ŞİLİ


GEÇMİŞİ AŞARAK GELECEĞE İLERLEYECEĞİZ

1973 askeri faşist darbesinden 23 yıl sonra bugün, onu mümkün kılan nedenleri doğru marksist-leninist bir temelde açıklamanın, her zamankinden daha fazla gerekli olduğunu düşünüyoruz. Değilse sadece gelecekteki başarılar ipotek altına alınmış olmayacak, aynı zamanda 1973 darbesinden önce, darbe esnasında ve sonrasında dökülen halk evlatlarının kanına da saygısızlık edilmiş olacaktır.

Yırtıcı hayvan, kışlalarından çıkarak egemenliğini bir bütün olarak toplum üzerine yaydı. Çünkü varolan 'demokratik' burjuva kurumsal sistem, işçi ve emekçiler üzerindeki sömürü ve hakimiyetini devam ettiremez konuma gelmişti. Emekçiler politik iktidarı ele geçirmek özlemiyle belirli ileri adımlar atmış durumda idiler. Darbeyle birlikte, henüz ideolojik ve örgütsel bakımdan büyük bir karışıklık içerisinde bulunan 'Unidad Popular' saflarında revizyonist ve oportinistlerin yaymış oldukları 'emperyalizmin ve sömürücülerin devletinden emekçilerin hizmetindeki bağımsız bir devlete barışçıl geçiş' hayalleri de yerle bir oldu.

Darbe öncesi dönemde yerli gericilik ve Yankee emperyalizmine karşı bazı önemli başarılar elde edilmişti: Halkın desteğiyle iktidara gelen Salvador Allende yönetimindeki ilerici hükümet, millileştirme, toprak reformu, devletleştirme (önemli miktarda tazminat ödenerek de olsa) gibi adımlar atmıştı. Kazandığı başarılarla güç kazanan ve seferber olan kitleler, dövüşme kararlılılklarını arttırmaktaydılar.

Burjuva devletini yeniden tahkim etmek üzere darbe yapmak, Yankee emhperyalizmi ve iç gericilik için bir zorunluluk haline gelmişti. Ve burjuvazi bu doğrultuda ihmalkarlık ve kararsızlık göstermedi. Marx'ın 'gerici sınıflar iktidarı asla kendi istekleriyle terketmezler' öngörüsü, burada açık bir tarzda ve katledilen, işkencelerden geçirilen, hapsedilen, sürgüne mahkum edilen binlerce kurban pahasına yeniden doğrulanmakla kalmadı, ama aynı zamanda büyük çaplı toplumsal bir gerileme ile de karşılaşıldı. Kuşkusuz geçmişin bu acı tecrübelerini biriktirmiş olarak, ama yeni temeller üzerinde bugün ilerliyoruz. Hiçbir şey ve hiç kimse başlangıçtaki kalkış noktasına geri dönmez. Ve bu, gericiliğin yenilgiye mahkum olduğunun göstergesidir!

Amerikan emperyalizminin sopası altında birleşmiş olan halk ve ulus düşmanı gericilik; halkçı kampın (mensuplarının iyi niyetinden bağımsız olarak) Kruşçevci revizyonizm, küçük burjuva pasifizmi, legalizm ve reformizm tarafından zehirlenmiş olan yöneetiminin bölünmüşlüğü, eklektizmi ve kafa bulanıklığından yararlanmasını oldukça iyi başardı.

'Vatan ve Hürriyet', 'Milliyetçi Parti' ve sağcı 'Hristiyan Demokratlar' gibi ve diğer paramiliter- faşist örgütler içerisinde mevzilenmiş olan gericilik açıktan askeri darbe çağrıları yaparken, ilerici hükümet ordunun kavgacı olmadığına vurgu yapıyor ve hatta kitleleri 'ordu-halk elele' sloganı etrafında toplamaya ve 'asker, halkın uniformalı evladıdır' görüşüne ikna etmeye çalışıyordu. Faşist katliamlar yapıp köprülere, hastanelere, kamu mallarına, toplu taşıma araçlarına yönelik sabotajlara başvururken ve temel tüketim mallarını stoklayarak karaborsaya yönelirken, kullandıkları Canal 13 televizyonu ve diğer basın vasıtasıyla karalama kampanyası yürütürken, 'Unidad Popular' (UP) yönetimi şu önerilerde bulunuyordu: 'Artık geri dönülmez bir sürece girilmiştir; şimdi görev daha çok üretmek, ilkbahar atılımına hazırlanmak ve sükuneti korumaktır.' Bu ve benzeri yönlendirmeler, iktidar sorununa ilişkin illüzyonların yaygınlaşmasına yolaçıyordu.

UP'nin solunda ve onun dışında yer alan bazı akımların devrimci şiddet çağırları ise, işçi ve emekçilerin durumunu daha da kötüleştirdi. Çünkü doğru politik bir çizgide gelişmiyorlardı. Birçok kez hedefler şaşırılmakta, orta ve küçük burjuvaziye yönelmekteydi. Bu, bir olgu olmakla birlikte, daha sonraları askeri faşist darbeye neden oldu diye MİR'i ve Devrimci Komünist Partiyi (PCR) 'goşistlik'le suçlayarak eleştiren revizyonistlerin günahlarını azaltmaz.

Darbeyle birlikte ilk günden itibaren direniş bayrağını yükselten ve katledilen cesaretli insanlar Şili halkının tarihinde yeni bir kahramanlık sayfasını açtılar ve bu sayfa ancak, zaferle sonuçlanacak yeni devrimci kasırganın yürütücüleri tarafından ve yeni bir sayfayı açmak üzere kapatılacaktır.

Kafa karışıklığı, sosyal demokrat, sosyal hıristiyan ve revizyonistlerce teşvik edilen ideolojik bulanıklık, katliamcı faşizme karşı savaşan halkı her bakımdan silahsız bıraktı. Bu karmaşık durum halk hareketinin yönetimini zaafa uğrattı. Kanlı faşizmin saldırılarının, bizzat bu karışıklığı yaratmış olaylara da yönelmesi, daha sonraki süreçte de ayrışmayı zorlaştırdı. Öte yandan faşizmin dayattığı yoksulluk ve hak yoksunluğu durumu ile bir önceki dönemde elde edilmiş kazanımlar arasındaki bir karşılaştırma (mukayese) da buna yol açmaktaydı.

Bütün bunlar, eski revizyonist ve küçük burjuva akımların yeniden halk hareketinin başına nasıl oturabildiklerinin anlaşılması açısından önem taşımaktadır. Bu dönemde gerçek devrimci marksist-leninist bir partininn henüz bulunmadığı da biliniyor. Şili Komünist Partisi (Proleter Eylem) PCC (AP), bir grup devrimci komünist tarafından 8 Kasım 1979'da (inşaa örgütü olarak) kuruldu. Kuruluşundan itibaren sadece faşizme karşı değil, aynı zamanda yenilenmiş ve kitle desteği edinmiş olan revizyonistlere karşı da mücadele içerisinde oldu.

Buna, yetersiz gelişimden kaynaklanan politik kavrayışsızlıkları da eklemek gerekir. Bütün bunlar, anti-faşist mücadelede önder bir konum elde etmemizi engelleyen etmenlerdir. Buna karşı PCC (AP)'nin katkıları ve önerdiği proje, bugün ve gelecekte halkın zaferi için mücadeleye temel teşkil etmektedir.

Şiddetli faşist saldırganlığın, aralarında Rus sosyal-emperyalizmi, yaşlı sosyal demokrat Avrupa ve hatta Yankee emperyalizminin libarel kanatları ve katolik kilisesinin bir bölümünün, anti-faşist direnişi destekleyici tutum takınmalarına neden olduğunu hatırlatmakta fayda vardır. 'Komünist' partisine, sosyalist partiye ve Hristiyan Demokratlara özellikle maddi parasal yardım başta olama üzere, her bakımdan destekler sunuldu.

Hedef iki yönlü idi: Birincisi, Pinochet gibi artık ayakbağı teşkil eden bir müttefikten kurtulmak ve mevcut kapitalist sömürü sistemi koşullarında diktatörlüğe bir çıkış kapısı bulmak. İkincisi, anti-faşist mücadelinin Şili'nin ulusal ve sosyal kurtuluşuna kadar gelişmesini engellemek.

Diktatörlük karşıtı hareketin programatik hedeflerine ve mücadele biçimlerine bakıldığında, sadece ekonomik taleplerle ve Pinochet'nin yıkılması politik hedefine çakılıp kaldığını, o gün ve günümüzde de geçerli olan 'Yeni bir Şili', 'Sosyalizm yolunda demokratik bir halk iktidarı' hedefinin gözardı edildiği görülecektir. Şili tarihinde ve belki de uluslararası planda, halkın en geniş kesimlerinin bu denli katıldıkları bir karşı mücadele pek az görülmüştür. Ama tarihte çokça örneği görüldüğü gibi, bir kez daha halkın başı üstünde pazarlıklarla açık kriminal bir diktatörlükten, 'demokrasi' kılığına bürünmüş bir diktatörlüğe geçiş gerçekleştirildi.

Silahlı mücadele, belirli bir aygıtın mücadelesi olmaktan çıkıp, kitlesel bir karakter kazanamadı. Birleşmiş Milletler şartı ve Saint Thomas d'Aquin'in dini vaazlaer çerçevesindeki 'halkın isyancı çizgisi' aşılamadı. Gerçekte, Pinochet ve faşist çetesini iktidardan uzaklaştırmanın ötesinde bir perspektif, hiç olmadı. Gerisini ise biliyoruz ve hergün yaşıyoruz: Pinochet'nin yönetimindeki faşist burjuvazi ile bir ucu reviyonist 'KP' ye uzanan 'demokratik' burjuvazi arasında gerçekleşen 'uzlaşmalar demokrasisi'..

İşçi ve halk hareketi aldatıldı, diktatörlük yıllarında gelişme gösteren anti-faşist hareket tıkandı, bezginlik ve uzaklaşma eğilimleri yaygınlaştı. Ve açıktan kapitalizm savunucusu bir platforma kaydı. Bunun, gerçekten sağlıklı, halkçı ve toplumun devrimci dönüşümünü hedefleyen bir önderlikten yoksunluk gibi nedenlerinin yanısıra, başta Rus emperyalizmi olmak üzere yabancı emperyalizme ideolijik bağımlılık, Gorbaçov ve perestroikasına aldanma, aptallaşma gibi nedenleri de vardı. Sadece PCC (AP) bu burjuva palavaraların gerçek içeriğini ortaya koydu. 'Uzlaşmalar'la gerçekleşen 'korunaklı demokrasi' ile birlikte, hükümete ve parlamentoya neoliberal sömürü sisteminin itirazsız kabulünden yana olanlar yerleşti. Sosyalist Parti (PS), Demokrasi Partisi (PPD), Hıristiyan Demokratlar (DC), Radikaller ve Sosyal Demokratlar yaptıkları anlaşmalar neticesinde, sadece diktatörlükten 'demokrasiye' geçişi gerçekleştirmekle yetinmediler, ama aynı zamanda bütün anayasal, adli, ekonomik, askeri ve polis aygıtını olduğu gibi koruma konusunda yarışa da girdiler.

Faşistlerle aralarındaki çelişkiler, otomatik olarak sembolik bir karakter kazandı. 'Komünist' partinin revizyonist yönetimi oradan oraya savrularak ve hatta 'goşist' tutumlar takınarak uzlaşma sofrasında pay kapma telaşına düştü.

Bugünkü bütün legal partiler, neoliberalizmin partileridir. Mevcut koltuklardan birini kapmak haricinde bir rekabetleri sözkonusu değildir. Hiçbirisi halkın çıkarlarını gözetmemekte, aksine halkın sırtından elde edilecek rantı paylaşma kavgası sürdürmektedirler.

Birçok legal partinin kapitalist sisteme entegrasyonu gerçeğini daha iyi kavramak için, emperyalist ve kapitalistlerin hizmetinde asil bazı kavramlarla nasıl oynadıklarına dair örnekler vereceğiz.

a) Tabanlarının baskısıyla ya da kendi inisiyatifleriyle kitle hareketlerini desteklemek zorunda kaldıklarında, belediye seçimlerinde değişik adayları desteklediklerinde, acil ve kısmi taleplerle yetindiler. Ve grev hareketinin başarısızlıkla sonuçlanmasına neden oldular. Bugün aynı durum madenciler, sağlık elemanları ve eğitimcilerin hareketi için de geçerlidir.

b) Uzlaşma partilerinin tümü (KP'ye varıncaya dek) ülkemizdeki emperyalist kapitalist çıkarların ifadesi olan MERCOSUR'a üyeliği onayladılar. Emperyalizme yamanma tutumunu gizlemek için ise, MERCOSUR'un Latin Amerika'nın entegrasyonu için bir fırsat olduğu yalanını uyduruyorlar.

c) Gerçekten yakıcı sorunlar olan sağlık, temizlik, çevre vb. sorunların çözümü adı altında, Şili küçük ve orta işletmelerini iflasa sürüklüyor ve kapıları uluslararası tekellere açıyorlar.

d) Burjuvalar arası çatışma çerçevesinde faşistlerle kapışan 'KP' ve müttefikleri 'devletin özelleştirilmesi' planı dahilinde ordunun küçültülmesini savunuyorlar. Sorun, ordunun byüklüğü ya da küçüklüğü değil, esas olarak gerici karakteridir. Bu konuda ağzını açmamak demek, neoliberal alternatiflerin dışında başka bir şeyin olmadığına kani olmak demektir.

Öne sürdükleri diğer tezler de, kafa karışıklığını artırmaktan ve burjuva sömürü sisteminin güçlenmesine hizmet etmekten başka bir anlama gelmemektedir.

Yoldaşlar, Dostlar:

Biz komünistlerin görevi sadece gerçekleri ifade etmekten ibaret değildir. Eğer toplumun devrimci dönüşümü için eylemle birleşmiyorsa, doğruları söylemiş olmanın hiç bir kıymeti harbiyesi kalmamaktadır.

Bugünkü ve tarihsel tecrübelerin de kanıtladığı gibi, toplumsal değişim, onu mümkün kılacak çözümleri gerektirir. Bunun için marksizm-leninizm gibi doğru ve bilimsel bir ideolojiye yaslanmak, güncel toplumsal gelişime yanıt veren programatik bir politikaya sahip olmak gerekir. Demokratik Halkçı Alternatif ve onun örgütsel ifadeleri olan Şili Komünist Partisi (Proleter Eylem) ve Demokratik Halk Birliği (ADP) mücadeleci ve sağlam dayanaklardır.

Bugün artık düşünmenin, dersler çıkarmanın, oportünistleri kendi kaderleriyle başbaşa bırakmanın ve devrimci onurla yaşamak için ortaya çıkmanın zamanıdır. Toplumun devrimci dövnüşümü için öne sürdüğümüz alternatifi cesaretle sahiplenmelisin! Herşeyi yerli yerine oturtmak, işçi ve halk hareketini yeni bir yenilgiden korumak bugün artık aciliyet taşımaktadır. Yanlış ve yenilgiye götüreni mi, yoksa yeni Demokratik Halkçı Şili projesini mi destekleme tümüyle sizin seçiminize kalmıştır. Biz ise yolumuzu zaten belirledik.Tarihin tekerleği durmaz, işçi sınıfı ve halklar geçmiş tecrübelerinden dersler çıkararak baskıcı, sömürücü emperyalist - kapitalist sisteme karşı nihai zafere ilerliyorlar.

Şili Komünist Partisi (Proleter Eylem)
Politik Sekretarya
Eylül 1996