ŞİLİ


Zıtların birliği tartışması ve kitleler içinde çalışma


İşçi sınıfı ve halk düşmanlarına (ki bunlar sayısızdır) karşı mücadele ve gelecekteki zafer

Halkın en örgütlü ve en ileri kesimleri arasında, teorik ve politik eylemin mümkün olan en büyük birliğini başarmak bir zorunluluktur. Bu görev, proleteryanın rehberi ve öncüsü olarak partinin en temel işlevlerinden biridir. Ancak, bu görev, partinin kendi bağrında, tek bir amaçla, partinin devrimci mücadelenin en önemli rolünü oynamasını sağlama amacıyla, yüze katlanmış bir biçimde yürütülmelidir. Bu, sadece küçük burjuvaziden büyük işletmelere, uyuşturucu tacirlerine, Troçkist  maceracılardan, içinde büyük tekelci şirketlerin, burjuva devletin ve emperyalizme kadar uzanan düşmanlarımıza karşı değil, aynı zamanda iç düşmanlarımıza, döneklere, ajanlara ve örgütlerimiz içerisindeki uzlaşmacı fikirlere karşı birleşik bir biçimde karşı koymamızı ifade eder. 

İdeolojik ve politik birliğimiz, öncelikle saldırmamız gerekenlerden, gözardı edebileceklerimize, ve hatta belli dönemlerde destek sağlayabileceklerimize kadar, düşmanlarımızın boyunun ölçüsünü alabilmemizi sağlar. Gerçekten devrimi yapmak ve siyasi iktidarı ele geçirmek istiyorsak bu gereklidir. Yani, Lenin'in dediği gibi: 

“Burjuvaziyi (ve emperyalizmi) ortadan kaldırmak için savaşırken ve bu savaş, bugün devletler arasındaki en kanlı savaşlardan yüz kat daha zor, uzun ve karmaşık bir savaşken, düşmanlarımızı bölen zıt çıkarları kullanmaya dayalı manevraları önceden reddetmek, muhtemel müttefiklerle anlaşma ve uzlaşmaları (bunlar, geçici, değişken ve koşullu olsa bile) reddetmek büyük bir saçmalık değil midir?” (Sol Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı)

Bu alıntının gösterdiği gibi parti, parti içinde olduğu gibi, bizi çevreleyen sosyal ve idolojik koşullar içinde de objektif duruma uygun olarak çalışmasını önceden belirlemelidir. Ancak bu şekilde, bir dogma olarak değil de, bir eylem rehberi olarak Marksist-Leninist ideolojimizin evrensel önermelerini hayata geçirebiliriz.

Aşağıda, yapabildiğimiz kadarıyla, yeni veya eski, yani materyalist diyalektiğin kanunlarına uygun olarak önceden açıklanan tartışmaya bağlı olarak, bize karşı olan güçlere ve kitleler içerisinde arzu ettiğimiz faaliyete ilişkin çalışmamızı nasıl ideolojik ve bilimsel olarak geliştireceğimize dair bazı düşünceleri ortaya koymaya çalışacağız.

Bireyler ve örgütler dahil olmak üzere sayısız unsurları biraraya getiren toplum içerisinde devrimci çalışmamızı az çok bilimsel bir biçimde yürütmek durumundayız. Birliği inşa etmek için ittifaklar kurma ve bize karşı olan güçlerle mücadele etme çalışmamıza ilişkin politikalarımızı anlamak için, birincil veya ikincil çelişkileri aşma alanında kendimizi konumlandırmalıyız. Çünkü, en küçük dönüşümden bir bütün olarak toplumun dönüştürülmesine kadar, her dönüşüm çelişkiler içerir. Bu çelişkiler, düşmanlarımızla birliği ve onlara karşı mücadeleyi ifade eder. Bu unsur, incelemeyi ve bilinçli bir biçimde uygulamayı gerektirir. Çelişkiler üzerine daha önce belirttiklerimiz ve bunlardan nasıl politik avantaj sağlanacağı Komünist Manifesto'da açıkça ifade edilmiştir:

“Burjuvazinin ürettiği, her şeyden önce, kendi mezar kazıcılarıdır. Onun devrilmesi ve proletaryanın zafer kazanması da aynı derecede kaçınılmazdır.”

Zıtların biri olmadan diğeri de varolamaz; birlikte ortaya çıkarlar; biri diğerini doğurur; burjuvazinin proletaryayı doğurması gibi. Burjuvazi, gelişme derecesine göre sanayi üretimini genişletir ve proletaryanın sayısını, yoğunluğunu ve gücünü de arttırır. Aynı şekilde proletarya da, sermayeyi yaratan kendi emeği ile burjuvaziyi doğurur:

“Diğer koşullar aynı kalmak üzere, eğer sermayenin bileşimi de aynı kalıyorsa (yani, belirli bir üretim araçları kitlesinin harekete geçirilmesi için daima aynı miktarda emek-gücü gerekiyorsa), bu durumda, emeğe duyulan talep ile emekçilerin geçim-fonlarının, sermaye ile aynı oranda artacağı ve sermayenin artış hızı ne kadar fazla olursa, bu artışın da o kadar hızlı olacağı açıktır... Sermayenin kendisini genişletmesi için sermaye ile durmadan kaynaşmak zorunda kalan ve sermayeden kopup ayrılması olanaksız bulunan, sermaye köleliği, yalnızca, kendisini sattığı bireysel kapitalistlerin başka başka olmalarıyla gözlerden saklanan bu emek-gücü kitlesinin yeniden-üretimi, aslında sermayenin kendisinin yeniden-üretiminin kökü ve esasıdır. Bu yüzden sermaye birikimi, proletaryanın çoğalması demektir.” (K. Marx, Kapital, Cilt I)

Kapitalist sistemde, zengin ile yoksul arasındaki ayrılık konusunda zıtların birliği becerikli bir şekilde saklanır. Aslında, yukarıdaki alıntıda Marx'ın ifade ettiği gibi bu durum bir birlik teşkil eder. Üretim araçlarına sahip olanlar, onlara sahip olmayanları sömürmek zorundadır. Üretim araçlarına sahip olmayanlar yaşamak için kendilerini üretim araçlarına sahip olanların hizmetine sunmak zorunda olduklarını görürler. Bu nedenle, önce burjuvaziden kurtulmadan, proletaryayı aşmak mümkün değildir.

Zıtlar çatışır, birbirini yoketmeden mücadele eder ve karşılıklı birbirini değiştirir. Burjuvazinin mücadelesi neyi içerir? Amacı, işçileri azami şekilde sömürmek ve örgütlenmelerinin önüne geçmektir.

Proletaryanın mücadelesi ise, proletaryanın varolmaya başladığı zamandan beri ve varolduğu her yerde, bu mücadele farklı ekonomik ve politik biçimler alsa bile, farklı nesnel sınırlamalarla karşı karşıyadır ve bazen belli bir süre için bastırılabilir. Ancak bu mücadele her yerde ortaya çikar; çünkü varolma koşulları toplumun dönüşümünü gerekli kılar. Sınıf bilinci de bu mücadele içinde oluşur.

Mücadele güçleri, sınıf mücadelesi için kabul edilen biçimlerin güç dengesine göre değişmesiyle, karşılıklı birbirini değiştirerek birbiri üzerinde etkide bulunur. Örneğin burjuvazi, işçi örgütlerini, özellikle de tüm örgütlerin zirvesi olan devrimci partiyi engellemeye çalışır. Bu mümkün olmadığında ise, yani mücadele seviyesi, burjuvazi açısından çatışmayı ılımlılaştırmayı daha iyi bir seçenek haline getirecek kadar yüksek olduğu zamanlarda, burjuvazi işçi örgütlerine hükmetmeye ve onları bölmeye çalışır. Aynı şekilde, ideolojik mücadele devrimci fikirlerin gelişmesiyle değişir ve bunları gözardı etmek imkansız hale geldiğinde, burjuvazi, kapitalist sistemin mükemmelliğini propaganda eder ve Truva atı gibi bunların içine sızarak saptırmaya çalışır; böylece revizyonizm doğar.

Bundan, mücadele güçlerini birbirinden ayırmanın mümkün olmadığını anlayabiliriz. Birini unutarak diğerini incelersek, burjuvazinin ideolojik ve politik manevralarını anlayamayız. Bunun sonucunda, işçi hareketinin esas gücünü göremeyebilir; onun kapitalist egemenlik içinde varolduğunu ve kendisine hükmeden ve sömüren burjuva sınıfın baskısına maruz kaldığını unutarak, bir sınıf olarak onu anlayamayız. Buradan da anlaşılacağı gibi, zıtların mücadelesi, sınıfların varlığından ayrılamaz; uzlaşma mümkün değildir ve mücadele ancak siyasi iktidarın ele geçirilmesiyle ve bu zıtların proletarya diktatörlüğü altında yokolacağı yeni bir sistemin kurulmasıyla sona erecektir. Birincil ve ikincil çelişkileri birbirinden ayırmak ve tek tek ortadan kaldırma amacıyla  öncelik sırasına koyabilmek için düşmanlarımızı tahlil etmek zorundayız.

Bu çelişkinin temellerini incelemek için, kapitalist toplumun temel çelişkisi olan burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişkiyi örnek olarak ele aldık. Fakat, bu toplum yalnızca bu çelişkiyi içinde taşımıyor; tekelci burjuvazi ile tekelci olmayan burjuvazi ve burjuvazinin çeşitli politik eğilimleri ve felsefi akımları arasındaki çelişkiler gibi başka çelişkiler de vardır. Emperyalizmin gelişmesiyle "yeni" çelişkiler ortaya çıkmıştır.

Elbette çelişkiler toplumun sınıfsal bölünmesinden ortaya çıkar; emperyalizm ile sömürgeler ya da neoliberalizmden ortaya çıkan yeni sömürgeler arasındaki çelişkiler; zengin ve yoksul ülkeler arasındaki finans zinciri vasıtasıyla oluşan çelişkiler, ulusal ve etnik sorunlar vb. Bütün bu çelişkiler tarihsel rollerini oynar. Yüzeysel fikirlere kapılmak ve gerçekliği basite indirgemek istemiyorsak, bu çelişkilerin ortaya çıkarılması ve  bilimsel bir tarzda ele alınmaları gerekir. Ancak şüphesiz, bu çelişkilerin hepsi aynı kefeye konamaz; bazıları birincil çelişkilerdir, bazıları ise değildir. Öte yandan, sözünü ettiğimiz çelişkiler farklı zamanlarda yer değiştirerek birincil olmaktan çıkıp ikincil hale gelebilir ya da diğerleri tarafından aşılabilir.

Daha önce belirttiğimiz gibi, çeşitli çelişkiler birbiri üzerinde etkide bulunur. Kaynakları açısından ikincil çelişkiler, temel çelişkilere bağlıdır ve bunların gelişmesiyle büyürler. Örneğin demokrasi, örgütlenme özgürlüğü, kısa ve uzun vadeli programlarla (Demokratik Halk Meclisi'nde ifade edildiği gibi) somut hedefler için mücadele hemen sosyalizm ve proletarya sosyalizmi anlamına gelmez; fakat kesinlikle güçlerin, burjuva devlet, ulusal ve uluslararası sermayenin verili bir andaki karşılıklı ilişkisinde bir dönüşümü ifade eder ve bunlar sosyalizme ulaşılmasına yardım eder.

Gerçek bir devrimci parti, belli bir hedefi gözönünde bulundurarak (örneğin faşizme karşı mücadele, ülkenin savunulması vb.) ortak düşmana karşı burjuvazinin bir kanadı ile, ya da daha somut olarak, fikirlerin propagandası amacıyla, "sol"un bağrında bir ittifak kurmak için, ikincil çelişkilerden yararlanabilir ve yararlanmalıdır.

Bu nedenle, gerçekliğin zenginliği konusunda perhizci olmamak, esnek ve farklı dönemleri birbirinden ayırabilen bir politik tavra sahip olmak ve ikincil çelişkilerin temel çelişkilerle bağlantısını kurmak için bu çelişkileri de incelemek gerekir. Eylemlerimize ve bir bütün olarak parti mücadelemize merkez teşkil eden önermeleri -yani sosyalist devrim ve onu izleyen komünizme doğru gelişme yoluyla burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişkinin bizim ve sınıfın yararına çözülmesi- gözden kaçırmamalıyız.

 Antonio Fierro