Marksist-Leninist partilerin bazı eğilimleri üzerine:
Kore Halk Cumhuriyeti'ne karşı tutumumuz nedir?
Anti-emperyalist mücadeleyle dayanışmaya evet
diyoruz.
Ancak Kuzey Kore'de sosyalizmin varlığından sözedilemez.
Güney Kore'de öğrencilerin Kore'nin birleşmesini savunmaları ve binlerce ABD'li askerin çekilmesini istemeleri nedeniyle devlet iktidarı tarafından terörize edilmeleri ve karaya oturan Kuzey Kore denizaltısı ile ilgili olaylar, bu ülkeyi dünya kamuoyunun merkezine oturttu. Daha önce ise, Kore Halk Cumhuriyeti'nin ölen liderinin oğlu Kim Jong Il ile ilgili spekülasyonlar, büyük karmaşıklıklar içine düşmüş ve uluslararası yardım alamayan Kuzey Kore'nin çöküşünü özlemle bekleyen batı medyasınca yayılmıştı.
Kore halkı birleşmeyi istiyor
Onyıllarca ülkelerinin birleşmesi için mücadele eden bir halk karşısında
uluslararası medyanın sessiz kalması tuhaf görünüyor. Bu halk,
Kore halkıdır. 1953'te ABD'nin ülkenin bölünmesini empoze
etmesinden bu yana, Kore halkının çoğunluğu barışçıl
bir birleşmenin özlemini taşıyor. Bu özlemi bastırmak için
Güney Kore'de faşist bir diktatörlük kuruldu. Onbinlerce insan tutuklandı,
onbinlercesi polis copları ve gözyaşartıcı bombalarla saldırıya
uğradı. Pekçok kişi bu özlem uğruna yaşamını
yitirdi. Kore'nin bir ucundan diğer ucuna bir duvar örüldü. Bu duvar,
Berlin duvarından daha acımasız ve daha kalın bir duvar. Güney
Kore hükümeti ve ABD emperyalizmi tarafından inşa ettirilen bu duvar
çok iyi bir şekilde korunuyor. Bir taraftan diğer tarafa geçişlere
izin verilmiyor. Duvarın güney tarafında sık sık silah
sesleri işitiliyor. Güney hükümeti ve ABD emperyalizmi ancak bu duvarla
Kore halkının birleşme özlemini ve yakınlarını
ziyaret etme özlemini bastırabilirdi. Böylesi bir duvara ihtiyaç
duyanlar büyük bir korku taşıyor olmalılar. Berlin duvarında
insanların üzerine ateş açıldığında, insanların
Demokratik Almanya'dan Federal Almanya'ya geçmeleri engellendiğinde bu
durum medya tarafından adaletsizlik olarak görülüyordu. Bunun doğru
olduğunu düşünüyoruz. Fakat partimiz KPD, kendi halkına karşı
inşa edilmiş bu duvarı reddediyordu. Güneydeki dktatörlük ve
ABD emperyalizmi tarafından örülen Kore'deki duvar ise daha yüksek, daha
kötü, daha acımasız ve daha kanlı bir duvardır.
Kore halkının yüreğinin hangi taraf için attığını, yabancı ülkelerdeki Korelilerin tavırlarında görebilirsiniz. Onlar, ne ABD emperyalizmine dayanan diktatörlüğün baskısı, ne de Kuzey'deki hükümetin etkisi altındalar. Onlar özgürce karar verecek durumdalar. İkinci Dünya Savaşı sırasında köle olarak götürülen binlerce Koreli Japonya'da yaşıyor. Bunların yaklaşık yüzde 90'ı Kuzeyi, Kore Halk Cumhuriyeti'ni destekliyor. Bu durum Japon hükümetini ve ABD emperyalizmini kızdırıyor. Bunlar ziyaret için Kuzey'e gidiyor; oradaki aileleriyle ilişkileri var ve oraya para gönderiyorlar. Japonya pekçok kez bunu engellemenin yollarını aradı.
Neden Korelilerin çoğunluğu birleşmeden yana ve Halk Cumhuriyeti'ne karşı olumlu bir tutuma sahip? Nedeni basit: Güney'de kanlı bir diktatörlük hüküm sürüyor. Kısa bir süre önce, dünyanın her tarafında pekçok insan, birleşme özlemlerini ifade eden öğrencilerin vahşi polis saldırısı ile üniversiteden nasıl çıkarıldıklarını gördü. Aynı şekilde Kuzey Koreli yüzlerce öğrenci ve gencin Güney'e geçişi şiddetle engellendi. Doğu Almanya'dan Batı Almanya'ya geçmek isteyen insanlara engel olunduğunda, uluslararası protestolar sözkonusu oluyordu. Ve bizce bu doğruydu. Ama Kuzey Koreli insanların Güney'e geçişi Güneydeki diktatörlük tarafından şiddetle engellendiğinde, medya bunu kabul edip sessiz kalıyor.
Güney'deki diktatörlük
Özellikle Güney'deki işçiler ve alt tabaka, hiçbir sosyal sigortaya ya
da sağlık hizmetine sahip değil. Özgür sendikalara ve toplu sözleşmelere
izin verilmiyor. Sadece kapitalistler tarafından oluşturulmuş bazı
sendikalar var. Grevler polis ve ordu tarafından bastırılıyor.
Ülke, ABD emperyalizminin bir sömürgesi durumunda. Diktatörlük, halkı
ve ücret taleplerini bastırıyor. ABD tekelleri ülkeyi sömürüyor.
Alman emperyalizmi de buradaki yerini almak istiyor.
Kuzey'deki bağımsız gelişme
Öte yandan, Kuzey'deki Halk Cumhuriyeti, önce Japon emperyalizminden, ardından
da ABD emperyalizminden kurtulduktan sonra ekonomisini ve toplumu geliştirdi.
Başlangıçta, sosyalist Sovyetler Birliği'nin ve kurtarılmış
Çin'in desteğiyle, daha sonra da kendi gücüne dayanarak, Kuzey kendi bağımsız
ulusal sanayini gelişti. Tarım da kollektif bir şekilde geliştirildi.
Bu şekilde büyük sulama ve ıslah projeleri gerçekleştirildi.
Sosyal alanda da tüm halk sürekli gelişen bir eğitim aldı. Ülkenin
gelişmesine bağlı olarak kültür de geliştirildi. Bedava
tedavi hizmetleri getirildi. Çalışma hakkı ve emeklilik gibi
sosyal güvenlik hakları garanti altına alındı. Bunlar halk
için gözle görülür gelişmelerdi. Bütün dünyadaki Koreliler,
Kuzey'deki toplumun ve ekonominin bağımsız ulusal kalkınması
ile Güney'de emperyalizmin dikte ettiği kalkınma arasındaki farkı
görebiliyordu.
Almanya'daki durum açısından ise önemli bir farklılık vardır. Başlangıçta ABD emperyalizminin küçük ortağı olan Batı Almanya, daha sonra kendisi bir emperyalist güç haline geldi. Böylelikle yabancı ülkelerin sömürülmesi avantajından yararlanıp, işçi sınıfına bazı imtiyazlar verebildi (örneğin ucuz ithal mallar, dış ülkelere ucuz seyahat olanakları vb.). Batı Almanya, başlangıçta belli oranda, daha sonra ise giderek artan bir şekilde, işçi sınıfına Doğu Almanya'dakinden daha iyi yaşam standartları sunabildi. Kore ise her zaman emperyalizmin denetiminde, sömürülen bir ülke oldu. İşçi sınıfına imtiyaz olarak verilecek birşey yoktu. Ülke yağmalanmıştı ve kitleler için sadece yoksulluk vardı. Emperyalizmden kurtuluş ile birlikte Kuzey bu sömürüye son verdi. Sosyal alanda gelişmeyi mümkün kılan da buydu.
Bu sosyalizm değil mi?
Herkes için iş, eğitim, sosyal güvenlik, doğru bir şekilde
hayata geçirildiğinde sosyalizmin önemli özellikleridirler. Ancak bunlar
sosyalizmin tek özellikleri değildir. Sosyalizm bundan daha fazla bir
anlam taşır. Sosyalizmin en önemli özelliği, işçi sınıfının
hakimiyeti ve sınıfsız bir toplum mücadelesidir. Tavizler
verilebilir ve eksikler olabilir; fakat özünde işçiler iktidarda olmalı
ve ülke yaşamını onların çıkarları yönetmelidir.
Sınıfsız bir toplum mücadelesi, komünizm mücadelesi gözle görülür
olmalıdır. Bu özellik, Kore Halk Cumhuriyeti'nde gerçekleşmedi
ve gerçekleştirilmiyor. Kuzey Kore'deki hakim parti kendisini 'Emekçiler
Partisi' olarak adlandırıyor ve kendi özgün yöntemiyle sosyalizmi
kurduğunu iddia ediyor.
Bundan dört yıl önce bu partinin ideolojisini, KPD'nin teorik yayın organı 'Weg der Partei'de 'Kuzey Kore Liderliğinin Duçe İdeolojisi Marksizm-Leninizmle Uyuşmuyor' adlı makalede eleştirmiştik. Bu makaleyi tekrar özetlemek istiyoruz.
Emekçiler Partisi liderliği Marksist-Leninist olduğunu iddia ediyor. Ama aynı zamanda da Marksizm-Leninizmin yetersiz olduğunu ilan edip onu, ölen Kim İl Sung'un Duçe ideolojisi ile 'tamamlıyor'. 'Marksizm-Leninizmin klasikleri, insanın özünü 'sosyal koşulların bütünü' olarak tanımlıyor.' (Kim Jong İl, Duçe İdeolojisi Üzerine, Pyongyang, 1989, Almanca baskı, s.2) Buna karşı onlar şunu ileri sürüyor: 'Duçe ideolojisi, insanın dünyadaki konumunu ve rolünü felsefenin temel sorunu olarak görür; bu ideoloji, insanın tüm doğanın efendisi olduğu ve herşeye onun karar verdiği ilkesini ortaya koymuştur.' (age., s.2) Yani insan artık sosyal koşullar tarafından 'zincirlenmiş' değildir; tersine özgürdür ve 'tüm doğanın efendisidir'. Kim Jong İl bunun Duçe ideolojisi tarafından ortaya konmuş yeni bir düşünce olduğunu ifade ediyor. Oysa bu düşünce bize pek yeni gelmiyor. Bu düşünce Marx'tan öncesine dayanır ve kendisini 'tüm doğanın efendisi' olarak gören burjuvazinin düşüncesidir. Marksizme yapılan böylesi ideolojik eklentiler de yeni değildir. Profesör Dühring'in insanın özgür iradesinden sözedişini anımsayalım. Engels bunu yüz yıl önce reddetmişti. Özellikle bugün işçi hareketinin bir kriz ve geçici bir geri çekiliş yaşadığı bir dönemde, Marksizmi 'yenilemek' ve herşeyin kendi iradesine bağlı olduğu doğrultusunda bireyi ikna etmek isteyen böylesi 'kutsal ideolojiler' ortaya atılıyor. Örneğin Almanya'da Maoist MLPD, küçük burjuva ve proleter bilincin herşeyi belirlediği teorisini geliştirdi. Bu teorinin Duçe ideolojisine yakınlığı ortada. Bütün bu ideolojilerin bir ortak noktası var: 'Doğru' bilinçlilik konusunda karar verecek bir örneğe, yani liderlere ihtiyaç vardır. 'Devrim konusunda Duçe ideolojisinin özü, partiye ve lidere sadakattir.' (age., s.77) 'Günlük yaşamda liderin eylemleri ile uyum içinde olan fikirler ve niyetler yüksek bilince sahiptir ve ahlaklıdır; çünkü lider ideal bir şekilde halk kitlelerinin taleplerini ve çıkarlarını temsil eder. Bu nedenle, lidere bağlılık komünist ahlakın en yüksek ifadesidir.' (age., s.193)
Ancak bunun komünist ahlak olmadığı açıktır. Komünistler belli bir programa ve hedeflere sahiptir ve tüm eylemler buna göre değerlendirilir. Liderin yüceltilmesi bu hedeflere aykırıdır. Komünistler özellikle bunu ortadan kaldırmayı ister ve toplumsal güç ilişkileri hala gerekli iken bunu yapmak isterler. Kim Jong İl'den yapılan alıntılarda bundan ya da bunun geçici gerekliliğinden ve ortadan kaldırılması gereğinden hiç söz edilmez. İnsanın insan üzerinde ebedi hakimiyetini kurmak ister ve bundan övgüyle sözeder. 'Lidere sadakat' başka ne anlama gelir ki!
Duçe ideolojisi özgürleşme ideolojisi değil, yönetimde olan ve yönetimde kalmak isteyen bir tabakanın ideolojisidir. Ancak ne yazık ki elimizde Kuzey Kore'deki ekonomik ve sosyal ilişkileri iyice irdeleyecek ölçüde materyal yok. Ama her ideoloji gibi Duçe ideolojisinin de köklerini sınıf ilişkilerinde aramak zorunda olduğumuzu biliyoruz.
Kuzey Kore, sosyalizmin güçlü ve halklar için çekici olduğu bir dönemde kuruldu. O dönemde sosyalizmin güçlü ve başarılı olması nedeniyle aslında ulusal burjuvaziye yakın olmalarına rağmen ulusal hareketlerin bazı önderleri kendilerini sosyalistler olarak nitelediler. Bu nitelemeleri nedeniyle onları suçlayamayız. Onlar, o zamanlar iradi olarak ikna olmuş durumdaydılar. Verdikleri kurtuluş savaşlarıyla olumlu şeyler yapmak istediler ve çoğunlukla da yaptılar. Cezayir, Filistin ve Nikaragua'daki kurtuluş savaşlarını düşünelim. Sömürgeci boyunduruğun yokedilmesi, emperyalizmden kurtuluş, o ülke halklarının çıkarına olan gerekli adımlardı. Sosyalizmin başarısı ve güçlü oluşu kurtuluş savaşlarının önderlerini emperyalizme karşı verilen mücadelede en geniş kitleyi yanlarına alabilmek için toplumsal ilerlemeyi garanti edecekleri sözünü vermeye zorladı. Ancak burada bir noktaya dikkat çekmek istiyoruz: Toplumsal ilerlemeler ne denli büyük olurlarsa olsunlar, işçi sınıfının iktidarı ve komünizme geçiş mücadelesiyle bağlantılı değillerse sosyalizm olarak tanımlanamazlar.
Kuzey Kore'de, Stalin önderliğindeki Sovyetler Birliği'nin özel destek verişi ve emperyalizmden kurtulmuş Çin'in yakınlığıyla ulusal devrimci bir tabakanın yönetiminde emperyalizmden bağımsız ulusal bir sistemin ortaya çıktığı görülmekte. Bu tabaka emperyalizmin sürekli ve yoğun tehditlerine karşı verdiği mücadelede halkı yanına alabilmek için birçok sosyal hakkı vermek zorundaydı. Çünkü kitlelerin desteği olmaksızın bu sistem birkaç hafta bile yaşayamazdı. Başından beri 'ölüm-kalım' mücadelesi verildiği açıktı. ABD emperyalizmi, burjuva içerikli dahi olsalar tüm ulusal devrimleri ya yoketmiş ya da yokettirmişti. Örneğin Allende'nin milli burjuva sosyalistlerini düşünelim. Emperyalizm böylesi bir kurtuluşu bile ölesiye nefretle karşıladığı ve yoketmeye çalıştığı için onunla barışçıl bir uzlaşma olanağı yoktu orada. Yalnızca Arafat gibi her türlü aşağılanmaya ve emperyalistlerin yardımcı polis rolünü üstlenmeye hazır olunursa, halkın sırtından barışçıl bir anlaşmaya varılabilinir.
Kuzey Kore'de ise böylesi bir durumun olması olanaksızdı. Güneyde kanlı faşist diktatörlük yönetimdeydi. Bu nedenle Kuzey Kore'deki sistemin gelişmesinin koşulları doğdu.
Kuzey Kore'de bir yandan egemenliğin babadan oğula geçmesi gibi yarı feodal izler taşıyan sistem, öte yandan iş ve sosyal haklar konusunda da tek tek sosyalist izler taşımaktaydı. Sistem sosyalizm olmamasına rağmen, Güneyde ABD emperyalizmi ve onun kanlı diktatörlüğünün hiçbir zaman halka sağlayamayacağı ilerleme ve olanaklar sağladı. Kuzey Kore, birçok küçük ülkeye, emperyalizmden bağımsızlık koşullarında ekonomik ve sosyal ilerlemenin sağlanabileceğini gösterdi. Geçen süre içinde Kuzey Kore yönetimi emperyalizmle birçok alanda uzlaştı. Değişen dünya koşullarında, bir sosyalist ülke de bazı tavizler vermek zorunda kalabilirdi; ancak Kuzey Kore, yabancı sermaye için serbest bölgeler açarak sömürüye karşı olmadığını gösterilmiş oldu. İktidardaki ulusal burjuva tabaka için, bu şaşırtıcı bir durum değildi. Ulusal burjuvazi her zaman yalpalamaya, uzlaşmaya ve hatta ihanete hazırdır. Biz Kuzey Kore yönetimini bu şekilde suçlamıyoruz; ancak kendi sınıf çıkarlarını düşündükleri ve hiç de partinin adında olduğu gibi emekçilerin çıkarlarını savunmadıkları tespitini yapıyoruz.
Komünistler olarak, sözlere değil, yapılanlara bakmak zorundayız. Birileri kendilerini sosyalist olarak isimlendiriyor diye biz de kabul etmek zorunda değiliz. Sosyalist olmadığı saptamasını yaptıktan sonra 'Duçe ideolojisi'ni reddedip emperyalizmle uzlaşmayı mahkum etsek de, sistemin sağladığı ilerlemeyi görmek zorundayız. Bu nedenle emperyalizmin bu sistemi yıkmak için yaptığı tüm girişimleri de nefretle karşılıyoruz. Kore halkının yeniden birleşme hakkını, kendi yolunu izleme hakkını ve bağımsızlığını savunuyoruz. Bu nedenle Kore'deki anti-emperyalist tüm çabaları destekliyoruz.
Pyongyang Deklarasyonu
Bundan yaklaşık dört yıl önce Kore Emekçiler Partisi, kendini
sosyalist, komünist, Marksist-Leninist olarak niteleyen birçok partiyi
Pyongyang'da yapılan bir toplantıya davet etti. Davet edilen
partilerin çoğu ulusal kurtuluş hareketlerinden çıkmış
partilerdi. Bir kısmı da sosyal demokrat ya da revizyonist partilerdi.
Kore Emekçiler Partisi önderliğinde hazırlanan deklarasyonda,
sosyalizmin savunulması çağrısı yapıldı. Ancak sözü
geçen sosyalizmin nasıl bir sosyalizm olduğu açık değildi.
Biz, sözü edilen soyalizmin Kuzey Kore'deki yarı-feodal, anti-emperyalist ve özel formlarıyla burjuva toplumu olan sosyalizm olduğunu anlıyoruz. Deklarasyonda sosyalizmin gerilemesinden şikayet ediliyor ve sosyalizm için mücadeleye devam edilmesi çağrısı yapılıyor. Bunlar kulağa hoş gelen sözler. Ancak gerilemenin nedenleriyle ilgili açıklamalar yetersiz. 'Bazı ülkelerde sosyalizmin başarılı olmamasının nedenlerinden biri, halkın temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir yapının oluşturulmaması ve bilimsel sosyalizm teorisiyle örtüşen bir sosyalizmin kurulamamasıdır' deniyor. Bunlar boş formüllerdir. Örneğin Sovyetler Birliği'nde 1920'li ve 30'lu yıllarda halkın temel ihtiyaçlarına cevap verecek yapılanma sağlanmıştı. Ancak bunlar yokedildi. Varsayalım deklarasyondaki bu yanlış tez doğru olsun. Öyle olsa bile Marksist-Leninist her materyalist şu soruyu sormak zorundaydı: 'Niye bu yapılanma sağlanamadı?' Bilimsel sosyalizmle örtüşmeyen bir sosyalizm saptaması ise bir açıklama değil, en iyi koşullar altında, bir görüntü saptamasıdır. Kore Emekçiler Partisi'nden böylesi açıklamalar duymak bizi şaşırtmıyor. İdealist 'Duçe ideolojisi'ni izleyen, Marksist-Leninist olmayan bir parti, sosyalizmin başarısızlığının gerçek nedenlerini cevaplandıramayacağı gibi, sosyalizmin savunulması için samimi bir çağrı da yapamaz.
Bu partinin ABD emperyalizmine karşı verdiği ölüm-kalım mücadelesine ve Güney'deki faşist diktatörlükle mücadelesine destek verilmek zorundadır. Böylesi bir talep haklıdır. Ancak bu, ideoloji ve düşüncesini 'sosyalist' olarak sunarak yapılamaz.
Bizim için şaşırtıcı olan, bazı Marksist-Leninist kardeş partilerin de yavaş yavaş bu deklarasyonu imzalamalarıdır. Onlar bunu Kore Halk Cumhuriyeti ve Kore Emekçiler Partisi ile dayanışma olarak ifade ediyorlar. Bazıları ise Kuzey Kore'yi yayın organlarında 'sosyalist' ilan edecek kadar ileri gidiyorlar. Gerçeğin gizlenmesi, sözde 'sosyalist' maskaralıkların, boş formüllerin imzalanması nasıl dayanışma olabilir? Kore'nin yeniden birleşme ve ulusal kaderini tayin etme hakkının desteklenmesi en doğal görevdir. Bu, Kore'yi sosyalist olarak ilan etmek ve Kuzey Kore ile sosyalizmin savunulması için bir deklarasyon imzalamakla yapılamaz. Bu bizi ileri işçiler karşısında gülünç duruma düşürmekten çok, Marksizm-Leninizmi çeşitli sosyalist akımlarla karıştırmak ve tümüyle sosyalizmden vazgeçmek tehlikesiyle karşı karşıya bırakır.
Tam da şimdi -yozlaşmış Doğu Avrupa ülkelerinin ve Arnavutluk'un çöküşünden sonra- sosyalizmin ne olduğu ile ilgili karışıklığa değil, netliğe ihtiyacımız var. Sosyalizmin karakteri, temelleri konusunda açıklığa ve çöküşün nedenleriyle ve gelecekte çıkarmamız gereken sonuçlarla ilgili materyalist araştırmalara ihtiyacımız var. Pyongyang Deklarasyonu gibi açıklamalar Marksizm-Leninizmi geliştirmez, tam tersine ona zarar verir.
Son olarak Kuzey Koreli yöneticilerin, dayanışma çabalarında yalnızca Marksist-Leninistlere yönelmediklerini bir örnekle göstermek istiyoruz: 1995 yılında bir grup Alman neo-nazi Kuzey Kore'ye davet edildi. Kendilerini 'milliyetçi sosyalistler' olarak nitelendiren bu grup, Almanya'da varolan en terörist ve faşist gruplardan biriydi. Milliyetçi sosyalizmden, Alman sosyalizminden söz eden bu grup, Kuzey Kore'deki milliyetçi sosyalizmi tanımak arzusuyla oraya gitmiş. Hepsi de Almanya'da 'Duçe ideolojisinin yayılması için araştırma grubu üyesi' olan neo-naziler, Duçeci Bilim Adamları Akademisi tarafından Nisan 1995'te iki haftalığına Kuzey Kore'ye davet edildiler. Kore Emekçiler Partisi Merkez Komitesi tarafından da kabul edildiler ve Almanya'ya döndüklerinde Kore'nin milliyetçi sosyalizmine övgüler yağdırdılar. İyi arkadaşlar olduklarını gösterdiler.
Biz Kuzey Kore'nin her türlü yardıma ihtiyacı olduğunu biliyoruz, anlıyoruz. Ancak neo-nazilerin yardımlarına da mı ihtiyaçları var?
Kuzey Kore'nin yardıma ihtiyacı var. ABD emperyalizmine karşı, Güney'deki faşist diktatörlüğe karşı mücadelesinde en geniş yardıma ihtiyacı var. ABD emperyalizmine karşı olan herkesin Kuzey Kore'yi desteklemesi gerekiyor. Ama biz, yöneticilerinin Marksist-Leninist olmadıklarını, Kuzey Kore'nin de sosyalist olmadığını biliyoruz. ABD emperyalizmine karşı olmak adına neo-nazilerle beraber çalışmak mı gerekiyor? Kuzey Kore'yi korumak adına sosyalizmin değerlerinden vazgeçmek mi gerekiyor? Dayanışmamızı göstermek için Kuzey Kore Emekçiler Partisiyle 'sosyalizmi' korumak adına deklarasyonlar imzalamamız mı gerekiyor?
Cevabımız:
'Hayır'!
Eleştiriden uzak bir yaklaşım,
Marksizm-Leninizme yarar değil zarar getirir.
Almanya Komünist Partisi (KPD)