Kapitalist gelişmeye ilişkin bazı sorunlar
Mevcut üretim sistemini ortadan kaldırmada proletaryanın tarihsel ve evrensel rolünün altını oymaya çalışan burjuva, revizyonist ve oportunist önermelere karşı mücadelede işçi sınıfının öncüsünün rolünü sıralayabilmek için, üretici güçlerin bugünkü durumuna ilişkin bazı fikirlerden söze başlamak istiyoruz.
Bir süre önce bir Maoist aktivist şunları söylemişti: "Proletaryanın yerini robotlar almadan önce, proletaryayı örgütleme konusunda acele edelim!" Devrimci faaliyet içinde olmasına rağmen, bu yoldaş üzerinde burjuva etkinin kendini hissettirmeye başladığı açık. Ancak bu sorunu sadece burjuva etkiye bağlayarak geçemeyiz. Aslında bunun arkasında yatan, düşman kamp tarafından zekice kullanılan bir gerçeğin belirtisidir. Bu, basit bir propaganda sahtekarlığı değil, burjuva çıkarlarının tahrif ettiği bir gerçektir. Bu durumu, üretici güçlerin bugünkü gelişiminin esrarengiz hale getirilmesi olarak adlandırabiliriz; ama olayı zaten anladığımızı düşünüp bu meseleyi kapanmış sayamayız. Bu konuya ilişkin yeterince yazı yazılmıştır. Bu sorunu (her ideolojik tutumun normal olarak gerektirdiği gibi), bir programın yerine getirilmesi ve gerçekliğe göre çıkardığımız sonuçlara uygun bir pratiğin yürütülmesi düşüncesinin ışığında ele almalıyız.
Üretimin yeni belirtileri konusunda Marksizm doğruluğunu kanıtlamıştır. Bu belirtiler genellikle tüm toplum sathına yansımıştır. Böylelikle de Marksizm, yeni belirtilere ilişkin burjuva kampta ortaya çıkan teoriler ve düşünceler ile çatışma halinde olduğunu göstermiştir. Marksizm-Leninizmin bunların üstesinden geleceğini ilan eden söylemler yeterli değildir. Marksizm-Leninizmin üstünlüğünü bu çatışma içinde sergilemek gerekir. Ancak bu şekilde teorimiz gelişmeye devam edebilir.
Entellektüel iddiada bulunmuyoruz. Partimize göre bu sorun, devrimci faaliyet için kaçınılmaz ve gerekli sonuçlar çıkarılmasını içerir. Bu nedenle namluyu gerçekten temizlemek zorundayız.
Bu yeni durum nedir; bu durumda işçi sınıfına düşen rol nedir?
Şüphesiz burada, çağımızda gerçekleşen ve bir şekilde kapitalizmin (çelişkilerini derinleştirerek) fizyonomisini (görüntüsünü) değiştiren bilimsel-teknik devrimden sözediyoruz. Robotların, elektroniğin, enformasyonun gelişmesinden; bilim alanında sibernetik, biyokimya, biyofizik gibi alt disiplinlerin ortaya çıkmasından; işbölümünü derinleştirerek, üretici güçleri geliştirip toplumsal üretimi artırarak kapitalizmin görüntüsünü değiştiren mekanizasyon ve enerji kullanımındaki yeni gelişmelerden sözediyoruz. Bu gelişmeler son 40 yıl içinde gerçekleşmiş ve üretici faaliyetlerin yeni dallarının ortaya çıkmasına ve binlerce değil, milyonlarca insanın proleterleşmesine neden olmuştur.
Bu olgu, ondan kendi sonuçlarını çıkaran kapitalistler tarafından büyük bir şevkle ele alınıyor. Hatta eski SSCB'nin başını çektiği kapitalist-revizyonist blokun çökmesi ile, burjuvazi için herşey aşağı yukarı şu şekilde gelişti:
"İnsanın ideolojik kavgasının yerine, ekonomik hesaplar, teknik sorunların bitmez tükenmez çözümü, çevre sorunları ve tüketicilerin karmaşık taleplerinin tatmin edilmesi sorunu geçmiştir." (Tarihin Sonu, F. Fukuyama)
Kapitalist sistemi sevenler ve kapitalizmin sınırlı bilimsel-teknik devrimi ile şevklenenlerin -ki bunlar devrimi "kontrol edilemez" birşey ve sistemin "doğası" olarak görürler- dikkatlerinden kaçan bir gerçek var: Bunlar, burjuva bilimlerin vülger (kaba) diyalektiği içinde, düşüncenin felce uğramasına ilişkin en kaba metafiziği, burjuva düşüncenin mevcut yörüngesinin, değişmez birşey olarak üretim ilişkilerinin entellektüel yeniden üretiminin içine gömmüşlerdir. Onlar için baskı ve sömürü ilişkileri değişmezdir. Değişime tabi olan tek şey, insanlar arasındaki kölelik zincirlerinin takviyesidir. Bu ise böylesi ilişkilerin akıldan çıkarılmamasına ve yaşamın her alanında burjuva çıkarlara göre yönetilmesine dayanır. Onlara göre düşüncede değişebilir tek şey, burjuva yozlaşmanın derecesi ve kapitalistlerin çalışanları sömürmek için kullandıkları hilelerin sayısıdır. Bu burjuva düşünceyi izleyenler için esas olan sorun, nitel değişimin olmaması; üretim ilişkilerinde ise burjuva olmayan bir değişim olasılığının varolmamasıdır. Görüldüğü gibi bu beyler tüm vücutları ve ruhları ile, diğer bütün tanrıları yerle bir eden Tanrı'nın sadık hizmetkarları durumundadır. Ve bize şunu salık verirler:
"Geleceğin kaçınılmaz olarak sosyalist olacağına inananlar çok yaşlı ya da marjinal olma eğilimindedirler; çünkü gerçek olan politik tez (...), tarihin sonu, ne sanatın ne de felsefenin varolmadığı, sadece insanlığın tarihi müzesinin ebediyen geçerliliğini koruyacağı tarih sonrası dönem resmen başlamıştır." (ibid.)
Teknokratların konuşmaları yeterince saçma. Değil mi? Onlara yüz vermeyelim. İnsanlığın, onların saçmalıklarıyla dalga geçecek ve küçük görme dışında dikkate almayacak kadar zamanı olacaktır.
Fukuyama geç kalmış durumda; en azından o ilk değil. Kapitalistler her zaman teknik gelişmeleri kendi egemenliklerini ebedi kılmak için kullandılar. Bunu yaparken de, bu gelişmeler ardında aslında kapitalist sistemin en radikal sınıfının unsurlarını büyük kortejler halinde seferber ediyor, kendi mezar kazıcılarına zemin hazırlıyor olmaları gerçeği karşısında hazırlıksız kalıyorlar. Kapitalistler, modern üretimle aslında işçi sınıfını disipline ettiklerini anlayamıyorlar. Bu sınıf, mevcut toplumsal ilişkileri koruma konusuna en az ilgi gösteren üretici sınıftır. Onlar olmadan kapitalistler dev iktidarlarını kurmuş olmayacak ve kendi egemenliklerini bir dakika bile sürdüremeyeceklerdir. Kapitalistler kendilerinin işçilere verdikleri muhteşem örneği, üretici güçlerin yeteneğini ve gerçekten insancıl bir gelişme için sömüren sınıf olarak kendi varlıklarının gerekmediğini düşünüyor görünmezler. Çünkü onlar daima, bilimsel-teknik gelişmenin "tamamen bağımsız bir tarzda mülkiyet ilişkilerinin sosyal devrimini provoke eden kendi kendine yeterli bir süreç" olduğu fikrini kabul etmişlerdir. (N.A. Tsagolov, Çağdaş Burjuvazinin Reformist ve Revizyonist Ekonomik Teorilerinin Eleştirisi). Bu nedenle, bu noktaya geldiğimizde, bilimsel-teknik devrimin Marksizm-Leninizmin klasik yazarlarının halihazırda belirtmiş olduğu nedenlerini özet halinde incelemekten kendimizi alıkoyamıyoruz.
Sınıf mücadelesinin bilimsel teorisinin kurucuları şöyle demiştir:
"Burjuvazi, üretim aletlerini, dolayısıyla üretim ilişkilerini ve bunlarla birlikte bütün toplum ilişkilerini devrimcileştirmeksizin yaşayamaz. (...) Üretimin sürekli altüst oluşu, tüm toplumsal yapının kesintisiz olarak sarsılışı, sonu gelmeyen bir hareketlilik ve güvensizlik, burjuva çağını daha önceki bütün çağlardan ayırdeder. (...) İnsan artık kendi yaşamının gerçek koşullarını ve öteki insanlarla olan ilişkilerini tüm çıplaklığıyla karşılamak zorunda kalmıştır." (Marx-Engels, Komünist Parti Manifestosu)
Kapitalistler kusur işlemiyorlar. Onları, kitlelerin yaşam ve çalışma koşullarını geliştirme gibi asil düşünceler yönlendirmiyor. Tek düşündükleri, daha fazla artı-değere el koymak ve yerlerini rakiplerine kaptırmamak için sömürüyü artırmaktır. Bu nedenle, her dakika olmasa da, üretim araçlarının ve işgücünün niteliğinin gelişimini ve maksimum performansı sağlamalarını teşvik ederler. Rekabet, pazar ve bilimin tekellerin denetiminde olması durumu ile sınırlanmış olsa da, üretimi sürekli olarak artırmak için, en iyi nitelikli teknik, bilimsel ve idari personelden ve işçi sınıfının iş deneyiminden yararlanırlar.
Üretim, insan ırkını entegre eden "genel" amaçlara değil, üretim araçlarını elinde tutanların özel amaçlarına bağlı olarak denetimde tutulur. Özel mülkiyet sadece özel mülkiyetin çoğaltılmasına hizmet eder.
Ama üretim araçlarının ve yöntemlerinin başlamasına zemin hazırlayan şey nedir? Bu, zeka, tecrübe ve kaybetmeme şartlanmasından başka birşey değil midir?
"Unutmamalıyız ki, birinci olarak büyük bir pazar ve üretimde geniş bir kapitalist temel, ikinci olarak da çalışmada işbirliği konusunda yaygın ve karmaşık bir çaba gereklidir." (Karl Marx, Kapital, cilt 1)
Üçüncü olarak ise, sermayenin yüksek oranda yoğunlaşması ve merkezileşmesi temeline dayanmaksızın böyle bir işbirliği mümkün değildir. En modern üretim araçları ve yöntemleri, kar elde etme ve üretimi sürdürmenin mümkün olduğu düşüncesi ve beklentisi ile başlayan geniş çaplı bir büyük sermaye harcamasını gerektirir. Yeni üretim araç ve yöntemlerinin istenen etki düzeyinde kesin ve mutlak olarak üretime sokulmaması sorununun altında yatan şey, bunun büyük kaynaklar gerektirmesine, elde fazla miktarda eski makinaların olmasına ve esas olarak kapitalistlerin çıkarlarına dayanır.
Robotlaşma, otomasyon, bilgisayarlar ve diğer üretim süreçlerinin ve yöntemlerinin icadı, sermaye kaynaklarının uluslararası çapta merkezileşmesini ve yoğunlaşmasını gerektirir. Hakimiyetlerini ve vazgeçilmez etkinliklerini güvence altına almak, diğer sömürü biçimlerini "tükettikten", saldırıya geçmenin ve koordine eylemin zorunlu hale gelmesinden sonra varlığını sürdürmek için bu gereklidir.
Buradan itibaren teknik devrimin en önemli koşulları şunlardır:
"Kapitalist sistemin genel temeli verildikten sonra, birikim sırasında, toplumsal emeğin üretkenliğindeki artışın, birikimin (kapitalist üretim tarzının tek amacıdır) en güçlü kaldıracı haline geleceği bir noktaya ulaşır. (...)
"Bir emekçinin belli bir sürede, emek-gücünün aynı gerilimi ile ürüne dönüştürdüğü üretim araçlarının nisbi büyüklüğü ile ifade edilir. Emekçinin böylece dönüştürdüğü üretim araçları kitlesi, emeğinin üretkenliği ile birlikte artar. Ama bu üretim araçları, ikili bir rol oynarlar. Bunlardan bazılarında görülen artış, emeğin üretkenliğindeki artışın sonucu olduğu halde, diğerlerindeki artış, emeğin üretkenliğindeki artışın koşuludur.
"(...) Sermaye olarak iş gören servetin kitlesindeki artışla birlikte yükselen birikim, bu servetin bireysel kapitalistlerin elinde yoğunlaşmasını arttırır ve böylece, boyutları genişlemiş bir üretim ile, kapitalist üretime özgü yöntemlerin dayandığı temeli genişletir." (Karl Marx, Kapital, cilt 1)
Sonuç olarak, sermayenin işçileri sömürmesinin yoğunluk derecesinde ve sermaye sahiplerinin elinde toplanan kar miktarında bir artış olur. Kapitalizm sınırları içinde özgürlüğümüz özgürlük karşıtına dönüşeceğinden, kendimizi fikren hazırlayacağımız böyle bir bilimsel devrim prangalarımızı pekiştirecektir. Bu aynı zamanda da, biz onların sınıf olarak doğasını gözardı ederken, üretim araçlarının özel mülkiyeti sorununu ve dolayısıyla iktidar sorununu unuturken, proletarya ve tüm diğer ezilen ve sömürülen kitlelerin sınıf çıkarlarının şekillendirilmesinin saltanat gelinceye kadar askıda kalacağı gerçeğini gösterir.
Marx'ın tahlillerinin, günümüzde, ortaya kondukları dönemden daha fazla değer taşıdığını söylüyorlar. Kapitalizm Marx'ın öngördüğü şekilde bir gelişme izlemiş olduğundan bunda büyük bir doğruluk payı vardır. Fakat Marx'ın sadece henüz varolmayan şeyleri görerek kendisini yönlendirdiğine inanarak sübjektivizme teslim olmayacağız. Burada dikkatli olmak ve Marx'ın katkılarının, kapitalizmin genel kurallarını ve geleceğini keşfetmesine hizmet eden diyalektik çalışmanın ve uygulanışının özünü korumak zorundayız. Kapital'de mükemmel bir tarzda tanımlanan yasalar da aynı yasalardır. Orijinal birikim ile ilgili bölümde Marx şöyle der:
"(...) Emek-sürecinin, gitgide boyutları büyüyen kooperatif şekli, bilimin bilinçli teknik uygulaması, toprağın yöntemli bir biçimde işlenmesi, emek araçlarının ancak ortaklaşa kullanılabilir emek araçlarına dönüştürülmesi, bütün emek araçlarının bileşik toplumsal emeğin üretim araçları olarak kullanılması ile sağlanan tasarruf, bütün insanların dünya pazarları ağına sokulması ve böylece kapitalist rejimin uluslararası bir nitelik kazanması, bu merkezileşme ya da birçok kapitalistin birkaç kapitalist tarafından mülksüzleştirilmesi ile elele gider."
Çağdaş kapitalist üretimin temelleri konusunda, kapitalist üretimin sürekliliğini sağlayanın işçi sınıfı olduğu konusunda buraya kadar hemfikir olabiliriz. Fakat "buradan itibaren" herşey, bu yeni üretim koşullarında proletaryanın öncü rolü konusunda bir anlaşmaya varıp varmayacağımıza bağlıdır.
Kapitalistler ve onların uşaklarına göre, otomasyon olarak bilinen üretim sürecinin yönüne ilişkin üretimde yeni bir halka (tek halka olmasa da) oluşturan bilimsel-teknik devrim, bu halkanın sınıfları ortadan kaldırmaksızın sınıf antagonizmalarını yok edebileceğini ileri süren burjuva iddiayı gün ışığına çıkarıyor. Bu iddiaya göre bu halka, emek ile sermaye arasındaki çelişkiyi zayıflatacak yetenektedir. Aynı zamanda proleter radikalizminin yerine, verimlilik ve üretkenliğin herşeyi ifade ettiği ve proletaryanın sınıf çıkarlarının gereksiz ve fazlalık olduğu "yeni" üretim ilişkilerini geçirme yeteneğindedir. Bu devrim, kapitalizmin yasaları ötesinde, işçi sınıfının faaliyeti ötesinde, toplumun devrimci dönüşümünde proletaryanın kaybetmiş olduğu iddia edilen öncü rolünün ötesinde, kendi kendini düzenleyen bir süreç içinde geldiğini ilan etmiş gibi ortaya konuyor. Proletaryanın öncü rolünü kaybetmesi iddiası ise, sözü edilen bu sürece ve modern üretim araçlarının potansiyeline dayandırılıyor.
Oysa bunun tam tersi doğrudur:
"(...) Çalışmada daha yüksek bir kalite gerektiren bilimsel-teknik devrim, işçi sınıfının üretimdeki ve bir bütün olarak sosyal ilişkiler sistemindeki rolünü objektif olarak artırır. Bilim ve tekniğin gelişmesiyle, yeni beceri ve kalifikasyona sahip işçilerin yanında, çalışanlar ve entellektüel çalışma yürüten diğer kişiler de proletarya kapsamında sayılır." (SSCB'nin Açıklaması, "Bilimsel-Teknik Devrim ve Kapitalizmin Çelişkileri")
Proletarya sadece üretim sürecinde yer almaya devam etmekle kalmaz, öncü rolünü de sürdürür. Üretim sürecinde kullanılan araçlar ne kadar modern olursa olsun, yaratıcıları tarafından kullanıma sokulmadıkları zaman hiçbir değer taşımazlar.
Bu bilimsel-teknik devrimin değiştirdiği şeyler nelerdir ve hangi doğrultuda değişmişlerdir?
Doğa güçlerini kontrol etmede insanın ihtiyaçlarının karşılanması için insan kapasitesinin artışı şüphesiz değişir. Bugünkü sosyal üretim ilişkileri ne kadar tahammül edilmez durumda ise o kadar geri ve barbar hale gelmiş olur. İşte değişimin yönünü gösteren de bu gerçeğin hergünkü yansımasıdır.
"Çalışma ve Tekelci Sermaye" adlı kitabında H. Braverman oldukça ikna edici bir şekilde şunları söylüyor:
"Aletlerin hareket ettirilmesinde rehber araçlar olarak elin yerini kaba makinaların almasıyla makinanın ilkel biçimden, başlangıçtan bitişe kadar tüm sürecin sadece mekanik değil aynı zamanda elektrikli, kimyasal ve diğer fiziksel türden güçler tarafından yürütüldüğü modern komplekslere evrimi, aletlerin eylemi üzerinde insan denetiminin artması olarak tanımlanabilir. Bu aletler, duyu organlarının uzantısıymış gibi insan kontrolündedir. Bu seviyeye, sözkonusu aletler üzerindeki insan kavrayışının artışı ile, bir başka deyişle fizik yasaları üzerindeki bilimsel denetimin artışı ile varılmıştır."
İnsanlar her zaman makinalarına, gelişmenin ulaştığı dereceye uygun bir "program" yüklerler. Bu program, ancak üretim faaliyetiyle, makinaların değil, sadece insanların üretim süreci üzerinde gerçekleştirebileceği yoğun araştırmalarla aşılabilir. Kendi kendini düzenleyen bir süreç ancak bu süreç içinde yer alanların kendi fikirlerine ve isteklerine sahip etten kemikten insanlar olması ve üretim ilişkilerinin sözkonusu olduğu bir durumda varolabilir. Yoksa robotlar sorunu çözecek yetenekte değildir; çünkü onlar da insanların hazırladığı ve bu yüzden de yine ancak insanların aşacağı sınırlılıklara sahip programlarla ve yine insan olan "motor kaldıraçlar"la çalışır. Doğaya hükmeden çalışan insanlardır; ve en modern makinalar, insanın bilime ve doğal güçlere hükmetmede kaydettiği gelişimin bir tür sentezi olacaktır. İnsanın yarattığı ve kendisini geçme yeteneğine sahip tek varlık yine insandır. İnsanın üretici faaliyeti de, sadece kaydedilen gelişmeye değil, insanın ilgi, istek ve ihtiyaçlarına tabi olmadığı sürece pratiğe geçirilemez. Bu nedenle insanı, üretimin belli bir aracının programlanmış faaliyetinin basit hesapları ya da sonuçlarının hakim olduğu bir üretim sistemine boyun eğdirme girişimi, insan özgürlüğünden bağımsız bir sistemin uygulanmasından başka bir anlam ifade etmeyecektir. "Kutsal Aile"deki fikirlerin amaçlarından biri öz olarak budur:
"O halde kurtuluş nerede yatmaktadır? Cevap: Radikal zincire sahip bir sınıfın, burjuva toplumdan olmayan bir burjuva toplumu sınıfının, bütün devletlerin çözülmesini ifade eden bir devletin, evrensel acılarından dolayı evrensel bir karaktere sahip olan, kendisine karşı saf ve basit olan bir suçtan başka özel bir suç işlenmediği için kendisi için özel herhangi bir hak iddiasında bulunmayan, insan olmaktan başka herhangi bir tarihsel ünvana gönderme yapamayan, herhangi bir durum için önkoşullarla çok yönlü tezat dışında sonuçlarıyla tek yanlı bir tezat tarafından oluşturulmamış, ve nihayet toplumun tüm alanlarını kurtarmaksızın kendisini de toplumun diğer alanlarından kurtaramayacak, yani tek kelimeyle insanın bir bütün olarak kaybı anlamına gelen ve bu nedenle de insanın bütünüyle insan olması yoluyla kendini kazanabilecek bir alanın oluşumunda. Özel bir sınıf olarak toplumun bu şekilde çözülmesi proletaryadır."
Proletarya içinde, bu kapitalist uyumla tam bir uyumsuzluk içinde olan maddi nitelikler mevcuttur. Fakat tabii ki sorun, maddi koşulların sosyal düzenin karmaşık unsurlarıyla, daha doğrusu sübjektif düzen ile bağını kurmaksızın tanımlanarak özetlenemez.
Bir sınıf olarak proletaryayı örgütlemede partinin görevleri
Mücadelenin bugünkü aşaması, ülkemizdeki burjuva diktatörlüğünün,
büyük zorluklarla karşılaşmaksızın egemenliğini
yeniden sağlamlaştırmaya yönelik ısrarlı çabaları
ile karakterize olmaktadır. Kapitalistler, taleplerine cevap isteyen ve
sokaklara dökülen kitlelerin eylemlerinin yolaçtığı
zorluklardan ve sıkıntı yaratan olaylardan sıyrılarak
kendi egemenliklerinin devamını sağlayacak birtakım
ekonomik-politik unsurları oluşturmayı bir kez daha başardılar
(ekonomik "nekahat", Zapatistaların ehlileştirilmesi,
politik reformlar, anayasal reformlar, güç grupları arasındaki ilişkilerin
iyileştirilmesi, işçilerin kontrolü vb). Bu göreceli kontrole rağmen
rejim, her türlü ayaklanma ve itaatsizlik belirtisini yasal ya da yasadışı,
açıktan ya da gizli yollarla ortadan kaldırmak için faşistleşme
sürecini yoğunlaştırmak zorunda kaldı (örneğin resmi
söylemde aşırı sağa kayış, reformlar ve bunların
faşist sonuçları, basına, radyo ve televizyona konan sınırlamalar,
işveren örgütlerinin ve toprak sahiplerinin (charros) işçi sınıfına
yönelik saldırıları, işçi sınıfının
politik haklarının olmaması vb).
Burjuvazi böyle bir durumu daha ne kadar devam ettirebilir bilmiyoruz. Bu birçok unsura bağlıdır: Devrimci öncü olarak proletaryanın kitle mücadelesinin patlak vermesine; mücadele ve eylem birliği hedefiyle rejime karşı gerçek bir halk muhalefetinin sağlamlaştırılmasına; işçi-köylü ittifakı ile desteklenen ve hareketi daha çeşitli eylemlere götürecek, stratejik karakterde kararlılığa sahip devrimci bir mihrakın güçlendirilmesine; taleplerin ve şimdiye kadar sosyal demokrasi ve revizyonizm tarafından kullanılan söylemlerin radikalleştirilmesine; ve hepsinden önemlisi de, ülkede Marksist-Leninist Komünist Partinin inşası ve güçlendirilmesi ve işçi, köylü ve halk kitlelerinin geniş devrimci hareketine önderlik etme görevini yerine getirmek için biz komünistlerin göstereceği çabaya bağlıdır.
Bu koşullarda parti, kapitalist güçlerin altını oymak için, örgütsel, pratik ve teorik görevlerin yerine getirilmesi ile karşı karşıyadır.
Partimiz, işçi sınıfı, özellikle de sanayi proletaryası üzerinde büyük bir etkiye sahip değildir. Bu nedenle partimizin bir bütün olarak, bu büyük güçlüğü çözmesi, sınıf mücadelesini komünist devrime taşımak için, işçi sınıfının sinir sistemini teşkil eden temel sektörlerinde daha güçlü hale gelmek için mücadele etmesi gerekir. Temel politikamız bu olmalı ve partimizin tüm çabası bu önemli konuya yönelmelidir. Devrim için anıt dikmekten vazgeçip hareketin temel hedeflerine yoğunlaşmalıyız. Herkesi devrimci faaliyete bağlamak temel görevdir. Bu göreve uygun davranmadığımız sürece, devrimi güçlendirme isteği birşey ifade etmez ve zafere daha da yabancılaşmış oluruz.
Parti, sınıfa karşı olan görevlerini hangi koşullarda ele alacaktır?
Programını oluşturan, devrim ve komünizm iddiasında olan, Marksizm-Leninizmi savunan ve proletaryayı öncü seviyesine çıkarmak için sürekli bir çalışma yürüten parti, proletaryanın öncü müfrezesidir. Fakat proletaryanın desteğine dayandığımız bugün ile bu proletaryanın kendi partisi içinde bütünleşeceği zaman arasında uzun ve zor bir devrimci faaliyet dönemi vardır.
Meksika proletaryasında bugün resmi "yevmiyecilik" (charrism) ve korporatizm hakim olup, burjuva, milliyetçi, reformist, küçük burjuva, sosyal demokrat, ekonomist, popülist fikirlerin etkisi sözkonusudur. Kısacası, bir sınıf olarak proletaryanın henüz politik bağımsızlığı sözkonusu değildir.
Parti tüm bu engellere karşı savaşmak zorundadır; fakat nasıl savaşacağını ve nasıl kazanacağını bilmelidir. Yukarıda saydığımız ve kendiliğinden hareketin dinamik gücü tarafından geniş ölçüde kabul görmüş bu fikirlerin büyük bir direnciyle karşılaşacağımızın bilincinde olmalıyız.
Stalin şöyle der:
"Parti, kendisini işçi sınıfı kitlesinin ne hissettiği ve düşündüğünü anlamakla sınırlarsa, onun kendiliğinden hareketine takılıp kalırsa, kendiliğinden hareketin uyuşukluk ve kayıtsızlığının üstesinden nasıl geleceğini bilemiyorsa, proletaryanın anlık çıkarlarının ilerisine nasıl geçeceğini, kitlelerin proletarya sınıfının çıkarlarını kavrama bilincini nasıl yükselteceğini bilemiyorsa, gerçek bir parti olamaz." (Leninizmin Sorunları)
Bugün, "bütün sıkıntıları sıralamaktan vazgeçip onlara karşı mücadele edelim" diyecek olanlar olabilir. Ama hayır... Sıkıntıları bilmeli, tedavi reçetesini yazmalı, tedavinin zaman sınırlarını koymalı, gerekli ve yeterli ilaçları almalı ve tedaviyi uygulamalıyız. Hepsinden önemlisi de, etkili unsurları eyleme geçirmeyi bilmek zorundayız. Biz tedaviyi yapmakla sorumluyuz. Sürekli olarak elde edilen sonuçları değerlendirmek ve beklenmedik değişiklikler üzerinde düşünmek zorundayız.
Çarlık Rusyası'nda partinin inşası dönemi ile bugün bizim partimiz arasında mekanik tarzda bir özdeşlik kurup onu taklit etme iddiasında değiliz. Fakat emperyalist gerileme ve bugünkü tüm devrimci güçlerin elde ettiği sonuçların toparlandığı dönemde, taktiklerimizi gerektiğinde uluslararası komünist hareketin deneylerine göre uyarlamak için, Bolşeviklerin parti kurmak ve onu kitlelere maletmek için gelişmeleri değerlendirmedeki deneyimlerini akılda tutmak gerekir. Çünkü, baştan beri partiye ve uluslararası komünist hareketin miras bıraktığı zengin bir çalışma deneyine sahip olsak da, görevler açısından tamel benzerlikler bulunmaktadır. Bu nedenle Lenin'in, proletarya üzerinde etkide bulunmaya başlayan bir partinin görevlerine ilişkin fikirlerine sadık kalıyoruz. "Nereden Başlamalı?" adlı makalesinde Lenin şöyle der:
"(...) Partimizin acil görevi; dayandığı bütün güçleri birleştirme, sadece sözde değil gerçekten de harekete önderlik etme yeteneğine sahip, yani nihai çatışmada ihtiyaç duyulacak birlikleri çoğaltmak ve güçlendirmek için her protestoyu ve patlamayı değerlendirme ve desteklemeye hazır olma yeteneğine sahip devrimci bir örgüt kurma çağrısı yapmadan, bu güçlere bugün bir saldırı çağrısı yapmak olamaz."
Kendimizi sınıf mücadelesinden uzaklaştırmadan, kitleleri hareketsizliğe itmeden, bugünkü mücadelenin sınırlı olduğu çatışmaları ihmal etmeden, hiçbir devrimci faaliyetin önemini gözardı etmeden; fakat öte yandan da devrimle ve ayaklanmayla flört etmeden, hareketi, bugün zayıflığı nedeniyle başaramayacağı ya da stratejik olarak ters bir etkiye yol açacak görevleri kucaklama gibi yanlış bir yola sürüklemeden, partiyi ve onun mücadele araçlarını inşa ederek, kitleler içine proleter bilincin demirini atarak, proletaryayı onlarca yıldır tabi olduğu oportunizmin, burjuva milliyetçiliğinin ve sahtekarlıkların güçlü etkilerinden sıyırarak ısrarlı bir çalışma yürütmeliyiz. Güçlerimizi toplama ve kitlelerle bağlarımızı geliştirme amacıyla ittifakları güçlendirerek ve partinin örgütsel ağını genişleterek çalışmalıyız.
Ancak iktidarı ele geçirme perspektifine sahip olan, yönünü en uygun strateji ve taktiklere çevirecek, mücadelenin her döneminde ortaya çıkan olumlu sonuçların azamisini elde edecek, gözü sınıfın üzerinde olacak, sınıfı teşvik edecek, sınıfın politik gelişimini gözleyip geliştirecek, sınıfa önderlik edecek, onun en iyi örgütlü silahı ve savaştaki genel kurmayı olmasını bilecek bir politik parti, ancak bu özelliklere sahip bir parti, kendini davaya en çok adamış olan devrimcilerin ellerinden gelen bütün çabayı sarfetmek isteyeceği bir parti olabilir. Ancak böyle bir parti, oportunizme karşı acımasızca mücadele eden, ilkelerinden taviz vermeyen, sürekli aktif ve kitlelerle kaynaşmış bir parti devrim bayrağını bir adım daha ileri taşıma yeteneği gösterebilir. Perspektifini kaybetmiş bir parti ise ya ihanetin batağına saplanacak ya da "sonuçların" kurbanı olacaktır. Ezenlerle ezilenler arasındaki uyum üzerine bahse girmiş olan bir parti, derhal kendisini patronlarımızın dostuna dönüştürecektir.
Bugünkü faaliyetimizin bazı temel noktalarına değinelim. Öncelikle şu gerçeğe işaret etmemiz gerekiyor: Proletarya kitleleri içinde (hatta onun en ileri kesimleri içinde bile) parti fikri, kapitalizmin gerçekliği ve devrimin ve komünizmin inşasının sorunları kök salmış değildir. Bunun nedeni bir taraftan yerli ve uluslararası revizyonistlere, sosyal demokratlara ve burjuvaziye dayanırken; öte yandan da, kitleleri içinde bulundukları gerilikten kurtarmaya yönelik sistematik planlara sahip olmadığımız için bizim sorumsuzluğumuza, işçi çalışması yapma konusunda içinde bulunduğumuz özgüven eksikliğine, şematik yöntemlerimize, Marksist-Leninist perspektiften uzaklığımıza değil ama kitlelere yönelişimizdeki eksikliklere bağlanabilir.
Temel bir soruyu ele alalım: Lenin'e göre komünistlerin çalışmasını oluşturan şeyler nelerdir?
"(...) Bilimsel sosyalizm öğretisinin propagandasını yapmak, işçiler arasında günümüz ekonomik-sosyal sistemi, onun temelleri ve gelişmesi, Rus toplumundaki farklı sınıflar, bunlar arasındaki karşılıklı ilişkiler ve mücadeleler, bu mücadelede işçi sınıfının rolü, onun çürümekte ve gelişmekte olan sınıflara karşı tutumu, kapitalizmin geçmişine ve geleceğine karşı tutumu, uluslararası sosyal demokrasinin (uluslararası komünizmin) ve Rusya işçi sınıfının tarihsel rolü ile ilgili doğru bir imaj yaymak. (...) İşçiler içinde ajitasyon, sosyal demokratların (komünistlerin) işçi sınıfı mücadelesinin kendiliğinden gösterilerine, çalışma saatleri, çalışma koşulları, ücretler vb. nedenlerle işçilerle kapitalistler arasında çıkan bütün çatışmalara katılmasında ifadesini bulur." (Rus Sosyal Demokratlarının Görevleri)
Bu alıntıda ortaya konan düşüncelerin hayata geçirilmesi bir yana, anlaşılıp anlaşılmadığına dair konuşmaya bile cesaret edemiyoruz.
Parti uzun bir süre boyunca, fikirlerini sınıfa taşımanın önemli bir aracı olan basınını belli bir düzene koymada büyük zorluklarla karşı karşıya kaldı. Hiçbir militanın, basınımızın bugünkü durumunu yeterli görmemesi gerekir. Ne kadar diğer yayınların önünde olursa olsun (sefalet felsefesi yapmak bize yakışmaz), kafalar bu soruna çözüm bulunması ile meşgul olmalıdır. Şu an için bu konuda tahlil yapmayı bir kenara bırakarak, bunun bütün partiyi ilgilendiren bir mesele olduğunu vurgulamakla yetinelim. Ancak şunu belirtmeliyiz ki, bu sorunun arkasında ağır örgütsel sorunların ve teoriyi özümseme sorununun yattığına şüphe yok. Militan ve bolşevikçe bir kendini adamışlığa sahip olmadığımız için, bu sorunlar bugüne kadar çözülemeden devam etti. Kendimizi diğer sosyal katmanların etkisinden sıyırmak bizim için kolay değil. Gerek bireysel gerekse de kollektif olarak, bu sorunları çözme konusunda zorluklarla karşı karşıyayız. Ayrıca, yoğun bir şekilde kendisini işçi çalışmasına yönelmeye adamış bir komünist kadro oluşturma konusunda bugüne kadar başarılı olamadık. Hatta ideolojik, politik, örgütsel ve pratik silahlarla iyi bir şekilde donanmış durumda olan kadrolarımız yok. Bu nedenle parti, bu özelliklere sahip kadrolar yetiştirmeyi hedefleyen kararlar çıkarmalıdır. Parti çeşitli mekanizmalara sahip olsa da, bunları kullanmada ısrarlı bir çaba gösterme konusunda başarısızlığa uğramaktadır.
Genel olarak parti bütün tarihi boyunca, işçi sınıfı içinde çalışma yapmanın gereğini vurgulamıştır. Ancak parti, böyle bir kapasiteyi, ısrarlı olma tutumunu ve faaliyetin gerektirdiği kendini adamışlığı gösteremediği için bu çalışma hep sınırlı kalmıştır. Bu gerçek başka bir sorunu da gizliyor: Bu çalışmayı açıklayan prensiplerin "çok genel kaldığını" ve çalışmanın ayrıntılarına "değinmediğini" öne sürerek kendimize gerekçeler buluyoruz. Belki bir el kitabının ya da kılavuzun çıkmasını bekliyoruz! Oysa komünistler, Marksist-Leninist ilkeler ışığında kesinlikle kendi inisiyatiflerine dayanmalıdır. Bugün işçi çalışması yürütenler de komünist bir çalışmadan uzak olup, partinin hedeflerine dokunmaksızın, kendilerini sadece "formaliteleri" yerine getirmeye, "demokratik sendikal" bir çalışmaya vermiş durumdalar. Kitlelere devrimin görevleri hakkında değil de devrim hakkında ne kadar çok söz edilirse, onlara, devrimci hedeflere götüren o kadar az görev verilir. Kısacası, "kimsenin reddedilmemesi" ya da "bölünmelerin kışkırtılmaması" amacıyla ılımlı politika yapıyoruz. Aşağıda sıralanan görevleri unutarak kendimizi pratikçilik içinde kaybediyoruz:
"Bizim görevimiz, faaliyetimizi işçilerin günlük yaşamlarındaki pratik sorunlarla birleştirmekten, bu sorunları çözmede onlara yardımcı olmaktan, karşı karşıya oldukları en önemli saldırılara onların dikkatini çekmekten, taleplerini daha net ve pratik bir biçimde ifade etmelerine yardımcı olmaktan, aralarında işçi dayanışması bilincini, dünya proletarya ordusunun bir parçasını oluşturan Rus işçilerinin bir sınıf olarak çıkarlarının bir olduğu bilincini geliştirmekten ibarettir." (Lenin, Rus Sosyal Demokratlarının Görevleri)
Maddi sınırlılıklarımız büyük olsa da, asıl sorun örgütsel sorun olmaya devam ediyor. Oldukça sınırlı bir çevreye kapanma alışkanlığı nedeniyle geniş kitlelere açılamaz hale geldik. Sınırlı koşullarda hareket etme alışkanlığı yüzünden, çalışmamızı hafifletmeye yardımcı olacak bütün unsurları harekete geçiremiyoruz. Ancak bireysel ve kollektif sorumlulukları yerine getirdiğimiz oranda, zorluklardan korkmadığımız oranda, partinin kendi güçlerine ve hedeflerinin doğruluğuna olan güvenini pekiştirerek belli bir yarar sağlayan görevlerde partinin yapıcı çabalarının gereklerini yerine getirdiğimiz oranda kendimizi bu sorunlardan kurtarabiliriz. Görevlerimizi yerine getirmek için çalıştığımız oranda ve çalışmamızdan elde edeceğimiz sonuçlar oranında parti, daha fazla güven içinde ve olayların bilgisine sahip olarak daha hummalı bir çalışmayı planlayabilecektir.
Meksika Komünist Partisi (M-L)