Lenin tarafından öne sürülen toplumsal sınıflar belirlemesi, başka bir çok şeyin yanısıra şunları içerir: Bu sosyal sınıfların belirli tarihsel üretim sistemindeki yerini, üretim araçlarıyla ilişkilerini ve toplumsal ürünlerin bölüşüm metodunu. Bu ifade bugün de geçerli midir? İnkar etmek zor, ama emperyalizmin modern ideologlarının geçmişteki hemcinslerini de aşarak bugün artık işçi sınıfının varolmadığını, ya da ekonomik rolünün kalkınma ve kar mekanizması için belirleyici olmaktan çıktığını iddia ettiklerini biliyoruz. Bu 'teorisyen' lerden önemli bir kısmı kendilerini 'solcu' ve hatta 'komünist' olarak ilan ediyorlar.
Bu türden bir sofizmin politik hedefi bellidir. Ama yine de burjuva ve revizyonist iktisatçılar şu marksist tezi de inkar edemezler: 'Ücretli emek, değer, para ve fiyat olmaksızın, sermaye hiçbir şey demektir.'
Proletaryanın rolünün ve hatta bizzat kendisinin varlığının inkarı özellikle batıda, toplumsal yaşamın bütün alanlarında önemli sonuçlar yaratmaktadır. Bu teori sömürüyü, sınıf mücadelesini, devrimin zorunluluğunu ve tarih öncesi insanlığını, komünizm uygarlığına taşıyacak olan proletarya diktatörlüğünün kaçınılmazlığını gizlemek - maskelemek amacıyla geliştirilmiştir.
N. Kruşçevin bizzat kendisi ve takipçileri işçi sınıfının belirleyici rolünün inkarını, sınıf işbirlikçi burjuva-reformist ve şovenist politikalarının temel direği olarak belirlemişlerdir. Batıda bu gerici teorinin özü şu kavrayışlar üzerinde yükselmektedir: Değerin ve artı değerin kaynağı artık ücretli emek değildir. Bilgisayar 'devrimi' çağında kar artık bilimsel- teknik ilerlemelerin üretime sokuluş hızının bir ürünüdür, üretim araçlarındaki devrim sadece işin biçimini değiştirmekle yetinmemiş, ama aynı zamanda emek ile sermaye arasındaki ilişkinin ekonomik özünü de değiştirmiştir. (Böylece artık çalışma süresi de üretilen zenginliğin ölçüsü olmaktan çıkmıştır) vb.
Fakat modern cambazlar bile, olguların ortaya serdiği gerçekleri çarpıtma gücüne sahip değildirler. Bugün yeryüzünde yaşayan bir milyarlık proleterler ordusu tarihin tanık olduğu en büyük ordudur.
Kapitalist üretim biçimini, tekelci mali oligarşinin egemenliğini bütün dünya çapında kurmuş olan dünya emperyalizmi, kalıcı ve çözümsüz bir genel kirize girmiştir. Bu nedenledir ki, Stalin'in şu tespiti bugün her zamankinden daha günceldir: 'Bugün tek bir bütün teşikil eden dünya emperyalist ekonomik sisteminin tümü için devrimin nesnel koşullarının varlığından söz etmeliyiz. Devrim şimdiden olgunlaşmıştır.' Enver Hoca da aynı anlama gelmek üzere şu sloganı formüle ediyordu: 'Devrim çözülmek üzere gündeme gelmiş bir sorundur.'
Lenin'in işaret ettiği emperyalizme özgü bütün eğilimler, bugün azami derecesine varmıştır. 'Globalleşme' de, 'İnformatizasyon' da, uluslararası tekelci mali sermayenin egemenliğinin en üst derecede ifadesinden başka birşey değildir.
Brejnevci sosyal emperyalizmin iflası, emperyalizmin tam da 'globalleşme' denen saldırısı için zemin hazırladı. Bu, mali sermayenin ve azami kar yasasının liberalizme (paranın, sermayenin, metaların ve iş gücünün serbest dolaşımı) bulanmış vahşi saldırısıdır.
Marx ve Engels bu globalleşme eğilimini Komünist Parti Manifestosu'nda açıklıyorlardı. Bugün tarih muazzam bir derinlik ve etki ile, ama aynı zamanda yeni sonuçlara yol açarak tekerrür ediyor. Çok uluslu ve ulus-devletler krize giriyor; uslararası işbölümü bazı kıtaları toptan açlığa mahkum ediyor; üretici ve bilimsel-teknik temel, sermayenin ve bilginin birkaç ülke elinde birikmesi ve diğerlerinin dıştalanması yoluyla daralıyor; emperyalistler arası rekabet yoğunlaşıyor ve eski güçlerin hegemonyası tehlikeye düşüyor.
Ekonomik planda liberalizm, sosyal devleti (sağlık, emeklilik, eğitim vb.) tasfiye ediyor. İş piyasasının esnekleştirilmesi ve part-time çalışma yoluyla ücretler budanıyor, iş güvencesi ortadan kaldırılıyor ve ücretler karın bir yan ürünü derekesine düşürülüyor, sanayileşmiş ülkelerde işsizler kitlesi yığılırken geri ülkelerde sefalet ücretiyle çalıştırılan bir 'işsiz olmayan işsizler' topluluğu yaratılıyor. Mali sermayenin sınırsız iktidarı ve kamu borçları batağı, revizyonizmin ve sosyal demokrasinin bütün illüzyonlarını yerle bir etmektedir. Sanayileşmiş ileri ülkelerde bile, ümitsizce ve çıkmaza götürdüğü belli olan planlara bel bağlanmak zorunda kalınmaktadır.
Amerika'da Clinton, gerçek ücretlerin arttığı ve işsizliğin düştüğü yalanına sarılırken, kalifiye olmayan işçilerin ücretleri son yirmi üç yılda yüzde 13 oranında düştü ve işgücünün üçte biri ya işsiz, ya da yarım günlük işlerde çalışıyor ve günübirlik yaşamaya mahkum edilmiş durumdadır.
Sosyal kutuplaşma dünya ölçeğine yayılmış ve metropollerin orta sınıflarının büyük kesimleri yoksulluğa sürüklenmişlerdir. Kafa emeği ile kol emeği arasındaki karşıtlık dramatik boyutlara varmıştır. Bu durum bir taraftan bilimsel teknik gelişimin önünü tıkarken, öte yandan da halkları ve ulusları kültürsüzlüğe ve kozmopolit kültürler karşısında tam bir bağımlılığa sürüklemektedir.
Yeni üretim süreçleri işçi sınıfını, mesleki yeteneklerinin önemli bir bölümünü yitirmeye zorlamıştır. Kötü iş koşulları ve maddi sefaletle atbaşı olarak gerçekleşen bu olgu, emperyalizmin üretici güçleri, gezegenimizin zenginliklerini ve bizzat yaşamın kendisini tahrip ettiğinin tek göstergesi de değildir. Emperyalizm, sermaye ve meta ihracı demektir. Yabancı sermaye tarafından finanse edilen üretim, işgücünün ucuz olduğu alanlara akmakta ve köy ekonomisini tahrip etmektedir. Büyük şehirlerin kenar semtleri işsiz kaynamaktadır.
Burjuvazi ve onun aydınları, kapitalist sistemin sonunun geldiğini biliyorlar. Ama ebedi orman kanunlarıyla yönetilmeyen daha üstün bir uygarlığın gerçekleşebileceğine inanmak istemiyorlar. 'Endizm' teorisi (herşeyin sonu) her tarafı kaplamış durumda. Tarihin sonu, ideolojilerin sonu, çalışmanın sonu, politikanın, devletin, sanatın, bilimin, ailenin, insanlığın, dünyanın vb. sonu. Gerçekte ise ölen, kendi iç çatışmaları tarafından tahrip edilmekte olan kapitalizmin kendisidir.
Kapitalist emperyalizm demokratik özgürlükleri de tahrip etmektedir. Ki tarihsel olarak burjuvazinin kazınımı olan bu özgürlükler, proleteryanın devrimci mücadelesi açısından yetersizdirler. Bugün özgürlük ve demokrasi, birer talep olarak, proleterya hareketinin üst bir aşamaya sıçradığı bir andan itibaren başka bir içeriğe bürünmüştürler.
Peki burjuva ideologlarının bizzat kendileri tarafından bile eleştiri konusu edilen bu trajik gerçek karşısında, ilerlemenin, radikal değişikliklerin yolu nedir? Yeni bir ortaçağı, yerel ve dünya çapındaki savaşları, soykırımları, sefaleti, ırkçılığı, milliyetçiliği, moral ve kültürel çöküşü, yozlaşmayı engelleyecek toplumsal güç kimdir? Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, ekonomide anahtar rolü elinde tutan ve ilerlemeden yana olan tek devrimci güç proletaryadır ve hala öyle olmaya devam etmektedir. Fakat bu sınıfın bugünkü koşullarda kendi tarihsel fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için bazı şartların olgunlaşması gerekiyor:
- Marksizm- Leninizmin bilimsel özünü, en başta da oportünizmin, revizyonizmin ve onların iktidardaki biçimlerinin anlaşılmasına eserleriyle büyük ve hala güncelliğini koruyan katkılarıda bulunmuş olan Stalin ve Enver Hoca'nın öğretilerinin içselleştirilmesi.
- Marksist- Leninist teorinin geliştirilmesi. Emperyalizmin yeni sömürü ve egemenlik biçimlerinin tahlili, mali sermayenin ve uluslararası tekellerin gelişiminin irdelenmesi, eski ve yeni emperyalist güçlerin bölgesel, politik ve askeri stratejilerinin, emperyalist ekonomik politikaların yeni gelişmeler ışığında tahlil edilmesi.
- Burjuva siyasi demokrasisinin krizi, bilimin kullanılması, 'sol' partilerin ve sendikaların tekellere bağlanma metodlarının incelenmesi ve açığa çıkarılması.
- Ulusal ve uluslararası planda sınıf tahlilinin güncelleştirilmesi; başta işçi sınıfıyla aynı kötü yaşam koşullarını paylaşan yoksul köylülerin ve onlarla hemen hemen aynı toplumsal ağırlığa sahip bir konuma gelen kentlerin yoksul ve işsiz emekçilerinin durumlarının ortaya konması; proleteryanın geniş alt tabakalarının üretim dışına itilerek deklase konuma düşürülmesi durumunun açıklanması.
- Birleşik proleter cephe ve birleşik demokratik cephe politikaları temelinde, geniş emekçi kitleleri birleştirecek örgütlenmelerin yaratılması.
- Kitlelerin bulunduğu her yerde stratejinin hedeflerini günlük hayatta gerçekleştirmek üzere (özünden saptırmadan) gerekli taktik esnekliğin gösterilmesi.
- Bir taraftan reformist, gerici ve muhafazakar sendika merkezlerinde bürokrasiyi tecrit edecek, emekçileri anti-kapitalist hedeflere seferber edecek bir çalışma yürütürken, öte yandan da kitlelerin onayını alarak sınıf sendikalarının yaratılması.
- Ama hepsinden de önemlisi, proleteryanın leninist partisinin varlığıdır. Sınıfın en iyi unsurlarını birleştirecek öncü bir parti, sınıf savaşçısı, mücadelenin her biçimine ve ilerleme - gerileme dönemlerine adapte olabilen bir parti. Ülke çapında fabrikalarda bir ağ gibi örülmüş, teorik planda monolitik, sınıfa bağlanmış önderlere sahip bir kitle partisi. Demir disipline sahip, kuvvetle merkezileşmiş ve demokratik, yani kısacası Stalin'in bize öğrettiği gibi bolşevik bir parti. Stalin'in ölümünden önce ve sonraki son on yılların tarihi bize, parti içinde ortaya çıkabilecek ve hatta hakimiyet kurabilecek küçük burjuva devrimci 'teorilere' karşı mücadelenin ne denli hayati öneme sahip olduğunu büyük bir açıklıkla göstermiş bulunuyor.
Eğer yenilgimizin temel nedenlerini birkaç kelime ile açıklamak gerekirse; bunun başta gelen sebebinin, hareketimizin yönetiminin proleteryaya yabancı sınıfların ve tabakaların ideolojisi tarafından tahrip edilmesi olduğunu söylememiz gerekir. Sovyetler Birliği'nde Bogdanov- Buharin- Yarochenko- Kruşçev akımı, Çin'de Mao Ze Dung düşüncesi, İtalya'da Buharinci Togliatti çizgisi bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak; mali sermayenin genel krizinin ürünü olan ekonominin 'globalleşmesi', proleteryanın ve halkların birliğini, yeni bir enternasyonalizmi zorunlu kılmaktadır:
- Bütünlüklü bir strateji, Marx, Engels, Lenin ve Stalin'in öğretilerinin tahrif edilmeden benimsenmesi.
- Her ülkenin işçi partisini, emperyalizmi ezecek devrimci bir ordunun bölüklerine dönüştürecek olan bir genel çizgi. Bu olmadıkça gericiliğin genel stratejisi daha uzun bir süre egemen olmaya devam edecektir.
- Sadece, kitleleri seferber etme yeteniğine sahip politik ve ideolojik bir alternatif, felaketleri önleyebilir, emperyalist saldırganlığa son verebilir ve oportünizmi tecrit edebilir.
Burjuva demokrasisinin krizi ve kapitalizmin uluslararası gelişimi, daha ileri politik önermelerde bulunmamızı zorunlu kılmaktadır. 'Endizm' in karşısında kitleleri harekete geçirebilecek tek doğru yol olarak proletarya diktatörlüğünün komünist hedeflerini somut olarak geliştirmeli ve açıklamalıyız.
Komünist özgürlük ideallerinden, sosyal eşitlik isteminden ve halkların ve ulusların özlemlerinden hareketledir ki, komünist hareket egemenliğini yeniden tesis edebilecektir. Nesnel koşullar bizden yana. Dünyanın bir çok köşesinde aralıksız toplumsal çatışmalar patlak verecektir. Halkların ve işçilerin isyanının ulusal burjuvaziler ya da rekabet içerisindeki emperyalist kuvvetlerce yedeklenmesine izin vermemeliyiz.
İşçi sınıfı, yeni bir dünyanın yaratıcısıdır ve öyle de kalacaktır. Yeni bir hümanizm ve kültürel-sahlaki yeniden doğuş (rönesans), onun ideolojisi temelinde gerçekleşecektir.
Haydi, sınıf mücadelesinin barikatlarına!
Gelecek yüzyıl proleter komünist devrimin yüzyılı olacaktır!
Ubaldo Buttafava
Merkez Komitesi Birinci Sekreteri
İtalya Proletaryasının Komünist Partisini İnşa Örgütü