Komünist bir parti için bu özel sorunu ele alabilmenin yolu, önce,
uluslararası planda işçi sınıfı mücadeleleri ile olan
ilişkisini gözden kaçırmadan, bugün sınıf mücadelesinin
ülkemizde ortaya çıkardığı eğilimleri saptamaktan geçer.
Bu saptama; partimizin, işçi sınıfının ideolojik ve
politik kurmayı olmasına olanak tanıyacak olan, güçlerimizi yığmamız
gereken esas alanları bize gösterecektir. Yani, “işçiler arasında
kendi çıkarlarını mevcut politik ve toplumsal düzenle uzlaşmadan
savunma bilincini, sosyal demokrat bilinci geliştirmek” (1). Sınıf
mücadelesi, kapitalist-emperyalist sisteme karşı bu “uzlaşmaz
karşı çıkışın” mayalandığı alandır.
Bu mücadele, işçi sınıfı içerisinden, mücadelenin biçimine
ve büyüklüğüne bağlı olarak, tamamen gerici ve baskıcı
olan kapitalist-emperyalist sistemden kopup belli bir bilince ulaşmış
unsurlar öne çıkarır. Biz bu unsurları “işçi ve halk
hareketinin en ilerileri” olarak adlandırıyoruz. Bunların sayıları,
sınıf mücadelesinin bizzat kendisinin aldığı biçimlere
ve partinin tüm tarihi boyunca elde ettiği politik ve örgütsel yeteneğine
bağlı olarak giderek artıyor.
Kasım-Aralık 95 halk hareketi öncesi, sonrası ve eylemler
sırasında işçi hareketinin bazı özellikleri
1981’den bu yana sosyal demokrasi, bazen doğrudan revizyonist
partiyle birlikte, (1981’den FKP milletvekillerinin hükümetten ayrıldığı
1984’e kadar) bazen yalnız başına (FKP’nin dışardan
desteğiyle) ve bazen de sağ partilerle birlikte (Sosyal demokrat başkan
Mitterand ve sağcı Chirac hükümeti) sermayenin hizmetkarlığını
kusursuzca yaptı. 1981’den önce ve sonra, sosyal demokrasi, işçi sınıfı
içindeki müttefiki FKP aracılığıyla, işçi kitleleri
içerisinde reformist ideolojiyi yaymaya ve sınıfı politik ve
sendikal olarak kuşatmaya çalıştı. Bu tezgahın ilk
ciddi muhalefetle karşılaşması için 1986 sonunu beklemek
gerekti. Demiryolu işletmesi (SNCF) işçilerinin uzun grevi ile ilk
cevap verilecekti. Takip eden yıllarda önemli işletmeleri etkileyen,
peşpeşe patlayan grevler görülecektir. SNECMA, Havacılık
endüstrisi, RATP metro, hastaneler, Fransız Hava Yolları, Peogeot,
Alsthom, elekromekanik endüstri vb. Bu hareketler, sendikal talepleriyle
ekonomik mücadelelerdi (2). Elbette bu eylemler, hükümet tarafından
izlenen politikalara karşı genel bir muhalefete yol açmayıp
birbirinden bağımsız eylemler olarak kaldılar. Her eylem, diğer
emekçi kitlelerde hemen bir sempati uyandırıyor ve onları da
birbiri ardı sıra özellikle ücretlerinin arttırılması
için eyleme geçiriyordu.
Körfez Savaşı’na karşı verilen mücadeleler bir dönemeç
oldu. İşçi sınıfının tümünü kapsamasa da, bu mücadele
onları, haftalar boyunca “Fransa Körfez’den çekil!” sloganı
ile Fransız emperyalizminin savaş politikalarına karşı
sokaklara döktü. Bu politik mücadele, bilinçli işçilerin, ülkeyi savaşa
sürükleyen Fransız emperyalizmine bağlılık gösterileri
yapan sosyal demokrasi ve Mitterand ile kesin bir kopuşuna neden oldu.
Kasım-Aralık 95 hareketi Fransa’da, kapitalist toplumda sınıf
çelişkilerinin uzlaşmazlığını doğal
boyutlarda gösterdi. Lenin’in sınıf mücadelesi tanımına
birçok özellikleriyle denk düşüyordu: “İşçilerin mücadelesi,
ancak; sınıfın ileri unsurlarının tüm temsilcilerinin
tek ve aynı sınıfın unsurları oldukları ve şu
ya da bu patrona, memura karşı değil, tüm kapitalist sınıfa
ve onu destekleyen hükümete karşı mücadele ettiklerinin bilincine
vardığı zaman sınıf mücadelesine dönüşür”
(3). Bu hareket, ileri işçilerin
önemli bir bölümünü öne çıkardı (tüm ülkenin öncü işçilerinin
temsilcileri) ki bunlar ülkede gerçekleşen tüm sokak gösterilerinin,
grevlerin başındaydılar ve milyonlarca emekçiyi haftalarca, açıkça
sermayenin hizmetindeki hükümetin politikalarına karşı seferber
ettiler.
Bu önemli toplumsal hareketten önce, çoğunluğu kamu sektöründen
olan bu öncü işçiler, hem çalısma koşullarının düzeltilmesi,
hem de ücretlerin yükseltilmesi için verilen uzun bir mücadelenin içindeydiler.
Bu işçilerin bir kısmı, iş garantisinden faydalandıkları
için, “zengin, imtiyazlılar” diye hedef olarak gösterildiler. Öte
yandan, reformist sendikaların bu kesimler içindeki ağırlığı
ve örgütlülüğü oldukça güçlüydü. Sendika merkezlerinin
engellemelerine rağmen, Kasım-Aralık 95’den önceki önemli
grevler yine de bu kesimde gerçekleşti.
Kasım-Aralık 95 eylemleri sırasında bütün sendika yönetimlerinin
hepberaber eylem çağrısı yapmalarının nedeni,
hareketin “emeklilik sistemi”nin ya da “Demiryolları işletmesinin
özel statüsü”nün savunulmasından öteye gitmesini engelleme kaygısıdır.
Eğer sendika yöneticileri diğer sektörlerin de greve gitmesini
isteyebiliyorsa, şüphesiz bu kaygıyladır.
1995 Aralık’ının ortasında, Paris’in banliyölerinden
Montreuil’da CGT’nin 45. kongresini toplaması, bu niyetin anlamlı
bir göstergesiydi. Ülkenin tüm kentlerinde milyonlarca emekçi
sokaklardayken, sendika yönetimi, delegeleri bir salona kapatarak tüzüğündeki
sınıf mücadelesine ilişkin son kalıntıları kaldırmayı
tartışıyordu.
Bu kongrenin hazırlıkları çerçevesinde, sınıf
mücadelesinin günceliği ve geçerliliğine ilişkin sesler de yükseldi.
Partimiz sendika üyesi militanları, gazetesi aracılığıyla
bu çabaya destek verdi. Kongre sırasında sınıf mücadelesinden
yana sendikacıların çoğunluğu, sınıf mücadelesi
üzerine akademik tartışmalardan ziyade, sokak gösterilerinde işçilerle
birlikte olmayı yeğledi.
Hareketin (Kasım-Aralık 95 hareketi) genişlemesi, geçmiş
eylemlerde hükümet ve özel sektörün geri adım atmamasına neden
olanın, işçiler arasında dayanışma eksikliği olduğunu
kavrayan ve bu deneyimle donanmış ileri militan işçiler
sayesinde oldu. Bu defa, işçiler arası dayanışma, ortak çıkarlar
için verilen mücadelede kendini gösterebildi. Çünkü “Juppe planı”
herhangi bir biçimde tüm işçilere dokunuyordu ve bu dayanışma
olgusu kendini “Juppe planı geri çekilsin!” sloganı ile ifade
etti. “Hep Birlikte!” sloganı ise bir tesadüf ya da istisnadan öte,
dayanışma bilincini yeniden yakalayan sınıfın kendiliğinden
etrafında birleştiği bir slogandı.
Bu eylemlerin en ileri unsurları, sendikal ya da politik alanda
reformist yapılara karşı mücadele sloganı olarak “Juppe
planı geri çekilsin” sloganını öne çıkardılar. Bu
slogan, milyonlarca işçiden oluşan muhalefetin, sömürünün devamından
yana olan sınıfın ve müttefiklerinin politikalarına karşı
o andaki politik ifadesiydi. Ve işte bu sloganı öne çıkaranlar
bu ileri işçilerdi.
İşçi sınıfının önder bir rol üstlendiği,
hükümete karşı yürütülen ve haftalar süren bu eylem, emekçi
kitlelerce, toplumun kapitalist sisteme topyekün bir muhalefeti olarak algılandı.
Bu bilinç, öteki ülke emekçilerince de eylemin desteklenmesiyle artan dayanışma
duygusuyla iyice güçlendi.
Yayılışına bakacak olursak, hareketin çok derinden
geldiğini söyleyebiliriz. Bu eylem, işçi sınıfınin önemli
bir kesiminin bağımsız hareket etme yeteneğini kanıtladı
ve daha da güçlendirdi. Daha genel olarak söyleyecek olursak, halk
kitlelerinin reformist ve revizyonistler tarafından yönetilen politik ve
sendikal örgütlere karşı olan bağımsızlığını
da gösterdi. Eylemin inisiyatifini işçilerin ele alması hareketi güçlendirdi
ve geriden gelen milyonlarca emekçiye güven verdi. Bu toplumsal hareket,
sermayenin cephesinde önemli bir gedik açtı ve onyıllardır
hayata geçirilen, tekellerin hizmetindeki politikadan kopuşu gerçekleştirdi.
Bu açıdan bakılırsa, ülkemizin işçi sınıfı
hareketinin bir Kasım-Aralık 95 öncesi ve bir de sonrası oldu;
nasıl ki bir Mayıs 68 öncesi ve bir de sonrası varsa, tabii ki
her iki hareketi aynı kefeye koymadan. ½imdilik bu meseleyi bir kenara bırakıyoruz.
İşçi sınıfının ileri unsurları ile çalışma
Bütün bu haftalar boyunca partimiz, militanları ve taraftarları
aracılığıyla hareketi daha ileri taşımaya ve geliştirmeye
çalıştı. İşçi sınıfının ileri
unsurları ile birlikte “Juppe planının geri çekilmesi”
sloganının hayata geçirilmesi için mücadele etti. Merkezi yayın
organı ve gösterici grevci işçilere yönelik bildirileri aracılığıyla
kapitalizme alternatif olma iddiasını işledi. Taraftarlarımız
her yerde kendi imkanları ile mücadeleye katılarak gösterilerin
politik önderliğini ele geçirmeye çalıştılar ve hareketin
başında bulunan işçilerle sıkı bağlar kurdular.
İşte bu çok zengin deneyimler neticesinde partimiz, bir komünist
partisi olarak örgütlenmesinde ve kökleşmesinde daha ileri gidebilmek için
işçi sınıfının ileri unsurlarına dayanmak zorunda
olduğunu anlamıştı. Bunun için parti onlarla aynı görüşe
sahip olmalıdır. Bu ileri işçiler içinde Kasım-Aralık
95 eylemleri boyunca birlikte mücadele ettiklerimiz, toplumsal harekette
eylemlerinin karekteriyle kişiliğini ortaya çıkarabileceğimiz
ve herhangi bir eylemde bizim tavrımızın neticesinde tanıyabileceğimiz
işçiler var. Bu “tanışma” çalışması parti çizgisine
bağlı olarak kitleleri harekete geçirme çalışmasıyla
sıkı sıkıya bağlı bir biçimde gerçekleşiyor.
En ileri güçler, yani daha önceden parti içerisinde ya da etrafında örgütlenen
güçler, halk hareketini daha da genişletmek ve işçi sınıfının
yeni elemanlarını uyandırmak için seferber olmalıdır.
Politik önderlik
En ileri unsurlarla birlikte çalışmak, herşeyden önce,
toplumsal harekette yönetici rolü oynamasına yardımcı olmada
yetenekli olmaktır. Bu amaçla; işçi sınıfının
etkili bir mücadele yürütmesi, sınıf mücadelesinde kitleleri yönetebilmesi,
politik olarak önünü görebilmesi için ona her türlü imkanı sağlamak
gerekir.
Partimiz ne için mücadele ettiğini ve nereye gittiğini
biliyor. Belirli bir politik durumun tahlilini yapmada, belirli bir yetenek
kazandı. Kapitalist sistemden kopuşu daha da derinleştirmek için
bazı politik ve pratik tutumlar geliştirdi. Parti, sınıfın
en ileri unsurlarını bu kopuş noktalarında en ileri noktaya
kadar bilinçli kılmalı ki, onlar da halk kitlelerini seferber
edebilsinler. Bu unsularla çalışmak partiye, daha ince ve etkili bir
taktik çizgi geliştirme imkanı vermeli ve bu geliştirilen taktiğin
de en geniş ölçekte hayata geçirilmesini sağlamalıdır.
Aslında bu ileri unsurlar, bugün burjuvazinin hayata geçirdiği halk
ve işçi düşmanı gerici politikalara karşı şimdiden
harekete geçmeye hazırlar ve içlerinde önemli bir kesimi bunu somut
olarak gösteriyordu. Pasqua-Debre yasalarıyla yaratılan “kağıtsızlara”
ve göçmen işçilere destek eylemi, bunun somut bir örneği oldu.
Uzun zamandan bu yana ilk defa, sendikal hareketin bu kadar geniş bir
kesimi harekete geçti. Gençliğin önemli bir kesimiyle birlikte faşistleştirmeye
karşı (Le Pen’e karşı mücadele bunun
örneklerinden biridir), tekellerin denetimindeki Avrupa anlamına
gelen Maastricht Avrupası’na karşı mücadele vb. bu tutumun örnekleridir. Bu taleplerden biri ya da birkaçı için
işçi sınıfı etrafında gelişen toplumsal hareket,
emperyalizmin gerici politikalarının hayata geçirilmesinde ciddi bir
ayakbağı oldu. İşte bu talepler, sistemden kopuşun
talepleri oldu. Devrimci politik alternatifin inşasına yardımcı
olan bu politik taleplerden yararlanarak sınıf uyuşmazlığını
güçlendirmeliyiz. İleri unsurlarla çalışmak, revizyonist
reformistler tarafından ekonomik mücadele ile siyasal mücadele arasında
kazılan uçurumun kapatılmasına ve devrimci politik bir
alternatif inşa etmemize olanak sağlayacak tarzda, daima işçi sınıfından,
halktan ve gençlikten daha fazla miktarda unsurun politik talepler etrafında
mücadeleye atılmasını sağlayacaktır.
“İleri unsurlarla çalışmak” deyince bu, onları
somut durumun tahlilini yapmaya bizzat katmayı, bu saptamaların ve
ihtiyaçların doğruluğunu teyit etmek ve zenginleştirmek için
onlarla bunu tartışmayı ve yönelimlerin birlikte hayata geçirilmesini
içerir. Onların deneyimlerini işçi hareketiyle ilgili somut
bilgilerini ve kitlelerle kurdukları bağları zenginleştirmeyi
içerir.
İdeolojik çalışma
Kasım-Aralık eylemleri patlamadan önce partimiz, ideolijik mücadele
alanında yeterince donanımlıydı. 4.kongresiyle, sosyalizm
meseleleri ve emperyalizm konularında önemli teorik bir çalışmayı
yeni sonuçlandırmıştı. Partinin bütününün teorik
cephede bu seferberliği ona, stratejik hedefini daha iyi belirleme olanağı
sağlarken, bugünkü işçi sınıfının en içten
sempatisine sahip olma imkanı da sağladı. Partiyi işçi sınıfı
içinde kurmak ve eğitmek için sınıfın toplumsal sınırlarını
çizmek ve bu amaçla da mümkün olduğunca bilimsel bir tarzda, güncel
olan “ulaşım ve daha çok da haberleşme sektöründe çalışanlar
niçin işçi sınıfına dahildir? sorusuna cevap verebilmek
gereklidir.
Bu mesele oldukça önemlidir, çünkü uluslararası planda her ülkede
kapitalizmin yeniden yapılanması nedeniyle bu sektörler hedef tahtasında
ve bu nedenle de sürekli toplumsal hareketlerin çıkış noktasını
oluşturuyor. Bu yeniden yapılanmalar, çalışanların
statüsünün değiştirilmesini (genel olarak özelleştirme
yolundaki devlet işletmeleri) ve onları kullanan halk için önemli
oranda olumsuz sonuçlar içermesi, sadece sendikal değil, aynı
zamanda politik mücadelenin önemli kaldıraçları olmasına neden
olmuştu. Bu mücadeleye atılış biçimi, talepleri öne sürmenin
biçimi ve içeriği, tüketici halkın ve sınıfın çıkarlarını
savunma biçimi reformistlerle mücadelenin alanı oldu. Mümkün olduğunca,
kapitalist devlet sorunu, tartışmaların merkezini oluşturdu.
Öte yandan bu sektörler bütün ekonomi için stratejik öneme sahiptir; bu
sektörde meydana gelen her olumsuzluk ülkenin tüm hayatında kendini
hissettiriyor. Bu yeniden yapılanmaların altında yatan gizli
neden ulaşım ve haberleşme şebekesini uluslararası ölçekte,
özellikle Avrupa ölçeğinde yeniden inşa etmektir. Bir yandan
verilen mücadelelerin çok hızlı biçimde politik özellik kazanmasına
neden olurken öte yandan sınıfın bilincinin gelişmesine
yardım edecek biçimde uluslararası özellik kazanarak hareketi
enternasyonalleştirir.
Sendikal çalışma
İşçi sınıfı içinde çalışması içerisinde
partimiz, sendikal çalışmasına, daha açıkçası sınıf
mücadelesinin sendikal çizgisinin geliştirilmesi çalışmasına
oldukça titizlik gösterdi. Sendikal çalışmanın genel
prensipleri her yerde aynı olsa da, bunların hayata geçirilmesi her
ülkenin sendikal ve politik hareketinin somut durumuna bağlıdır.
Ülkemizde sendikal hareket, legal olan tüm sendikalar, çalışanların
yüzde 10’unu ve işçi sınıfının da yüzde10’dan azını
bir araya getirebilmiştir. Elbette bu reformist sendikaların etkilediği
kitle yüzde 10’dan fazladır; ancak bu Almanya’daki bir DGB’nin
kitleler üzerindeki etkisi kadar değildir. Reformizm ile sınıf mücadeleci
güçler arasındaki çatışma,
sadece sendikalarla sınırlı kalmayıp bizzat işçi
hareketinin içinde mücadele meydanlarında sürüyor.
Bizim desteklediğimiz sınıf sendikacılığı
akımı kendini ifade edebilmek için sendikal örgütler içinde bazı
mevziler kazandılar. Bu kazanımlar mücadele içinde, alanlarda kazanılmış
mevzilerdir. Fakat bu mevzilerin ele geçirilmesi tek başına hedef değildir.
Ekonomik kriz kadar (ki emperyalizm tarafından reformist ve
revizyonistlere dağıtılan arpalıkların azalmasına,
kırıntıların küçülmesine neden oluyor) ideolojik ve
politik kriz de, reformist ve revizyonistlerin saflarında sarsıntıya
neden oluyor ve saflarının açığa çıkmasını
da sağlayarak bölünmelerine yol açıyor. Aynı zamanda sendikal
aygıtı elinde bulunduran reformist ve revizyonistler, devrimci kişiliğiyle
tanınmış sendikacıların kendi içlerinde bulunmasına
artık her zaman karşı çıkmıyorlar; çünkü köhnemiş
aygıtlarını canlandırmak için onlara ihtiyaçları var.
Böylece reformist ve revizyonist sendika yöneticileri, sınıf mücadelesinden
yana sendikacıların verdiği mücadeleyi denetim altına almayı
ve kontolden çıkmasını önlemeyi umuyorlar.
Birçok namuslu sendikacı, sonu olmayan bu iç kavgada enerjisini tüketip
kitlelerden koptu. Başka bir deyişle, sendikal örgütlerde kazandığımız
mevziler, herşeyden önce, örgütlü olsun ya da olmasın, sendikal
planda, sınıf mücadeleci sendikacılık çizgisine kazandırmak
istiyoruz ve bu hedefle, onları mevcut sendikalarda, yönettiğimiz ya
da etkimiz altında olan şubelerde örgütlemeye çalışıyoruz.
Partimizin sendikal çizgisi reformist ve revizyonist sendika yöneticilerinin
yaptıkları ya da yapmadıkları ile belirlenmiyor. Ç«izgimizi
belirleyen kriterler, devrimin ilerlemesi ve işçilerin çıkarlarının
savunulmasıdır. Bu açıdan bakıldığında,
gazetemizin, sınıf mücadeleci sendikacılığı
politik ve ideolijik olarak geliştirmek ve yaymakta tartışmasız
bir rol oynadığını pratik mücadele bize gösteriyor.
Güncel olarak, sınıf mücadeleci sendikacılığı
“Sermayeye karşı hep birlikte” şiarı ardında topladık.
Uluslararası olduğu kadar ulusal dayanışma, hareketinin
motor gücüdür. Partimiz bu dayanışmayı somutlaştırmak
ve emperyalist-kapitalist sistemle kopuşu derinleştirmek için sınıfın
en ileri unsurlarıyla çalışıyor. Dayanışma, güncel
bir silahtır ve işçiler arasında dayanışma bilincini
geliştirmek gerekiyor. Uluslararası Sendikacılar Toplantıları,
düzeyi ile olduğu kadar hazırlanışı vb. ile de güçlü
araçlardır. Bu görüşmeler, tüm katılanlara herhangi bir biçimde
deneyimlerini karşılaştırma, her ülkenin içinde bulunduğu
koşulların değişikliğinden kaynaklanan zengin politik
ve sendikal mücadele biçimlerinin birbirleriyle temasta bulunması ve
ortak kararlar alarak her ülkenin kendi koşullarına uygun olarak
hayata geçirilmesine olanak sağlar. Ancak bu görüşmeler, artık
“onların” (sendikacıların) görüşme isteklerine, başarılar
artık “onların” hedefe gerçekten bağlılıklarına
bağlı duruma gelmiştir. Partide kabul edilen değerlerden
biri enternasyonal görüşmeler ve orada alınan kararların artık
sendikacıların kendi “işi, işlerden biri” olmasına
karşı mücadele etmektir, çünkü bu, giderek artan sayıda
sendikacı ve işçiyi ilgilendiriyor. Bu alan, parti için, politik
olarak yönetmeyi öğrenmede olağanüstü imkanlar sunuyor.
Fransa
İşçileri Komünist
Partisi
Ekim 1997
Notlar:
1. V. I. Lenin
“Ne Yapmalı” Toplu Eserler, cilt 5, sayfa 382, Progres Yayınları.
2. Birlik ve Mücadele’nin 1. sayısında yayınlanan makalemize
bakınız.
3. V. I. Lenin “Toplu Eserler”, cilt 2, sayfa 221, Progres Yayınları.
4. Birlik ve Mücadele’nin 3. sayısında yayınlanan makalemize
bakınız.
5. “SSCB’de Sosyalizmin Genel Bilançosu ve Ekonomik Temelleri” konulu çalışmamız.
6. “Kapitalist Sistemde Teknik Üzerine” konulu çalışmamız.