Görülmemiş derecede Amerikan müdahalesi
Kolombiya hükümeti ile ABD arasındaki ilişkiler, derin bir kriz sürecinden
geçiyor. Bu krizin merkezinde ise yasadışı uyuşturucu
konusu yer alıyor. Narkotrafik üzerinde doğrudan denetim oluşturmak
ve kendi politikalarını kategorik olarak empoze etmek için Amerikan
emperyalizmi çelişkileri kullanıyor. ABD'deki seçimler, bu konuyu
daha da derinleştirici bir rol oynuyor. Çünkü adaylar, kokuşmuş
püriten duygulara bulanmış ve tehlikeyi her zaman kendi sınırlarının
dışında gören orta sınıfların oylarını
almaya çalışıyorlar. Onların amaçları açısından
Latin Amerikalı bir şeytanın ve Noriega'nın olmaması ve
Samper'in varlığından daha iyi bir şey yoktur.
Samper'in Kolombiya zenginlerine ve diğer emperyalistlere mineraller, stratejik konumlar, biyolojik çeşitlilik ve okyanus ötesi bir kanal rotası gibi olanaklar sunma çabası da bu konuya etkide bulunuyor. İngiltere ile özel ilişkiler önem taşıyor. Bu nedenle BP (British Petrolium), Kolombiya hükümeti ile son sözleşmesinde en iyi koşullardan yararlandı ve şimdi de daha büyük yatırım karları elde etmek için fena halde desteğe ihtiyaç duyan zayıf bir hükümetle bu koşulları yeniden görüşmek istiyor.
Fakat en önemlisi, bütün sömürenlerin çıkarlarının çakıştığını gösteren, derinlere kök salmış bir gerçeği görmemezlik edemeyiz. Bu, uyuşturucuya karşı ahlaki bir seferberlik bahanesi altında Kolombiya devrimini yenilgiye uğratmayı hedefleyen, uzun vadeli bir ayaklanma-karşıtı (counter-insurgency) strateji ile ilgilidir.
Clinton hükümetinin Kolombiya'ya dayattığı 'ehliyetsizleştirme' tutumu, emperyalizmin, 'uyuşturucuya karşı savaş' sloganı ile, bağımlı ülkelere müdahale 'hakkı'na sahip olduğu düşüncesinin bir ifadesidir. Aslında iddia edilen 'ahlaki yaptırım'dan çok, ciddi bir ekonomik, askeri ve siyasi baskı özelliği taşır. Kolombiya'da narkotrafiği denetlemek için hükümetin uyguladığı politikaları yetersiz bulan Clinton yönetimi hoşnutsuzluğunu çeşitli şekillerde gösteriyor. Devlet başkanı Samper ve bazı burjuva politikacılara ABD'ye giriş vizesinin iptali, Amerikan senatosunun başta adalet ve kamu düzeni olmak üzere tüm alanlara kendi politikasını dayatmak için ticari yaptırım tehdidi şeklinde uyguladığı sürekli baskı, hükümeti düşürmeleri için en geri kesimleri teşvik etmesi ve küçük düşürmek amacıyla Noriega ile kıyaslaması vb. bunun göstergesidir.
Amerika'nın bugünkü çıkarları açısından Samper önemli bir araçtır. Onun zayıflığı ve boyun eğişi, karşılığında hiçbir şey vermeksizin ABD'nin kendi politikalarını dayatmasına olanak sağlıyor. Samper hükümetinin, kendisine seçimlerde yardım etmiş olan büyük mafya baronları ile yaptığı anlaşmaya ihanet ederek onlara büyük bir darbe indirmesi bunun bir kanıtıdır. Koka ürününe karşı ayrımsız spreyleme savaşı yoğunlaştırılmış, baskıyı artırmış ve bugünkü anayasanın gerici yanlarını güçlendiren ve yeni gerici yasalar ekleyen bir anayasal karşı-reforma girişilmiştir. ABD'nin öncelikleri açısından gündemdeki tek eksik şey suçluların iadesine ilişkindir. Bugünlerde politik olarak tartışılan bu konunun parlamentodan geçmesi şaşırtıcı olmayacak. Yine de bu hükümet, ne Amerikan senatosu ne de Clinton yönetimi tarafından hoş karşılanmıyor.
Merkezdeki askeri el
Bugünlerde 150 bin kişilik katılımın olduğu büyük
protesto yürüyüşleri oluyor. Bunlar, uyuşturucu kaçakçısı
muamelesi gören, ülkenin birçok bölgesinde koka bitkisinin yetiştirilmesinde
belli şekilde yer alan 250 bin aileye mensup insanlardır. Eski ABD elçisi
Lewis Tambs bu insanları 'narko- gerillalar' olarak nitelendirmişti.
Oysa uyuşturucu konusunda uzman olan Tambs'ın, Nikaragua'daki
kontraları bu yolla finanse ettiği kanıtlanmıştır.
Hükümetin bu soruna sert yaklaşımı yanında, halk mücadelesini
kötüleyip kriminalize ederek onu gayrımeşru kılmaya çalışan
karşı-devrimci bir strateji ile karşı karşıyayız.
Bugün her anti-emperyalist mücadele, narkotrafiğin hizmetindeymiş
gibi muamele görüyor.
Bu taktiğin başını çeken yüksek askeri komutanlık, Kolombiya'daki gerilla hareketi ile uyuşturucu kaçakçılığının aynı şey olduğu konusunda Amerikalıları 'ikna etmeyi' başarmış ve bugün ondan aldığı askeri yardımın bu harekete karşı savaşmak için kullanılmasına 'izin' verilmiştir. Bu yeni bir durum değildir. Eskiden gizliden yapılan bu eylemin yeni yanı ise bugün sahip olduğu 'meşruluk'tur. Bu durum geniş çaplı bir askeri kuşatma ile sonuçlanabilir. Hükümetin askeri aygıtının etkin olmaması gerçeği, bu olasılığın gözardı edilmemesi gerektiğini gösterir.
Amerika'nın ülkemizdeki askeri varlığı yeni olmadığı gibi, ülkenin Pentagon'a bağımlılığı da yeni bir durum değildir. Santa Fe II dökümanında söz edilen 'And Stratejisi'nde Kolombiya'nın bazı özel durumlara sahip olduğu görülür. Çünkü Kolombiya'da, hükümetin yoketmeyi başaramadığı güçlü bir ayaklanma hareketi sözkonusudur. Bu durum, emperyalistlerin ve burjuvazinin, bu harekete karşı mücadele etmek ve farklı araç ve yöntemler ortaya sürmek için daha büyük yabancı askeri birliklerin ülkede yer alması sorununu gündeme getirmelerine neden oluyor.
ABD'nin bugünkü tutumu, uyuşturucuya karşı savaşa daha askeri bir karakter vermek ve bunu ortak bir davaymış gibi göstererek onu meşru kılmaktır. Bu şekilde karşı ayaklanmacı mücadelenin sınır öteliliğini meşrulaştırmaya ve müdahale hakkını ahlaki yönden geçerli kılmaya çalışmaktadır. Tehlikede olan, emperyalist devletin milli güvenlik nosyonu ve bunun savunulması ve dünya üzerinde egemenlik kurma mücadelesinin ortasında yayılmacı eğiliminin geliştirilmesidir. Helms-Burton yasası da başka bir alanda aynı şeyi yapıyor gözükmektedir. Bu, ulusal egemenliği reddeden 'meşru müdahale' teorisidir.
Bugün her zamanki müdahalecilikle karşı karşıyayız. Tek farkla ki, bugünkü müdahalecilik, emperyalizmin, çokuluslu baskıyı, önleyici savunmayı, sınır ötesi faaliyeti ve işgali, ABD'nin ulusal güvenliğini korumak için dünya gözünde meşru eylemler olarak savunmasına izin veren 'insani', 'ahlaki' ya da 'demokratik' argümanlarla süslenmiştir.
Kolombiya'nın özgünlükleri
Kolombiya olayını ele almak özel taktikler gerektirir. Kolombiya'nın
dünyadaki en yüksek şiddet oranına sahip olduğu biliniyor ve bu
trend son dönemlerde artış göstermiştir. 1994'te 26.828 cinayet
işlenmiş ve bunların yüzde 6'sı da silahlı çatışmalar
sonucunda olmuştur. Geri kalanların nedeni ise belirlenememiştir.
Bu suçları işleyenler hiçbir cezaya çarptırılmamıştır.
Kolombiya'da insan hakları ihlaleri korkunç boyuttadır. Bir gün içinde
5-10 siyasi cinayetin işlendiği dönemler olmuştur. Kolombiya,
ABD'nin yarıküreye dağıttığı askeri yardımın
yarısını alıyor ve bu miktar her geçen gün artıyor.
Ülkede güçlü ve gelişen bir gerilla hareketi vardır. Gerilla hareketi hala kırsal bir olgu olsa da, bugün artık marjinal olmaktan çıkmıştır. Ekonomiyi ciddi olarak etkileyen ve ülkenin ekonomik olanaklarını ve enerji, madencilik ve biyolojik kaynaklar alanında yoğunlaşan çokuluslu tekellerin çıkarlarını tehdit eden bir özellik taşımaktadır.
Gerilla hareketi, iktidarı tehdit etmekte ve burjuvazinin istikrarı açısından tehlike teşkil etmektedir. Bu nedenle sakin bir geleceğe sahip olmak için hareketi yenilgiye uğratma zorunluluğu duymaktadır. Bu tahlil daha geniş bir çerçevede, kötüye giden ekonomi, işletme karlarının hassaslığı, düşük verimlilik, hayat pahalılığı, artan işsizlik ve enflasyon, derinleşen kriz açısından ele alındığında egemen sınıfların iyimser olması pek mümkün değildir.
Bu yetmiyormuş gibi, iktidarın bütün alanlarında yaşanan ve farklı sosyal organlara, siyasi partilere, bireylere vb. doğru yayılan, burjuva konsensüsün çatırdadığını ve yönetebilme durumunun son sınırına dayandığını gösteren sürekli bir çatışma biçimini alan derin bir kurumsal çözülme sürecinden geçmekteyiz. Halk cephesinde ise hoşnutsuzluk artmakta, kural tanımazlık çeşitli biçimlerde kendini göstermekte ve burjuva egemenliği zayıflamaktadır. Toplumsal çelişkilerin keskinleşmesi süreci, emperyalizmi ve Kolombiya burjuvazisini her geçen gün daha saldırgan ve tehlikeli bir hale getirmektedir.
Parlayan herşey altın değildir
Partimiz, Kolombiya'da narkotrafiğin ne anlama geldiğinin
belirlenmesine ve görünüşte Amerika'ya karşı mücadele açısından
çıkarları örtüşüyormuş gibi gözükse de onu devrimci mücadeleden
ayıran derin farklılıkların ortaya konmasına büyük önem
vermektedir. Bizim açımızdan uyuşturucu kaçakçıları
ile devrimci hedefler arasında ortak amaçlar varolamaz. Gerilla hareketi
ile, narkotrafikle bağlantısı olan ve milli güvenlik politikasının
başka bir kolu olan paramilitarizm arasında herhangi bir benzerlik
yoktur. Bu bakış açısını yitirmek, devrimden uzaklaşmamıza
ve tehlikeli alanlara çekilmemize yol açar.
Tamamiyle farklı olan birbaşka konu da şudur: Devrimciler, en alttaki işçiden narko-finansörlere kadar geniş bir alana yayılan bir sosyal tabakayı içeren ve kapitalizmin bağrından doğan uyuşturucu ticaretine baskı uygulamak için Kolombiya hükümetinin polisliğini yapamaz.
Bu konuyu ele alırken açık sınıf farklılıklarını ortaya koyuyoruz. Asıl büyük uyuşturucu baronları, çokuluslu tekellerin başında olan, narkotik ticaret ile kısa yoldan servet yaratan ve bu serveti şiddet yoluyla muhafaza eden kapitalistlerdir. Bunlar, sistemin içinde yer alan ve çeşitli biçimlerde ona hizmet eden karşı-devrimci güçlerdir. Uyuşturucunun hammaddesini yetiştiren sıradan insanlar ise, iş güvencesinden ve devletin ilgisinden yoksun, polis ve asker baskısı altında giderek artan bir yoksulluk içinde yaşayan, dolayısıyla devrimin zafere ulaşması durumunda kaybedecek hiçbir şeyleri olmayan yoksul ve orta köylülük katmanına mensupturlar.
Bu konudaki Amerikan politikası açıktır: Uyuşturucuya karşı savaşı, karşı ayaklanmanın bir bahanesi olarak kullanmak. Bu politika, sermayeden faydalanıp kendi büyük baronlarını korur ve onları gericiliğin mızrak ucu olarak kullanırken, koka bitkisini yetiştiren kitlelere 'yıkıcı' damgası vurup onların yok edilmesini ve yerlerinden edilmesini emrederek müdahaleci özelliğini tırmandırır.
Yılanın başı
Karmaşıklığı nedeniyle narkotrafik sorununu çok yanlı
olarak ele almak gerekir. Ekonomik açıdan bu alanda bir tekelleşme eğilimi
görülmekte ve Amerika denetimi elinde tutmaktadır. Finans alanında
ise aslan payını kimin aldığını görmek zor değildir.
Hammadde üretimi yapılan alanların birkaç büyük mülk sahibi
elinde toplandığı da bir sır değildir. Kolombiya'nın
40.000 milyon hektarlık tarım alanının yüzde 8'i bu narko
toprak sahiplerinin denetimindedir. Bunlar içinde hayvancılığa
ayrılmış 5 milyon hektarlık en verimli topraklar ve toplam
1.050 beldenin 400'ünde etkinlik sahibi olmaları sözkonusudur. Tek başına
bir aile -Ochoa aşireti- bir milyon hektar toprağı elinde
bulundurmaktadır.
Kimyasal madde üretimi ele alındığında ise, Kolombiya'da kullanılan kimyasal maddelerin yüzde 90'ının Amerikan şirketlerinden karşılandığı görülür. ABD'de kimse bu ticarete denetim uygulama konusuna ilgi duymaz. Bu maddelerin ne kadarının yasal alanda, ne kadarının uyuşturucu imalatında kullanıldığını belirleyip bu alandaki kullanım için ithalatı durdurmak kolay olduğu halde, Clinton yönetimi ve tekelleri, özellikle günümüzde daralan piyasada bu maddeleri satma derdindedir. Ayrıca havadan ilaçlama operasyonları için, bütün canlılar, toprak ve ürünler üzerinde büyük bir tahrip edici etkiye sahip olan 'imazapyr' ve 'glifosfat' maddeleri satıyorlar.
Dünyada, halüsinasyon yaratan uyuşturuculara karşı büyük bir talep vardır. Bir araştırmaya göre ABD'de gençler arasında uyuşturucu kullanımı 1992-95 yılları arasında yüzde 105 oranında artış göstermiştir. Geçen yılki artış oranı ise yüzde 166 olarak gerçekleşmiştir.
1989'da G7 üyesi ülkelerin devlet başkanları, narkotrafikten sağlanan para miktarını belirlemek üzere, tek işleri resmi raporları taramak olan uzmanlardan oluşan GAFY adlı bir finansal eylem timi oluşturdular. Bu güçlü piyasanın büyüklüğünü ölçmek mümkün değildir. Fakat ele geçirilen uyuşturucu miktarına bağlı olarak yapılan tahminlere göre, sadece ABD'de yıllık kokain tüketimi 150 ton olarak belirlenmiştir. Bu rakam, uyuşturucu piyasasının ne çok şey vaadettiğinin ve ne kadar derinlere kök salmış olduğunun bir göstergesidir.
Tabii ki göstergeler bu miktarın azalacağı yönünde değil. ABD'nin politikaları bu yönde değil. Bağımlı ülkelere örnek olarak sunulan ABD adalet sistemi, kokainin değil, onun düşük kaliteli artıklarının ve krak kokainin kullanımını cezalandırmakla sınırlı.Çünkü kapitalizm, kokainin farklı biçimlerinin farklı sınıflarca kullanıldığını biliyor. Ayrıca tüketime ilişkin eğitim ve koruma çalışmaları olmadığı gibi, bu çürümüş sistemle içiçe geçmiş nedenlere karşı da savaşılmıyor.
Konunun bir başka yanı ise uyuşturucu parasını aklama operasyonuna ilişkindir. 1988'de BM dünya çapında uyuşturucu tüketiminden sağlanan para miktarının 300 milyar dolar olduğunu, bu miktarın ise dünya ticaretinin yüzde 10'u civarında olduğunu açıkladı. Bugün ise OECD uyuşturucudan sağlanan gelirin yılda 600 milyar dolardan fazla olduğunu ve bunun yarısının Amerikan bankalarında dolaştığını ifade ediyor (Bu veriler Noam Chomsky'nin bir konferansında açıklanmıştır). Kolombiya ise yılda 4-5 milyar dolar gibi hiç de gözardı edilemeyecek bir gelir sağlıyor.
Uyuşturucu ticaretinin yakın bağ içinde olduğu bir alan da silah ticaretidir. Bu alanda büyük bir pazar sözkonusudur ve silahlar farklı yöntemler kullanılarak satılmaktadır. Hükümetler, paramiliter güçler ve tüm doğrudan ve dolaylı tarafların beslenmesi gerekir. Bağımlı ülkelerde silah ticaretinin dörtte üçünün Amerika'nın hakimiyetinde olduğu unutulmamalıdır. Barış ve silahsızlanma masalı ancak safları kandırabilir; çünkü silah tüccarlarının anarşik ve savaşçı bir dünyaya ihtiyaç duydukları açıktır.
Büyük karlar getiren ve hatta ekonominin başka önemli alanlarını da dinamikleştiren uyuşturucu ticaretinin ekonomik bir canlandırıcı olarak kullanılmasını açıklamak zor değildir. Kolombiya'da inşaat, turizm ve otelcilik gibi sektörler bu ticaretten en çok faydalanan alanlardır. Hatta otomotiv, tarım ürünleri, tekstil ve hayvancılık sanayii, ve elbette finans sektörü, bu 'bonanza'dan faydalanmaktadır. Kolombiya burjuvazisi ve hükümeti, şimdi imparatorluktaki efendisinin bu ticaret üzerinde tam denetim sağlama isteklerini üzüntüyle karşılıyor.
Paramilitarizm
Bu konuyla ilişkili olan bir başka olgu da paramilitarizmin yükselişidir.
1980'lere doğru, açıktan gerici bir karaktere sahip olan çetelerin
ve paramilitarizmin varlığı ülkede kendini iyice hissettirmeye
başladı. Bunlar, hükümetin silahlı kuvvetleri, büyük güce
sahip ekonomik gruplar ve narkotik mafya ile yakından ilintilidir. Milli Güvenlik
Doktrini'nin bir yan ürünü olan bu güçler, karşı ayaklanmacı
stratejinin bir parçasıdır.
Bu güçler, ordu genelkurmayının merkezi kumandası altındadır. Kolombiyalı eğitimcilerin yanında İsrail, İngiliz ve Amerikalılardan da eğitim alan bu güçler en gelişkin silahlarla donatılmıştır. Amaçları da açıktır: Gerilla güçlerine verilen desteği önlemek için sivil halkı ezmek. Bu hedefe varmak için yapılan işbölümüne göre paramiliter güçler, kirli işleri yerine getirmekle görevlidir.
Son dönemlerdeki en gözde faaliyetleri, tanınmış gerilla önderlerinin yakınlarını kaçırmaktır. Rastgele katliamlar yaparak, halk liderlerini öldürerek terör saçan bu güçler, her tür yolu kullanarak 'iç düşmanı' yoketmeye çalışırlar.
Uyuşturucu kaçakçılarının, askeri güçlerin ve tekellerin ortak yaşamını (sembiyozunu) gösteren belirgin kanıtlar yanında, toprak temerküzünde, faaliyetlerin izlediği çizgide, ülkenin her tarafında devletin göz yummasıyla paramiliter güçlerin attığı büyük adımlarda bu ortaklık bir kez daha sergilenir. Özel Güvenlik ve Asayiş Kooperatiflerini oluşturarak bu karşı devrimci kolu yasal kılan kararname ile bu çerçeve tamamlanmıştır. Bunlar, bizi boğmaya çalışan faşizmin kollarıdır. Bu çok sayıdaki kollara karşı halkın cevabı da çök yönlü olmalıdır.
Sonuç
Amerikan emperyalizminin, Kolombiya'ya daha açıktan müdahale için
narkotik bahanesini kullandığı açıktır. Bu olgunun bütün
etkisi, karmaşık bir çıkar oyununda ifadesini bulur. Bu durum,
Marksist-Leninistlerin kendi düşünce ve eylemlerini daha açık bir
şekilde ifade etmesini gerektirir. Emperyalizmin çıkarları ile
narkotik ticaretini yapan burjuvazinin çıkarları arasındaki bağı
iyi bir şekilde ortaya koymalıyız. Ne şekilde ortaya çıkarsa
çıksın, amaçları açıkça karşı-devrimcidir.
Emperyalizme karşı mücadele, özünde burjuva olan ve dizginsiz bir
şiddetle desteklenen mafyaya karşı mücadeleden geçer. Demokrasi
ve sosyalizm, ulusal ve sosyal özgürlüğe bağlıdır ve uyuşturucu
ticareti ile aralarına kesin bir ayrım konmalıdır.
Narkotrafiğin sızmasına yol açtığı, politik hedefleri bulanıklaştırdığı ve amaçları tehlikeye düşürdüğü gerekçesiyle silahlı mücadele küçümseniyor. Gerillalarla uyuşturucu tüccarları arasında hiçbir çıkar ortaklığı yoktur. Bunu gözden kaçıran herkes devrimci bakış açısından uzaklaşıyor demektir.
Partimiz, Amerikan emperyalizmine karşı gerekli tarz ve araçları kullanarak mücadeleye devam edecektir. Ulusal egemenlik ve bağımsızlık üzerinde kuvvet kullanmak isteyen bu yeni Amerikan argümanını kabul etmiyoruz. Ulusal ve sosyal özgürlüğün gerekliliği konusunda artan bilinçlenme ile gelişen anti-emperyalist duyguları körüklemeye devam edeceğiz.
Narkotrafiğe ilişkin olarak, anti-emperyalist ve demokratik taktiklerimizden kaynaklanan bakış açımız, bu konuyu hem ulusal hem de uluslararası arenada milli güvenlik sorunu olarak değil, sosyal bir sorun olarak ele almayı, sadece etkilerine değil nedenlerine karşı da mücadele etmeyi, küçük üreticiler üzerinde baskı kurmayı değil, tüketimi önlemeyi, bu işten çıkar sağlayanların silahlı kolu olan paramiliter güçleri cezalandırmayı, hakim sınıfların yozlaşmışlığına ve uyuşturucunun tüm tahrip edici etkilerine son vermeyi gerektirir. Bunu yapmak için ise ne emperyalizme, ne de onun ajanlarına ihtiyacımız var.
Kolombiya Komünist Partisi / Marksist-Leninist (PCC/ML)