BENİN


DOMİNİK KONFERANSI'NA KOORDİNASYON KOMİTESİ TARAFINDAN SUNULAN
METİN ÜZERİNE GÖZLEM VE ÖNERİLER

I.'Birinci ve İkinci Uluslararası Konferans arası dönemde yürütülen faaliyetlerin değerlendirilmesi' başlıklı ve Eylül 1995 tarihli yazıda Koordinasyon Komitesi, 'işçi hareketinin durumu ve marksist-leninist partilerin taktik görevleri' üzerine bir döküman hazırlanmasını öneriyordu. Öneri, kendi başına oldukça yerindedir. Haziran 96'da işe girişildi ve taslak metin bize de iletildi. Anladığımız kadarıyla ve komitenin kendisinin de belirttiği gibi, partilerin bölge toplantılarında yapılan tahliller dökümana temel teşkil etti. Akla, uygulanan metodun uygun olup olmadığı geliyor. Zannediyoruz daha 1995'te komitenin elinde 'Bandera Roja' tarafından hazırlanmış metin bulunuyordu. Bu çalışma kuşkusuz önemli eksiklikler taşımakta ve hazırlanacak taslak için yetersiz kalmaktaydı. Bu durumda geriye, değişik partilerin tahlillerinden bir sentez çıkarmak kalıyordu. Buradan kalkarak hazırlanmış bir taslak ise, ister istemez uyumsuzlukları ve tutarsızlıkları içinde taşıyacaktı. Burada bunlara tek tek değinmenin bir yararı olmayacağını düşünüyoruz. Ancak, çokça olduğunu belirtmek gerekir: Yapılan tahlil içerisinde bazen sonuçlar, neden yerine konuyor. Metnin tümü üzerinde durmayacağımız için, belirlenen bazı taktik görevlere ilişkin genel düşüncelerimizi belirtelim. Öncelikle, bir bütün olarak neyi hedeflediği belirgin değildir. İkinci olarak, gelişmiş kapitalist ülkelerin komünist partilerine düşen görevler ve onu, geri ülkelerin ve eski sosyalist ülkelerin partilerine düşen görevlerden ayırt eden noktalar açık değildir. Partilerin bir kısmı illegal kalmaya devam ederken, bazı partiler legal mücadele olanakları elde ettiler ve tümüne bu aşamada aynı görevlerin yüklenmesi imkanı yoktur. Ortaya çıkan metnin temel eksikliği, konferansın uluslararası karakterini unutmuş olmasıdır.

II.
Dünya proleter devriminin ve sınıf mücadelesinin genel prensiplerini özetleyen Quito Komünist Deklarasyonu'ndan (Ağustos 1994) sonra, yapılması gereken ilk şey, ML parti ve örgütlerin bu prensipleri gerçekten kavradıkları ve özümsedikleri konusunda emin olmak, mevcut duruma denk düşen bir denetim mekanizması çerçevesinde uygulamaya girişmeye hazır olup olmadıklarını tespit etmekti. Bu olmaksızın hazırlanacak bir taktik görevler listesinin herhangi bir anlamı yoktur ve uygulanacağı konusunda asgari bir garanti olmadan taktik görevler belirlemek, harekete oldukça zarar verecektir.

'Uluslararası Komünist Hareket: hedefler, ilkeler, metod ve görevler' (genel görevler anlaşılsın) başlıklı döküman, Benin Komünist Partisi'nin ilkeler ve metod üzerine hatırlatmaları içeren bir katkısıdır. Bu dökümanın, partilere enternasyonalist görevlerini hatırlatmak maksadıyla uluslararası proletarya saflarında dağıtılmasını zorunlu görüyoruz. Gerçekten marksist-leninist tutumda ısrar eden partiler, partiler arasında eleştiri-özeleştiri temeline oturan bir karşılıklı denetimin gerekliliğini doğal olarak göreceklerdir. Yok değilse, konferans içerisinde alınacak olan tedbirler keyfi olacak ve konferans, proletaryaya ve diğer emekçilere seslenme hakkını kendinde bulamayacaktır. Her halükarda, belirtilen bu metod ve ilkelerle hareket edildiğinde, bugün başka gruplaşmalar içerisinde bulunan partilerin, yarın Uluslararası Konferans'a yaklaşmayacakları ve dahil olmayacaklarını düşünmek doğru olmayacaktır. Burada söz konusu edilen şey, bugünkü haliyle şu veya bu parti hakkında hayal beslemek değildir. Fakat proleter kitlelerin ve diğer emekçilerin, kendilerini temsil eden partiler üzerinde yaratacakları baskıyı da küçümsememek gerekiyor. Bu partilerdeki komünistlerin, ilke ve metod mücadelesini kendi partileri içerisinde yürütmeleri, arzu edilen bir durumdur. Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Uluslararası Konferansı'nın güvenilirliği biraz da buna bağlıdır. Unutulmamalıdır ki, revizyonist olsun veya olmasın, eski partilerin sahip oldukları birikim, genel olarak genç partilerde yoktur.

Peki hatırlatılan ilkeler, pratik planda ne anlama gelmektedir? Quito Deklarasyonu'nda, Komünist Manifesto'nun şu meşhur cümlesi tekrarlanıyor: 'Komünistler asla fikir ve hedeflerini gizlemezler. Hedeflerine, eski toplumsal düzenin ancak şiddet yoluyla devrilmesiyle varacaklarını açıkça ilan ederler. Varsın, yönetici sınıflar komünist devrim fikri karşısında titresinler, proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecekleri birşeyleri yoktur. Ama kazanacakları bir dünya var.'

Ortak taktikten bahsedilen yerde, ortak örgütlenmeden de bahsedilmiş demektir. Ve burada söz konusu olan, proletaryanın dünya çapındaki örgütüdür. ML Parti ve Örgütler Uluslararası Konferansı, ne hedeflerini ne de tasarılarını gizlemelidir. Faaliyetini uluslararası planda yürüten Konferans, dünya proleter devriminin olabilecek en acısız biçimde başarıya ulaşması için çalışmaktadır. Her enternasyonalın hedefi, dünya proleter devrimidir. Belirli bir enternasyonalın başka tarihsel bir görevi yerine getirmiş olması, sorunun özünü ortadan kaldırmamaktadır. Süreç içerisinde temel ilkeler daha belirginleşti ve daha operasyonel duruma geldiler. III. Enternasyonal'in II. kongresinden bu yana Komünist enternasyonalin temel ilkeleri şunlardır: Proletarya diktatörlüğü ve sovyet iktidarı, yani dünya proleter devrimi.

'Birlik ve Mücadele' dergisinin 2. sayısında yeralan Ekvator ML Komünist Partisi'nin yazısında Lenin'den şöyle bir alıntı yapılıyor: 'Devrim yapılmaz, örgütlenir'. Partimizin henüz genç olduğu dönemlerde, devrim yapmak deyimini kullanarak aynı hatayı bizim de işlediğimizi itiraf etmek gerekiyor. Hemen ardından da, devrimi kitleler yapar, parti de onlara bilinç taşır diye ekleme yapar ve kavramları gerçek anlamlarına biraz daha yakın kullanmaya çalışırdık. Hatalar yapmadan ustalaşmak da mümkün değil. Önemli olan, bulanık ve belirsiz olandan, belirgin olana doğru ilerlemesini bilmektir. Bizim buradan çıkardığımız şey şudur: Uluslararası Konferans'ın önünde; dünya proleter devrimini, dünya sovyetler cumhuriyetini ve proletarya diktatörlüğünü örgütlemek görevi durmaktadır.

Genel görevler dendiğinde yüklenilen sorumluluklar nelerdir? Bu soruya, Lenin'den alıntılar yaparak genel yanıtlar vereceğiz.

III.
Komünizmin birinci aşaması olan sosyalizmin kapitalizm üzerindeki zaferi, gerçekten devrimci tek sınıf olan proletaryadan şu üç görevin yerine getirilmesini talep eder.

Birinci görev: Sömürücüleri ve ilk önce de gelişmiş ülkelerin büyük burjuvazisini, geri ülkelerin büyük burjuvazisini ve emperyalizmi, sömürücülerin başlıca politik ve ekonomik temsilcilerini devirmek, mutlak bir yenilgiye uğratmak, direnişlerini ezmek; hangi biçimde olursa olsun yeniden emperyalist hegemonyayı, sermaye egemenliğini ve ücretli köleliği yeniden restore etme imkanlarını ortadan kaldırmak.

İkinci görev: Sadece proletaryayı ya da onun ezici bir çoğunluğunu değil, sermayenin sömürdüğü geniş emekçi kitleleri de proletaryanın devrimci öncüsünün ve komünist partisinin etrafında ve yönetiminde birleştirmek, eğitmek, örgütlemek, sömürücülere karşı kararlılıkla ve fedakarlıkla yürütülen mücadelenin ateşi içerisinde disipline etmek. Bütün kapitalist ülkelerin nüfusunun çoğunluğunu oluşturan bu kesimleri burjuvaziden bağımsızlaştırmak ve kendi deneyleri temelinde proletaryanın ve onun devrimci öncüsünün yönetici rolüne güveni sağlamak.

Üçüncü görev: Hala bütün ülkelerde nüfusun önemli bir kesimini oluşturan tarım, sanayi ve ticaretteki küçük patronların (esnafların), burjuvazi ile proletarya, liberal ve burjuva demokrasisi ile sovyet iktidarı arasındaki tereddütlerini etkisiz kılmak ya da nötralize etmek.

Ve Lenin proletaryanın strateji ve taktiğinin bir parçası olarak şu önemli belirleme ile devam eder: 'Bu görevlerden birinci ve ikincisi, hem sömürücülere ve hem de sömürülenlere ayrı, özel bir yaklaşımı gerektiren bağımsız görevlerdir. İçüncüsü, ilk ikisinden kaynaklanır ve ilk iki görevin esnek ve usta bir kombinasyonunu zorunlu kılar.'

Ve devamla, işçi sınıfı partisinin öncü ve eğitici rolü, proletarya ve emekçilerin saflarında sosyalizmin inşasının pratik deneyleri ve eğitimin gerçekleştiği yer olarak Sovyet'lerin rolü üzerinde ısrarla durur.

IV.
Karşımızda, tespit edilmesi ve kaçınılması zorunlu olan iki tehlike var.

Birincisi, konferanslarımızın turistik geziler için ya da uluslararası bir örgütün ardına sığınarak kendi ülkesinde komünist sıfatını elde etmek için vesile olması tehlikesidir. Bütün bu söylenenlerle birlikte değerlendirildiğinde, bizce az ve öz olması tercih edilir. Ve bu nedenle de biz her dönemde metinlerde (iç yayınlar da dahil olmak üzere parti yayınlarında) ve mücadele alanında sınanabilecek niteliğe özel bir önem verdik. Burjuvazinin haklı olarak, sözde komünistlerden ve örgütlerinden korkmadığını, onları hor görüp küçümsediğini bilmemiz gerekiyor. Bizim örgütümüz, emekçi kitleler üzerindeki büyük etki gücü ve otoritesi ile farklılığını göstermek zorundadır. Bu özelliklere de, başka şeylerin yanısıra hareketin mensubu olan partilerin enternasyonalist literatürü, kendi ülkelerinde açık ve yaygın olarak dağıtmasıyla varılır. Yok değilse, -aslında sovyetik fikirlere ilgisiz olmayan- geniş emekçi kitleler, burjuvaziye ve sahte komünistlere yem edilmiş olacaktır. Burada sözkonusu olan, her partinin durumuna göre nüanslar arzeden ve burjuva-revizyonist ideolojiler karşısında şu veya bu şekilde ezilmek anlamına gelen bir sağ tehlikedir.

İkincisi ise, sahte komünistleri küçümseyen ve halk kitlelerini parti çizgisi etrafında birleştirecek yöntemleri bulamayan anlayışın teşkil ettiği tehlikedir. Açıkça ve herkes önünde parti örgütü ve onun temsilcileri olarak, komünist olduğunu ilan edecek imkanları yaratmak demek; nerede bulunurlarsa bulunsunlar proleterlere ve diğer emekçilere seslenme olanaklarını arttırmak, gerektiğinde ve ilkelerle oynamadan uzlaşmalara gitmek, örgütleri tarafından alıklaştırılmış proleterlerin bizi dinlediklerinden emin olarak, revizyonistlerin strateji ve taktiklerine karşı açıkça mücadele imkanları yaratmak demektir. Burada sözkonusu olan, yeteneksizliktir ve bu türden 'sol' bir pratiğin temelinde yatan şey, açık mücadeleden korkudur.

Halbuki, ML doktrinden hareketle güncel ve canlı gerçekler üzerinde yükselen marksist analize ve onun yaygınlaştırılmasına, hareket bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. İnisiyatifi burjuvazinin elinden almak ve teori alanında onun üzerinde zafer kazanmak gerekmektedir. İnşa halindeki uluslararası örgütün mutlaka başarması gereken ve başarıldığında kendisine, ihtiyaç duyduğu otoriteyi kazandıracak önemli hedeflerinden biri budur. Dünya Sovyet Cumhuriyeti'nin kurulması gibi enternasyonalist bir hedef gütmeden, emperyalizmin global stratejisinin güçlerini, belirli emperyalist kuvvetlerin stratejilerini, proletaryanın ve müttefiklerinin gücünü, ara güçleri vb. içeren ve halihazırdaki bütün kuvvetleri hesaba katan bir strateji ve taktik izlemenin; proletaryanın ve onun öncüsünün inisiyatifi yeniden ele geçirebilmesi için zorunlu olan teorik görevlerin tam olarak tespit edilmesinin; Komün ve onun devamı olan Sovyet deneylerinden gerekli dersleri çıkarmanın; devrimciler örgütünün metod ve yasalarını özenle irdeleme ve geliştirmenin imkanı yoktur.

V.
Metoda ilişkin olarak burada hatırlatılanları kısaca özetleyecek olursak; proletarya örgütleri, sözkonusu olanın, iki karşıt sınıf yani burjuvazi ile proletarya ve onun coğrafi cephelere göre değişkenlik arzeden müttefikleri arasındaki ampirik bir mücadele olduğunu gözönünde tutarak, güncel ve canlı harekete müdahale etmelidirler. Proletaryanın hedeflerini ve genel stratejisini belirleyerek, acil eylemler için güncel taktikler geliştirebilir ve proletarya diktatörlüğü ve dünya sovyet cumhuriyetinin inşası temel hedefine ulaşıncaya kadar devrimci mücadele olanaklarını arttıracak kısmi başarılarla nihai hedefe doğru ilerleyebilirler.

Sunulan metinde, hedefler ve araçlara ilişkin literatürde bir bulanıklık ve bu genel metodun genel bir unutuluşunu tesbit ediyoruz. Yazımızın üçüncü bölümü, Lenin'in kaleminden bu sorunlara nasıl yaklaşılması gerektiğini ortaya koyuyor.

Bu karışıklık ve bulanıklıkları çözmenin kolay bir iş olmadığını biliyoruz. Kendi deneylerimiz, bunun yönetici ve kadrolardan büyük sabır ve sebat talep ettiğini kanıtlıyor. Partilerin bileşiminde küçük burjuva unsurun ezici çoğunluğu sorunun önemli bir yönünü teşkil ediyor. Halbuki karşımızdaki burjuvazi, şeyler arasında ayırım yapmayı çok iyi beceriyor.

Pratik politikada, sovyetizm bizi en üst derecede meşgul etmelidir. Ne yazık ki, partilerimizde bu soruna ilişkin genel bir unutkanlık var. Sovyetlerin biçimi de büyük önem taşıyor. İç biçimden bahsettik. Gerçekten de her günkü somut mücadele içerisinde bu biçimlerin oluştuğunu, devrimciler tarafından iyi gözlenmedikleri, ele alınmadıkları ve kanalize edilmedikleri için yeniden dağıldıklarını düşünüyoruz.

Bugün sovyetlerin gerçek durumuna ilişkin bilgileri sadece burjuvalardan ve genel olarak da komünizmle herhangi bir alakası bulunmayanlardan izleyebiliyoruz. Halbuki komünistler biraz çaba sarfetseler, hem herşeyi yerli yerine oturtma ve hem de daha güvenilir ve ikna edici olabilmek için gerekli materyallere sahip olabilme imkanı doğacaktır. Bu konuda, gelişmiş kapitalist ülkelerin komünistlerinden çok şey talep edilecektir; çünkü onlara çokça şey verildi.

Gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun, bir ülkede sovyetin biçimlerinden biri, devrimci kriz lehine ve sosyalizme doğru büyük bir ilerleme saglamak üzere maddileşebilir ve maddileşmelidir. Bütün ülkelerin devrimcileri bu soruna şimdiden eğilmeli, en yeni bilimsel gelişmelerden faydalanmalı ve örgütlerini burjuvazinin kuyruğuna takmadan mükemmelleştirmelidirler. Sovyetizmin unutulmuş olduğunu söyledik. Koordinasyon Komitesi'nin sentez dökümanına bakın, konuyla ilgili tek kelime bulamazsınız. Halbuki, eğer Lenin'in fikirlerinin bugün artık güncel olmadığını iddia eden yoksa, sadece doktrine iyi bir hakimiyet bizi günübirlik 'tartışmalar'dan koruyabilir ve temel meseleler üzerine düşünmeye sevkedebilir. İlkelerin gelişme derecelerine göre proletarya diktatörlüğünü ya da işçi-köylü diktatörlüğünü, sadece sovyetizmde bulmak mümkündür. Bütün ülkelerin proletaryasının savaşımında, taktik, propaganda ve ajitasyonda ve Sovyet hedefinde ortak özellikler var olmakla birlikte, nüanslara da dikkat çekmek gerekmektedir. Sömürgelerin (daha dünyada bir miktar varlar), yarı-sömürge ve bağımlı ülkelerin ve gelişmiş kapitalist ülkelerin koşulları farklı olmakla birlikte, hepsinde de Sovyetler'in inşası için çağrı görevi önümüzde durmaktadır. SSCB de dahil olmak üzere eski sosyalist ülkelerde ise yeniden inşa görevi. Ama yine de herşey, halkların önüne sloganlaştırılmış formülasyonlar koymadan önce, yapılmış olan propagandanın düzeyi ve hazırlık seviyesine bağlıdır.

Durumun detaylı ve derin bir genel tahlili ve buradan çıkan sonuçların yaygınlaştırılması yeterli olacaktır. Yok değilse, bir çok metinde bozuşturulmuş halde yer alan ve komitenin sentezine de pek bir değişiklik olmadan girmiş olan, kendi ulusal burjuvazisine karşı mücadele çağrıları, bizce kesinlikten ve kavrayıştan yoksundur. Yanılgıya kapılmayalım: Bugünkü koşullarda eğer kararlı bir sovyetizm propagandasıyla ve onu izleyen mücadeleyle birleştirilmemişse, oportünizme, reformizme ve revizyonizme karşı esaslı bir mücadeleden sözedilemez. Bilim ve teknikteki gelişmelerin analizi yapıldığında ve özel olarak da bilimsel-teknik devrimin yolaçtığı sonuçlara bakıldığında, gelişmiş ülkelerin komünist partilerinin, çoğu kez üretimdeki anarşi ve israfa dikkat çektiklerini, ama buradan bu ülkelerin proletaryasının, emekçilerinin ve geri ülkelerin halklarının taleplerine vurgu yapmadıklarını gözlemliyoruz. Daha yakından bakıldığında, bunun popülist bir yaklaşım olduğu ve bilimsel-teknik gelişmelerin, özellikle de iletişim ve organizasyon bakımından, nerede olursa olsun işçi sınıfı için de olumlu koşullar yarattığını hesaba katmadığı görülecektir.

Güncel sorunlar üzerine biraz derinlemesine bir yaklaşım, bir yandan herkesin bilimsel bilgi ve teknolojiye ulaşması için mücadelenin, öte yandan ise sovyetizmin yeniden doğuşu için mücadelenin, proleter partilerle proleter olmayanlar arasındaki gerçek bir ayırım çizgisi olduğunu ortaya koyacaktır. Bu iki hedef için mücadele, proleter hareketin geleceğini kurtaracak tek yoldur. Bunun anlaşılması ve uygulanması için mücadele, proletaryayı kaçınılmaz olarak bütün diğer eylemlerinde olanaklar bulmaya zorlayacak, değişik partilerin oluşturdukları oluşumların gerici ya da ihanetçi karakterlerini açıkça ve doğrudan ortaya serebilme ve anti-emperyalist kazanımları da koruma imkanı yaratacaktır.

Meseleye daha yakından bakıldığında, Uluslararası Konferans mensubu partilerin gerçekte anti-revizyonist, anti-reformist ve komünist partiler olmayı arzuladıklarını kabul etmek gerekir. Bunun ötesinde onu, diğer uluslararası oluşumlardan ayırt eden bir şey yok. Bize, proleter örgütün pratik ilkeleri ve sovyetizm üzerine oturan gerçek devrimci bir program gereklidir. Böyle bir organizasyona ulaşabilmek için belki daha bir müddet beklemek gerekiyor. Ama her halükarda konferansın gelecekte emekçi kitleler ve gençlik üzerindeki otoritesi buna bağlı olacaktır. Bu kolay bir görev değildir ve son onyılların alışkanlıklarının yarattığı mukavemeti yıkmayı zorunlu kılmaktadır. Alışkanlıklar, önyargıları ve proleter toplantılarında olmaması gereken güvensizlik ve rahatsızlıkları yarattı. Ampirik eleştiriyi destur edinen burjuva bilim adamları bile bizden daha iyi bir konumdalar. Halbuki, eğer doğru metoddan etkilenmelerine yardımcı olmak istiyorsak, onlara olumlu ve eğitici örnek olmak bize düşer. İkili görüşmelerdeki olumsuz tutumları gözönüne getirdiğimizde, bu konuyla ilgili olarak söylenecek çok şey olduğunu belirtmekte fayda var.

Fazlaca tekrarlar yaptığımızdan dolayı affedin bizi. Çünkü bazı konularda hassas olunması gerektiğini düşünüyoruz.

Eğer faaliyetimizi marksist-leninist metod ve ilkelerin benimsenmesine, günün önemli sorunlarının (sovyetizm ve bilimdeki en yeni gelişmeleri kullanabilen proleter örgütün inşası) pratik çözümüne yöneltebilirsek; o zaman gericiliğe ve her türden oportünizme meydan okuyacak, emekçileri ve halkları dünya proleter devrimi için örgütleyip seferber edecek uluslararası bir örgüt yaratabiliriz.

Yaşasın marksizm-leninizm!

Yaşasın bütün ülkelerin proleterlerinin birliği!

Yaşasın halklar arasında dostluk!

Benin Komünist Partisi
Politik Büro