Halkın en örgütlü ve en
ileri kesimleri arasında, teorik ve politik eylemin mümkün olan en büyük
birliğini başarmak bir zorunluluktur. Bu görev, proleteryanın
rehberi ve öncüsü olarak partinin en temel işlevlerinden biridir. Ancak,
bu görev, partinin kendi bağrında, tek bir amaçla, partinin devrimci
mücadelenin en önemli rolünü oynamasını sağlama amacıyla,
yüze katlanmış bir biçimde yürütülmelidir. Bu, sadece küçük
burjuvaziden büyük işletmelere, uyuşturucu tacirlerine, Troçkist
maceracılardan, içinde büyük tekelci şirketlerin, burjuva
devletin ve emperyalizme kadar uzanan düşmanlarımıza karşı
değil, aynı zamanda iç düşmanlarımıza, döneklere,
ajanlara ve örgütlerimiz içerisindeki uzlaşmacı fikirlere karşı
birleşik bir biçimde karşı koymamızı ifade eder.
İdeolojik ve politik birliğimiz,
öncelikle saldırmamız gerekenlerden, gözardı
edebileceklerimize, ve hatta belli dönemlerde destek sağlayabileceklerimize
kadar, düşmanlarımızın boyunun ölçüsünü alabilmemizi
sağlar. Gerçekten devrimi yapmak ve siyasi iktidarı ele geçirmek
istiyorsak bu gereklidir. Yani, Lenin'in dediği gibi:
Burjuvaziyi (ve
emperyalizmi) ortadan kaldırmak için savaşırken ve bu savaş,
bugün devletler arasındaki en kanlı savaşlardan yüz kat daha
zor, uzun ve karmaşık bir savaşken, düşmanlarımızı
bölen zıt çıkarları kullanmaya dayalı manevraları önceden
reddetmek, muhtemel müttefiklerle anlaşma ve uzlaşmaları
(bunlar, geçici, değişken ve koşullu olsa bile) reddetmek büyük
bir saçmalık değil midir? (Sol Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı)
Bu alıntının gösterdiği
gibi parti, parti içinde olduğu gibi, bizi çevreleyen sosyal ve idolojik
koşullar içinde de objektif duruma uygun olarak çalışmasını
önceden belirlemelidir. Ancak bu şekilde, bir dogma olarak değil de,
bir eylem rehberi olarak Marksist-Leninist ideolojimizin evrensel önermelerini
hayata geçirebiliriz.
Aşağıda,
yapabildiğimiz kadarıyla, yeni veya eski, yani materyalist diyalektiğin
kanunlarına uygun olarak önceden açıklanan tartışmaya bağlı
olarak, bize karşı olan güçlere ve kitleler içerisinde arzu ettiğimiz
faaliyete ilişkin çalışmamızı nasıl ideolojik ve
bilimsel olarak geliştireceğimize dair bazı düşünceleri
ortaya koymaya çalışacağız.
Bireyler ve örgütler dahil
olmak üzere sayısız unsurları biraraya getiren toplum içerisinde
devrimci çalışmamızı az çok bilimsel bir biçimde yürütmek
durumundayız. Birliği inşa etmek için ittifaklar kurma ve bize
karşı olan güçlerle mücadele etme çalışmamıza ilişkin
politikalarımızı anlamak için, birincil veya ikincil çelişkileri
aşma alanında kendimizi konumlandırmalıyız. Çünkü,
en küçük dönüşümden bir bütün olarak toplumun dönüştürülmesine
kadar, her dönüşüm çelişkiler içerir. Bu çelişkiler, düşmanlarımızla
birliği ve onlara karşı mücadeleyi ifade eder. Bu unsur,
incelemeyi ve bilinçli bir biçimde uygulamayı gerektirir. Çelişkiler
üzerine daha önce belirttiklerimiz ve bunlardan nasıl politik avantaj sağlanacağı
Komünist Manifesto'da açıkça ifade edilmiştir:
Burjuvazinin ürettiği,
her şeyden önce, kendi mezar kazıcılarıdır. Onun
devrilmesi ve proletaryanın zafer kazanması da aynı derecede kaçınılmazdır.
Zıtların biri olmadan
diğeri de varolamaz; birlikte ortaya çıkarlar; biri diğerini doğurur;
burjuvazinin proletaryayı doğurması gibi. Burjuvazi, gelişme
derecesine göre sanayi üretimini genişletir ve proletaryanın sayısını,
yoğunluğunu ve gücünü de arttırır. Aynı şekilde
proletarya da, sermayeyi yaratan kendi emeği ile burjuvaziyi doğurur:
Diğer koşullar aynı
kalmak üzere, eğer sermayenin bileşimi de aynı kalıyorsa
(yani, belirli bir üretim araçları kitlesinin harekete geçirilmesi için
daima aynı miktarda emek-gücü gerekiyorsa), bu durumda, emeğe
duyulan talep ile emekçilerin geçim-fonlarının, sermaye ile aynı
oranda artacağı ve sermayenin artış hızı ne kadar
fazla olursa, bu artışın da o kadar hızlı olacağı
açıktır... Sermayenin kendisini genişletmesi için sermaye ile
durmadan kaynaşmak zorunda kalan ve sermayeden kopup ayrılması
olanaksız bulunan, sermaye köleliği, yalnızca, kendisini sattığı
bireysel kapitalistlerin başka başka olmalarıyla gözlerden
saklanan bu emek-gücü kitlesinin yeniden-üretimi, aslında sermayenin
kendisinin yeniden-üretiminin kökü ve esasıdır. Bu yüzden sermaye
birikimi, proletaryanın çoğalması demektir. (K. Marx,
Kapital, Cilt I)
Kapitalist sistemde, zengin ile
yoksul arasındaki ayrılık konusunda zıtların birliği
becerikli bir şekilde saklanır. Aslında, yukarıdaki alıntıda
Marx'ın ifade ettiği gibi bu durum bir birlik teşkil eder. Üretim
araçlarına sahip olanlar, onlara sahip olmayanları sömürmek
zorundadır. Üretim araçlarına sahip olmayanlar yaşamak için
kendilerini üretim araçlarına sahip olanların hizmetine sunmak
zorunda olduklarını görürler. Bu nedenle, önce burjuvaziden
kurtulmadan, proletaryayı aşmak mümkün değildir.
Zıtlar çatışır,
birbirini yoketmeden mücadele eder ve karşılıklı birbirini
değiştirir. Burjuvazinin mücadelesi neyi içerir? Amacı, işçileri
azami şekilde sömürmek ve örgütlenmelerinin önüne geçmektir.
Proletaryanın mücadelesi
ise, proletaryanın varolmaya başladığı zamandan beri ve
varolduğu her yerde, bu mücadele farklı ekonomik ve politik biçimler
alsa bile, farklı nesnel sınırlamalarla karşı karşıyadır
ve bazen belli bir süre için bastırılabilir. Ancak bu mücadele her
yerde ortaya çikar; çünkü varolma koşulları toplumun dönüşümünü
gerekli kılar. Sınıf bilinci de bu mücadele içinde oluşur.
Mücadele güçleri, sınıf
mücadelesi için kabul edilen biçimlerin güç dengesine göre değişmesiyle,
karşılıklı birbirini değiştirerek birbiri üzerinde
etkide bulunur. Örneğin burjuvazi, işçi örgütlerini, özellikle de
tüm örgütlerin zirvesi olan devrimci partiyi engellemeye çalışır.
Bu mümkün olmadığında ise, yani mücadele seviyesi, burjuvazi açısından
çatışmayı ılımlılaştırmayı daha
iyi bir seçenek haline getirecek kadar yüksek olduğu zamanlarda,
burjuvazi işçi örgütlerine hükmetmeye ve onları bölmeye çalışır.
Aynı şekilde, ideolojik mücadele devrimci fikirlerin gelişmesiyle
değişir ve bunları gözardı etmek imkansız hale geldiğinde,
burjuvazi, kapitalist sistemin mükemmelliğini propaganda eder ve Truva atı
gibi bunların içine sızarak saptırmaya çalışır;
böylece revizyonizm doğar.
Bundan, mücadele güçlerini
birbirinden ayırmanın mümkün olmadığını
anlayabiliriz. Birini unutarak diğerini incelersek, burjuvazinin ideolojik
ve politik manevralarını anlayamayız. Bunun sonucunda, işçi
hareketinin esas gücünü göremeyebilir; onun kapitalist egemenlik içinde
varolduğunu ve kendisine hükmeden ve sömüren burjuva sınıfın
baskısına maruz kaldığını unutarak, bir sınıf
olarak onu anlayamayız. Buradan da anlaşılacağı gibi, zıtların
mücadelesi, sınıfların varlığından ayrılamaz;
uzlaşma mümkün değildir ve mücadele ancak siyasi iktidarın ele
geçirilmesiyle ve bu zıtların proletarya diktatörlüğü altında
yokolacağı yeni bir sistemin kurulmasıyla sona erecektir.
Birincil ve ikincil çelişkileri birbirinden ayırmak ve tek tek
ortadan kaldırma amacıyla öncelik
sırasına koyabilmek için düşmanlarımızı tahlil
etmek zorundayız.
Bu çelişkinin temellerini
incelemek için, kapitalist toplumun temel çelişkisi olan burjuvazi ile
proletarya arasındaki çelişkiyi örnek olarak ele aldık. Fakat,
bu toplum yalnızca bu çelişkiyi içinde taşımıyor;
tekelci burjuvazi ile tekelci olmayan burjuvazi ve burjuvazinin çeşitli
politik eğilimleri ve felsefi akımları arasındaki çelişkiler
gibi başka çelişkiler de vardır. Emperyalizmin gelişmesiyle
"yeni" çelişkiler ortaya çıkmıştır.
Elbette çelişkiler
toplumun sınıfsal bölünmesinden ortaya çıkar; emperyalizm ile
sömürgeler ya da neoliberalizmden ortaya çıkan yeni sömürgeler arasındaki
çelişkiler; zengin ve yoksul ülkeler arasındaki finans zinciri vasıtasıyla
oluşan çelişkiler, ulusal ve etnik sorunlar vb. Bütün bu çelişkiler
tarihsel rollerini oynar. Yüzeysel fikirlere kapılmak ve gerçekliği
basite indirgemek istemiyorsak, bu çelişkilerin ortaya çıkarılması
ve bilimsel bir tarzda ele alınmaları
gerekir. Ancak şüphesiz, bu çelişkilerin hepsi aynı kefeye
konamaz; bazıları birincil çelişkilerdir, bazıları ise
değildir. Öte yandan, sözünü ettiğimiz çelişkiler farklı
zamanlarda yer değiştirerek birincil olmaktan çıkıp ikincil
hale gelebilir ya da diğerleri tarafından aşılabilir.
Daha önce belirttiğimiz
gibi, çeşitli çelişkiler birbiri üzerinde etkide bulunur. Kaynakları
açısından ikincil çelişkiler, temel çelişkilere bağlıdır
ve bunların gelişmesiyle büyürler. Örneğin demokrasi, örgütlenme
özgürlüğü, kısa ve uzun vadeli programlarla (Demokratik Halk
Meclisi'nde ifade edildiği gibi) somut hedefler için mücadele hemen
sosyalizm ve proletarya sosyalizmi anlamına gelmez; fakat kesinlikle güçlerin,
burjuva devlet, ulusal ve uluslararası sermayenin verili bir andaki karşılıklı
ilişkisinde bir dönüşümü ifade eder ve bunlar sosyalizme ulaşılmasına
yardım eder.
Gerçek bir devrimci parti,
belli bir hedefi gözönünde bulundurarak (örneğin faşizme karşı
mücadele, ülkenin savunulması vb.) ortak düşmana karşı
burjuvazinin bir kanadı ile, ya da daha somut olarak, fikirlerin
propagandası amacıyla, "sol"un bağrında bir
ittifak kurmak için, ikincil çelişkilerden yararlanabilir ve yararlanmalıdır.
Bu nedenle, gerçekliğin
zenginliği konusunda perhizci olmamak, esnek ve farklı dönemleri
birbirinden ayırabilen bir politik tavra sahip olmak ve ikincil çelişkilerin
temel çelişkilerle bağlantısını kurmak için bu çelişkileri
de incelemek gerekir. Eylemlerimize ve bir bütün olarak parti mücadelemize
merkez teşkil eden önermeleri -yani sosyalist devrim ve onu izleyen komünizme
doğru gelişme yoluyla burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişkinin
bizim ve sınıfın yararına çözülmesi- gözden kaçırmamalıyız.
Antonio Fierro