvaziyi ve ulusal kurtuluş hareketlerinin hüküm sürdüğü ülkeleri biraraya getirdi. Aynı zamanda diyalog aracına karşı çıkan faşist kesimleri de daha inatçı bir kimliğe büründürdü. Bunlar ve diğer tüm gericiler, halka karşı savaşta daha fazla cinayete, katliama, zorunlu göçe, işkenceye; kısacası fiili anlamda bir yıkım demek olan kontrgerilla savaşının yoğunlaştırılmasına öncelik verdiler.

Bu stratejinin uygulanması, birçok durumda başarılı sonuçlar da vermiş olan demagoji ve baskı üzerine kurulu çifte politikaların uygulanmasını ve emperyalizmin tarafında olan sosyal demokrat akımların, halkın üzerindeki egemenliklerini genişletmenin bir aracı olarak aktifleştirilmesini beraberinde getirdi.

Bu stratejiyle, barış ve sözde ulusal ittifaklarla bağlantılı olarak "yeni" görüşlerin hayata geçirildiğini görüyoruz:

- Burjuvazinin sözde pasifist doğası üzerine bir vurgu yapılmaktadır: "‹ç silahlı çatışma yaşayan ülkelerde barış için bir güç ve dünya barışı için bir parti".

- Savaşın insanileştirilmesi temasının tekrar canlandırıldığını ve doğal olarak, ihtilalci hareketin, Uluslararası ‹nsan Hakları deklarasyonunun gereklerini yerine getirmesinin talep edildiğini görüyoruz. Uluslararası Kızıl Haç, Uluslararası Af Örgütü, Amerika Gözlem vb. insani kurumlar ülkeye getirilmeye çalışılıyor.

- Birçok ülkede burjuvazi, mücadelelere ve işçilerin sosyal protestolarına yönelik karşıdevrimci amaçlarını tayin edici hale getirmek için sosyal sözleşme politikalarını hayata geçirmektedir.

- Barış beyanları ve sloganları her tarz ve içerikte sürekli tekrarlandı. Bu siyasi, ekonomik, sosyal ve askeri anlaşmazlıklar için müzakere edilmiş bir anlaşma çabası üzerindeki ısrarla birlikte durmaksızın tekrarlandı. Tüm bunlar, bazı demokratik ve hatta devrimci kesimleri bile, devrimci savaşın sona ermesi gerektiğine, 'barış' sürecine katılınması ve bu yolla yönetimin halk için kazanılacağına ikna etmeyi başardı.

- Bazı durumlarda, Güney bölgeleri ve Orta Amerika gibi anti-emperyalist güçlerin içinde sosyal demokrat eğilimler gelişti ve bu eğilimler mücadeleyi yeniden yönlendirip bunu açıkça ihanet görüşmelerine çevirmeyi başardılar. Bunlar, zengin ve yoksul, burjuva ve proletarya, emperyalistler ve halkların bugün ortak çıkarlar etrafında birleştiği ve bunun tek bir rotada bağlanıp kalmamayı gerektirdiği fikriyle yapıldı.

- Devrimin zaferinin imkansızlığı tezlerinin yeniden canlandırıldığını, anlaşmazlıkların yalnızca müzakereler yoluyla sağlanacak çözümlerle mümkün olacağı ve kırıntıların halka verileceği düşüncelerini görüyoruz. Açıkça ifade edilmese de bu, devrimden vazgeçmek demektir.

-Burjuvaziyi halkın yararına belli başlı temel değişiklikleri yapar duruma getirme, seçim yoluyla iktidarı almayı mümkün kılacak tam siyası özgürlük ile demokratik devletin kurulması esasına dayanan düşünce yeniden ısıtılıp öne sürülüyor. Anti-emperyalist savaşçılardan bazıları, politik yumuşamanın bir ürünü olarak, devrimci amaçları ikinci derecede reformlarla değiştiriyor ve kendilerini anlaşmalar, paktlar aracılığıyla sömürücü burjuva baskısı ve emperyalist egemenliğe kredi sağlamaya hizmet eden pasifist kampanyaya sunuyorlar.

Kolombiya'da diyaloglar

Kolombiya, burjuva-emperyalist politikanın başlatıldığı en önemli bölgelerden biri olmuştur. Belisario Betancurt hükümetinden bu yana, bu yeni aşamada bu tür politikalar uygulandıysa da, az başarı elde edildi. Emperyalizm ve burjuvazinin, ihtilalci hareketleri yenilgiye uğratma ihtimalini tamamen bir kenara atmamakla birlikte, sözde de olsa, Kolombiya'da yaşanan soruna politik çözümler bulma taktiğini öne sürme sebepleri arasında şunlar bulunmaktadır:

-Yönetimin halk tarafından devrimci tarzda alınması için silahlı çatışmanın başlamasından bu yana 35 yıldan fazla bir zaman geçti. Bu süre boyunca hareket, anti-propaganda ve kirli savaşın kalıcı olarak tertiplenmesiyle koordine edilen pekçok imha kampanyasını yenilgiye uğrattı. Bu kampanyalarda her tür taktik denendi. Balığı yakalamak için denizi kurutma olarak gördükleri eylemleriyle sivil halk kitleleri içinde rehin alma ve öldürme de dahil olmak üzere her türlü taktiğe başvuruldu. Ulusal Güvenlik Doktrini, halkı "içerdeki düşman" olarak tanımladı, ki bu da mantıksal olarak halkın imha edilmesini gerektiriyordu. Bugün paramiliter güçlerin vahşi eylemleri, ülkenin çeşitli bölgelerinde sivil halkı katletmek için güçlü ve şeytanca bir silah haline dönüşen ve uyuşturucu trafiğinin kirli işleriyle birleşen devlet politikalarının pratik uygulamasıdır.

- Devrimci hareket, özellikle ayaklanmacı hareket, herhangi bir hükümet programının uygulanmasında hesaba katılmak zorunda kalınan bir faktör olma önemine ve gelişim seviyesine ulaşmıştır. Bir başka ifadeyle, ulusal hareket ülke yaşamının önemli kesimlerinde ciddi derecede etkileyici bir güç haline gelmiştır. Bu hareket, ona güç ve daha ileri mevzilerde gelişim perspektifi veren halkın daha geniş kesimlerince desteklenmektedir.

- Bu hareketin cografi konumlanışı genelde kır olsa da, şehirdeki varlığı ve etkisi de hiç olmadığı kadar güçlenmektedir. Bu güçlerin büyük bir kesimi, ekonomik üretimin stratejik öneme sahip olduğu bölgelerde konumlanmışlardır. Bu nedenle hareket, ülkenin ekonomik yaşamında önemli bir etken durumuna gelmiştir ve siyasi açıdan hareketin kararları ve eylemleri ülke yaşamında ve belli bir noktaya kadar da ülkenin uluslararası yaşamında ciddi yankılar bulmaktadır.

- ½imdiye kadar verilen nedenler ihtilalci güçlerin statülerini bugün daha da aşikar kılmaktadır.

- Burjuvazi, bir yandan devrimci güçlerin biriktiği ve yükseldiğinin, öte yandan da kendi güçlerinin son birkaç onyıl boyunca tahmin edilemeyecek düzeyde derinleşen çelişkilerin ortaya çıktığının ve ciddi krizlerden geçmekte olduklarının farkındadır. ½unu belirtmeliyiz ki, bu, Washington'un Samper hükümetini "tanıma" (şartlı da olsa yine de bir tanımadır) kararıyla ilintilidir; bu onun çürümesi olsa da... Bu bize düzenle ve onun çıkarlarıyla herhangi bir yolla birleşmiş ekonomik ve politik tüm kesimlerde uyandırılmış olan büyük bir cümbüşü açıkça anlatmaktadır.

-Gerilla hareketinin silahlı eylemleri son iki yıldır La Fuerza Publica'ya (Devlet Güçleri), ulusal orduya ve polise gerçek bir yenilgi yaşatmıştır. ‹çlerinde en eğitimli seçkin birliklerden oluşan Üçüncü Tugay'ın yenilgisinin de bulunduğu Las Delicias, Patascoy, San Vicente del Caguran, La Carpa, El Billar ve yakın zamanlarda başlayan Miraflores, La Uribe ve diğer çatışmalar, bir yandan devletin ordusu ve polisinin güçsüzlüğünü, öte yandan ise gerilla hareketinin niteliksel gelişimini gösteriyor. Bu, cumhuriyetin mevcut bildirgesinin, burjuva partilerin liderlerinin ve devletin bakanlarının son 30 yılın en kötüsü olarak niteledikleri gerçek bir hezimettir. Düzenin en görkemli ajanları olan generallerin en yüksek rütbelileri açısından, daha önce asla böylesine küçük düşürücü bir durum yaşanmamıştı.

Temmuz ve Ağustos aylarında ve Samper başkanlığının son günlerinde -sanki onun prestij kaybını ve çaresizliğini anlatır gibi- gerilla hareketinin başlattığı politik-askeri kampanya, kendi kibirleriyle körleşmiş ve bönleşmiş olan hakim sınıfı ve zaten olağan hale gelmiş olan skandal ve yolsuzluklarla içiçe geçmiş bir hükümet ile liğme liğme olmuş devleti sarstı.

Bu koşullar, bir devlet için en uç noktada aciliyet meselesi olması gerekirken, gerçeklerin dayattığı başkaldırıya karşı her alanda yeteneksizlik eğilimi gösteren hükümetin tavrında hiçbir değişiklik yaratmadı. Yaşamın bu muhteşem küçük düşürmeleri, kendi barış politikalarının farklı olduğunu göstermeye başlayan, sanki prestij kazanmak için, dağlara çıkıp FARC-EP'nin en üst düzey liderlerinden Komutan Marulanda ve Mono Briceno ile konuşan ve silah zoru ya da diyalog tuzağı aldatmacasıyla gerilla ile görüşerek geleneksel politikaların değiştirilebileceği ile ilgili birçok söz veren şimdiki devlet başkanı Pastrana'ya yararlı olabilir.

Gerçek şu ki, Pastrana'nın barış politikasının özüne makyaj yapmaktan bağımsız olarak, yakın geçmişteki savaşın gerçekleri, hükümeti yeni koşullar içindeki bu gerçeklere gereken önemi vermeye zorluyor.

- Özellikle ülkenin gelişimi için arzulanan barış ve sükunet ortamıyla ilişkili olarak ülke yaşamının değişik alanlarında sözü edilen gelişmelerin evrimi ve birçok zorlu yollar, tüm gelişmeler iktidarın istediği yoldan giderek daha da uzaklaşmaktadır. Samper hükümeti süresince ülke daha da yönetilemez hale gelmiştir. Samper hergün daha da ciddi hale gelen devasa sorunlara karşı gerekli çözümleri üretme yeteneği gösterememiştir.

-Öncellerinin devamı olan Samper'in barış politikası kendi iflasını net bir şekilde gösterdi. Ülke gerçekleriyle derin uzlaşmazlık içinde sürekli bir çürümeye gitti. Savaşı körüklerken barıştan söz ettiler. Özellikle savaşa harcanan para yüzünden oluşan bütçe açığı sürüp giderken, iç savaşın hüküm sürdüğünü kabullenmek istemediler. Bu çatışmanın ortasında devlet pembe tablolar çizip savaş alanında gerilla hareketini ortadan kaldırma umuduyla kuvvet kullanımına her zaman öncelik verdi.

- Samper, Gavario ve onlardan öncekiler, sürekli "barış ve uyum" dilini kullandılar; fakat bir hayal olarak. Onlar, ne yalanlara karnı tok olan Kolombiyalılara, ne de uluslararası topluluğa karşı saygılı ve onurlu değildiler. Samper hükümetinin iflası, öngörümüzün bir kanıtıdır. Tarihimiz, hükümetler için, doğru şeyler yapma isteğini taşıyorlarsa eğer, öğrenmeleri gereken derslerle doludur.

Tarihi yapan halktır. Tüm zenginlikleri yaratan ve toplumun en ilerici gücü yine halktır. Bu nedenle diyaloğu, devrimin siyasi projesiyle ilişkili olduğu, onun taleplerinin halkın ve ülkenin ihtiyaçlarını karşılayacak bir değişiklik arzettiği -ki şu ana kadar bir yandan devrimci ve ileici örgütlerin, diğer yandan da burjuva ve emperyalizm yanlısı devletin çeşitli taleplerinin yer aldığı- durumda yönetici sınıf ve onun devletiyle siyasi bir tartışma aracı olarak görüyoruz.

Bu girişimde, hiçbir şey ve hiç kimse halkın yerini alamaz. Doğru yaldan sapılmayacağı garantisini verecek olan da, kararlı katılımıyla halk olacaktır. Acı ve ızdırapları kullanılarak caydırılmayacak, kendi çıkarlarını kesin bir kararlılıkla savunacaklardır. Burada, görüşme masasında devrim yapmaktan bahsetmediğimiz açıktır. Ancak, büyük çoğunluğun, siyasi özgürlük ve yeterli bağımsızlık ile daha ileri adım atabilmesini sağlayacak maddi ve moral kazanımları elde etmesini sağlayacak ve yeni bir insan ve yeni bir toplum yaratma mücadelesinde tüm kapasitesini kullanmasını olanaklı kılacak  bir alan yaratan sosyal ve askeri politikalar vardır. Yerlilere ait olan topraklardan yenilgiyle çıkan, muhafazakarlarla (godos) liberaller (cachiporros) arasındaki çatışmadan çıkan Kolombiya'dan farklı, muhafazakar ve liberal partilerin bize bıraktığı, evlatlarının yoksulluğuyla kuşatılmış, kanla yıkanmış ülkeden farklı bir Kolombiya'dır bu. Bu partiler bugün hala iktidardalar ve seçimlerde iktidara gelmek için sıraya dizilmişler. Bu partiler, Gaviria saltanatının mirasçiları, liberal ya da muhafazakar sağcı kesimler ve Kuzey Amerikan emperyalizmi için aday olanların başağrısı uğruna anlaşmaya vardılar.

Burada her ne kadar teşvik edici olmasa da, geçmişte yürütülen diyaloglardan edinilen tecrübeler ile tarihin derslerini akılda tutmalıyız: 1789'da Gongora ve Obispo-Virrey Cabellero'nun sadık öncellerinin ihaneti, komutanlarla anlaşmaları, ve en korkuncu da Jose Antonio Galen'a karşı işlenen iğrenç suçlar; 50'lerde öldürülen liberal gerilla savaşçılarıyla, Rojas Pizarro arasındaki anlaşmanın karanlık tecrübesi; Virgilio Barco müzakerelerini imzaladıktan sonra öldürülen Carlos Pizarro; yaşadığımız onyılda barış anlaşmalarından hemen sonra öldürülen komutanlar ve savaşçılar, Kolombiya'yı kanlı bir ülke yapmaya devam eden paramilitarizm ve militarizmin kurbanları, halk, işçiler, sendikacılar, insan hakları savunucuları, halkı için savaşanlar, devrimciler, cinayet ve suikast kurbanları.

Kolombiya Komünist Partisi (M-L) ve Halk Kurtuluş Ordusu (EPL) olarak, Devlet Başkanı Pastrana'nın "barış için diyalog" politikası mümkün kılarsa, halk ve gerilla hareketi Simon Bolivar Gerilla Koordinasyonu'nun yanında, devlet ile bu yeni diyalog sürecine katılmaya hazırız.

Bugün barış ve diyalog teması, farklı dini ve etnik gruplar, kadın, gençlik, işçiler, meslek sahipleri, entellektüeller, eğitmenler, eğitimliler, çalışanlar, işsizler gibi ülke yaşamında sosyal düşünce ve ekonomi-politiğin çok farklı akımlarını bulduğumuz geniş bir politik sahneyi teşkil etmektedir. Ancak, diyaloğa katılan halkın çoğu, geçmişten bugüne taşınan ağır sorunları ortadan kaldırmayı garanti edecek gerekli güce henüz sahip değildir. ½imdiye kadar insan selinin, mümkün olan bütün senaryolarda korku duymaksızın ne istediğini söyleyebilmesinin yolunu açacak bir ortam olmamıştır.

Bunun nedeni, başkentte, taşrada, şehirde ve kasabalarda, şehrin mahallelerinde, şehirde ve kırda yapılması gereken bu tarz ve derinlikteki diyaloglar, demokratik özgürlükler ve güvenlik gerektiriyor. Bunun yanında askerlerin, polisin, dedektiflerin, paramiliter güçlerin, ihbarcıların ve görevleri tutuklama, yalıtma, işkence, suikast ve katliam olan tüm güçlerin ortadan kalkmasını da gerektiriyor. Sınırlandırmalar ve karşılaşılan bu riskler içinde, hiçbir görüşme, arzulanan politik düzeye ulaşamaz. Durum böyle iken, tam bir diyalogdan söz edilemez. Bunun yerine birkaç kişinin toplantılarını ve hemen hemen her zaman aynı kişilerin aynı tartışmaları yaptığını görürüz. Ulusal çatışmanın bugünkü şartlarının gerekli kıldığı barış ve diyalog politikası geniş, özgür ve güvenli bir atmosfer sunmak zorundadır. Bunu da yalnızca devlet garanti edebilir; tabi gerçekten barış istiyorsa...

Halk gerçekleri söyleyebilmeli; komünistler ve diger devrimciler ne düşündüklerini ve halk için ne istediklerini ifade edebilmeli; gerilla savaşçılarının vatanları için projelerini açıklayabilmeleri sağlanmalıdır. Gerilla sözcülerinin, daha önce ulusal diyalog ve ateşkesle ilgili anlaşmalar imzalayarak "saldırıda" bulunduğu için 1985 yılında kurşunlarla delik deşik edilen EPL sözcüsü Oscar William Calup'un akıbeti gibi bir suikaste kurban gitmemeleri için güvenlikleri sağlanmalıdır.

½imdi, "diyalog ve barış" politikasında derin değişiklikler yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde, tüm bunlar gerçek diyaloglar olmayacaktır. Bunun kendi içinde güçlükleri vardır. Devlet güçleriyle, kendilerini NGO'lar olarak ilan edenler, yoğun bir politik çaba harcıyor ve devrimci gerilla hareketine karşı halkın geniş ittifakını örgütlemek, devlet organlarıyla faşist örgütleri güçlendirmek için çalışıyorlar. Bunun için de çeşitli inisiyatifleri hayata geçiriyorlar. Tüm bunları, unutulmaması gereken halk katliamları ve yüzbinlerce insana yönelik suikastleri üreten "resmi barışın" garantisi olarak yapıyorlar. Esasında sosyal demokrat olan bu tutumlar, ülkedeki tüm sosyal sınıfları içine kattıkları "sivil toplum" burjuva konsepti ile müşterek olan örgütleri birleştiriyor. Çünkü onlara göre, tüm bu sınıfların çıkarları benzerdir. Bütün çıkarların üzerinde ülke çıkarları bulunmaktadır ve bunlar da nihayetinde tek bir çıkarı ifade etmektedir. Merkezdeki diğer görüş de, barışın sağlanmasının genel olarak bir istek sorunu olduğunu dillendirmektedir. Bugüne dek barış görüşmelerinde bir başarı elde edilememiştir; çünkü görüşmeler, yüksek çıkarlar perspektifi ile farklı görüşlerin ahenk içinde bir arada bulunduğu "sivil toplum" yapısı bağlamında gerçekleşmemiş; ancak  diyalog bütün bunların yerine, sınıf farklılıklarıyla bölünmüş toplumun değişik kesimleriyle çatışmaları uzlaştırma ruhunu ve toleransını ortaya koymuştur. Bu görüş, eğitim ve kültür yetersizliğini neden olarak görmektedir. Bu düşünceye göre, barışın olmayışı, kendi kökeninde bulunan uzlaşmazlık ve şiddet kültürünün formasyonunun bir sonucudur. En az önemde olmak üzere sıralanan diğer nedenler ise; sosyal eşitsizlik, demokrasi ve insan haklarındaki eksikliklerdir.

Bu düşünce akımının önemli bir bölümü, kendi siyasi kampanyalarının temel program maddesi, (açıkça ya da örtülü olarak) devrimci hareket tarafından yürütülen savaşa karşı olmaya dayanmaktadır. Bütün çabalar, bunun bir savaş olmadığını, bir anlam ifade etmediğini, sosyal değişime önderlik edemeyeceğini, bu savaşın inatla sürdürülmesine gerilla savaşçılarının doğasında bulunan şiddetin sebep olduğunu göstermeye yöneliktir.

Değişik akım ve yönelimlere karşı koyamayan tüm bu karmaşık tutumlar sistemi, dünya ile ilgili bilinen iki büyük anlayış ile özetlenebilir: Bir yanda metafizik ve idealist anlayış, öte yanda ise tarihsel ve toplumsal diyalektik materyalizm anlayışı vardır.

‹dealistler, barışın olmayışını ve şiddet eylemlerine yönelimi, idealist ve psikolojik nedenlerle açıklama yolunu arar. Onlar, şiddet kültüründen, dayanışmadan, toleranstan, alçak gönüllülükten söz ederler. Toplum yapısına ve tarihsel yapıya bu bakışla, sosyal olguların fevkalade maddi gerçekler olduğunu, toplumdaki olayların yönünü tayin eden yasalara konu olan karmaşık objektif metodlar içinde bunların kendi yönlerine sahip olduğunu anlayamazlar. Dünya anlayışları, hukuki ve politik üstyapının pekçok alanlarında çatışan sınıf çıkarlarının ve sınıf farklılıklarının ekonomik ve maddi temellerinin belirleyici rolünü anlamazlar.

Partimiz, "diyalog için her durumun belirli bir taktik, uygun bir gündem, tutarlı dayanaklar, elverişli koşullar ve bunu geliştirecek araçların olması gerektiğini vurgulamıştır. (...) Biz bu nedenle diyalog alanını kazanmak, yeni politik senaryoların yaratılmasını sağlamak, politikalarımızın daha geniş kabulü için burjuvaziye kendi şartlarımızı kabul ettirmek amacıyla, kendi barış konseptimizi, sosyal adaleti, demokrasiyi ve siyasi özgürlükleri tesis etmek için devrimci bir manevrayı önümüze koyduk. (...) Bu politik manevra, kendi taleplerini, kendi politik önerileri etrafında kendi ajitasyonunu geliştirmek için, işçi hareketi dinamikleriyle bağlantılı olmak zorundadır. Ancak bu durumda burjuvazi ile olan yüz yüze kavgalarda galip gelinebilir."

Bu sosyal adalet ve barış diyaloglarından temelde faydalanacak olanlar Kolombiya ve Kolombiya halkıdır.

Onlar, belirli bir çerçeve içerisinde, kırın ve şehrin işçilerinin dilekleri ve ihtiyaçlarını karşılayacak temelde, insanoğlunun umutlarının gerçekleşmesi için tarihimizde yeni bir dönem açabilirler. Bu çerçeve şunları içermelidir:

- Savaşın insanileştirilmesi ve Uluslararası ‹nsan Haklarının kağıt üzerinde kalmaktan çıkarılıp, uygulanmasının sağlanmasında devletin halkına ve uluslararası topluluğa karşı sorumlu tutulması;

- Ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel, güvenlik vb. her alanda halka hizmet etmesi gereken uyumlu bir başarılar organı olarak insan haklarının güvence altına alınması;

- Mal ve hizmetlerin bölüşümünde 180 derecelik bir değişiklik yapılmasını sağlayacak ve sermaye ve toprak ağalarının gayrımeşru ayrıcalıklarına son verecek bir ekonomik modelin kurulması;

- Vatandaşın bugün ve gelecekte onur ve refahını koruyacak demokratik özgürlüklerin sağlanması;

- Arzu ettiğimiz derecede özgür ve refah içinde bir ülkenin güvence altına alınmasını sağlayacak ulusal egemenliğin tesis edilmesi.

Bu, halkın kendisinin hakim olacağı bir geleceğe giden yolu açabilecek demokratik ve anti-emperyalist bir hükümet ve değişim programı aracılığıyla halkın gerçekleştireceği eylemlerle elde edilecek büyük kazanımların çekirdeği olacaktır.