Giriş
Latin Amerikalı halklarımız zengin bir mücadele geleneğine sahiptir. Bu geleneğin ilk örneği önce İspanyol sömürgeci hakimiyetine karşı verilmiş, ardından bağımsızlık hareketleriyle genelleşerek, bu yüzyılın başından itibaren de antioligarşik, antiemperyalist ve demokratik bir mücadele olarak yoğunluk kazanarak bölgede kök salmış burjuvazinin ve tekelci sermayenin hakimiyetini sarsmıştır.
Sınıf çatışmaları en açık ifadelerini Latin Amerika emekçileri ve halklarının mücadelesinde bulmuştur. Bu mücadeleler, kıtamızın tarihini kahramanlık, azim ve kararlılık dolu sayfalarını yazmıştır. Bu da, özellikle bu yüzyılda, dünyayı altüst eden belli başlı çelişkilerin sürekli kaynağını oluşturmuştur.
Meksika'dan Karaibler'e ve Orta Amerika'ya; Panama'dan Patagonya'ya, halklarımız yabancı hakimiyetine ve sömürünün boyunduruğuna karşı amansız bir başkaldırı sergilemiştir. Bu süreçte, işçi sınıfı, partileri ve siyasal örgütleriyle, gerek emekçi kitlelerinin ve genel olarak halk kitlelerinin bilinç ve düşünce seviyesinin yükselmesinde, gerekse sosyal mücadele, demokratik kazanımlar ve siyasal haklar konusunda çok önemli bir rol oynamıştır. Sosyalist düşünce, sosyal bilimler, biyoloji, hukuk ve bilimsel araştırma alanlarını da derinden etkilemiştir.
Amerika halklarının bu demokratik, ilerici, antiemperylist, antioligarşik ve devrimci düşüncesinin oluşmasında ve gelişmesinde, Marksist-Leninist sosyalist düşüncenin ve özellikle de bu düşüncenin temel eserlerinden biri olan, 1848'de Marx ve Engels'in Uluslararası Emekçiler Birliği adına kaleme aldıkları "Komünist Manifesto"nun tartışılmaz bir etkisi olmuştur.
Bölgede işçi hareketinin değişimci bilincinin oluşmasında önemli bir rol oynayan bilimsel sosyalizm düşüncesi, işçi hareketinin mücadelesine ilham kaynağı olmuş ve tüm Amerika ülkelerinde burjuvazi ve emperyalizme karşı verilen devrimci mücadelelerin büyük bir çoğunluğuna önderlik etmiştir. İleri ve geri adımların birbirini, zafer anlarının geçici bozgunları takip ettiği bu devrimci mücadele hareketleri karşılarında ilericilik düşmanlarının ideolojik, siyasal, kültürel ve askeri baskılarını bulmuşlar ve onlara utanç verici bozgunlar yaşatmışlardır.
Bugün, emekçilerde ve toplumun ilerici kesimlerinde varlığını koruyan Marksist-Leninist düşünce ve hareket; solcu ve devrimci demokratik bilinç, uluslararası mali sermayenin halklarımızın var olma iradesini ayaklar altına alarak, bütün tahrip gücüyle neoliberal politiklarda ifade bulan, ulusların bağımsızlık ve egemenliklerini hedef alan, saldırılarına karşı koymaktadır.
Bu saldırının başka bir ifadesi de, emsalsiz bir azınlıkla, devrimci solun izlerini silmeye devrim ve sosyalizm ideallerini kötüleyerek bertaraf etmeye, kapitalizmi yaşatmak amacıyla halklara alternatif olarak toplumsal uzlaşmayı dayatarak, mücadelelerin geçerliliği ve etkinliği konusunda şüphe tohumları ekmeye soyunan yeni antikomünist kampanyadır.
Ancak bu çetin mücadelelerden denenerek, bilinerek yenilenmiş, diyalektik bağlamda gelişmiş olarak çıkan ilkelerimizin, işçi sınıfının ve halkların vaz geçilmez amacı olan yeni bir hayat kurma hedefindeki rehberliğine devam edeceğinden şüphemiz yoktur.
Devrimci kurama bağlılık, sol güçlerin oluşumu ve pekişmesi süreci, deneyimlerin birikimi, yapılan hataların düzeltilmesi ve atıl imkanların geliştirilmesi, emekçilerin ve halkların mücadelesinde -yavaş da olsa- yeni bir atılım yaşadığımız kıtamızda, nihai hedefi devrimci iktidarı ele geçirmek olan antiemperyalist ve antioligarşik mücadelenin geleceğini garanti altına alma imkanını doğurmaktadır.
Bu yeni atılım süreci, devrimci bilincin gelişmesine katkıda bulunulması, savunulması, yönlendirilmesi açısından sol güçleri yeni yükümlülükler altına sokmakta, yeni girişimler ve yeni çabalar sergilemelerini gerektirmektedir. Ancak halkların bilincine böyle nüfuz ederek mücadelemizin emin rehberi haline gelmesi sağlanabilir. Bunun yanısıra, genel durum, iktidar savaşında, mücadelenin ilk saflarında yer almamızı, halklarımıza önderlik ederek, özgürlük ve demokrasiye giden yolu açmamızı gerektirmektedir.
Marksizmin yayılması ve "Manifesto"nun Latin Amerika'daki etkileri
Amerika'daki İspanyol sömürgelerinin şu veya bu şekilde bağımsızlıklarına kavuşması, sömürge ekonomisinin istikrarsızlığından faydalanarak gelişen burjuvaların etkisiyle gerçekleşmiştir. Bu bağımsızlık hareketleri siyasi açıdan, bir ölçüde 1789 Fransız Devrimi ve Aydınlanma Çağı fikirlerinden esinlenmişler; temsili burjuva demokrasileriyle yönetilen modern ulusal devletleri kurmak için, bu devletlerin kapitalist özelliklerini vurgulayıp geliştirmeyi yeğlemişlerdir.
Kıtamızda işçi sınıfı, geçen yüzyılın son senelerinde net bir biçimde şekillenmeye başlamış, ancak bu gelişme kıtanın bütün ülkelerinde aynı zamanda ve aynı yoğunlukta olmamıştır.
İşçi sınıfının ilk nüveleri, özellikle, kahve, kakao, pamuk, şeker kamışı, muz gibi tarım ürünlerinin; bakır, altın, gümüş, kalay, karbon ve güherçile gibi maden ürünlerinin üretimi ve ihracatıyla kapitalist üretim şekillerinin topluma hakim olması neticesinde oluşmuştur.
Ayrıca, kıtaya giren -Avrupa ya da ABD kökenli- tekelci sermaye, yerel burjuvazi ve büyük toprak sahiplerinden faydalanmış, kendi sınıf menfaatlerini göz önünde bulunduran bu toprak sahipleri, emperyalist hakimiyeti itirazsız kabul ederek, burjuvalarla birlikte yeni Amerikan Cumhuriyetlerinin oluşturulmasında belirleyici bir rol üstlenmişlerdir. Bu yeni ülkelerin ekonomisi, yarı feodal yapının izlerini muhafaza ederek, ülkeye gelen yabancı sermaye ile büyük toprak sahiplerinin ve burjuvazinin hakimiyetinde yürütülmüştür.
Bütün bu faktörler, bölgedeki yavaş ve çarpık kapitalist gelişme sürecini belirler nitelikte olup, geri kalmışlık ve bağımlılık sorunlarının büyük bir kısmını da izah etmektedir.
Yabancı sermayenin varlığı, bazı Amerika ülkelerinde kapitalist gelişmenin daha yüksek seviyede olmasında belirleyici bir unsurdur: Bu ülkelere örnek olan Arjantin, Brezilya, Meksika, Şili ve Kolombiya gösterilebilir. Bölgenin diğer ülkelerinde de aynı süreç yaşanmakla birlikte, gelişme sınırlı olmuştur.
Latin Amerika işçi sınıfının doğuşundan beri sert bir baskı ve acımasız bir sömürüyle karşı karşıya olduğu şüphe götürmez. Emekçiler hiçbir sağlık ve hijyen kuralına uymayan işyerlerinde, insanlık dışı şartlarda, hafta tatili, senelik tatil, haftalık çalışma saati gibi kavramlardan uzak çalışmaktaydılar.
İş kazalarına karşı herhangi bir mevzuatla korunmayan işçiler sürekli, para cezalarına, hatta bedensel cezalara muhatap olmaktaydılar. İşçilerin zaten çok cüzi olan ücretleri genillikle, işyerlerinin mağazalarında, fiyatları keyfî olarak belirlenmiş ürünlerin alımında geçerli kuponlarla ödenerek, alım gücü sürekli erozyona uğratılmaktaydı.
Bilinçlenme konusunda belli bir ilerleme kaydeden emekçiler, bu kötü hayat şartlarına karşı mücadele başlatarak bu şartları iyileştirmenin yollarını araştırmaya koyulmuşlar, ancak bunun neticesinde ortaya çıkan münferit ve kendiliğinden başkaldırılar, silahlarla bastırılmıştır.
Daha sonraları, deneyim kazanan, birliklerinin bilincine varan emekçiler, münferit grevlerin yanısıra ilk işçi birliklerini ve sendikaları oluşturmuşlar, birtakım siyasal oluşumlar kurmuşlardır.
İşçi hareketleri, kapitalist gelişmenin daha büyük olduğu Arjantin, Brezilya, Şili ve Uruguay gibi ülkelerde, özellikle, güçlü ve köklü işçi hareketlerinin olduğu Avrupa'dan göç eden emekçilerin siyasal fikirlerinden büyük ölçüde etkilenmiştir. Enternasyonal'in İspanyol seksiyonunda hakim olan anarşizm, kıtamız emekçilerinin ilgi gösterdiği ilk fikir akımı olmuş ve Latin Amerika'da yayılmaya müsait bir ortam bulmuştur.
Ardından, bir ideoloji merkezi, siyasal hareket ve organik bağ olarak, Marx ve Engels'in kurup yönettiği I. Enternasyonal'in bilimsel sosyalizm fikirleri Amerika'ya gelecektir. Birçok Latin Amerika ülkesinde el altından dolaştırılan "Komünist Manifesto", Marksist düşünceyi benimsemiş bazı aydınlar vasıtasıyla işçilere ulaşacaktır. Bilindiği kadarıyla, Manifesto'nun Meksika'da ilk yayınlanış tarihi 1888'dir.
1896'da Brezilya'nın ilk sosyalist dergisi "O Socialista" yayın hayatına başlar. Başlığın altındaki slogan Manifesto'nun sloganıdır: "Bütün ülkelerin proleterleri, birleşin!". Bir yıl sonra, Şili'de "El Proletario" dergisi Marksizmin savunuculuğunu üstlenir, bunu 1890'da Arjantin'de yayına başlayan "El Obrero" (İşçi, -ç.n.) takip eder, bu derginin temsilcileri 1898'de Paris Sosyalist Kongresi'ne katılan ekiptir.
Uruguay'da yaşanan çekişme neticesinde, anarşist akımlar, ilkeleri işçi örgütlerinin çoğunluğu tarafından kabul gören Marksist ideoloji karşısında güç kaybına uğramıştır. Küba'da ise, bizzat José Marti, 1883 yılında Karl Marx'a olan hayranlığını kamu önünde dile getirmiştir.
Ekvador'da ise, 9 Temmuz 1876'da birtakım aydın, zanaatkâr ve serbest meslek erbabı tarafından kurulan La Sociedad Republicana (Cumhuriyetçi Cemiyet, -ç.n.), Juan Montalvo'nun etkisiyle Ekvador'da halkın haklarının savunulması, sosyal hakların tanınması ve I. Enternasyonal'de kabul edilen ilkelerin mümkün olduğunca uygulanmasının gerekliğini ilan etmiştir.
Montalvo'nun, bilimsel sosyalizm esasını, örneğin yazılarından birinde küçümsediği Paris Komünü'nün tarihsel önemini, derinlemesine kavramış olduğu iddia edilemese de, Marksist düşüncenin ve Enternasyonal'in itibarı, bu örgütü devri Ekvador'unda tanıtması için yeterli olmuştur.
Liberal "caudillo" Eloy Alfaro'nun kardeşi Marços Alfaro da, bu uluslararası örgüte katıldığını alenen ilan ettiğinde, kilise ve muhafazakârların saldırgan cevabı kendini bekletmeden gelmiştir.
Portoviejo piskoposu Luis de Tola, herkesi, ülkeye "modern çürümüşlüğün şahikası, Enternasyonal adı altında, aile ve mal sahibi herkesi titreten bu cehennemi toplum düzenini" ülkeye sokmaya planlayanlara karşı mücadeleye çağırır.
1876'da Quito şehrinde elden ele dolaşan bir kağıtta şunlar okunmaktadır: "Aramıza sızan Enternasyonal Juan Montalvo'nun gayretleriyle Quito'da toplanan bir cemiyet vasıtasıyla ilan ediliştir... Bu akım, kesin dinsizlik ve en katı müsamahasızlıktır. Enternasyonal, şerefle kazanılmış zenginliklerin hiçbir zaman çalışmasını bilemeyeceklerin eline teslim edilmesi anlamına gelir. Bu, çalışkan halkın emeğini emeğin örgütlenmesi ve âdil ücret gibi ikiyüzlü bahanelerle gasp edenlerin menfaatine yaramaktadır. Kahrolsun Enternasyonalciler! Halkın laneti onların üzerine olsun!"
Ruysa'da, Bolşevik Parti ile Lenin ve Stalin'in yönetimindeki, Sosyalist Ekim Devrimi, Latin Amerika emekçileri ve halkları üzerinde büyük etkisi olan bir diğer olaydır coğrafî uzaklığa, burjuvazinin, yöneticilerin ve polisin olayın öğrenilmesini önlemeye yönelik bütün çabalarına rağmen, emekçilerin iktidara gelmeleriyle yaşanılan değişimlerin haberleri bölgeye ulaşmıştır. İşçi ve köylü sınıfın sosyalist rejiminin ne kadar kararlı bir şekilde kurulmaya başlandığı, daha önce baskı ve sömürü mağduru olan halkların, sömüren ve sömürülenin olmadığı yeni bir toplumu nasıl kendi elleriyle kendi çabalarıyla kurmaya çalıştıklarını öğrenirler.
Kasım 1922 işçi ayaklanması esnasında, bazı aydınların ve serbest meslek erbabının katkılarıyla oluşan sosyalist nüveler, o zamana kadar tutulan İşçi Konseyleri'nin teşvikçisi ve katılımcısı olmuşlardır. Bu konseylerin ilki Ağustos 1909'da Quito'da, ikincisi ise Ekim 1920'de Guayaquil Limanında toplanmıştır.
Bu devirde proleter fikirlerin yayılmasında işçi ve sosyalist basının büyük bir etkisi olmuştur. İlk sosyalist haber dergisi, "Bandera Roja" (Kızıl Bayrak, -ç.n.) görüşlerini sosyalist ve anarşit kavramlar çerçevesinde vermekteydi, daha sonra "El Proletario", "Alba Roja" (Kızıl Şafak, -ç.n.), "Luz y Acción" (Işık ve Eylem, -ç.n.) ve "La Antorcha" (Meşale, -ç.n.) takip etmiştir.
İsmini Alman ve Polonya işçi hareketinin meşhur önderi, Alman Komünist Partisi'nin kurucularından, "Rosa Luxemburg"dan alan Guadaquil Kadın Merkezi'nin Kasım 1922 ayaklanmasına önemli siyasal katkılarını unutmamak gerekir.
Bu kadınlarımız grevcileri konuşmalarıyla şevke getirmişler, mücadelenin sloganlarını haykırmışlar büyük sokak gösterilerine katılmışılardır, bu kahraman kadınlarından bazıları genel grev ilan eden emekçilere karşı José Lui Tamayo'nun liberal hükümetinin giriştiği kanlı bastırı hareketlerinde hayatlarını kaybetmişlerdir.
Daha sonraları Quito'da "Grupo Socialista", Tulcán da "La Reforma" grubu, Riobamba'da "Partido Socialista Democrático", Cuenda'da "Grupo del Azuay", Loja'da "La Vanguardia" (Öncü, -ç.n.), Guayaquil'de "Centro Socialista Doctrinario" (Doktrinci Sosyaist Merkezi, -ç.n.) ve Portovijo'da "Núcléo Revolucionario de Manabí" (Manabí Devrimci Hücresi, -ç.n.) oluşturulur.
Bütün bu oluşumlar, devrimci Marksist fikirlerin, Ekvador'un emekçi kitlelerinin bilinçlenmesindeki, mücadele ve örgütlenmesindeki yerinin canlı örnekleridir.
15 Kasım 1922 katliamında dökülen işçi kanları, emekçileri sindirmek şöyle dursun, yeni bir eğitim, örgütlenme ve mücadele atılımına yol açmıştır. Buna örnek olarak 1925 yılında Meksikalı komünist Rafael Ramos Pedruza'dan esinlenerek kurulan "Ekvador Cumhuriyeti Lenin Komünist Propaganda ve Eylem Seksiyonu" verilebilir. Sloganı "Dünya Emekçileri Birleşin!" olan örgüt Moskova'daki III. Enternasyonal'e müracaat etmiştir.
Bütün bu çabalar, Ekvador Sosyalist Partisi'nin (Mayıs 1926) ve daha sonra da, Ocak 1930'da, III. Enternasyonal'in bir seksiyonu olarak Ekvador Komünist Partisi'nin kurulmasına yol açacaktır.
"Manifesto"nun tezi ve etkileri
Komünist Manifesto "dünyaya komünistlerin ne ve kim olduklarını izah etme ihtiyacından doğmuştur... özellikle, -proleter sınıfın en üst örgütlenme şekli olan- gerçek bir devrimci partinin tesisinin aracı olarak tasarlanmış temel bir eserdir".
Manifesto, proletaryanın sermayeye karşı verdiği mücadeleden zaferle çıkabilmesi için, menfaatlerini tahlil edecek, kendisini eğitip örgütleyecek, iktidar ve yeni bir dünyanın inşası yolunda önderlik edecek, öncü bir örgüte, bir siyasal partiye olan ihtiyacı vurgulanmaktadır.
Manifesto ayrıca, emekçilere ve ezilenlere, dünyayı kendi menfaatleri doğrultusunda değiştirebilmeleri için, nesnel ve gerçekçi bir yorum sunmayı hedeflemiş ve bunda da başarılı olmuştur.
Bu kısa eser sadece o anın konjonktürel gereklerine cevap vermekle kalmamış, aynı zamanda öngördüğü yerinde ve kapsamlı programlarla zamana kafa tutabilmiş ve geçerliliğini günümüze kadar muhafaza edebilmiştir.
Manifesto, içerdiği kavramsal, ideolojik, siyasal ve pratik unsurların açıklığı ve sağlamlığıyla devrimci düşüncenin kıtamızdaki ve dünyadaki kaynağı olmuştur.
Bu unsurlar arasında, toplum tarihinin karşıtlıklar ve sınıf mücadelesinin bir neticesi olduğunu ortaya koyan, bu çatışmaların "sosyal uzlaşma" görüşünü, konsensüsü ve burjuvaziyle revizyonistlerin proletaryanın ve halkların kurtuluş mücadelesini yavaşlatmak ve hedefinden şaşırtmak için geliştirdikleri diğer yöntemleri yadsıyan; sınıf mücadelesinin nihai hedefinin baskı ve sömürüye dayalı kapitalist sistemin yıkılması ve proletarya egemenliğinin tesisi olduğu kuramı, en önemlisidir.
Kapitalist baskı rejimlerinden farklı olan bu iktidar şekli, her ülke ve her devrimin kendine mahsus özelliklerinden bağımsız olarak emekçilere özgürlük, gerçek anlamda sosyal adalet, refah ve kültür vaad etmektedir.
Manifesto, kapitalizmin diyalektik gelişme süreci içinde önlenemez çöküş mantığını ortaya koymaktadır. Bu sistemin geçiş sürecinde olduğu gibi, en alt aşamalarından öngörebildikleri genişleme safhasına kadar, Marx ve Engels, tarihi gelişme yasalarını uygulayarak, büyük bir ustalıkla yaptıkları çıkarsamalarla bu sistemin devrimle aşılacağını ve sosyalizme ulaşılacağını ifade etmektedirler.
Bu yüzyılda nesnel bir varlık gösteren sosyalizm, emekçilerin, halkların, özgürlük ve ilerleme aşığı kadın ve erkeklerin cansiperane çabalarıyla kurulmuş, komünistler ve devrimciler tarafından geliştirilmiş, SSCB'de ve diğer ülkelerde uygulanırken, emekçilerin, yoksulların temel sorunlarına çözüm getirme kabiliyetini ispatlamış, kapitalizmin toplumu sürüklediği felaketlere bir son verecek, halklara hürriyet, iş, adalet sağlamış, haysiyetini iade etmiştir, ta ki Kruşçev'den Gorbaçov ve Yeltsin'e, revizyonislerce hedeflerinden şaşırtılıp alçakça ihanete uğrayana kadar.
Ancak bu büyük tarihsel yol ayrımına, bu büyük ihanete rağmen dünya işçi sınıfı ve halkları, güçlerini yeniden toplamakta ve bu acı hezimeti sindirerek kapitalizmin ve yardakçılarının kedisine sunduğu hayati sisteminden farklı bir yaşam tarzı için verdiği mücadeleye yeni bir devrimci atılım yaşatacak enerji depolamakdadır.
Manifesto ve sosyalizm kuramı işçi sınıfını sosyal hareketin ve günümüz dünyasının değişimlerinin merkezine oturtarak, onu bu değişimdeki belirleyici faktör olarak görmektedir.
Ülkelerimizin tarihinin değişik dönemlerinde önemini ve sosyal ağırlığını hissettiren emekçi hareketinin siyasal hedefleri, devrimci hareketin değişmek zorunda bırakılması, emperyalizmin ve hakim sınıfların vahşi saldırıları, işçilerin ve halkların mücadelesinin kanlı bir şekilde bastırılması, işçi sınıfını hedefinden şaşırtıcı, ideolojik, siyasal ve örgütsel kampanyalar, mücadele esnasında yapılan hatalar karşısında daha somutlaşamamış olsa da, bu hiçbir şekilde emekçilerin değişimindeki rollerinin yadsınması anlamına gelmez, nitekim, aldığı derin yaralara rağmen günümüzde yeni bir uyanış yaşayan uluslararası işçi hareketinin bu önemli rolünün yeniden gündemde olması bilimsel sosyalizmin kurucularının Manifesto'da dile getirdikleri sosyal gelişmenin nesnel yasalarının kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.
Amerika emekçilerinin ve halklarının mücadelesinin büyük ölçüde Marksizmin Manifesto ile diğer eserlerde açıklanan esaslarından esinlendiği; bunları evrensel değerdeki içeriğinin, Latin Amerika'da kapitalizmin gelişmesinin tarihsel çerçevesini tespit ederek halklarımızın tarihsel kökenini ve gelişme sürecini tahlil ve böylece ezilenlerinin mücadelesinin temellerini saptamakta vazgeçilmez olduğu şüphe götürmez.
Kıtamızda, Brezilya, Nikaragua, El Salvador, Şili gibi halk güçlerinin zaferiyle sonuçlanmayan birçok devrim sürecinde Marksizm-Leninizmin etkisi yadsınamayacak seviyede olmuştur. Bu devrim girişimlerinin birçoğunda devrimci doktrinin önemli bir etkisi olmakla birlikte, bu süreçlerin kuramsal ve örgütsel açıdan ana nüvenisini oluşturamamış ve bu sebeple de bu süreçlerde büyük hatalar yaşanmıştır.
Emekçilerin devrimci kuramı, Küba Devrimi'nde de önemli bir rol oynamış, SSCB'nin dümen suyunu takip eden politikaların sosyalist toplumun kuruluşuna sekte vurmasına kadar, devrim mücadelesini yönlendirmiş, Batista'nın zulmüne karşı mücadelenin ana hatalarına, Halk İktidarı'nın yerleşmesine, sosyalizmin kurulmasına yönelik atılan ilk adımlara ışık tutmuştur. Günümüzde başlatılan "Tashih hareketi" bir kısım hatalı tutumları tasviye ederek bu devrim hareketi için yeni gelişme imkanları yaratmaktadır.
Aynı, Manifesto'nun, sosyalist bilicin ve onun siyasal uzantısını devrimci düşünceden sapmalarla mücadelede tek temel olması gerektiğinin ifade ettiği gibi, Latin Amerika'da da Marksist düşünce daha işin başından kendini safdışı etmeye çalışan, çarpıtan ve ana ilkelerinden taviz vermeye yeltenen akımlara karşı savaşmak zorunda kalmıştır.
Marksizm, yukarıda da gördüğümüz gibi önce emekçi siyasal hareketin erken dönemine tekabül eden anarşist ve anarko-sendikalist akımlarla mücadele etmek zorunda kalmış; ardından da Peru'da APRA'cıların milliyetçiliğine, Arjantin'de Peroncu "adaletçiliğe", Brezilya'da popülist "vargizm"e karşı savaş vermiştir.
Marksizm-Leninizm sosyal demokratlara, burjuva popülizmine ve bu ortamda devrimci mücadeleye set çekmek için faşizmi tesis etmekten bile kaçınmayan sağa karşı zorlu bir mücadele vermiştir.
Marksizm-Leninizmin verdiği önemli bir ideolojik mücadele de, devrim ve sosyalizm mücadelesinin ana içeriğini saptırmak üzere işçi sınıfı ve devrimci hareketin saflarına sızan ve ideolojik, siyasal bir burjuva kavramı olarak değerlendirdiği revizyonizmin zararlı etkisine karşı olmuştur.
Dişe diş bu mücadele sayesinde, Marksizm sulanmadan varlığını muhafaza edebilmiş ve haklılığına rağmen hâlâ bölgemizde büyük başarı sağlamış olamamasına rağmen dağılmamıştır.
Reformcu ve revizyonist sapmalar, sürekli burjuva hükümetlerin ve kapitalist patronların saldırılarına maruz kalan işçi sınıfına sirayet etmiş; antikomünist saldırılar özelliği ve tarihsel rolü sebebiyle kendine ayrıcalıklı hedef olarak işçi sınıfını seçmiştir.
Bunun neticesinde devrimci solu kıtamızda büyük bir görev beklemektedir, bu da Marksizm-Leninizm ve bilimsel devrim kuramı çerçevesinde, içinde bulunduğumuz sürecin sorunlarına cevap verirken, değişimci önerilerimizi yaymak ve emekçilerle halkların bilinçlenmesi için hiç durmadan çalışmak ve böylece eylemlerimizi günümüz sorunlarını taşımak için gerekli değişimlere yöneltmek ve hedeflediğimiz geleceğe kavuşmak.
"Manifesto"nun temel öğretisi ve solun görevi
Kıtanın devrimci solu olarak ortak çalışmamızda açıklığa kavuşturmamız gereken ana mesele şudur: Komünist Manifesto'nun ve Marksist-Leninist kuramın temel öğretisi bölgemizdeki değişimi gerçekleştirmek için hâlâ geçerliliğini korumakta mıdır, yoksa tahlilleri ve çıkarsamaları artık sorunlarımıza uygalanabilirliğini, vardığı neticeler tarihsel geçerliliklerini kaybetmiş midir?
Biz devrimci kuramın ana ilkelerinin hâlâ güncel ve geçerli olduğunu savunmaktayız, ancak bu ilkeleri yeni tarihsel veriler ışığında incelemek de görevdir. Böyle bir inceleme devrimci özelliğini ortadan kaldıramadığı gibi, aksine geçerliliğinin ispatı diyalektik değimşimin bir gereğidir.
Mesele, kuramımızın bu devrimci ilkelerinden yola çıkarak, ülkelerimizde devrimi gerektiren sorunların çözümüne ulaşıp ulaşamayacağımız, kıtamızda değişim sürecini gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğimizdir. Partilerimiz ve örgütlerimiz, emperyalizmin ve uluslararası burjuvazinin vahşi saldırılarının üstesinden gelebilmek ve halklarımızı istediğimiz değişime doğru götürmeye namzet olabilmek için, ideolojik alanda, siyasal eylemde, örgütsel yapılanmasında, ülkelerimizde ağırlığı ve etkisi alanında daha güçlü olmaya mecburdur.
Öncelikle önerilerimizi, kim olduğumuz, ne istediğimiz, ülkelerimizin her birinde ne yapmak istediğimizi izah etmek için, emekçiler ve halklarımız nezdinde yoğun bir ideolojik, siyasal ve örgütsel girişime ihtiyacımız bulunmaktadır, ancak bu şekilde emekçi kitlelerin önerilerimize katılmasını sağlayabiliriz.
Önerilerimizin ana temasını, halkların gündelik hayatlarının iyileştirilmesi mücadelesinin ve kurtuluşa ulaşmasının yolu olarak devrimci mücadelenin örgütlenmesinin gerekliliği oluşturmalıdır kanısındayız. Hakim sınıflar ve emperyalizm, "konsensus" ve "sosyal uzlaşma" politikalarını yoksulluk ve geri kalmışlık sorunlarına alternatif bir çözüm olarak sunabilmek için sosyal mücadeleyi bertaraf etmeye çalışmaktadır. Emeklilerin ve halkların taleplerinin, isteklerinin, ihtiyaçlarının başını çekerek sosyal mücadeleyi geliştirmeli; devrimcilerin önerilerini, sosyal değişimin, devrimin gerekliliği ve aciliyeti fikirlerini yaymalıyız. Ancak o zaman kitlelerin mücadelesine sosyalist bir bilinç kazandırır, siyasal örgütlerimizin etkisini güçlendirebiliriz.
Burjuvazi ve tekellerin hakim olduğu, zenginler demokrasisinin adaletsiz, akıldışı bir siyasal sistem olarak son bulması için halkta, içinde yaşadığımız toplumu insanlıkdışı olduğu için reddetirecek bir bilincin oluşturulması gerekmektedir. Mücadele geleneği, çalışkanlığı ve hasretleriyle halkımız bugüne kadar olduğu gibi yaşamaya devam edemez; bu iğrenç sisteme bir alternatif bulunmalıdır.
Sol, halkta, siyasal iktidarı ele geçirmenin zorunlu olduğunun bilincini oluşturmalıdır, zira emekçi kitleler "Komünist Manifesto"da da söylendiği gibi, ancak iktidara geldiklerinde ihtiyaçlarının tamamını karşılayabilirler.
Kayıtsız şartsız desteklememiz ve yaymamız gereken bu alternatif sosyalizmdir. Gerçek bir sosyal eşitliğe, emekçilerin özgürleşmesine dayalı, ne sömürenin ne de sömürülenin olduğu bir rejim. Sosyalizm, tarihsel ihanete uğramadan önceki uygulamaması, halklara, refah, haysiyetli bir iş, eğitim, sağlık ve kültür hizmetleri verdiğini kanıtlamıştır.
Latin Amerika gerçeği, halen yaşanmakta olan değişimler, sosyal mücadelenin kıtadaki durumu, değişimi etkileyen çeşitli güçler, düşmanımıza karşı verilecek mücadelenin bürüneceği değişik şekiller, sosyal hareketin olanakları devrimciler tarafından iyi kavranmalıdır. Devrimciler, devrimci kuramı daha iyi öğrenip, Marksizm-Leninizmi daha iyi özümseyerek, halklarımızın mücadelesinde ilk saflardaki görevini şerefiyle yerine getirmelidir.
Tüm mücadele şekilleri öğrenilmeli, iktidarın ele geçirilmesi hedefinin hizmetine sunulmalıdır.Manifesto'da da ifade edildiği gibi, sermayenin iktidarına karışı ancak silahlı mücadeleyle, devrimci şiddetle halklarımız hürriyetine kavuşabilecektir.
Kıtanın ve dünyanın devrimci, sol, ilerici ve demokratik örgütleri arasında birlik ve dayanışmanın tesisi ve güçlendirilmesi, değişimi hedefleyen bütün güçler için, emperyalizme ve burjuvaziye karşı mücadele veren, devrim ve sosyalizmi hedefleyen bizler için güncel bir zorunluluktur. Amacımız bellidir. Şimdi yumruklarımız ve iradelerimizi bu amaca şeref ve haysiyetle varmak için birleştirelim.
"LATİN AMERİKA'DA DEVRİM SORUNLARI" II. ULUSLARARASI SEMİNERİNE EKVADOR MARKSİST-LENİNİST PARTİSİNİN SUNDUĞU TEBLİĞ
Temmuz 1998
Ekvador Marksist-Leninist Komünist Partisi (PCMLE)