ALMANYA


"... fiziksel imhanın hazırlıkları yapılmalıdır"

KPD/ML'nin Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DAC) Seksiyonu'nun faaliyeti ve dağıtılması üzerine yeni bilgiler (1)

Federal hükümetin "eski Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DAC) Devlet Güvenlik Teşkilatı belgeleri" sorumlusunun 45 dosya sayfası kapsamındaki raporu, birkaç aydır tamamlanmış bulunmaktadır. Eğitim ve Araştırma Bürosu'nun yayınladığı dizi, Tobias Wunschik tarafından "Maoist KPD/ML ve onun DAC Seksiyonu'nun Devlet Güvenlik Teşkilatı'nca dağıtılması" başlığıyla kaleme alınmıştır. Bu dizi, DAC'nin Batı Almanya'ya bağlanmasından bu yana, DAC Seksiyonu üzerine burjuva bakış açısıyla kaleme alınan ilk metindir. Federal Almanya medyasında; basın, radyo ve televizyonlarında, DAC'deki muhalefetin yalnız bir biçiminden söz edilmektedir; bu muhalefet, tanınmış yazarların, müzisyenlerin ve bilim adamlarının muhalefetidir. Bu muhalefetin arasında Havemann gibi sözde "komünistler" bulunmaktadır. Ya da Biermann gibi, yıllarca "muhalif komünist" yaftasıyla ortalıkta dolaşan baylar da bulunmaktadır. Burjuvazi, bu türden sayın "yoldaşlara" karşı cömert davranmaktan geri durmamaktadır. Biermann örneğin, geçtiğimiz ayda bir ödül daha kazandı. Bu defa, Alman Milli Vakfı'nın ulusal ödülünü aldı (ödülle birlikte kendisine ayrıca 100 bin mark verildi). Nitekim yüksek makamlara göre, Biermann ile, "iki Almanya'nın kaynaşmasına kendi tarzıyla katkıda bulunan" bir kişi ödüllendirilmiştir. Ve bu sayın "yoldaş", CSU'nun Bonn Meclis Grubu'nun Ocak 1998'de Yukarı Bavyera'nın Wildbad Kreuth'unda düzenleyeceği seminere konuk konuşmacı olarak davet edilmiştir.

Ve yine, birçok anti-faşist ve "kötü" komünistin adını taşıyan sokakların ismi değiştirildiği bir sırada, Havemann'ın adı bir sokağa verilmektedir. Bu türden muhalefet üzerine ayrıntılı haberler çok yapılmıştır ve hala yapılmaktadır.

Ama Marksist-Leninistlerin DAC'deki direnişi ise, es geçilmektedir.

Bu gri broşürle, yetkin bir burjuva araştırmacı ilginç bir çalışma ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, seksiyon tarihinin kapsamlı bir değerlendirilmesine hala ihtiyaç duyulmaktadır.

Partinin arşiv materyalleri ve ilgili kişilerin bilgileri, Devlet Güvenlik Teşkilatı Bakanlığı'nın (MfS) bireyler hakkındaki dosyalarıyla birlikte irdelenerek değerlendirilmelidir.

Bugüne kadar henüz çok az sayıda aktivist, MfS'in "kendileri hakkında" hazırladığı dosyalara ('MfS dosyaları') göz atabildi.

Aslında bir doktora tezi olan bu araştırma sayesinde, partinin illegal faaliyetinin birçok ayrıntısı araştırılabilecektir. Kişiler hakkındaki MfS dosyalarıyla sınırlanmış bir incelemeyle ise, bunun olanaksız olduğu ortadadır. Kişinin sadece "kendi şahsı üzerine" hazırlanan dosyaya bakması, illegal faaliyet ile MfS'in sürdürdüğü karşı faaliyetlere bütünüklü bir bakışı ve değerlendirmeyi engellemektedir. MfS'in strateji ve taktiği, örneğin XXH/1 adlı birimin "'Seksiyon'a yönelik istihbari operasyon" raporlarında geliştirildi. Bu merkezi parçalama ve tasfiye etme konseptleri kişilerle ilgili MfS dosyalarında bulunmamaktadır. Kapsamlı kaynak alıntıları Tobias Wunschik’in metnine, birçok şeyin bulunabileceği bir kaynak özelliğini veriyor.

Wunschik'in politik değerlendirmeleri, onun burjuva dünya görüşünün bir ifadesi olduğu için, şimdilik değerlendirme dışı tutulmalıdır.

Tobias Wunschik'in aktardıkları; "Magdeburg" ve "Weisswasser" seksiyon hücrelerinin bilgileri, dokümanları ve MfS'in bu hücrelerle ilgili oluşturduğu dosyalar ile tamamlanmaktadır.

DAC Seksiyonu'nun oluşumu

1975 yılını 1976'ya bağlayan günlerde, KPD /ML'nin DAC'de bir seksiyonun kurulduğu duyuruldu. Bununla ilgili açıklama, 7 ½ubat 1976 tarihli "Roter Morgen" (Kızıl ½afak)'ta yayınlandı.

KPD/ML 1968 yılında Federal Almanya'da oluşmasına karşın, DAC Seksiyonu'nun oluşumunun temelleri bizzat DAC'de bulunuyordu.

Burada 70'li yılların başlarında Berlin'de, genişletilmiş bir yüksek okulun 11. ve 12. sınıfında okuyan ve Marksizm-Leninizmin klasiklerini Almanya Sosyalist Birlik Partisi'nin (SED) resmi yorumundan bağımsız olarak araştırmak isteyen birkaç öğrenci bir araya gelmişti. Bu dönemde DAC'deki bu girişimin, söz konusu öğrencilerle sınırlı olmadığı görüldü. Grubun aile ve tanıdık çevrelerinden de ilgi duyanlar çıktı. Ve sonuçta, zamanla, çalışanlardan (örneğin eğitim ya da teknik dallarda çalışanlardan) ve üniversite öğrencilerinden (tıp ve filoloji gibi dallarda okuyan üniversite öğrencilerinden) meydana gelen küçük bir hücre kuruldu. Marksist-Leninist toplum teorisinin temel eserlerinin incelemeleri sürecinde, giderek, reel sosyalizmde teori ile pratik arasında derin bir uçurumun bulunduğu düşüncesine ulaşmaya başladılar. (Belirtilenlerle ilgili şu resmi kaynaklara bakılabilir: Sachstandsbericht der AG  XXII der BV Berlin zum gegenwärtigen Stand der Bearbeitung der "KPD"-Sektion DDR vom 18.01.1982; BStU, ZA, AU 2409/83 Bd. 206-214.)

1969/70 yıllarında Magdeburg'da biraraya gelen çırak, lise ve üniversite öğrencileri, Black Panther grubundan da esinlenerek "‹lerici Gençlik" ("Progressive Jugend"; önceli, "Komune 13") grubunu kurdular. DAC çapında faaliyet sürdüren ve yaklaşık 100 genci kapsayan bu gençlik grubunda, Marksizm-Leninizmin klasiklerinin yanı sıra, değişik illegal yazılar da okunup tartışılıyordu (Mao, Stalin, "Black Panther'in" yazıları vb.).

"‹lerici Gençlik" grubunun parçalanıp dağıtılmasından sonra, bu grubun "sağlam çekirdeği" 1976 yılında KPD/ML'nin bir hücresini kurdu.

Rostock'da da benzer politik yönelimlere sahip ve üniversite öğrencilerinden meydana gelen bağımsız bir çevre  oluştu. ıdeolojik bakımdan aydınlanmaya ve yeni bilgilere ulaşmaya ilgileri daha da arttığından, bu grup ve çevrelerin birçoğu Batı Berlin'deki çeşitli sol örgütlerle ve Arnavutluk'un Doğu Berlin'deki elçiliği ile kendiliğinden ilişkiye geçtiler.

Seksiyonda, çoğunluğu oluşturan gençlerin yanı sıra, daha yaşlı ve mücadele deneyimi olan yoldaşlar da yer almaya başladı. Örneğin onbir yılını cezaevleri ve Nazi Toplama Kampları'nda geçiren Heinz Reiche ("Dede") yoldaş da Weisswasser'den çalışmalara katıldı. SED ile henüz 50'li yıllardayken çelişkiye düşmüştü.

KPD/ML bu gelişmelerin ardından, DAC sınırları içerisinde yeni taraftarlar kazanmak ve bunları parti hücrelerinde örgütlemek üzere, çalışmalarını başarılı bir şekilde sürdürdü. Nazi diktatörlüğü dönemindeki illegal KPD'nin hücre sistemi bu çalışmaya örnek teşkil ediyordu.

1980 yılına kadar bu hücrelerin sayısı bir düzineye kadar yaklaştı. T. Wunschik'in verilerine göre, DAC Seksiyonu'ndaki parti üyelerinin ve destekleyicilerinin toplam sayısı üç düzineyi buluyordu. Buna ek olarak, bir de ilk sözü edilen çevre ile doğrudan şahsi ilişkide olan 50-60 kişilik bir sempatizan topluluğu vardı. (Bu veriler MfS dosyalarına dayanmaktadır.)

Bir Berlin hücresi örneğinde de görüldüğü gibi, mücadele deneyimli bir dizi yaşlı komünist de, yeniden KPD içinde aktif olarak çalışmaya başlıyordu. Buralarda yer alanlar: (Parti arşivinden)

"1) Fritz (72 yaşında) - 1942'den beri illegal - Sachsenhausen
Toplama Kampı - proleter kökenli, çelik eritme işçisi;
2) Max I (73 yaşında) 1928'de beş yıl hapis cezasına çarptırılmış, ardından Ernst Busch ile birlikte Sachsenhausen Toplama Kampı'nda yatmış - proleter kökenli - Ruhr bölgesinde maden işçisi;
3) Max II (70 yaşında) - proleter kökenli - Weimar Cumhuriyeti döneminde kısa bir süre cezaevinde yatmış - hala işletmedeki fabrika grubunda çalışmakta;
4) Römer (28 yaşında) - Mühendis;
5) Joachim (51 yaşında) - Redaktör - savaştan sonra parti tarafından redaktör olarak yetiştirilmiş - proleter kökenli - 'Neues Deutschland' (Yeni Almanya), 'Berliner Zeitung' (Berlin Gazetesi) gibi değişik gazetelerde çalışmış - dörtbuçuk yıl cezaevinde yatmış - sonraki sürecte bekçi olarak çalışmış.

Grubun şu sıralar 14 sempatizanı var. Sempatizanlarla ilgilenme işi yoldaşlar arasında paylaşılmıştır."

Seksiyonun çalışmasından...

Batı Almanya ve Batı-Berlin seksiyonu ile DAC seksiyonu arasındaki "ilişkiyi sürdürmekle yükümlü" yaklaşık 20 görevli ve 30 kurye görevlendirildi. ‹ye aidatı olarak brüt ücretin yüzde sekizi öngörülmüştü.

DAC içindeki çalışmanın ağırlık noktasını, partiye taraftar ve sempatizanların kazanılması oluşturuyordu. DAC'de her zaman yankı uyandıran eylemler aracılığıyla kamuoyunun ilgisi çekildi. 1976'dan itibaren; çok sayıda bildiri çoğaltıldı, resmi dairelerin duvarlarına sloganlar yazıldı, afişler yapıştırıldı. "Kızıl ½afak"ın özel "DAC sayısı" çok yaygın bir şekilde dağıtıldı. Komünistlerin sesi DAC'de; posta kutularına atılarak, kitleye açık alanlara (örneğin telefon klübelerine, duraklara, tren istasyonlarına, sinemalara, hastanelere vs.) bırakılarak, ya da doğrudan işyerlerinde dağıtılarak duyuruldu. Bu yayın organı böylelikle, DAC'de düzenli olarak çıkan ilk muhalif gazete oldu. Faaliyetlere katılanlardan biri sorgulamasında şunları belirtiyordu: "Ben şahsen, Kızıl ½afak gazetesinin çeşitli sayılarının dağıtılmasında, DAC'deki toplumun bilinçli bir değişiminden yana güçleri biraraya getirme ve hazırlama amacıyla, DAC emekçilerini propaganda yoluyla etkilemenin bir olanağını görüyordum." (05.01.1982 tarihli sorgulama tutanağı; BStU, ZA, AU 2409/83 cilt 5)

Hazırladıkları el ilanlarının dağıtılması şeklindeki küçük çaplı dağıtım eylemlerini, hücrelerin kendileri planlıyor ve gerçekleştiriyordu. Bu yolla günlük politik gelişmelere ilişkin tutum alınıyordu. Aynı zamanda, tek sosyalist yayın olan TIRAN RADYOSU için propaganda yapılıyordu.

T. Wunschik'in de tespit ettiği üzere, DAC'deki yoldaşlar bu süreçte dikkate değer bir eylemlilik sergiliyorlardı. Örneğin 1979 yılında Doğu-Berlin'deki aktivistler, 10 ay zarfında, toplam olarak 547 ayrı dağıtım eyleminde 25 değişik bildiri dağıtmışlardır.

Kuşkusuz, işyerlerinde de  çalışmalar yapılıyordu. Bildiri dağıtma, yazılama gibi propaganda eylemlerinin yanı sıra, sendikal faaliyet de sürdürülüyordu. Hür Alman Sendikalar Birliği (FDGB) içinde yürütülen çalışma, olumsuzluklara dikkat çekme, işçileri küçük çaplı eylemlere seferber etme bakımından iyi bir olanaktı. Buradaki çalışmanın ekseni, Lenin'in bir zamanlar adlandırdığı üzere, "fabrikadaki çay suyu uğruna mücadele" idi.

Aynı zamanda yeni sempatizanlar da kazanılabiliyordu. Diğer taraftan, SED ile iç içe geçmiş bu birlik sendikasında ihanete uğrama tehlikesi de mevcuttu.

Komünistlerin illegal faaliyetinde Kızıl ½afak'ın oldukça büyük katkıları oluyordu. ‹nce kağıda basılan gazete, DAC'ne illegal sokuluyordu. (Yoldaşlarımızın bildirdiklerine göre, Kızıl ½afak'ın en azından bir kısmı DAC'de de basılıyordu.)

Kızıl ½afak redaksiyonuna gönderilen yüzlerce mektuptan birinde şunlar yazılıydı:

"Dresden, 09.09.1981
Değerli KPD'li yoldaşlar!
gazeteniz binlerce elden dolaşarak bize ulaştı. Yazılanlar bizleri çok heyecanlandırdı, çünkü gazetede ortaya konulan çarpıcı gerçeklerden hiçbiri burada gün ışığına çıkmıyor. ( ... ) bu devletin demokrasi ile hiçbir ilgisi yok, çünkü asalaklar takımı ve kodamanların zümre ekonomisi, sıradan işçi için artık dayanılmayacak bir hal almaktadır. Biz bu nedenle kendimizi KPD'li yoldaşlara çok yakın hissediyoruz ve DAC halkından (buna ilgi duyan) daha çok insanın kendi devlet yönetimi hakkındaki gerçeği öğrenmesi ve bunun doğrulanması için çalışmalarınıza devam etmenizi diliyoruz.
Dostça selamlarla
König Ailesi
Dresden"

1979 yılına kadar sadece "Cottbus" hücresi için birkaç kurye aracılığıyla; Kızıl ½afak'ın 3000 adet "DAC baskısı", çok sayıda parti içi materyal, 50 adet matris baskısı yapabilen el yapımı bir teksir makinesi, 1 adet el yapımı katlama makinesi, 1 adet daktilo, 1 adet küçük fotoğraf makinesi, baskı boyası ve kaşe kutusu gizlice sokuldu. En çok kullanılan ulaştırma yöntemi, materyallerin D 359 transit treniyle (Münih-Nürnberg-Berlin hattı) taşınmasıydı. Bu durumda, paketlenmiş bildiriler, önceden belirlenmiş bir yerde trenden dışarı atılarak yerlerine ulaştırılıyordu. Arabayla ise bu iş genellikle şöyle yapılıyordu: materyaller, kurye arabasındaki içi boşaltılmış yangın söndürücünün içine koyularak DAC'ne sokuluyordu.

Parti, materyal aktarımında kullanılan bu yöntemin, "hemen hemen yüzde 100 güvenlikli" olduğuna inanıyordu. (Bkz.: 01.02.1982 yılında KPD MK üyesi ve DAC Seksiyonu'ndan sorumlu fonksiyoner Horst- Dieter Koch ile şahsi görüşme üzerine HV A II. biriminin bilgisi; BStU, ZA, Neiber 90, Bl. 275-278)

Öte yandan Polonya ve Çekoslovakya'dan da illegal komünist materyaller DAC'e sokuluyordu. Arnavut literatürü, örneğin Enver Hoca yoldaşın eserleri,  Arnavutluk Elçiliği'ndeki yoldaşlar tarafından veriliyordu.

Bu materyaller inceleme ve araştırma çalışması için kullanılıyordu, ama aynı zamanda planlı bir şekilde dağıtılıyordu da. Benim de içinde faaliyet yürüttüğüm "Magdeburg" hücresi bu alanda öncü bir rol oynuyordu. Nitekim bu hücre; örneğin en azından 200 adet "Kruşçevciler", 250 adet "Emperyalizm ve Devrim" ve yaklaşık 60 adet "Çin ‹zerine Düşünceler" (I. ve II. cildi), modern revizyonistlere karşı mücadele üzerine binlerce broşür vb. dağıttı. Aynı zamanda yabancı dilde önemli dokümanlar değişik revizyonist ülkelere gönderildi. (Örneğin Polonya, Romanya, SSCB, Küba, Macaristan, Bulgaristan vb.)

Enternasyonalizme büyük önem veriliyordu: DAC Seksiyonu'ndan yoldaşlar illegal olan Polonya Komünist Partisi'nin yayın organı "Rote Fahne" ("Kızıl Bayrak"ı) dağıtıyorlardı. Bu, ince kağıda basılı gazete, bir yandan Polonya'ya gönderiliyor, bir yandan da DAC'de çalışan Polonya vatandaşlarına veriliyordu. "Kızıl Bayrak" Magdeburg'un değişik inşaatlarında sürekli bulunuyordu. Polonya'daki grevci işçileri desteklemek amacıyla toplanan bağış paraları illegal yollardan onlara ulaştırılıyordu.

Sovyet Ordusu'na ait bayilere Rusça yayınlar bırakılıyordu.

MfS'nin DAC Seksiyonu'na sızması ve seksiyonu dağıtması

Komünistlerin ülke çapında sürdürdükleri faaliyetler, SED'nin gizli siyasi polisinden saklanılamadı. Erich Mielke'nin kendisi bizzat bu sorunla yakından ilgilendi. (Mielke'nin 03.03.1976 tarihli yazısı). Durmaksızın, "DAC Seksiyonu"nun açığa çıkartılması doğrultusundaki çalışmaların "azami bir şekilde güçlendirilmesi"ni talep etti. Bu yöndeki çalışma sadece DAC Seksiyonu'nun dağıtılmasıyla sınırlı kalmamalıydı; tersine, aynı zamanda Batı'daki KPD'nin tasfiyesini de hedeflemeliydi. "Terörle mücadele"den sorumlu XXII biriminin düşünceleri ise daha ileri gidiyordu, zira buna göre: "... bu düşman güçleri; bizzat kaynağında (Batı Almanya, Batı Berlin) uygun tedbirlerle parçalanmalı, birbirlerine düşürülmeli ve gerek aşırı sağ çevrelerle ve gerekse B. Almanya ve B. Berlin'deki iktidar aygıtıyla sert çatışmalara itilmelidir". (Bkz.: XXII. Biriminin 30. 01.1976 tarihli 1976 yıl planına; VStU, ZA, HA XXII 57778, Bl. 1471 - 1513, burada 1484)

Komünist Partisi'ne yönelik çalışmalardan MfS'in şu birimleri sorumluydu: "Ana Birim XX" ("Siyasi yeraltı örgütü"); "XXII Birimi" ("Teröre karşı savunma"); öte yandan "ıstihbarat - Merkez ıdaresi/HV A" (bu birim özellikle partinin Batı'daki varlığına yönelik faaliyetlerde bulunuyordu) ve karşı istihbarattan sorumlu "Ana Birim II". Sonuncusu, KPD/ML'nin Arnavutluk Elçiliği ile ilişkilerini gözetliyordu. Cezai soruşturmaları MfS'in araştırma organı "Ana Birim IX" üstlenmişti; partinin tutuklu taraftarlarına karşı çalışmayı, cezaevlerinden sorumlu "Ana Birim VII" sürdürüyordu; komünistlerin izlenmesi söz konusu olduğunda, gözetlemeden sorumlu "Ana Birim VIII" ve "Ana Birim III" ("telsiz istihbaratı ve karşı istihbarat") devreye giriyordu.

Mielke'nin talep ettiği saldırgan çalışma nedeniyle (sorgulamalarda, Honecker'in Komünist Partisi'nin tasfiyesine özel bir ilgi gösterdiği söyleniyordu), MfS'in ilgili elemanları ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyordu. Bunları, KPD/ML eylemlerinin gizliliği özellikle zorluyordu. "Bu güçlerin izlenmesi ve gözetlenmesi, bunların çalışmalarını gizli bir tarzda sürdürmeleri ve bu gruplarda hakim olan güvensizlik nedeniyle (ki bu güvensizlik, grubun yeni ya da müstakbel üyelerinin esaslı ve uzun bir süre gözden geçirilmelerine yol açmaktadır) zorlaşmaktadır. Buna ek olarak, özellikle fonksiyonerlerden siyasi bilinç, fedakarlık, disiplin ve güvenirlik bakımından nispeten yüksek taleplerde bulunulmaktadır." (Merkezi Değerlendirme ve Bilgilendirme Grubu'nun - ZAIG - 26.10.1979 tarihli enformasyon raporundan)

KPD/ML Doğu'ya yönelik çalışmalarını 1979 yılından itibaren hızlandırırken, Stasi, partinin DAC'deki "üslerini" açığa çıkarma doğrultusundaki çalışmalarını artırıyordu. Wunschik'in yazdığına göre, bu çalışmanın hareket noktası, "Ana Birim XX"nin Doğu Berlin ve Rostock'taki iki çevre hakkında o zamana kadar toplamış olduğu bilgiler ile "Ana Birim II"nin DAC yurttaşlarının Arnavutluk elçiliğine yaptığı ziyaretler üzerine topladığı bilgilerdi. Bu arada 1979'dan beri her iki birimin, DAC Seksiyonu'nda ya da onun yakın çevresinde faaliyet sürdüren gayri-resmi çalışanları (IM) bulunuyordu. MfS bu ajanlarının yardımıyla, giderek KPD/ML üyeleri arasındaki ilişkiler üzerine bilgi topluyordu. Örneğin kişiler arası yan ilişkiler, içinden materyallerin dışarı atıldığı transit trenlerdeki yolcuların rutin pasaport kontrolünden geçirilmesi yoluyla ortaya çıkarılıyordu. Öte yandan, telefonlar dinleniyor ve gümrük postası kontrol ediliyordu. ‹lkeye gizlice sokulan eşyalar parmak izi üzerine inceleniyordu.

‹şin başını çeken "XXII Birimi" çalışmalarını "Cottbus hücresi" üzerinde yoğunlaştırıyordu. MfS, Lübbenau'dan (Niehüser ailesi) iki hücre üyesinin kimliğini çabuk tespit etmişti. "XXII Birimi", bu iki hücre üyesiyle ilişki kuruyor, onları "ikna ederek" IM çalışmasına kazanıyor ve ardından KPD/ML'ye karşı kullanmaya başlıyordu. Bu iki ajan sonraları Batı Almanya'ya, KPD/ML yöneticileriyle yapılan görüşmelere de gönderildiler.

1980 sonunda MfS, "DAC Seksiyonu"nun Doğu Almanyalı üye ve aday üyeleri ile ve yakın çevresinin sayısını yaklaşık 50 kişi olarak tahmin ediyordu. Stasi bu dönemde yaklaşık 20, hatta daha sonraları 30'u aşkın ajanını seksiyona soktu. Bu ajanlar, seksiyonun sanki 30 sempatizanı daha varmış gibi bir görünüm yaratıyorlardı.

MfS, örneğin Magdeburg'da dört üye ile üç gerçek sempatizanın arasına bir ajan sızdırmıştı; bu ajan, sanki ayrıca iki sempatizanın daha var olduğu şeklinde bir görüntüyü yaratmayı başarmıştı. (IM "Clemens" - gerçek adı: Hans Schmidt)

Berlin'de ise MfS, bütünüyle kendisinin eseri olan bir hücre kurmuştu. Bu hücrenin işlevi, seksiyonun diğer görevlileri ve kuryelerini kimlikleriyle tespit etmek ve parti önderliğine yanlış ve yanıltıcı bilgiler iletmekti. MfS'in; Doğu Berlin'de altı, Frankfurt (Oder) ve Leipzig'de dörder, Karl-Marx-Stadt'da üç, Dresden'de iki ve Cottbus, Halle ve Magdeburg'da birer KPD/ML üyesi ajanı vardı. Bunun dışında Batı Almanya'daki KPD/ML'e karşı; HV A II/6'nın üç ajanı (bunların ikisi KPD/ML üyesi, diğeri de bilgi toplama ile görevlendirilmiş bir şahıs), HV A (Bilim ve Teknik Sektörü)'nden bir ajan ve XXII/3 birimi tarafindan bilgi toplama ile görevlendirilmiş bir ajan aktif bir çalışma yürütmekteydiler. (Bkz: "KPD"yi çözme ve hakkında istihbarat toplama ile görevlendirilmiş gayri-resmi çalışanlar üzerine XXII biriminin 24.10.1983 tarihli raporu, BStU, ZA, Neiber 91, Bl. 249)

MfS, Batı'da KPD/ML'in; 22 görevlisini, 33 kuryesini, 42 gizli adresini ve 6 gizli telefon numarasını tespit etmişti.

Buna rağmen, açığa çıkmamış KPD üyeleri tarafından düzenli yazılamalar yapılabiliyor, bildiriler dağıtılabiliyordu. Ve ilişkilerin ve etkinliklerin bilindiği yerlerde bile, MfS'in elinde, bu çalışmaları yürütenleri mahkemeye çıkarmaya yetecek kadar kanıtlar bulunmuyordu.

Stasi başarılı bir istihbarat çalışmasının ardından, seksiyonu tasfiye etmek için çeşitli metodları uyguluyordu. Bu metodlar, 'içten parçalama'  olarak tanımlanan tedbirleri de kapsıyordu. Örnegin, bir IM'nin planlı girişimleri sonucunda "Cottbus hücresi"nin bir üyesi ("Dede" Heinz) parti merkezi nezdinde karalandı. Bu gelişmelerin ardından söz konusu kişi, "DAC Seksiyonu yönetimi"nce partiden ihraç edildi.

MfS, denetimi altında bulunmayan hücrelerde ise, örgütü sözgelimi şu yöntemle içten parçalamaya çalışıyordu: Hücre üyesinin, mesleki yaşamındaki yükünün artırılması suretiyle, örgütü için ciddi bir çalışmaya girişmesinin engellenmesi. Stasi'nin kullandığı bir diğer yöntem de, önder düzeydeki aktivistlere yönelik açık katı tedbirlerden (örneğin tutuklama veya seyahat yasağı koyma gibi) kaçınılması yoluyla, seksiyon içerisindeki mevcut güvensizliği daha da kışkırtmaktı. Böylelikle söz konusu aktivistler hakkında 'ajan mı?' kuşkusu yaratılmaya çalışılıyordu.

Askere çağırma ya da askerlik yerine yapılan hizmetlerde çalıştırma kullanılan bir diğer yöntemdi. Nitekim Magdeburg'da bir hücre üyesi, oradaki ajanın tasfiyeci faaliyetini rahatlıkla yapabilmesi için, askere çağrıldı.

Stasi bölmek için Maoizmi savunuyor

Ajanların yardımıyla ideolojik sorunlarda hücrelerde kafa karışıklığı yaratıldı. Örnegin ajan Niehüser, Arnavutluk Emek Partisi'ne karşı çok sert polemikler yapıyor, Maoizmi savunuyordu. Ama onun Maoist görüşleri geri püskürtüldü. Hele ki, DAC'de Maoizmle ilgili tartışma ve mücadele, Batı Almanya'ya göre daha az sorunlu geçmişti. Partiden kopmaların yaşanacağı beklentisiyle, Günther Niehüser pervasız bir kışkırtma kampanyası sürdürüyordu.

MfS 1983'ten itibaren, KPD ile AEP arasında artan gerginlikleri de kullanıyordu. MfS, "Ana Birim II" üzerinden (bizzat ajan görevlendirmek suretiyle), Arnavutluk elçiliği mensuplarının KPD'ye ilişkin kuşkularını daha da artırmayı planlıyordu. (Bkz: "KPD" ile mücadelede kullanılacak politik-istihbari tedbirlerin devamı için 25.10.1984 tarihli öneri; BStU, ZA, AOP 2796/89 Bd. 1, Bl. 194-197)

Stasi açısından seksiyon içerisinde yeni kaynaklara ulaşabilmek için her şey mübahtı. Örneğin bir defasında, parti aktivistlerinden biriyle ilgili gözden düşürücü bilgiler toplayabilmek ve böylece onu baskı altında tutabilmek için, bu aktivistin eşiyle olan sorunlarını kullandı. (Bkz: KPD/ML fonksiyoneri "Kagel"i, 20.05.1980 tarihli karalayıcı materyalin kullanılması suretiyle, işbirliğine kazanabilmek için yapılan öneriye ek, BStU, ZA, AOP 643/85 Bd. 1, Bl. 172 ve devamı.)

Başka bir komünistin ise, baştan itibaren MfS tarafından tezgahlanıp yönlendirilen bir aşk macerasıyla bir taraftan evliliği yıkılmaya çalışılmış, diğer taraftan kriminal olaylara bulaşması hedeflenmiştir. Ancak, MfS ajanı bunda başarılı olamamıştır. Daha sonraları ise, söz konusu yoldaşın eşi ajan olarak kazanılmaya çalışıldı.

Aile mensuplarına şantaj ve baskılar yapılıyordu. Yüksek öğrenim hakkı tanınmıyordu. "Faşizm mağdurları"na verilen emeklilik maaşı şantaj konusu yapılıyordu. Aynı zamanda tanınmış komünistler gözetim altında tutuluyordu. Sözgelimi Magdeburg'ta KPD'li yoldaşların evleri (benim evim de olmak üzere) dinleme cihazlarıyla donatılmıştı. Yıllarca kesintisiz bir şekilde herşey dinleniliyordu (!). Benimle ilgili hazırlanan Stasi dosyalarının arasında (dosyam şimdiye kadar 10.000 sayfanın üzerinde, ama bazıları hala eksik) ev anahtarlarımın birer örneği bulunuyordu.

Stasi, insanlara onlarca yıl hükmetti. Revizyonist partinin bu kolu, bu süreçte bir canavar şeklini aldı. Gözetlemelere, gözdağı, şantaj ve takibe ya da bizzat ajanlık tekliflerine maruz kalmayan hemen hemen hiçbir aile, hatta hiçbir birey yoktu.

"Sosyalist Güvenlik Politikası" başlıklı bölümde MfS'in kendisiyle ilgili şu tanımlama yapılıyor: MfS'nin, "partiden aldığı sınıfsal göreve" bağlı olarak, "(...) düşmanın tüm yıkıcı saldırılarını, özellikle de; sosyalizmin savunma gücünü, partinin ekonomik stratejisinin pürüzsüz yaşama geçirilişini ve işçi sınıfının dünya görüşünün ideolojik temellerini baştan sarsma ve engellemeye dönük girişimlerini, zamanında açığa çıkarma ve bunlarla etkin bir tarzda mücadele etme" görevi bulunuyormuş. (Bkz: MfS'in siyasi-istihbari çalışma sözlüğü [Gizli belgeler], ikinci baskı. 1985 yılında Potsdam-Eiche'deki bakanlık hukuk fakültesinde hazırlanmıştır. Son baskı: Ch. Links Yayınevi, Berlin 1996)

"‹şçi sınıfının dünya görüşü"nün korunması hadisesininin Devlet Güvenlik Teşkilatı'nın görevleri arasında sayılması dikkat çekiçidir. Ve gerçekten de bu teşkilat buradan kendisi için, bir tür "düşünce ya da ideoloji polisi" olma görevini çıkarmıştır.

Ve kuşkusuz, "işçi sınıfının dünya görüşü" (yani revizyonizm) ülkenin en genç yurttaşları tarafından bile "saldırıya" uğrayabilirdi! Dolayısıyla çocuklar bile, "olumsuz unsurlar" olarak değerlendirilebilirdi

Örneğin ben henüz ondört yaşındayken dikkatleri üzerime çekmişim. Henüz çocuk yaşlardayken edebiyat ve tarihe büyük ilgim vardı. Nikolai Ostrovski'nin "Ve Çeliğe Su Verildi" adlı kitabı bende derin etkiler bırakmıştı.

Oldukça genç yaşlarda Marks ve Engels'in Manifesto'sunu okumuştum. Ardından, diğer klasikleri.

Bu okuma, "serbest" idi. SED'nin yorumunu aktaran ne bir okul öğretmeni, ne de bir FDJ  yöneticisi başımda duruyordu. Bir dizi klasiği bu şekilde tek başıma okuyup inceliyordum. Çok daha fazla zaman alsa da bunlar, muhalif bir tutum almamın önemli temelleriydi.

Toplumda her alanda görülebilen olumsuzluklar ve teori ile pratik arasındaki bariz uçurum: Klasikler bütün bu çarpıklıklara yanıt bulmama yardımcı oluyorlardı.

Yurttaşlık Bilgisi dersinde farklı bir görüşü savunmak, ya da yaz kampında  Varşova Paktı'na mensup ülkelerin 1968'de Çekoslovakya'ya yaptıkları müdahale üzerine tartışmak; bütün bunlar MfS'in dikkatini çekmeye yetiyordu. Çocukların katıldığı yaz kamplarında açıktan Tiran Radyosu'nu dinlemem de durumumu daha da "ağırlaştıran" bir faktör olarak bunlara ekleniyordu.

Onyedi yaşımda, şahsıma yönelik bir istihbari soruşturmayla (OV) karşı karşıya kaldım. Bu tür bir OV'nin hedefi, cezai bir kovuşturma başlatmak ve yıkıcı bir çalışma sürdürebilmek için, (şahısla ilgili) bilgi ve detaylı veri toplamaktır.

OV çerçevesinde alınan önlemler şunlardır:

Öncelikli hedef, işlendiği tahmin edilen suç için kanıtlar toplamak ve söz konusu eylemi engellemekti. ‹stihbarat çalışması sürdürülebilmesi için, herşey bakanlar konseyinin belirli yönergeleri doğrultusunda saptanmaktaydı:

A) Vatandaşın mektuplarının açılması (Tedbir "M", posta kontrolü);
B) Evlere zorla girilmesi (Birim VIII tarafınca evlerin gizlice aranması);
C) Evlere dinleme cihazlarının yerleştirilmesi (Tedbir 26B);
D) Gözetleme (Birim VIII) ve gizlice fotograf çekilmesi (Tedbir 26F);
E) Telefonların dinlenmesi (Tedbir 26A);
F) Evin içine toplu iğne büyüklüğünde video kamerasının yerleştirilmesi (Tedbir 26D);
G) (‹stihbari oyun/kombinasyonlar aracılığıyla) kişinin işyerinden uzaklaştırılması;
H) ‹stihbari oyun/kombinasyonlar aracılığıyla vatandaşın çeşitli davranış ve tavırlara itilmesi. Amaç, vatandaşın, dikkatsizliği sonucunda kendisinin aleyhine ya da lehine davranmasını sağlamaktı.
I) Vatandaşın peşine casus takılması (Operasyonu yöneten subay tarafından bir ajanın görevlendirilmesi)

(Ayrıca bkz: ıstihbari soruşturmanın geliştirilmesi ve ele alınması üzerine 1/76 no.lu yönerge OV/GVS MfS 008-100/76)

Alınan bu tedbirler neticesinde, söz konusu kişinin muhalif bir DAC vatandaşı olduğu sonucuna varılmışsa, bu kişi ayrıca, kriz durumunda çevresinden izole edilecek kişilerin listesine kaydediliyordu. 1/67 nolu direktif ile (gizli komando emri), gözaltı kamplarının inşasıyla ilgili ayrıntılı hazırlık görevleri saptanıyordu. "Seferberlik planına ilişkin şifre sistemi" adlı direktifin 1 no.lu ek yazısında, başka şeylerin yanı sıra, şunlar belirtiliyordu: DAC'nin savunma gücüne yönelik tehditlere temel teşkil edebilecek kişilerin izole edilmesinin koşullarını yaratma. Bu kişilerin MfS mensuplarınca yakalanması, toplama noktalarının önceden belirlenmesi ve izolasyon kamplarına naklinin örgütlenmesi öngörülüyordu.

"GVS MfS 0005-99/86" adlı belgede, hangi kişilerin kastedildiği açıklık kazanmakta: "Sosyalist devlet ve toplum düzenine karşı kemikleşmiş temel yaklaşımları düşmanca ve olumsuz olmasından ötürü, ve bugüne kadarki davranışları, resmi ya da gayri-resmi olarak bilinen açıklamaları, ilişki ve bağlantıları ve aynı zamanda belirli yaşam ve davranış tarzları gözönünde tutulduğunda, bir  savunma durumunda muhtemelen devlet güvenliği ve düzenine yönelik ciddi bir tehdit teşkil edecek ya da böylesi girişimlere sessiz kalacak veya destekleyecek" DAC vatandaşları.

Sözüm ona düşmanca amaçlar taşıyan şahıslar ise, yani "'demokratik sosyalizm' üzerine düşünceler ve yeni sosyalizm modelleri yaymak suretiyle DAC'deki devlet ve toplum düzenin değişmesini öngören talepleri ileri sürenler", izole edilmemeli, aksine hemen tutuklanmalıydı (şifre 4.1.1.).

(DAC Başsavcılığı temsilcilerinin, MfS'in dağıtılmasıyla ilgili kurulan hükümet komisyonunun karşısında 30.8.1990 tarihinde yaptıkları açıklamalara göre, izole edilmesi öngörülen şahısların listesi 30 Kasım 1983 tarihi itibarıyla toplam 10 bin 919 kişiyi kapsamaktaydı.)

½ahsımla ilgili istihbari soruşturma, benim sahte devrimci ve Maocu görüşleri alenen savunduğum şeklindeki bir değerlendirmeye dayanıyordu. Bu görüşler, toplum ve parti üzerinde "yıkıcı" bir etkide bulunuyormuş. ½ahsımla ilgili istihbari soruşturmaya galiba bu nedenle OV-"Toksin" adı verilmişti.

½ahsımla ilgili istihbari soruşturma çerçevesinde, MfS'nin tüm tedbir ve girişimlerinin tutanağı tutulmuştur.

Gizli bir şekilde işyerinden değerlendirmeler (kadro dosyaları) toplanıyordu. Bu arada belirtmek gerekir ki, ilk değerlendirme, 6. sınıftayken, okuldan alınmadır. Öte yandan, çeşitli kaynaklardan (sözgelimi IM'lerden) edinilen her türden değerlendirmeler biraraya getiriliyordu. Semt sakinlerinden, işyerinden vb. bilgi ve değerlendirmeler alınıyordu. Doktor raporları toplanıyordu. Hobiler tespit ediliyordu.

Mektuplarım denetleniyordu.

½ahsımla ilgili istihbari soruşturmaya tüm aile çevresi dahil ediliyordu.

Hırsız çetesi olarak DAC Bakanlığı

Kısa bir süre sonra, ilk "gizli ev araması" da gerçekleşti.

Bu türden ev aramaları oldukça ihtiyatlı yapılıyordu. Evin kendisi aranmadan önce, binanın tüm sakinleri tek tek "kontrol" ediliyordu. Her birisi hakkında dosyalar oluşturuluyordu. Eve zorla giriş ayrıntılı bir şekilde planlanıyor ve herhangi bir "terslikle" karşılaşılmaması gerekiyordu. Başka bir deyişle, evin arandığı saatlerde hiç kimse binada olmamalıydı. Bu nedenle binanın tüm sakinleri çok yakından izleniyordu. Örneğin gerektiğinde, uydurma kadro görüşmeleri, doktor ziyaretleri vb. örgütleniyordu. (Efsane = Yanıltma. Stasi'nin özgün dilinde bu böyle dillendiriliyordu.) ‹pler her zaman Stasi'nin elindeydi.

Böylesi bir ev aramanın gayesi, hakkımda bilgi toplamaktı. Evin içinin, kitap ve mektupların fotoğrafları çekiliyordu. Bulunan gazete ve kitapların listesi tutuluyordu vs.

Eve zorla girme, her zaman Stasi şefi tarafından onaylanmalıydı. Ev aramaları, Devlet Güvenliği'nden sorumlu bakanın aramalar için saptamış olduğu yönergelere göre gerçekleştiriliyordu. Gizli önlemlerin uygulanmasına ilişkin bakanlık direktifleri büyük bir kırmızı kitapta sıralanmıştı.

Bu önlemlerin, geçerli DAC hukkuna aykırı olmaları, aslında DAC için tipiktir. Bir tarafta biçimsel hukkuk devleti, diğer tarafta bunun günbegün ayaklar altına alınması. Milyonlarca mektubun kontrol edilmesi, binlerce eve zorla girilmesi, binlerce vatandaşın gizlice dinlenmesi vs.; aslında tüm bunlar DAC hukkuna göre birer suçtu.

70'li yılların ortalarında oturduğum eve dinleme cihazları yerleştirildi. Başlangıçta teknik sorunlar çıktı ve evi tamir etme niyetimin öğrenilmesi dinleyicilere epey ter döktürdü. Oldukça büyük çabalarla dinleme cihazlarını son kertede birkaç günlüğüne sökmeyi başardılar. Bu dönemden sonra MfS'in ses kayıt cihazları tam çalışmaya başladı. Sonraki süreçte de evime pek çok kez girilip çıkılmış. MfS hemen evin anahtarlarını yaptırdı ve böylelikle ben de bir nevi "kamuya açık" bir eve sahip olmuştum.

Dinleme cihazların kendisi sabit bir şekilde yerleştirilmişti ve sürekli çalışıyorlardı. Gerçi dosyalarıma bakılırsa, süresiz bir şekilde dinlenmediği sonucu çıkıyor (yılda yaklaşık 3 ay). Ama bu bir şey ifade etmiyor: Stasi'nin bilgi toplama hırsı o denli büyüktü ki, sayısız dosya materyali mikro film olarak arşivlenmişti. Bunların ise şimdi ancak bir kısmı mevcut.

Öte yandan, dinleme cihazlarının söküldüğüne dair bir tutanak tutulmamış. Başka bir deyişle, DAC'nin sonuna kadar benim "olumsuz-düşman" şahıs olarak gözetlendiğim dikkate alınırsa - 1988'de bile peşime bir IM takmışlar-, bu cihazlar büyük bir olasılıkla DAC "mirası" olarak devralınmıştır.

Bu arada, görüntülü gözetleme de yapılıyordu: DAC'ne "olumsuz yaklaşım"ımdan ötürü 24 saat gözetim altında tutulmam dosyalara şöyle yansıyordu:

"Saat 05.10: Afro (MfS'in benim için kullandığı kod isim) kalkıyor.
Saat 05.11: Traş, diş fırçalama.
05.15: Oase (eşi) kalkıyor. Esneme.
05.15: Batı radyosu -NDR 2- dinleniyor.
05.18: Oase tuvalete gidiyor.
05.29: Afro, objeyi_  terk ediyor.
05.44: Oase, objeyi terk ediyor.
05.45: Objede sessizlik hakim.
(...)"

Bir gözetim grubu, işyerime kadar bana "refakat" ediyor. ışyerinde, "Bernd" ve "Dreher" adlı IM'lerin "denetimi" altındayım. 'Herhangi özel bir hadise olmuyor' deniliyor kısaca.

"Saat 14.00: Fabrikanın ana çıkış kapısında gözetime devam:
14.32: Afro, sokakta sallana sallana gidiyor.
14.39: Afro, bir dükkana giriyor. 11,47 mark değerinde eşya satın alıyor.
15.01: Afro, objeye giriyor.
15.04: Afro, Arnavut müziği dinliyor.
16.00: Batı televizyon kanalı açık. ARD programında F. J. Strauss üzerine bir program gösteriliyor. 
16.10: Afro, Strauss'a gülüyor.
16.13: Afro, Honecker yoldaşa küfrediyor.
(...)
22.29: Objede sessizlik var."

Bu ajan raporlarını bir tarafa bırakalım. Bunları, günlük ajanlık faaliyeti hakkında bir fikir versin diye aktardım. Ama bu arada belirtmek gerekiyor ki, dinleyen ya da gözetleyen birime, bu takibin nedenleri açıklanmıyordu. 'Ne olur, ne olmaz!' düşüncesi  esas alınıyordu.

Belirtmem gereken diğer bir şey de, MfS'in, gizliliği muhafaza edebilmek için, bu tür "gayri resmi" kanıtların cezai soruşturmada kullanılmasını yasaklamasıdır. Mahkemelerde, ancak "legal" yoldan edinilen kanıtlar kullanılabiliyordu. Görüntü, bir şekilde korunmalıydı.

Haydut çetesinin yönergeleri

MfS hiçbir sınır tanımıyordu. Başarıya götürebilecek her araç kullanılıyordu.  Ajanlık sisteminin temelleri yönergelerde ifade edilmekteydi. Mielke, her türlü değeri hiçe sayan ve insanı aşağılayan bir tarzda, tasfiye tedbirlerini saptıyordu.

O, "atak tasfiye ve karalama önlemlerin alınmasında etkin bir şekilde kullanılabilecek bilgilerin toplanması" doğrultusunda emirler veriyordu.

KPD'ye karşı bu amaçla 1/76 nolu yönergenin öngördüğü tedbirler alındı:

"Gizli dosya, MfS No: 100/76

Mielke,  Albay General

(sf. 46-48, alıntılar)

2.6. Tasfiye tedbirlerinin uygulanması;

2.6.1. Tasfiye tedbirlerinin amaç ve uygulanma alanları.

Tasfiye tedbirleri, negatif-düşman güçler arasında çelişkiler yaratmayı ya da bu güçler arasında var olan çelişkilerin kullanılması ve artırılmasını gözetmelidir. Bu yolla, bu güçler; bölünmeli, hareket yetenekleri bozulmalı, örgütsüzleşmeli, yalıtılmalı ve negatif-düşmanca davranışları ve bu davranışların etkileri baştan engellenmeli, büyük oranda sınırlanmalı veya tümden olanaksızlaşmalıdır.

(...)

Tasfiye tedbirleri, gerek gruplara, gruplaşmalara ve örgütlere, gerekse tek tek şahıslara yönelik olabilirler ve istihbari operasyonları sona erdirmenin nispeten bağımsız bir şekli olarak veya başka noktalama biçimleriyle bağlantılı olarak uygulanabilirler.

2.6.2. Tasfiye etmenin başarıyla sınanmış biçimleri şunlardır:

- (½ahsın kamuoyu nezdindeki) itibarının, saygınlık ve prestijinin sistematik bir şekilde karalanması. Bu karalamanın; birbirleriyle ilişkili gerçek, kanıtlanabilir karalayıcı bilgiler temelinde olduğu gibi,  gerçek dışı fakat inanılır ve aksi kanıtlanamaz ve böylelikle de yine karalayıcı olan bilgiler temelinde yürütülmesi;

- Tek tek şahısların özgüvenin sarsılması amacıyla, mesleki ve toplumsal başarısızlıkların sistematik bir şekilde örgütlenmesi;

- Belirli idealler ve örneklerle ilgili düşüncelerin ısrarlı bir şekilde sarsılması ve bireyin kişisel perspektifiyle ilgili kuşkularının yaratılması;

- Gruplar, gruplaşmalar ve örgütler arasında güvensizlik ve karşılıklı kuşkular yaratılması;

- Tek tek üyelerinin kişisel zayıflıklarının isabetli bir şekilde kullanılması suretiyle gruplar, gruplaşmalar ve örgütler arasında, rekabetin yaratılması ya da güçlendirilmesi;

- Negatif-düşmanca faaliyetlerini sınırlamak amacıyla, grupların, gruplaşmaların ve örgütlerin iç sorunlarıyla meşgul edilmesi;

- Grupların, gruplaşmaların veya örgütlerin üyeleri arasındaki karşılıklı ilişkilerin zaman ve mekan bakımından ortadan kaldırılması ya da sınırlanması; bunun, işyerinden ayrılamama, daha uzak yerlerdeki işyerlerine gönderme vb. gibi geçerli yasal uygulamalar temelinde yapılması;

Tasfiye tedbirlerin uygulanmasıyla ilgili; güvenilir, sınanmış ve bu görevlerin üstesinden gelmeye uygun IM'ler öncelikle görevlendirilmelidir.

Tasfiye etmenin sınanmış araç ve metodları şunlardır:

(...)

- Anonim veya sahte isimli mektuplar, telegraflar, telefonlar ve benzerinin kullanılması; karalayıcı fotoğrafların, sözgelimi gerçekleşmiş ya da tezgahlanmış görüşme fotoğraflarının kullanılması;

- Bir grubun, gruplaşmanın veya örgütün belirli bir üyesiyle ilgili planlı söylentilerin yayılması;

- MfS savunma tedbirlerin kasıtlı bir şekilde açığa çıkartılması, daha doğrusu açığa çıkartıldığı kanısının yaratılması;

- ‹nandırıcı ya da inandırıcı olmayan gerekçelerle kişilerin devlet makamlarına veya toplumsal kurumlara davet edilmesi.

Bu araç ve metodlar, o anda sürdürülen istihbari operasyonun somut koşullarına göre yaratıcı ve yerine göre değişken bir şekilde uygulanmalı, genişletilmeli ve geliştirilmelidir.

(...)

Tasfiye tedbirleri bütünüklü ve disiplinli bir şekilde uygulanmalıdır. Elde edilen sonuçların ve etkilerin gayri resmi denetiminin sürekli yapılması bunun bir gereğidir. Sonuçlar harfi harfine belgelenmelidir."

Herbert Polifka