2. Bu, sermayenin kendi değerini arttırmasına neden olan bir krizdir. Sermaye, kar oranlarını koruyabilmek için, her zaman önemli oranda üretici gücü tahrip ederken çalışan kitlelerin ve halkın sömürülmesini bir derece daha arttırır. Üretici güçlerin bu tahribi, özellikle yüksek işsizlik, işçi ve halk kitlelerinin sürekli ve mutlak yoksullaşması, yeterli sömürü olanağı sağlamayan üretim birimlerinin tamamen tasfiyesiyle kendini ifade eder. Azgelişmiş ülkelerde bu, işçiler ve halk için yıkıcı sonuçlara neden olan sanayinin yokolmasıyla sonuçlanır.
3. Ne olağanüstü bir seviyeye ulaşan sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesi, ne de bilimsel-teknik devrim tarafından sunulan üstün imkanlar, sermayenin krizine son verebilir. Tam tersine bu kriz, sistemin çelişkilerini derinleştirip tekeller ve tekelci devletler arasındaki rekabeti biraz daha arttırır. Doğu Avrupa'nın revizyonist iktidarlarının çöküşü, ilk canlı örneği Körfez Savaşı olan, yeni bir emperyalist paylaşım için mücadeleyi hızlandırdı. Bu emperyalist paylaşım, Balkanlar, Ortadoğu, Afrika vb. stratejik bölgeleri tahrip eden yerel çatışmalarla kendini gösteriyor. Emperyalistler için, mevcut rekabeti keskinleştirmekten başka çıkar yol yoktur, ki bu da onların genelleşebilecek askeri çatışmalara girmesine yol açacaktır. Halkın ve işçi sınıfının çıkış yolu ise devrim ve sosyalizmdir.
4. Günümüzde Leninist 'çağımız emperyalizm ve proleter devrimler çağıdır' tezi tamamen geçerlidir. Kriz, ancak kesin olarak işçi sınıfının ve halkların lehine proletaryanın sosyal devrimi ile çözüme kavuşabilir. Bu nedenle, dün olduğu gibi bugün de alternatif hala devrimdir.
5. Emperyalizm tarafından hayata geçirilen politikalar nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, amaçları, krizin yükünü halkların ve işçi sınıfının sırtına yıkmaktır. Bunlar sadece adı liberal olan gerici ve tutucu politikalardır.
6. Uluslararası işbölümü bugün dünya çapında kendini dayatıyor. 'Globalleşme' kavramı, emperyalist devletler ve tekellerin, malları ve sermayeleri için her pazara serbestçe girmek, fabrikaları kapatıp daha fazla sömürü olanaklarına göre başka yerlere taşımak için diktası anlamına geliyor. İMF, Dünya Bankası, G7 (Zengin 7'ler kulübü) Avrupa Komisyonu vb. uluslararası kuruluşlar bu politikanın araçlarıdır.
7. Artan tekelleşme, artan gericileşme ile sonuçlanıyor. Işçi sınıfı ve halklara daha fazla düşman devletler, komünizme ve ilerici düşüncelere karşı iki kat arttırılmış ve genişletilmiş bir saldırı yürütüyor. Açıkça ırkçı ve faşist olan ideolojiler, işçi sınıfı ve halk kitlelerini bölmek için ileri sürülüyor.
8. Emperyalizmin krizi, revizyonistler ve reformistler için bazı sonuçlara yol açtı. Revizyonistler, revizyonist ülkelerin çöküşü ile sarsıldılar. Sosyal demokrat modele örnek gösterilebilecek bir devletten yoksun kalan reformistler ise, kendi moral bozukluklarını ve perspektifsizliklerini işçilere, işçi ve sendikal harekete aşılamak istediler. Reformist ve revizyonistlerin, işçi ve halk hareketi içinde onu bulanıklaştırıcı ve reformist çıkmazlara sürükleyici etkilerini yitirmedikleri kesin. Fakat genel eğilim gösteriyor ki, örgütlenme ve mücadele biçimleri, talepleri ile kavgayı kendi ellerine alan işçi ve halk hareketi giderek radikalleşiyor ve bağımsızlaşıyor.
Avrupa:
9. Daha somut olarak, burjuvazi Avrupa'da sadece kendi mallarını
satabilmek için değil, aynı zamanda işçiler arasında da
rekabet yaratacak büyük bir pazar yarattı. Uluslararası sermaye
kuruluşları, en zayıf devletlere kendi kurallarını
dikte ediyorlar. Avrupa Topluluğu'nun inşası, öncelikli olarak
Avrupa'da önde gelen güç görünümündeki Alman emperyalizminin çıkarlarına
hizmet ediyor. Avrupa Topluluğu, Avrupalı emperyalist güçlerin, ABD
ve Japon emperyalizmine karşı rekabetinin ve halklara karşı
emperyalist baskı ve zulmünün bir aracıdır. Bu son özellik,
Avrupalı devletlerin özellikle Afrikalı halklara karşı sıklaşan
askeri müdahaleleriyle kendini gösteriyor.
Avrupa'da sınırların açılışı, fabrikaların kapanmasına, işçiler ve işsizler arasında keskin bir rekabete, ücretlerin önlenemeyen düşüşüne, aşırı çalışmaya ve sosyal hakların ortadan kaldırılmasına yol açtı. Egemen sınıf, işçileri ve halk kitlelerini bölmek amacıyla faşist örgütler ve ideolojileri güçlendirmek için şovenizmi kışkırtırken kendi yarattığı koşullardan yararlanıyor.
Tekelci sermaye, toplumun her alanını ve kesimini kontrol altına almak için krizden faydalanırken, sermayenin biraz daha fazla tekelleşmesi ve yoğunlaşmasıyla sonuçlanan devlet kuruluşlarının özelleştirilmesi gibi dolambaçlı yollar kullanıyor.
Sosyal demokrasi ve revizyonizmin etkisinin güçlü oluşu nedeniyle, işçi ve halk hareketi uzun zaman boyunca zayıf ve bölünmüş durumdaydı. Fakat son yıllarda, işçi ve halk hareketi, Fransa, Almanya, İspanya ve diğer ülkelerdeki büyük grevlerde görüldüğü gibi hissedilir bir gelişme gösterdi. Bu grevler, işçilerin mücadelenin inisiyatifini ele almadaki büyük yeteneklerini gösterdi. Işçi sınıfı ile sosyal demokratlar, revizyonistler ve bürokratik sendika yöneticileri arasındaki ayrım belirginleşti ve derinleşti. Birçok ülkede sınıf sendikacılığı güç kazanarak genişledi. İleri işçiler, ulusal sınırların dışında olup bitenlere daha fazla ilgili hale gelerek uluslararası planda ortak mücadeleye yöneldi.'Sermayeye karşı hep birlikte!' sloganı bu isteği özetliyordu.
Avrupa Topluluğu için yapılan referandumlar, emperyalist güçlere karşı, tüm ülkelerde, halkta bir tepkinin geliştiğini gösterdi. Burjuvazinin halk kitlelerine (krizden çıkış için, ç.n.) bir alternatif gibi göstermek istediği Birleşik Avrupa planı başarısızlığa uğradı. Kitleler 'Maastricht Avrupa'sına hayır!' Tekellerin Avrupa'sına hayır!' sloganlarında birleşerek uluslararası dayanışmaya yöneldiler.
Afrika:
10. Afrika ülkeleri yeni kapitalist ülkelerdir ve hem kapitalist gelişmenin
hem de aynı kapitalizmin gelişmesinin yetersizliklerinin sıkıntılarını
çekiyor. İMF ve Dünya Bankası'nın bu ülkelere dayattığı
yapısal düzenleme programları, ekonomik, sosyal ve politik planda ağır
sonuçlar doğuruyor.
Bu programlar, ekonomik planda bu ülkeleri istikrarsızlığa sürüklerken, Somali, Liberya, Zaire vb. ülkelerde iç patlamalara neden oluyor.
Afrika halkları ve proletaryası, bu politikaların yıkıcı sonuçlarına karşı politik ve toplumsal bir mücadele yürütüyorlar. 90'lı yıllar boyunca Benin, Togo, Mali vb. ülkelerde ayaklanma şeklinde politik ve sosyal kurtuluş hareketleri gelişti. Bu hareketleri boğmak ve yoldan çıkarmak için emperyalist güçler yerel işbirlikçileri ile birlikte, ekonomik ve politik geri kalmışlığın sonuçlarına bağlı olan bazı zayıflıklardan faydalanarak etnik ve diğer tür kavgaları kışkırtıp gerici iç savaşlara neden oldular.
Kito'da ML partilerin ortaya çıkmasına, gelişmesine ve olumlu yöndeki hareketlerine rağmen halkların örgütlenme ve bilinç düzeyi hala çok düşüktür. Birçok ülkede proletaryanın örgütlenme düzeyi çok zayıftır. Sübjektif koşullar, objektif koşulların gerisinde kalmıştır.
Afrika kıtasında ve Arap dünyasında, onların, zenginliklerine ve stratejik konumlarına göz diken emperyalist güçler ve gerici burjuvazi, halkın bilinçlenmesi ve örgütlenmesini frenlemek için siyonizm ve dinci gericilikten faydalandı.
Tunus gibi bir ülkede, Tunus halkı ve proletaryası hem Destour'un faşizmine hem de dinci faşizme karşı mücadele ediyor. ABD ve diğer emperyalist güçlerce desteklenen siyonist Israil, uzlaşmaz ve küstah tutumuyla özellikle Arap dünyası ve tüm bölge için bir savaş, istikrarsızlık ve baskı unsuru teşkil ediyor.
Latin Amerika:
11. Kuzey Amerika emperyalizminin arka bahçesi olan Latin Amerika da
emperyalizmin genel krizinin sarsıntılarını hissediyor. Dünya
Bankası ve IMF tarafından neoliberalizmin dayatılmasıyla dış
borçların sürekli artışı, doğal kaynakların
talanı, işçi sınıfının aşırı sömürüsü
ve üretken olmayan alanlara yapılan harcamaların yükünün halkın
sırtına yıkılması ile kapitalist kriz, tüm
belirtileriyle kendini gösteriyor. Ekonomik durgunluk, işsizlik ve
enflasyon ve sanayinin yokedilmesi, emperyalistlerce ulusal bağımsızlıkların
çiğnenmesi, temel tüketim maddelerinin ve hizmetlerin fiyatlarının
artışı, büyük çoğunluğu yoksulluk içinde yaşayan
halk kitlelerinin daha da yoksullaşmasına yol açtı. Rüşvet,
politik ve sosyal belirsizlik, Latin Amerika'daki durumu karakterize eden özelliklerdir.
Son zamanlarda, halk düşmanlığı ve emperyalizme uşaklık, burjuvazi tarafından yasallaştırılıp insan hakları ayaklar altına alınırken, demokrasi emperyalizmin bir sloganı haline geldi. Politik ve sendikal hakların kısıtlanması, tüm Güney Amerika ülkelerinin ortak özelliğidir. Latin Amerika'da emperyalizmin krizi ve anti-komünist saldırılar doğrudan doğruya sosyal demokrasi, revizyonizm ve oportunizmi vurdu. Bunlar, burjuvazi ve emperyalizm tarafından başlatılan sosyal barış ve uyuşma politikalarına kapılıp zayıflayan ve bölünen krizdeki politk güçlerdir. Fakat yine de halk hareketi üzerinde belli bir etkiye sahip olduklarından, devrimci hareket için tehlike olmaya devam ediyorlar.
Latin Amerika'da işçi ve halk hareketi giderek uyanıyor. Memurların, işçilerin ve öğretmenlerin grevleri, güçlü köylü hareketleri, giderek politik hayata katılan yerlilerin ve halkın uyanışı, IMF'nin politikalarına ve dayatmalarına karşı mücadeleye kitlelerin daha aktif katılımı, burjuva iktidarın yolsuzluklarına karşı mücadele, giderek güç ve perspektif kazanan kitle hareketinin bazı örnekleridir.
Uğradığı başarısızlıklara rağmen silahlı mücadele, halk iktidarının zaferi, devrim ve soyalizm için hala geçerli bir yoldur.
Bazı Latin Amerika ülkelerinde ML oluşumların varlığı, halkın ve işçilerin mücadele geleneği, devrimci hareket için yol ve çizgi arayışıyla değişik devrimci grupların biraraya gelmesi, anti-emperyalist güçlerin giderek gelişmesine ve proletaryanın sosyal devrim sürecine katılışını sağlayacaktır.
Görevlerimiz:
Kapitalizmin güncel krizinin giderek derinleşmesi ve yayılması
karşısında komünistler, devrimciler, işçiler ve halk,
toplumsal devrimin örgütlenmesinin biraz daha ilerlemesine olanak sağlayacak
somut öneriler öne sürmelidir.
Krizin şiddeti ve saldırılar, esas olarak işçi sınıfı ve halklar tarafından hissediliyor. Kriz, emperyalizmin çelişkilerini derinleştirerek devrimin objektif koşullarını olgunlaştırıyor. İşçi ve halk hareketinin geri çekilmesi ve anti-komünist kampanyaya rağmen, devrimin sübjektif koşullarının da gelişme eğilimine girdiği görülüyor.
Esas görevimiz, kriz koşullarında devrimi hazırlamaktır. Biz işçi sınıfı ve halklar, günlük mücadele ve çabamızı, devrim ve iktidarın ele geçirilmesi amacına kanalize etmeliyiz.
Partilerimizin tüm çabası ve çalışması devrim ve sosyalizme yöneliktir. Devrim ve sosyalizm hedeflerini, kitlelerin de hedefi ve amacı haline getirmeliyiz.
Ülkelerimizin işçi ve halk hareketini bilimsel sosyalizmle birleştirme sürecinde biz komünistlerin bugünkü görevleri şunlardır:
- İşçilerin örgütlenmesi, özgürlük ve
demokrasi bayrağını yükseltmek;
- Halkların kendi kaderini tayin hakkı ve bağımlı ülkelerin
bağımsızlığı için mücadele etmek;
- Talepleri ve hakları için işçilerin mücadelesini örgütlemek.
Her alanda, zulme, emperyalist sömürüye, diktatörlüğe ve yolsuzluklara karşı uzlaşmaz bir mücadele vermeliyiz.
Taktiğimiz, ortak talepler ve hedefler etrafında dünya işçileri ve halklarını birleştirmek, mücadele ve örgüt biçimlerini geliştirmektir. İşçi sınıfının mücadele ve örgütlenme potansiyelini küçümseyen ve görmezlikten gelenlere karşı açık polemiğe girerek işçi sınıfının belirleyici karakterinin altını çiziyoruz. Sınıf sendikacılığını güçlendirmek gerekiyor. Tek tek ülkelerdeki mücadele, mücadelenin uluslararası düzeyini yükseltirken, uluslararası mücadelenin düzeyi de tek tek ülkelerdeki mücadeleyi geliştiriyor. Uluslararası birlik ve mücadele, görevlerimizden biri olmalıdır.
Üretimin toplumsallaşması ve karın yoğunlaşması görülmedik bir seviyeye ulaştı. Emeğin sömürüsü dünyanın her noktasına kadar yaygınlaştı. Emperyalizmin gerici politikası ve kolları tüm dünyaya yayılıyor. Olaylar ve olgular, işçi sınıfının gerçek uluslararası karakterine, emperyalizme karşı birlikte mücadele için iki kat daha fazla çaba harcanması ve dünyanın bütün ülkelerinde işçiler ve halklar arasındaki dayanışmayı yükseltmek için proletarya enternasyonalizmini güçlendirme ihtiyacına işaret ediyor.
Mücadelemizde temel olarak proletaryaya kent ve kır emekçilerine yöneliyoruz. Mücadele içinde pişen ve olgunlaşan işçilerin ve köylülerin ittifakı, bağımlı ülkelerde sosyal devrimin bugününün ve geleceğinin garantisidir. Bu da, köylü kitlelerin sorunlarının ve taleplerinin, mevcut durumlarının ve perspektiflerinin dikkate alınmasını gerekli kılıyor.
Partilerimiz, devrimci harekete kazanmak ve sınıf mücadelesinin bir bileşeni haline getirmek için, kır ve kentin genç işçileri ve öğrenciler içinde faaliyete özel önem veriyor. Gençlik her zaman çok önemli bir rol oynar, (onu kazanma, ç.n.) görevini yerine getirebilmek için alternatifler ve yöntemler formüle etmeliyiz.
Büyük kentlerin banliyölerinde, içiçe ve sıkışık durumda yaşayan halk tabakaları, bugün sosyal mücadelede büyük bir önem arzediyor. Ekonomik ve toplumsal mücadele deneyimine sahip bu tabakaların önemli talepleri bulunuyor. Devrimin toplumsal bileşenlerinden biri olan bu tabakalar, partilerimizin dikkatlerini yöneltmesi gereken alanlardan biridir.
Kitlelerin kendiliğinden mücadelesini dikkate almalı ve günlük hareketlerine katılmalıyız. İktidar mücadelesine katkısı olan günlük talepler için mücadelede başarıya ulaşmak için işçi sınıfının doğrudan mücadelesi kadar, ulusal ve uluslararası planda yasal boşlukların kullanılması da iyi araçlardır.
Partilerimizin etki alanını genişletmek ve politikalarımızı geliştirmek için, tek tek ülkelerde ve uluslararası planda gelişen her işçi ve halk eylemine katılmalıyız. Bu amaçla, partilerimiz arasında koordinasyonu geliştirmeliyiz. Gerici ve ilerici güçler arasındaki ayrımı çizecek, ezilenlerin gücünü gösterecek, emperyalizme karşı direnen tüm güçleri birleştirebilecek, halk için umut olabilecek politik alternatifin yolunu açmalıyız. Anti-emperyalist bir cephenin kurulması çabası aracılığıyla işçilerin ve halkların anti-emperyalist bilinç seviyesini yükseltmeye çalışmalıyız. Özgürlüklerin savunulması, insan hakları için, zorbalığa gericiliğe ve diktatörlüğe karşı mücadeleye diğer politik ve toplumsal grupları da katabilmenin kaygısını taşımalıyız. Bu gruplar, ilerici ve demokratik cephe içinde dönüştürülebilirler. Ortak amaçları hayata geçirmek için, mücadele ve örgüt biçimlerini tartışmak amacıyla, üretim ya da faaliyet alanlarına göre bölgesel ya da uluslararası çapta işçi toplantıları düzenlemeliyiz. Halk kitleleri içinde devrimci alternatifleri benimsetmek için, her alanda büyük bir ideolojik mücadeleye girişmek partilerimizin görevidir. Sosyalizm ve devrim ideali, bu ideolojik saldırının temel çekirdeğini oluşturmalıdır. Faşizme ve gericiliğe karşı her an ideolojik mücadele yürütmeli, değişik revizyonist ve oportunist akımların etkisini kırmalıyız. Marksizm-leninizmin savunulması temelinde politik önerilerimiz ve formülasyonlarımızı netleştirmek için, bu mücadelede çabamız, teorik gelişmeye, marksizm-leninizmin zenginleştirilmesine, yaşanan geriye dönüşler ve sosyalizmin deneyimlerinin güncelleştirilmesine katkı sağlamalıdır.
Burjuvazi ve emperyalizm ile sınıf işbirliği ve barışına karşı mücadele ilanı, işçi aristokrasisi ve sendika bürokrasisine, sosyal demokrasi, revizyonizm ve oportunizme karşı mücadele ilanı, çalışmamızın ayrılmaz bir parçasıdır.
Emperyalizm ve kapitalizmin saldırılarına karşı işçi sınıfının giriştiği mücadele, proletaryanın deneyimlerini arttıracaktır. Bu mücadelenin ateşi içinde kendi doğal çevrelerinde kök salmış, işçi sınıfının genel çıkarları için mücadele eden sendikaların yeni önderleri, proletaryanın yeni politikacıları öne çıkar. İşçi sınıfının genel hareketi aynı zamanda proletaryaya, marksizme sempati duyan ilerici aydınları etkileme olanağı sağlar. Bizzat mevcut koşullar, partilerimizin genişlemesi, yeniden örgütlenmesi, yenilenmesi ve hareketin başına geçmesi için, mücadele içinde pişmiş en iyi işçi unsurların partilerimize kazanılmasını sağlıyor.
Sermayeye, burjuvaziye ve emperyalizmin politikalarına karşı mücadele için, genel hatlarıyla şunları öneriyoruz:
- Emperyalizme ve onun savaş hazırlıklarına,
halkların boyunduruk altına alınmasına karşı
ulusal bağımsızlık ve ulusların kendi kaderini tayin
hakkı için, dış borçlar ve etkilerine karşı mücadele
bayrağını yükseltmek; Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!
-Emperyalistler tarafından dayatılan politikalara ve ekonomik önlemlere
karşı koymak için:
- İşçi hakları için, örgütlenme hakkı, iş güvenliği,
ortak anlaşmalara uyulması, grev hakkı, işçilerin sosyal
kazanımları ve sigortalarının korunması için mücadele
etmek,
- Devletin sosyal sigortalarının ve üretici kuruluşların özelleştirilmesine
karşı mücadele etmek.
- Ekonominin doğal ve stratejik kaynaklarının yerli ve yabancı
tekellere peşkeş çekilmesini önlemek için, işçilerin ve halkın
gözü bunların üzerinde olmalıdır. Sosyal yardımlaşma
ve dayanışma bütçesi artırılırken savunma bütçesi
azaltılmalıdır. Ücretlerin yükseltilmesi ve temel tüketim
mallarının fiyatlarının kontrol altına alınması
için mücadele edilmelidir.
- İşçilerin ve halkların devrimci, demokratik, politik mücadelesi
için, iktidarların sağa kayışı ve faşizme, işçi
ve halk düşmanı hükümetlere karşı mücadele, proletarya
ve halk kitlelerine sosyalizmin iktidar alternatifi olduğunu gösterecek
programların hayata geçirilmesi için en iyi koşulların elde
edilmesi, politik özgürlük için mücadele etmekten geçiyor.
- Devlet terörizminin yakıp yıktığı ülkelerde yaşama
ve insan haklarına saygıda ısrar etmek, bizi burjuvaziden ayıran
bir başka noktadır.
- Kapitalist sömürünün neden olduğu çevre kirlenmesine karşı,
insan ve yeryüzündeki her canlı yaşam türünü korumak için mücadele
etmeliyiz.
- Burjuva milliyetçiliğine karşı mücadele etmeli, ulusal bağımsızlık
ve halkların kendi kaderini tayin hakkını savunmalıyız.
- Ülkelerimizde devrim sürecinde önemli bir konuma sahip olan gençlik
hareketinin taleplerini savunmalı, özel taleplerini gözönüne alarak kadınların
da devrimci ve demokratik mücadeleye katılmasını sağlamalıyız.
Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Uluslararası
Konferansı
Santa Domingo, 1996