Üçüncü binyıla yaklaşırken, Latin Amerika'da günümüz dünyasının
büyük çelişkilerinin birbirine yaklaştığını ve
kötüleştiğini görüyoruz.
I.
Latin Amerika, kapitalist sistemin büyük genel krizinin darbesine maruz kalmaktadır.
Mali sermaye, büyük tekeller, başta Kuzey Amerika emperyalizmi olmak üzere emperyalizm, Latin Amerika halklarına ve uluslarına pençelerini geçirerek onların doğal kaynaklarını soymakta, işçileri sömürmekte, kitleleri baskı altına almakta ve ümitsizlik ve sefalet tohumları ekmektedir. Krize neden olanlar ve ondan faydalananlar; genelleşen işsizlik, açlık ve yoksulluğun sorumlusu olanlar onlardır.
IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü'nün diktaları, Amerika Devletleri Örgütü'nün kararları, Pentagon ve ABD Devlet örgütü aracılığıyla neoliberal politikaların dayatılması, kitlelerin durumunu daha da kötüleştirmiş, Latin Amerika ülkelerini daha bağımlı hale getirmiştir.
Neoliberalizm, kapitalist sistemin genel krizini kendi çıkarları doğrultusunda çözmeye çalışan mali sermayenin bir politikasıdır. Neoliberalizmin Latin Amerika ve diğer ülkelerde uygulanması, krizi çözmek bir yana, onun daha da yoğunlaşmasına, işçilerin ve halkın en üst düzeyde sömürülmesine ve bağımlılık zincirlerinin sağlamlaştırılmasına neden olmuştur. Halk kitleleri açısından neoliberalizm işsizlik, sefalet, sendikal ve politik hakların inkarı, eğitim, sağlık, ulaşım ve diğer kamu sektörlerinin özelleştirilmesi, otoriter ve baskıcı rejimlerin dayatılması ile eş anlamlıdır. Latin Amerika ülkeleri açısından neoliberalizm, sanayinin tasfiyesi, üretici güçlerin yıkımı, ekonomide millileştirmenin ortadan kalkması, uluslararası tekeller tarafından serbest pazarın ve üretim üzerine gümrük ve ticari kısıtlamaların dayatılması anlamına gelir.
Tekellerin, krizi çözmenin sihirli bir reçetesi ve kar oranlarının düşme eğiliminin önüne geçecek bir tedbir olarak sundukları neoliberalizm, kendi teşvikçilerine, tekellere karşı dönmekte ve onları daha çok krizin pençeleri içine çekmektedir. Büyük uluslararası tekeller elinde sermayenin müthiş derecede yoğunlaşması ve merkezileşmesi, sistemi altüst eden, moneter şişmeyi yaygınlaştıran, işçilerin ve halkın sırtına binen, fakat aynı zamanda yine bu tekelleri yeni bir patlama ihtimali ile tehdit eden yüksek oranda bir spekülatif sermaye içermektedir.
Büyük tekelci yoğunlaşma ve merkezileşme, Amerikan emperyalizmine rakip olan "reel sosyalizm"in ve sosyal emperyalizmin çöküşü, neoliberalizmin ve bilimsel-teknik devrimin ortaya çıkması, tek bir kapitalist pazarda ve günümüz dünyasının küreselleşmesinde biraraya gelmiştir. Küreselleşme, onun geçerliliği ve teorisi, sermayenin uluslararasılaşmasını, onun pençelerini ve politikalarını en bariz şekilde ortaya koymuştur. Bağımlı ülkeler kendi çıkarlarını savunmak için emperyalist devletlere ve bölgesel koalisyonlara başvururken, tekeller bu ülkelerin ulusal egemenliğinin ortadan kalktığını ilan etmektedirler. Bu değişiklikler aynı zamanda, işçi sınıfının uluslararası karakterini ve işçilerin ve halkların mücadelesinin birliği ve koordinasyonunun gerekliliğini her zamankinden daha açık bir biçimde ortaya koymuştur.
II.
Neoliberalizmin empoze edilmesi birçok Latin Amerika ülkesinde değişik mekanizmalar ve yollar izlemiş ve hiçbir yerde engebesiz bir yol bulamamıştır. Proletarya ve işçi sınıfının diğer kesimleri, gençlik ve öğrenciler neoliberal politikalara karşı koymuş, mücadele edenlere destek vermiş ve geçici yenilgiler almıştır. Sermaye, artı değer elde etmek için, birikimin temel etkeni olan emek gücünü tahrip edemez. Sermaye hiçbir yerde proletaryanın ve işçilerin diğer kesimlerinin militan ve devrimci karakterini, gençliğin başkaldırı ruhunu yok edememiştir. Heryerde kitleler ayağa kalkıyor ve mücadele ediyor, hiç değilse direnişteler; fakat ilerliyorlar ve kısa zamanda genel bir karşı saldırıya geçeceklerdir.
Üretimin toplumsal karakteri ile yaratılan zenginliğin özel mülkiyeti arasındaki çelişki, emek ile sermaye, proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki Latin Amerika kıtasını sarsarak kendisini her ülkede güçlü bir şekilde gösteriyor ve şçi sınıfının tarihsel rolünü ve sosyal kurtuluş sürecinde öncü sınıf olma özelliğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Ne kanlı diktatörlükler, ne sosyal demokrat rejimlerin aldatmaları, ne neoliberalizm, ne bilimsel-teknik devrimin sonuçları, ne de anti-komünist saldırı proletaryanın bu özelliğini ortadan kaldırmıştır. Tersine tüm bunlar, tüm zenginliklerin yaratıcısı ve ilerici ve devrimci niteliklere sahip bir sınıf olarak onun çağımızın merkezinde yer alan sınıf karakterini bir kez daha doğrulamıştır.
Bu iddialar sürekli tekrarlanan birer dogma değildir; olayların ortaya koyduğu gerçeklere dayanmaktadır: İşçilerin ve halkın moneterizm politikalarına karşı direnişinde, hemen hemen her Latin Amerika ülkesinin başkenti ve şehirlerinde gerçekleşen büyük sokak çatışmalarında, genel grevlerde, kamu sektöründeki iş bırakma eylemlerinde, yerlilerin ve köylülerin ayaklanmalarında, gençlerin ve öğrencilerin mücadelelerinde, silahlı devrimci mücadelenin devamlılığında ve Ekvador'daki halk kitlelerinin Bucaran'ın neoliberal hükümetini yenilgiye uğratmasında bu gerçek kendisini göstermektedir.
III.
Neoliberalizm aynı zamanda ücretli kölelik zincirlerini sağlamlaştırıp, zengin ile yoksul, sömüren ile sömürülen ve sermaye ile emek arasındaki uçurumu derinleştirerek Latin Amerika ülkelerinin bağımlılığını da pekiştirmektedir.
Başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere büyük emperyalist güçler, kendi ekonomik hakimiyetlerini ve bunun bir sonucu olarak Latin Amerika ülkeleri ve halkları üzerinde yayılmacı politikalar dayatmalarını sürdürmelerini sağlayan binlerce bağı ellerinde tutmaktadırlar. Kuzey Amerikalı tekeller, emperyalizmlerinin arka bahçelerini Latin Amerika'da kurmuşlardır.
Küreselleşme, enformasyon ve iletişim sistemleri bu bağımlılığı tahkim etmekte ve büyük tekeller tarafından güçlü bir şekilde desteklenen bir yeniden sömürgeleştirme sürecine işaret etmektedirler. Ancak, Latin Amerika ve Karaip halkları ve ulusları bunun karşisında pasif değildir; onlar, dış dayatmalara ve dış borçların getirdiği yüklere karşı direnip mücadele ediyorlar ve doğal kaynaklarına el konmasına, kültürel miraslarına saldıran uluslararası organların düzenleme ve dayatmalarına karşı koyuyorlar.
Latin Amerika'da, çağımızın büyük çelişkilerinden bir diğerinin, emperyalist hakimiyete karşı baskı altındaki halklara ve uluslara karşı koyan bir çelişkinin de ifadesini görürüz.
Yabancı hakimiyete karşı bilinçlenme ve bu hakimiyetin reddedilmesi giderek yaygınlaşıyor; Latin Amerika halkları arasındaki birlik ve bağlar gelişiyor; özgürlük güçlerinin birliğini amaçlayan tartışmalar artıyor; halk eylemleri, demokrasi ve ulusal egemenliğin savunulması ve yerli burjuvazinin baskı ve sömürüsüne karşı koyma konuları etrafında birleşiyor ve güç kazanıyor.
IV.
Büyük Latin Amerikan burjuvazileri ve toprak sahibi oligarşileri, emperyalist hakimiyetin parçası ve onun uşakları olarak ihanetçi karakterlerini eskisinden çok daha açık bir biçimde sergilemişlerdir. Tekellerin hakimiyeti onlar sayesinde mümkün olmuştur. Neoliberalizmin dayatılmasından onlar doğrudan sorumludur. Onlar, emperyalist soygunun yardakçılarıdırlar ve sözde modernizasyonda, ekonominin stratejik alanlarının ve kamu sektörünün özelleştirilmesinde, sosyal haklara yönelik saldırılarda ve sosyal güvenliğin kısıtlanması ya da bir bütün olarak ortadan kaldırılmasında baş rolü oynamaktadırlar.
Latin Amerika oligarşileri uluslararası tekelci grupların bir parçasını oluşturur; bunlar ülke düzeyinde karteller kurar ve bunun sonucu olarak burjuvazinin diğer kesimleri ile aralarında ayrılıklar ve çelişkiler vardır. Aralarındaki ekonomik ve politik mücadelede ifadesini bulan bu gerçek inkar edilemez. Ancak, neoliberalizme ve küreselleşmeye yüzlerini döndürme konusunda birlikte hareket ederler. Hepsi de küreselleşen dünyanın bir parçası olmak için gayret eder. Fikirleri modernizasyona ve ulusal egemenlikten feragata dayanır. Kendi aralarındaki tartışmaları emperyalist şemsiye altında gerçekleşir. Bunların ulusal ve ilerici karakterlerini kaybedip kendilerini yabancı hakimiyetin destekçisi haline getirmeleri uzun zaman önce olmuştur.
Bu durum, burjuvazinin emperyalist hakimiyete karşı ve ulusal egemenlik ve bağımsızlığın korunması için mücadeleye önderlik edemeyeceğini öngören Marxist-Leninist düşünceyi doğrular.
Emperyalizme karşı ulusal bağımsızlık mücadelesinin büyük sorumluluğu işçi sınıfına ve halka aittir. Latin Amerika halklarının sosyal gelişme, özgürlük ve demokrasi, tam bağımsızlık mücadelesi, sosyal ve ulusal özgürlük mücadelesidir, sosyalizme giden kesintisiz yolda anti-emperyalist demokratik devrim mücadelesidir.
Eğer büyük burjuvazinin herhangi bir kesimi, belli koşullarda, ulusalcı bir tutum takınıyorsa bunun nedeni ya bağımlılığın yeniden pazarlığını yapma amacıyla tekellere şantaj yapma girişimidir ya da tekeller arası çekişmelerde diğer emperyalist güçlerin belli mevzi ve tutumları kullanmasıyla ilgilidir. Bunlar, kendi çıkarları için yurtsever taleplerle kitlelerin kullanılmasının ifadesidir.
Biz devrimciler bu pozisyonlarla oyun oynamayız. Ulusal özgürlük mücadelesini işçi sınıfının önderliğinde halkın yürüteceğinden şüphemiz yoktur. Ancak, burjuvazinin kendi içindeki çelişkileri hesaba katmamız gerektiği gerçeğinı de gözden kaçırmamalı, devrimci güçlerin toplanması sürecinde bu çelişkilerden faydalanmak için doğru bir politik analaşma ve uzlaşma hattı geliştirmek için çalışmalıyız.
V.
Latin Amerika ve Karaip ülkelerinde egemenliğe sahip olan Kuzey Amerikan tekelleridir. Ancak, Kanadalı ve Avrupalı, Alman, İngiliz, Fransız ve Rus tekellerin mirası, Japon mali sermayesinin gelişmesi, özellikle son birkaç yılda Latin Amerika'yı egemenlik, pazar ve etki alanları mücadelesinin bir alanı haline getirmiştir.
Bu durum, küreselleşmeye rağmen -ya da küreselleşme yüzünden- kıtamızda, emperyalizm çağını karakterize eden emperyalistler arası ve tekeller arası çelişkilerin yoğun bir biçimde yaşandığını ve kapitalizmin genel krizinin derinleştiğini gösterir.
VI.
Son dönemlerde devrimci mücadeledeki düşüş, proletaryanın, devrim ve sosyalizmin geriye çekilişi, sosyalizm ve komünizmin nihani yenilgisi anlamına gelmemektedir.
Berlin Duvarı'nın ve "reel sosyalizm"in çöküşü, sosyalizmin ve devrimin çöküşü değil, revizyonizmin ve sosyal demokrasinin çöküşü anlamına gelmiştir. Reformistler ve oportunistler uçurumdan yuvarlanmıştır.
Fakat bu olayların kafa karışıklığına, yön tayininde eksikliklere ve hatta proletarya ve halk mücadelesinde moral bozukluğuna yol açtığı doğrudur. Solcuların ve devrimcilerin ancak bir kısmı bayraklarını indirmedi. Marksist-Leninist devrimci komünist parti ve örgütlere yönelik saldırılar etkili oldu; onların zayıflamasına, dağılmasına, hatta bazı durumlarda yok olmalarına neden oldu. Bugün ise farklı düzeylerde olmakla birlikte her ülkede Marksist-Leninist komünist oluşumlar yeniden ortaya çıkıyor, yaralarını sarıyor ve devrim ve sosyalizm mücadelesine yeniden başlıyorlar.
Emperyalizme, gericiliğe, oportunistlere ve revizyonizme rağmen sosyalizm hala yaşıyor; işçi sınıfının yolu ve kapitalizmin tek alternatifi olmaya devam ediyor.
Bu, kapitalizm ile sosyalizm, proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişkinin bugün ve gelecekte hala geçerli olduğu ve çağımızın en büyük çelişkilerinden biri olmaya devam ettiği anlamına gelir; emperyalizm ve proleter devrimler çağında yaşadığımızı bir kez daha doğrular. Bu durum biz devrimcilere, uluslararası devrimin büyük selini, kapitalist ülkelerin proletaryası ile bağımlı ülkeler işçilerinin ve halklarının anti-emperyalist hareketini birleştirmek için çalışma görevini yüklüyor.
VII.
Emperyalizm çağının temel çelişkileri, gerçek değişimin devrim yoluyla olacağı ve ancak sosyalizmin kapitalist egemenlik ve sömürüye son vereceği tezini bir kez daha doğruluyor. Proletaryanın yaşadığı yenilgiler, mücadelenin zor olduğunu, ama hataları düzeltmek, zorlukların üstesinden gelmek, devrimci düşünceyi ve Marksist-Leninist teoriyi geliştirmek, güçlerimizi yeniden birleştirmek ve daha fazla kararlılıkla mücadeleye hazır olmak gerektiğini anlatır bize.
Sosyal devrim tarihi, yüzyılımızda proletaryanın kazandığı zaferler, toplumda işçilerin tarafında insanlık adına yaşanan ilerlemeler, hatta işçi sınıfının ve sosyalizmin yaşadığı büyük yenilgiler sadece şunu gösteriyor: Mücadele devam ediyor.
VIII.
Emperyalist kuşatmaya karşı direnen Küba zaferler kazanıyor. İşçiler ve halk devrimin başarılarını koruyor, emperyalist saldırıya karşı güçlerle birleşerek ulusal bağımsızlığı korumada kendilerini güçlendiriyorlar.
Dünya işçileri ve halkları için, özellikle Latin Amerikalı kitleler, yurtseverler, devrimciler ve komünistler için Küba'nın savunulması doğru ve enternasyonal bir görevdir ve çalışmamızın ve gündemimizin bir kısmını bu sorumluluğa ayırmamız gerekir.
IX.
Farklı süreçlerin çökmesine ve başarısızlığa uğramasına, belli grupların ihanetine ve teslimiyetine rağmen, silahlı devrimci mücadele Latin Amerika'da geçerliliğini korumaya devam ediyor.
Her ülkede işçiler ve özellikle gençler, politik çatışmada yeni mevziler üstlenmek istiyor. Baskı güçleri, sokaklarda ayaklanma perspektifleri yaratan militan karşı koyuşlarla yüzyüze geliyor.
X.
Emperyalist hakimiyet yeni iletişim teknolojisi kaynaklarıyla, kültürel müdahlaler ve Latin Amerika halklarının ve uluslarının kültürlerinin bastırılması yoluyla kendisini güçlendiriyor. Emperyalizmin ve büyük burjuvazinin ideolojisi her alanda hakim ideoloji olarak yüceltiliyor. Biz devrimciler, emekçi kitlelerin, gençliğin, yerli halkın ve ulusların kendi kültürlerinin ilerici karakterini korumak için çaba göstermeliyiz. Emperyalizmin gerici ve yoz kültürüne, postmodernizme karşı koymak için yeni, demokratik, ilerici ve devrimci bir kültür, fikirleriyle kitlelerin örgütlenmesi ve onların ulusal ve sosyal devrim mücadelesi için iti teşkil edecek bir kültür geliştirmek zorundayız.
XI.
"Latin Amerika Devriminin Sorunları" konulu bu Birinci Seminer'e katılan devrimci sol parti ve örgütler olarak, sermayeye ve emperyalizme karşı ve egemenliği koruma ve emekçi kitlelerin sosyal kurtuluşu için mücadeleye devam etme konusundaki kararlılığımızı bir kez daha tekrarlıyoruz.
Tüm Latin Amerika ülkelerinde cereyan eden toplumsal ve devrimci mücadelenin yükseleceğinden, kitleselleşip yeni bir devrimci dalgaya dönüşeceğinden kuşkumuz yoktur. Güçlerimizi daha fazla kendini adamışlıkla bu sürece katkıda bulunmaya hazırlıyoruz.
Toplumsal hareketlerin etkinlik kazanması gerçeği, yerli halkların ve ulusların canlanması ve onların sosyal ve ulusal mücadeleye entegrasyonu, ilerlemesi, kısmı zaferleri ve zorlukları en güçlü ifadesini işçilerin sosyal hareketinde, proletarya'da bulmaktadır. İşçi sınıfı, emperyalizm çağının merkezinde yer almaya devam ediyor; o mücadele için en uygun durumda olan ve soyal devrime önderlik etme tarihi rolünü gerçekleştirecek sınıftır.
"Devrimci teori olmadan devrimci eylem olmaz." Olaylar ve olgular Lenin'in bu tezini bütünüyle doğrulamıştır. Emekçi kitlelerin, gençliğin ve halkların mücadele için nedenleri ve gereksinimleri vardır ve bunu cesurca yerine getiriyorlar. Bu mücadelelerin sağlam bir çizgisinin olması, hep birlikte sosyal devrime yönelmeleri ve emperyalizmi yıkmadaki rollerini yerine getirmeleri için proletaryanın devrimci partisinin önderliğine ihtiyaçları vardır.
Biz proletaryanın devrimci partileri olarak hatalar yaptık, yanlışlara düştük, bazı durumlarda geriledik; ama yok edilemedik. Biz Marksizm-Leninizm'in ilkelerine, faaliyet alanlarımızın ekonomik ve sosyal gerçeklerinin bilgisine dayanıyoruz. Hatalarımızı düzeltiyor ve devrimci mücadeleye yeniden başlıyoruz. Latin Amerika devriminin bugünü ve yarını ve onun sosyalist gelişmesi, emekçi kitlelerin, proletaryanın devrimci partilerinin, komünist partilerin güçlenmesi ve mücadelesi oranında güvence altına alınacaktır.
Proletaryanın devrimci partisi diğer devrimci örgütlerden ayrı değildir. Tersine üyeleriyle, Latin Amerika'da aktif olan halk güçlerinin, solcuların ve devrimci örgütlerin büyük birliğine katkıda bulunur. O, anti-emperyalist güçlerin ve ulusal ve sosyal özgürlük mücadelesi verenlerin bir parçasıdır.
Bizim için, ne çaba ne de devrim konusunda tartışma olabilir. Biliyoruz ki devrim, cevap bekleyen bir sorudur ve bugünkü kuşakların görevidir; onu örgütleme konusundaki kararlılığımızı bir kez daha ifade ediyoruz.
Bize göre, "devrim kendiliğinden olmaz, örgütlenir." Onu örgütleme görevi kolay bir görev değildir; eski ve yeni sorunlarla karşı karşıyayız. Bu sorunları tartışmak, yanıtlar bulmak ve faaliyetleri koordine etmek için bu semineri düzenledik. Devrimin örgütlenmesi, işçi sınıfının ve halkların, proleter devrimcilerin devrimi düşünmeye, planlamaya ve gerçekleştirmeye hazır olmasını gerektirir.
Bu seminerdeki tartışmaların sonuçları bize hız veriyor, açık ve içten bir tartışma yürütme yeteneğimizi güçlendiriyor, bize yeni perspektifler sunuyor ve yeni sorunlarla yüz yüze getiriyor.
Devrimci solun bu örneğinin ve platformunun devam etmesini öneriyoruz. Bu toplantının tekrarlanmasını öneriyor ve kıtanın tüm örgütlerini, devrim sorununa ve anti-emperyalist mücadeleye bağlı tüm örgütleri toplantıya katılmaya çağırıyoruz.
* Arjantin Devrimci Komünist
Partisi (PCRA)
* Brezilya Topraksız Köylüler Özgürlük Hareketi (MLSTB)
* Kolombiya Komünist Partisi (M-L) (PCC/ML)
* Sili Komünist Partisi (Proleter Eylem) (PCCh/AP)
* Peru Komünist Partisi (Kızıl Ülke) (PCP/PR)
* Yeni Sol Hareket, Peru (MNI,P)
* Dominik Cumhuriyeti Komünist İşçi Partisi (PCTRD)
* Venezuela Kızıl Bayrak partisi (PBRV)
* Demenico Guaragna, Komünist Yeniden İnşa Partisi
(PRC), İtalya
* Demokratik Halk Hareketi (MPD), Ekvador
* Ekvador Marksist-Leninist Komünist Partisi (PCMLE)
Quito, 17 Temmuz 1997
NOT: Seminer, Ekvador Marksist-Leninist Komünist Partisi ve Demokratik Halk Hareketi'nin daveti üzerine, 14-17 Temmuz tarihleri arasında Quito'da gerçekleşti. Belçika Emek Partisi (PTB) seminere gözlemci olarak katıldı. Bazı sorunlardan dolayı toplantıya katılamayan ancak mesaj gönderen örgütler şunlardı: Ulusal Özgürlük Ordusu (ELN) ve Kolombiya Silahlı Devrimci Güçleri (FARC-EP), Uruguay Devrimci Komünist Partisi (PCR), Paraguay Pyahury Devrimci Halk Hareketi (MPRPP), Sol Bağımsızlar (INDI), Sosyalist Sol Güç (FSI) ve Devrimci Sol Hareket (MIR), ½ili. Bu deklarasyon, içeriğini kabul eden devrimci parti ve örgütler tarafından yayınlandı. Deklarasyonu imzalayan ilk örgüt, toplantıya katılamayan Meksika Komünist Partisi (M-L) oldu.