-I-
SSCBDE İHANET SORUNU
Haklı olarak akla birçok soru geliyor. Ekim Devrimine
ve SSCBde sosyalist inşaya yol gösteren ilkeler doğru muydu?
Stalinin ölümünden hemen sonra kapitalizme dönüş nasıl gerçekleşti?
Bir avuç bürokrat; parti ve devlet yönetimini ele geçirerek proletarya
diktatörlüğünü nasıl sabote edebildi ve Sovyetler Birliğinde
kapitalizmi restore etti? Bu bir avuç bürokrat nasıl peydah oldu ve
iktidarı ele geçirebilecek kadar palazlandı? İşçi sınıfı
ve emekçi kitleler niçin bu kadar kolayca aldandı; uğruna her şeylerini
feda ettikleri kazanımlarını korumak için neden kuvvetli bir
direniş göstermediler?
Görmezden gelinemeyecek bu soruları, biz Marksist-Leninistler olarak gündeme
getiriyoruz. Stalinin ölümünden sonra Sovyetler Birliğinde yaşananlar
ve yukarıdaki sorularda dile getirilen noktalar, partinin genel çizgisinin
doğruluğuna ve Stalinin yönetimi altında gerçekleştirilen
büyük gelişmelere rağmen bazı şeylerin iyi gitmediğini
gösteriyor. Diyalektik ve tarihsel materyalizme inanan her Marksist-Leninist
militan, revizyonist ihaneti, onu hazırlayan nesnel ve öznel iç faktörlerden
izole ederek ele alan idealist ve metafizik yaklaşımı reddeder.
Bu faktörlerin bilinmesi ve anlaşılması, dünya emekçi sınıflarının
Sovyet deneyiminden yararlanabilmesi için bir zorunluluktur.
Sovyet deneyini bu bakış açısıyla ve bilimsel sosyalizmin
ilkelerinden hareketle ele almaya, potansiyel zayıf noktaları ve yeni
nitel bir gerçeğe dönüşen olumsuz nicel faktörleri biraz aydınlatmaya
çalışacağız. Burada, hele de birçok veriden yoksun bulunduğumuz
koşullarda bütün sorulara yanıt verme iddiasında değiliz.
Ve bizzat Sovyet deneyinin tahliline girmeden önce, kapitalist apostasie
(geri dönüş) üzerine Marksist-Leninist tutumun genel hatlarını
hatırlatarak başlayacağız.
MARKSİST-LENİNİST TEORİ VE GERİYE DÖNÜŞ
MESELESİ
Marx ve Lenin, sosyalist devrimin zaferinin düz bir hat izlemeyeceğine,
engeller ve dolambaçlı yollarla karşılaşacağına işaret
etmişti. Tahlillerinde diyalektik ve tarihsel materyalizmin prensiplerine
yaslanıyorlardı. Sosyalist devrimden önce burjuva devrimi de kesin
zafere varan yolda inişler ve çıkışlar yaşamıştı.
Devrim, karşıdevrim, tekrar devrim vb. Eski sınıflarla yeni
ve yükselen sınıflar arasındaki sınıf mücadelesi
dikkate alındığında, bundan daha doğal bir şey de
olamaz.
Sosyalist devrim, kendisinden önceki bütün devrimlerde olduğu gibi, çetin
sınıf mücadeleleri içerisinde, yükselen proletarya ile çürüyen
burjuvazi, sosyalist yol ile kapitalist yol arasındaki mücadele içinde
gelişir.
Lenin, proletarya diktatörlüğü koşullarında ihanet sorununun
genel teorik hatlarını ortaya koymuştu; 1918de Proletarya
Devrimi ve Dönek Kautsky adlı eserinde şunları söylüyordu:
Kapitalizmden sosyalizme geçiş, bütün bir tarihsel dönemi kapsar. Bu
dönem sona ermedikçe, sömürücüler kendi rejimlerini yeniden kurma umudunu
zorunlu olarak taşırlar ve bu umut, somut girişimlere dönüşür.
Bu nedenledir ki, ihanet ve kapitalist restorasyon imkanı, Leninin sözünü
ettiği geçiş dönemi boyunca bir ihtimal olarak var olmaya devam
eder. Leninin işaret ettiği ihanetin temel kaynaklarını
şu şekilde özetleyebiliriz:
1- Yenilen ve cennetlerini kaybeden gerici sınıflar, özellikle de
iktidarı kaybettikten sonra işçi sınıfına karşı
dirençlerini artırır. Lenin bu konuda şunları söylüyor:
Ezilen sınıfların zalimlere karşı isyan tarihinin
deneyleri, sömürücülerin, sahip oldukları ayrıcalıkları
yitirmemek için uzun ve çetin bir mücadeleye girmesinin engellenemeyeceğini
gösteriyor.
2- Küçük üretim, proletarya diktatörlüğü altında da küçük mülkiyetin
tasfiyesine (tarım kooperatifleri rejimi vb.) kadar devam eder. Bu üretim
biçimi, sınıfsal açıdan kapitalizmin doğuşunun temeli
olan küçük burjuva unsuru temsil eder. Lenin şöyle diyor: Küçük
üretim, her gün, her saat ve kesintisiz olarak kapitalizmi, burjuvaziyi doğurur.
(Lenin, Seçme Eserler, Fransızca baskı, 3. kitap, sayfa 35). Ve
aynı kaynağın 368. sayfasında şunları ekler:
Merkezileşmiş burjuvaziyi yenmek; günlük, temel, sürekli, gizli
alışkanlık ve eylemlerinde burjuvazinin ihtiyaç duyduğu
sonuçları üreten milyonlarca ve milyonlarca küçük patronu yenmekten
bin kat daha kolaydır.
3- Sosyalist toplumun maddi temelleri atıldıktan sonra bile insanların
davranışlarına yön vermeye devam eden eski, gerici fikir ve
gelenekler, burjuvazinin yeniden oluşumu için gereken verimli toprağı
teşkil ederler. Milyonlarca ve milyonlarca insanın alışkanlıklarının
gücü, korkunçtur diyor Lenin.
4- Proletarya partisi ve devleti saflarında burjuva ideolojisinin, alışkanlıkların,
geleneklerin ve emperyalist kuşatmanın etkisi altında kalarak bürokratlaşan
unsurlar. Lenin, 1918de Rusyanın durumundan bahsederken şunları
söylüyor: Sovyet üyelerini parlamenterlere ve bir başka deyimle
bürokratlara dönüştürmeyi hedefleyen küçük burjuva bir eğilim
var. Sovyetin hemen tüm üyelerini işlerin yönetimine katarak bu eğilimle
mücadele etmek gerekir. Sayısız yerde, Sovyet seksiyonları yavaş
yavaş komiserliklerle birleşen organizmalara dönüşüyor. Amacımız
istinasız tüm yoksulları ülke yönetimine katmaktır ve bu yönde
alınmış bütün önlemler ne kadar çeşitli olursa o
kadar iyidir titiz bir şekilde kaydedilmeli, incelenmeli, sistematize
edilmeli, daha geniş çaplı bir tecrübenin hizmetine sunulmalı
ve yasaların gücüyle desteklenmelidir. (Lenin, Sovyet İktidarının
Acil Görevleri, cilt 27, sayfa 283, Sosyal Yayınlar).
5) Proletarya devletini yıkmak ve sömürücüleri yeniden iktidara taşımak
üzere emperyalist devletlerin dış saldırganlığı.
Bunlar, Lenin tarafından ihanetin kaynakları olarak işaret edilen
tehlikelerdir. Açıktır ki, SSCBde ihanet, ne yenilmiş gerici
sınıflar tarafından kışkırtılan bir darbenin
ürünüdür çünkü bunların iktidara gelmek için başvurdukları
bütün girişimler başarısızlığa uğratılmıştı
ne küçük üretimin neticesidir çünkü küçük üretim, Stalinin önderliği
altında özellikle de kooperatif sisteminin yerleştirilmesiyle
birlikte Bolşevik Parti tarafından esasta ezilmişti ne dış
saldırganlığın ürünüydü çünkü İkinci Dünya
Savaşı sırasındaki Nazi saldırısı da dahil
olmak üzere emperyalist saldırganlık, Bolşevik iktidar tarafından
hep yenilgiye uğratılmıştı ve ne de Troçkizm,
sosyal demokrasi (Buharinizm) gibi komünist hareketin eski akımlarının
marifetiydi.
Lenin ve Stalinin bürokrasi tehlikesine ilişkin tüm uyarılarına,
Leninin ölümünden sonra Stalin ve parti tarafından yürütülen bütün
ideolojik-politik mücadeleye rağmen, ihanetin kaynağı bizzat
proletarya devleti ve Bolşevik Parti aygıtının
kendisindeydi.
Sovyet devleti ve Bolşevik Parti içinde ihaneti organize eden unsurlar, sınıfın
çıkarlarına sırt çeviren, yozlaşmış, bürokratik
unsurlardı. Bu unsurların, kapitalizmin restorasyonuna Stalinin sağlığı
döneminde girişememiş olmaları, bu büyük proleter yöneticinin
ihanet karşısında nasıl aşılmaz bir barikat teşkil
ettiğinin ve Kruşçevciler de dahil olmak üzere bütün oprotünistlere
nasıl korku saldığının göstergesidir.
Ama Stalinin ölümünden hemen sonra Kruşçevcilerin gerçekleştirdiği
darbe, proletarya partisi ve devleti saflarında bunun zemininin, işlerini
kolaylaştıracak tarzda önceden hazırlandığının
ve bu bürokratik unsurların bir temele oturduklarının da göstergesidir.
Bu bürokratik unsurların doğuşuna ve gelişmesine, dünyanın
ilk sosyalist devletini büyük sosyal emperyalist bir devlete dönüştürecek
kadar başarı elde etmelerine dayanaklık yapan koşullar
hangileridir?
Burada kesin ve sonuçlanmış cevaplar verme iddiasında değiliz;
ama SBnde sosyalizmin inşası doğrultusunda Stalin yönetiminde
dev adımlar atılmış olmasına karşın,
sosyalist yol ile kapitalist yol arasındaki sınıf mücadelesinin
hep sürdüğüne inanıyoruz. Bu mücadelenin nesnel bir temeli vardı.
Ekonomide öz itibariyle üretim araçlarının kolektif mülkiyeti sağlanmakla
birlikte, kapitalizmin kalıntıları sınırlı da olsa
var olabildi. Bu kalıntılar, tarımda bir bölüm özel yatırımlar
ve ticarette küçük meta üretimi şeklinde yansımaktaydı. Bu, mülkiyet
düzeyinde burjuva yasasının tümüyle ortadan kaldırılmamış
olduğu anlamına gelir. Öte yandan burjuva yasası, etkisini,
Sovyet toplumunda bölüşümde ve özellikle de ücretler arasındaki
farkta devam ettirmekteydi. Bu farklılıkların 30lu yıllara
kadar devam ettiği, sona erdirmek üzere girişilmiş çabaların
sonuna kadar götürülmediği anlaşılıyor. Komünizmin alt
evrelerinde kaçınılmaz olmakla birlikte, bu farklılıklar,
burjuva unsurların doğuşuna maddi bir temel teşkil ederler.
Sovyet toplumunda, şehirle kır, kafa emeğiyle kol emeği arasındaki
farklılıklar da silinmiş değildi. Bunlar da kapitalizme dönüşe
elverişli maddi zemin hazırlayan iki faktördür. Diğer yandan
ilk komünist ülkede sosyalizmi yıkmak amacıyla ideolojik, politik,
ekonomik ve askeri planda emperyalist kuşatma ve baskı, Sovyet
kadrolarının satın alınması çabaları, casusluk
faaliyetleri hiçbir zaman eksik olmadı.
Bütün bu unsurlar, sosyalist Sovyet toplumunda sınıf mücadelesinin
nesnel temelini oluşturmaktaydı. Ve Bolşevik Partinin pratiğinde
yaşanan çeşitli boşluklar, bu sınıf mücadelesinin,
Stalin ve partinin genel çizgisi tarafından öngörülmüş biçimde yürümemesi
sonucunu doğurdu. Proletarya diktatörlüğünün sağlamlaştırılması
ve muhtemel bir revizyonist ihanetin önünün tıkanması tümüyle mümkün
olmadı. Yaşanan boşluklara ilişkin olarak, derinleştirilmeye
ve zenginleştirilmeye muhtaç olmakla birlikte bazı genel fikirler
ileri sürebiliriz.
1- Stalin, özellikle Troçkistlere ve Buharincilere karşı mücadele
çerçevesinde ve defalarca bir iç ihanet tehlikesine ve bürokratik
tehlikeye parmak basmış olmakla birlikte, Bolşevik Partisinin
1936-37lerden itibaren esas dikkatini, iç tehlikeden ziyade dış
tehlike üzerinde yoğunlaştırdığını görmekteyiz.
Proletarya diktatörlüğünün, elde edilen zaferlerden sonra artık iç
düşman, özellikle de parti içinde hakim duruma geldi. Halbuki ihanet; öngörülenin
aksine, içten geldi.
2- Bolşevik Partisi, tarihte ilk sosyalist devrimi yöneten, zafere ulaştıran,
Lenin ve Stalin gibi büyük önderler yaratan, ülke ve uluslararası çapta
zengin ideolojik, politik tecrübeler yaşayan bir parti olmakla birlikte,
bazı tehlikeli hastalıkların bu partiye yavaş yavaş
sirayet ettiği ve zamanla etkinliklerini artırdığı anlaşılıyor.
Önceleri kısmi olan bu hastalıklar, Stalinin ölümünden sonra
genelleşti.Bu konuda 30lu yıllardan itibaren bir tarafa atıldığı
anlaşılan, Bolşevik Parti saflarında ideolojik-politik eğitim
meselesinin altını çizmek istiyoruz. Zafer ve kendinden hoşnutluk
duygusu ve (o dönemde herkeste olduğu gibi) her şeyin zaten yapıldığı,
yeni ve daha çok çabaya gerek olmadığı düşüncesi
hakimdir. Bu hastalığın ipuçlarına Stalinin yazılarında
da rastlarız. (Troçki ve Buharin kliklerine karşı mücadele ile
ilgili yazdıklarına bakın). 19. Kongre raporunda ve özellikle de
Sentez Raporunda bu olgunun açık belirtilerini görüyoruz.
Bu rapor, yönetici kadroların bir kısmının, bilinç düzeylerini,
Marksist birikimlerini artırmak ve partinin tarihsel tecrübelerini
kavramak bakımından gerekli çabayı sarf etmediklerine dikkat çeker.
Yine, birçok parti örgütünün nazizme karşı savaş sırasında
ideolojik-politik çalışmayı bir kenara attıklarını
belirtir. Bu konuda şunlar söyleniyor: Bu yönlü pratik, yani
ideolojik-politik eğitimle ilgili pratik, pek kimse farkına varmadan
bir tarafa atıldı ve bazı parti örgütleri bütün
dikkatlerini ekonomik sorunlara yöneltirken, ideolojik sorunları
unutuyorlar. İdeolojik ve politik eğitime gereken önem verilmediğinde,
önemli tehlikelerin ortaya çıkması doğaldır. Marksist
ideolojinin eksik kaldığı yerde, burjuva ideolojisi ve çalışma
biçimi yaygınlaşır. Sentez Raporunun bizzat kendisi, bu
durumun partide birçok tehlikeyi de beraberinde getirdiğini ve bazılarının
ise su yüzüne çıktığını belirtmektedir.
Parti yönetici aygıtları kitlelerden kopmaya başlamıştı.
Bu mücadele örgütleri artık, ayrıcalık sahibi, sadece
direktifler veren, sosyalist devlet ve ekonomiye zarar veren eğilimlere karşı
durma takatı olmayan idari örgütlere dönüşmüşlerdi. Bu
durum, bu örgütlerin bürokratik aygıtlara dönüştüğü anlamına
gelir. Proleter formasyonun ihmal edilmesi nedeniyle ideolojik-politik kriterler
önemini yitirdiği için, bazı örgütlerde kadroların alımında
akrabalık, dostluk, itaatkarlık, bölgecilik vb. burjuva kriterler
egemen duruma gelmişti.
İdeolojik-politik eğitimin ihmal edildiği koşullarda, Bolşevik
Partinin birçok yönetici kademesinin idari aygıtlara dönüşmesi
de doğaldı. Bunlarla taban arasındaki ilişkiler, bürokratik
ilişkilere dönüştü ve bu durum, partinin içte ve dışta
kazandığı zaferlerin yarattığı sarhoşluktan
kendi çıkarları için yararlanan oportünist unsurların işine
yaradı.
Bu tür yönetici aygıtlar, eleştirel yaklaşımı ve
denetimi ortadan kaldırmak için çalıştılar. Parti yönetimi
her şeyi bilir, Stalin dedi ki... gibi yaklaşımlar yaygınlaştı
ve bu, samimi militanların ezilmesi, uysal ve itaatkar yeni unsurların
yetiştirilmesi için bir gerekçe olarak kullanıldı. Öte yandan
burada, Bolşevik Partisinin çok sayıda militan ve ileri kadrosunu,
İkinci Dünya Savaşında kaybettiğini hatırlatmak
gerekiyor.
Bizce, Staline ve onun yönetiminde elde edilen güçlü sosyalist kazanımlara
bağlı olmalarına rağmen tabanın Kruşçevci darbe
karşısındaki pasifliği, bu ruh halinin (ideolojik-politik çalışmanın
zayıflığı, boyun eğme tutumu) Bolşevik Parti
saflarındaki gelişimiyle, etkinliğiyle açıklanabilir.
3- Stalinin, işçi sınıfıyla kaynaşmış ve
özel ayrıcalıklara sahip olmayan, halkın üzerinde başka
bir kategori oluşturarak bürokratlaşmayan komünist militan kadrolar
yetiştirilmesi konusundaki ısrarına rağmen, SSCBde
kadrolar politikasında boşluklar yaşandığı açıkça
görülüyor. Bolşevik Parti saflarında ideolojik-politik eğitim
konusundaki ihmal, ancak proletarya devletinin kadrolar politikasının
karakterini olumsuz yönde etkileyebilirdi. Çünkü toplumun yöneticisi
partidir ve toplumun ilerlemesi partinin sağlıklı olup olmamasına
bağlıdır. Dolayısıyla, burjuva ideolojisinin birçok
devlet kadrosunu ve değişik aygıtlarını kemirmiş
olması şaşırtıcı bir durum değildir.
İdeolojik-politik formasyonun düzeyindeki düşüşle atbaşı
giden yüksek kadroların ücretlerindeki artış, kadroların
parçalanması ve yozlaşması sonucunu doğurmuştur.
Zamanla da proletarya devleti saflarında, emekçilerin sırtından
zenginleşme, parti ve iktidar içinde önemli kademelere yükselme eğilimi
bir akıma ve afete dönüşmüştür. Bu tip kadroların emekçi
kitlelerle ilişkilerde doğru bir çizgi izlemeyeceği açıktır.
Parti kararlarını pratikte yozlaştırmaktan, Staline ve
partiye duyulan saygıyı, kitle inisiyatifini bastırmak ve kendi
gerici kararlarını kabul ettirmek için kullanmaktan kaçınmadıkları
kesindir.
Çünkü Sovyet işçi sınıfı ve emekçileri Staline ve
partiye büyük bir güven duyuyordu.
Bu bürokratların kesin bir engelle karşılaşmadan bütün
bunları gerçekleştirebilmiş olmasının nedeni ise,
devlet kurumlarının ve kadroların aşağıdan, kitle
tarafından denetiminin oldukça zayıf olmasıdır. İşçi
denetimi gibi kontrol organlarının varlığı, durumu
değiştirmeye yetmemiştir. Kitleler de ideolojik ve politik bakımdan
yeterince; ve kazanımları korumak, ihanete karşı koymak üzere,
gerektiğinde devrimci şiddete başvuracak şekilde hazırlanmamıştı.
19. Kongrenin Sentez Raporunda, bu yozlaşmış unsurların
proletarya diktatörlüğünü zayıflatıcı birçok girişimine
dikkat çekiliyor. Raporda bazı işletme yöneticilerinin girişimleriyle
devletin çıkarlarını sabote ettikleri, hükümete karşı
hileye başvurdukları, devleti ve partiyi yanılttıkları
belirtiliyor. Hatta aralarından bazılarının, bazı parti
örgütleriyle suç ortaklığı içinde dökümanlar üzerinde
sahtekarlık yaparak fazladan mal ve ürün koparmaya çalıştıkları
da ekleniyor. Bir kısmı ise, işgal ettikleri makamları özel
ayrıcalıklar elde etmenin aracı olarak kullanıyorlar.
Raporda, tarım kooperatiflerinde meydana gelenler örnek olarak veriliyor.
Bürokrat unsurların başvurduğu hırsızlık, sabotaj
vb. yöntemlerden bahsediliyor.
4) Bürokrat unsurların parti ve devlet yönetiminde kilit noktalara kadar
gelmiş olması, nesnel olarak ancak, emekçi kitlelerle proletarya
diktatörlüğü aygıtları arasındaki münasebetin bozulmasına
ve sapmasına yol açabilirdi. Bu unsurların, bulundukları her
alanda yapacakları şey; kitleleri politik iktidardan ve yönetim işlerinden
uzak tutmak için ne gerekiyorsa yapmak olacaktır.
Uzun bir süre parti çizgisine sadık gibi görünen bu oportünist
unsurların, Bolşevik Partinin karşıdevrimden arınmak
için örgütlediği saldırılardan, kendi konumlarını güçlendirmek
ve emekçilerin sırtından aşırılıklar yapmak üzere
faydalanmış olmaları da mümkündür.
Bolşevik Parti, 19. Kongrede, hastalığın su yüzüne çıkan
belirtilerinden kalkarak kendisini tehdit eden tehlikelerin farkına varmıştı.
Sentez Raporunda şunlar belirtiliyordu:
Tabandan tavana kadar bir eleştiri ve özeleştiri sürecine girmek
büyük önem taşıyor. (...) Hatalarımızın eleştirisi
önünde ayak bağı olanları, eleştiriyi etkisiz kılmak
için çabalayanları ve eleştiri karşısında yeminli düşmanları
ilan etmek ve onlara karşı acımasızca savaşmak
gerekir.
Stalin, Mart 1953te öldü (19. Kongre Aralık 1952de yapılmıştı).
Troçkizme ve Buharinizme karşı yaptığı gibi bu
operasyonu da sonuna kadar götürmeye vakti kafi gelmedi. Ve böylece, yozlaşmış
bürokrat unsurlar parti ve devlet organlarında elde ettikleri kademeleri,
darbe için birer mevzi olarak kullanabildi. Düne kadar birer sapma, boşluk
ya da nicel yanlışlıklar olarak görülebilecek şeyler, artık,
Stalinin önderliğindeki Bolşevik Partiye aykırı,
ideolojik-politik bir çizgiye dönüştü, farklı bir karaktere büründü.
SOVYET DENEYİNDEN ÇIKARILACAK BAZI DERSLER
SSCBde revizyonist ihanet ve onu takiben, sosyalist rejimin dejenerasyona uğrayarak
kapitalist, emperyalist ve faşist bir rejime dönüşmesi, bazılarının
iddia ettiği gibi kaçınılmaz bir kader ya da Marksist-Leninist
teorinin doğasından kaynaklanan bir sonuç değildir. İnsanlık
tarihindeki ilk sosyalist deneyin, kendi zayıflık ve noksanlıklarının
gerçek, ama acı bir ürünüdür. Bu deneyin derslerinden yararlanmasını
bilmek, sadece burjuvazi karşısında devrimin zaferi, proletarya
diktatörlüğünün kurulması ve sosyalizmin inşası için değil,
ama aynı zamanda sosyalizmin, ihanet karşısında korunmasının
da garantisi olacaktır.
Görüldüğü gibi SSCBde ihanetin doğuşuna yol açan en büyük
tehlike, bürokratizm ve ondan kaynaklanan teknokrasi ve entelektüelizmdir. Dış
saldırganlık neticesinde değil, bizzat proletarya devleti ve işçi
sınıfı partisinin kendi içinde ortaya çıkan bir
tehlikedir. SSCBde olanların bir kez daha yaşanmaması için
yapılması gereken, revizyonistlerin iddia ettiği gibi sosyalist
rejimin ve Marksizm-Leninizmin yerine bir burjuva rejimini ve liberal teoriyi
ileri sürmek değil; bütün sosyalist inşa dönemi boyunca
Marsizm-Leninizmi rehber alarak, bazı sorunlara pratik ve teorik bakımdan
daha büyük bir önem vermektir.
SSCBdeki ihanet, içerideki sınıf mücadelesine, en az dışarıya
karşı verilen sınıf mücadelesiyle aynı düzeyde önem
vermek gerektiğini gösteriyor. Dış düşman, sosyalizmi yıkma
hedefine, ancak içeride dayanaklar bulabilirse ulaşabilir. İçerideki
dayanaklar, mutlaka her zaman eski, yenilmiş sınıfların kalıntıları
olmayabilir. Sovyet deneyinde de görüldüğü gibi, proletarya devleti ve
partisinin saflarında ortaya çıkan yozlaşmış bürokrat
unsurlar olabilirler. Sosyalist toplumda, antagonist çelişkiler bütünüyle
yok olmaz, uzlaşmaz olmayan çelişmeler içerisinde var olmaya devam
ederler.
Devlet ve parti saflarındaki ihanetin başlıca kaynağı
olan bürokrasiye karşı mücadele şunları gerektirir:
Çürümüş unsurların doğmasına maddi kaynaklık
yapabilecek nesnel faktörler üzerine eğilmek ve kontrol altına
almak. Yani; şehirle kır, kafa emeğiyle kol emeği ve
sosyalist mülkiyetin iki biçimi arasındaki farklılıkları
ortadan kaldırmak, kooperatif mülkiyetini halkın mülkiyeti
seviyesine yükseltmek için kesintisiz bir çaba içerisinde bulunmak. Üstyapıyı
sürekli sağlamlaştırmak, proleter demokrasiyi genişletmek,
geniş kitleleri toplumsal ve politik yaşamın örgütlenmesine her
düzeyde katmak. Bu, Marksist-Leninistlerin proletarya diktatörlüğü çerçevesinde
bazı temel ilişkilerle, uygun çözümler bulmak üzere ilgilenmesi
demektir. Yani:
1- Parti yönetimi ile parti tabanı; bütün parti ile işçi sınıfı
ve diğer emekçiler ve onların toplumsal örgütleri arasındaki
ilişkiyi düzenlemek.
Burada hedef şudur:
Oportünizme karşı mücadele ve ideolojik-politik eğitimin
yetkinleştirilmesi, demokratik merkeziyetçilik ilkesinin dikkatli, uyanıkça
uygulanması ve yönetimin taban tarafından denetiminin geliştirilmesi.
Parti ile sınıf arasında demokratik ilişkilerin oluşturulması:
İşçi sınıfını izlenecek politikaların oluşturulmasına
ve ideolojik-politik mücadelelere katmak, partiye üyelerin alınması,
atılması ve yönetici organların oluşumuna ilişkin görüş
belirtmelerine fırsat yaratmak.
Parti ile kitle örgütleri arasında demokratik ilişkilerin
kurulması: Kitle örgütlerinin partiden gelen emirleri uygulayan idare aygıtlarına
dönüşmesinin engellenmesi. Leninin belirttiği gibi, bu örgütleri
birer komünizm okulu olarak ele almak gerekiyor.
2- Proletarya diktatörlüğü saflarında idari yapılarla, seçilmiş
olanlar arasındaki ilişkiyi düzenlemek. Bu ilişkiyi iki açıdan
ele almak gerekiyor. Birincisi, bütün devlet memurlarının seçim
yoluyla göreve gelmeleri gerçekleşinceye kadar, önceliği, devlet
aygıtlarına tayinle gelene değil, seçilmiş olana vermek.
İkincisi ise, bütün idari yapıları (hükümetten en ufak birime
kadar) her bakımdan, seçilmiş olanlara tabi kılmak. Çünkü seçilmiş
olanlar hem halkın iradesini temsil eder, hem de onun denetimine tabidir.
3- İdari yapılar ve seçilmiş olanlarla işçi sınıfı
ve diğer emekçiler arasında, birincilerin ikincinin gerçek ve etkili
bir denetimine tabi olduğu bir ilişki kurmak.
Bu çerçevede kadrolar sorununa ve kadroların kitlelerle ilişkilerine
büyük bir önem vermek gerekiyor. Bu konudaki her sapma, bürokrasi için bir
temelin oluşması anlamına gelir. Kadrolar bir işçi gibi yaşamalıdır.
İdeolojik-politik formasyonlarına özel bir dikkat gösterilmeli ve üretime
katılmaları sağlanmalıdır. Kadroların dolaysız
kitle denetimine tabi tutulmalarının yanı sıra, idari aygıtın
giderek küçültülmesi ve buradaki kadroların önemli bir çoğunluğunun
üretime kaydırılması doğrultusunda çalışılmalıdır.
4- Merkezileşen (merkezileştiren) yönetim ile, yaratıcı
kitle ve özgür taban inisiyatifi arasındaki ilişkiyi oluşturmak.
Bu, kitlelerin ekonomik-sosyal ve kültürel planların hazırlanmasına,
politik karar süreçlerine katılması anlamına gelir. Bu gelişimi
engelleyen her girişim bastırılmalıdır.
5- Seçimle işbaşına gelen yapılar üzerinde işçi sınıfının,
devleti ve partisi vasıtasıyla üstten denetimini ve alttan, dolaysız
denetimini sağlamak. Bürokrasiye karşı mücadelede temel
mekanizmalardan birisi de budur; etkili olmak, işçi ve köylü kitle
kurumları aracılığıyla (işçi-köylü denetim
komiteleri) yürütülmek zorundadır.
Bu değişik ilişkilere, doğru, Marksist-Leninist bir yaklaşım,
sosyalist toplumda bürokrasiye karşı savaşın temel
unsurudur.
-II-
BİR DENEYİN DERSLERİ ÜZERİNE BİR KEZ DAHA
Sosyalist hareket, iktidara yürüyen halk kitlelerini yönetmek
bakımından olsun, sosyalizmin inşası konusunda olsun
çok uzun bir süreci kapsayan önemli bir tecrübe birikimine sahip bulunuyor.
Bununla birlikte özellikle ikinci konuda, talihsizlikler avantajları aşmış
bulunuyor. Sonuç, işçi sınıfının, sosyalizmi inşaya
giriştiği bütün ülkelerde iktidarı kaybetmiş olmasıdır.
Yeni duruma gözlerini kapatan bir skleroza ve sekterizme düşmeden; sadece
sınıfın çıkarlarını gözeterek diyalektik,
materyalist ve devrimci bir ruhla derin bir eleştiri ve özeleştiriye
girişmek ihtiyacı buradan doğmaktadır.
Marksizm için her dönemde en büyük tehlike, onu; kendini yeni gelişmelerle
tamamlamayan, dönüştürmeyen ve gerçeğin karşısında
değişmez dogmalara indirgeyen eğilim olmuştur ve bugün de
öyle olmaya devam etmektedir.
Bu, Marksizmin devrimci özüne aykırı bir eğilimdir.
Marksizm, yaşanan dönüşümlerin ve dünya ilerici hareketinin
biriken tecrübelerinin ışığında teoriyi geliştirmek
için kendini sürekli yeniler. Marksizmin devrimci yürüyüşünün sürekli
yenilenmesinden bahsetmek demek, doğruluğu tecrübe ile kanıtlanmış
ilkelerden uzaklaşmak anlamına asla gelmez.
Eleştiri-özeleştiri hareketi ne kadar derin, içten ve nesnel olursa,
sonuçları da işçi sınıfına ve halklara yeni ufuklar açacak,
kanlı kapitalistleri alaşağı etme, dünyayı değiştirme
gücüne güvenlerini artıracak denli elverişli olacaktır.
Hareketsizlik, taşlama ve Marksizmi bir dini davranış derekesine
düşürmek, her türlü Marksist referansı ebediyen tasfiye etmeyi amaçlayan
burjuva stratejisine destek olmak anlamına gelecektir.
Komünist hareketin yenilenmesiyle, işçi hareketinin ve ulusal kurtuluş
hareketinin ilerlemesiyle yakından bağlantılı olan bu eleştiri-özeleştiri
hareketi, bütün sosyalist deneyi masaya yatırmalı, yenilgiye neden
olan ve felce uğratan faktörleri açığa çıkarmalıdır.
Burjuvazinin sosyalizme karşı saldırıda şaşırtıcı
bir şekilde, ekonomik gelişme, demokrasi, bireyin özgürlüğü,
baskı gibi konuları öne çıkardığına dikkat çekmek
gerekiyor. Tam da bu cephelerde kapitalizmi aşmak üzere gelmiş olan
sosyalizmi, bu hedeflere varma yeteneğinden yoksun olmakla itham ediyor.
Sosyalizm, kapitalist üretim ilişkileri tarafından engellenen üretici
güçleri özgürleştirmek ve gelişmelerinin önünü açmak için gündeme
geldi. Buradan, üretim araçlarının, emeğin örgütlenmesi biçimlerinin,
üreticilerin şahsi ve kolektif yeteneklerinin engelsiz bir gelişimini
anlıyoruz. Sosyalizm; kapitalist toplumun utanmaz, ikiyüzlü, kinik sınıf
sisteminin yıkıntıları üzerinde eşitlik ve adaleti gerçekleştirmek
ve gerçekte yüzeysel ve baskıcı, sömürücü bir azınlığın
demokrasisi olan burjuva demokrasisi yerine, geniş ve derin bir demokrasiyi
yerleştirmek üzere geldi. Sosyalizm başka şeylerin yanı sıra,
emekçiyi kendi ürününe yabancılaştıran ve makinenin basit bir
eklentisine dönüştüren kapitalist toplumun dıştalayıcılığına
karşı, bireyi özgürleştirmek için geldi. Bununla birlikte,
değişik kıtalardan milyonlarca insanın, uğruna mücadele
ettiği ve en değerli varlıklarını feda ettiği; başlangıçta
kapitalist sistemi kökten sarsan ve büyük başarılar elde eden (özellikle
Sovyetler Birliğinde sosyalizmin inşasının başarıları)
sosyalizmin, yenilgisi ve gerilemesinin (kendinden önceki deneylerin eleştirisi
üzerinden Marksizm-Leninizmin devrimci özüne sadakatini ilan eden, kendini
sosyalizmin canlılığının somut örneği olarak
sunan ve yıkılıncaya kadar da milyonlarca ilericinin esin kaynağı
olmaya devam eden Arnavutlukun yaşadıkları da dahil olmak üzere)
nedenleri üzerinde kafa yormanın tam da zamanıdır.
İşçi sınıfı ve ilerici güçler şu ikilem karşısında
kaldılar: Toplumun maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanması
ve geliştirilmesi bakımından güçlü bir kapasiteye sahip olan
sosyalizm; ağır bir kriz içerisindeyken, barındırdığı
derin çelişkiler nedeniyle tarihsel olarak yok oluşa mahkum bulunan
kapitalizm, bugün aşılmış olduğu halde yine de kendini
yenileme ve yeni duruma adapte olma bakımından sosyalizme meydan
okuyor gibi görünüyor.
Bu ikilemi yanıtlayabilmek ve şu temel soruya cevap verebilmek için,
Stalinin ölümünden sonra Sovyetler Birliğinde meydana gelen gelişmeleri
sübjektif gerekçeler ve komplolarla açıklayan basit ve yüzeysel
tahlilleri bir kenara atmak gerekir: İleri bir üretim sisteminden
(sosyalizm) geri bir üretim sistemine (kapitalizm) dönüş, işçi sınıfı
ve emekçi halkın kendi kazanımlarını savunmak doğrultusunda
ciddi bir mücadelesi olmadan nasıl gerçekleşti? Başka bir deyişle,
kitlelerdeki devrimci cesaret ve ruhun kaybolmasına, kendi aleyhlerine değişiklikler
olurken tepkisiz bir yığına dönüşmelerine kim sebep olmuştur?
Olup bitenler biliniyor. Ama bu duruma yol açan temel faktörler olmalı: Yönetim,
işleyiş mekanizmaları ve anlayışları, hatalı
ya da duruma uygun düşmeyen yetkiler. Bunları bilmek, anlamak, aşmak
ve sosyalizme hem anlayışta ve hem de pratikte yeni bir hamle yaptırmak
gereklidir. Bu sorunları uzun bir süre boyunca tartışılamaz
ve değiştirilemez, kesin ve tamamlanmış olarak değerlendirdikten
sonra ki bu tutum, sosyalizme teoride ve pratikte zarar vermiştir
şimdi de görmezden gelmek, hatalı olacaktır.
Sovyetler Birliğinde sosyalizmin inşası deneyine dair somut
birçok veriden yoksun olmamıza karşın, bu ülkenin ve ondan
esinlenen diğerlerinin yenilgisinin nedenleri, bizce, birbirini izleyen ve
tedrici olarak birikerek revizyonistler için uygun platformu hazırlayan
bir dizi hata, sapma ve eksiklikte yatıyor. Revizyonistler iktidarı
ele geçirmek, sosyalist inşaya tayin edici darbeyi vurmak ve işçi sınıfının
iktidarını, içte bürokratik ve faşist, dışta yayılmacı
ve emperyalist bir burjuva diktatörlüğüne dönüştürmek için bu
hata, sapma ve eksiklikleri kullandılar. Varılan nokta ise, kriz ve
şimdi yaşanmakta olan dağılma sürecidir.
Sosyalizmin inşasını baltalayan ve kapitalizme gidişe yol açan,
bizce en başta politik faktördür. Yani sosyalist demokrasinin pratiği
ile ilgili olanıdır. Başka birçok faktör arasından özellikle
bu noktaya dikkat çekmemizin nedeni, devletin motor güç olarak (planlama,
uygulama, denetim, iç ve dış gericiliğe karşı mücadele
vb. alanlarda) sosyalist inşada oynadığı merkezi roldür.
Dolayısıyla, devlet; işçi sınıfı ve halka ne
kadar yakınsa sorunları çözme gücü ve emekçilerin ekonomik
kurtuluşunu garantileyecek açık politik biçime (Marx) ulaşma
gücü de o denli artacaktır.
Sovyetler Birliğinde sosyalizm konusunda bu çerçevede söylenilecek
olan, bizce şunlardır:
1- Halk saflarına nüfuz etmek ve devletin burjuva rejimlerinde ve ondan önceki
bütün sömürücü rejimlerde olduğu gibi işçi sınıfına
ve halka yabancı, bürokratik bir aygıta dönüşmesini engellemek
için halk kitlelerinin devlet işlerine, Leninin deyimiyle tüm
devlet yaşamının demokratik inşasına gerçekten katılması
şeklindeki sosyalist ilkelerin uygulanmasında Bolşevik
Partinin başarısızlığı.
Lenin, bu hedefe varmak için şu üç temel tedbirin alınması
gerektiğini belirtir: Devlet memurlarının (fonksiyonerler) seçimle
işbaşına gelmesi, ücretlerinin ortalama bir işçininki düzeyinde
tutulması ve gerektiğinde emekçiler tarafından görevden alınabilmeleri.
Eğer bürokratik bir azınlık, Stalinin ölümünden sonra
parti ve devlet yönetimine el koyabildiyse, bu, bahsedilen ilkelerin ve halk
kitlelerinin devlet işlerine katılmaları ile ilgili diğer
prensiplerin, ideolojik planda kabul edilmelerine rağmen, gereğince
uygulanmadığını ya da tutarlı bir tarzda uygulanmadığını
gösterir. Bürokratik aygıtın yaygınlaşması, çıkar
gruplarının oluşması, buradan hareketle mümkün olmuştur.
Üretim araçlarının ve başlıca bölüşüm mekanizmalarının
devlet tarafından kontrol edildiği bir rejimde ise, bu tip sapmaların
özel bir tehlike teşkil ettikleri açıktır.
2- Komünist Parti ile devlet arasındaki karşılıklı ilişki
ve bunun bir parti-devlet ilişkisine dönüşmesi, pratikte her birinin
görevlerine saygı konusundaki titizliğin ortadan kalkması.
Sosyalist toplumda komünist partisinin yönetici rolü temel bir sorundur ve
onsuz, sosyalizmin varlığı düşünülemez. Ancak yönetici
rol, partiyi devlet ve toplumun üzerine çıkaran kanun maddeleriyle değil,
halk kitleleri içerisinde faaliyet ve mücadeleyle, görüş ve eleştirilerin
dinlenmesi ve değer verilmesi ile edinilir. Kanun maddeleri vasıtasıyla
yöneticilik, devletin seçilmiş organlarını zayıflatır,
hem bizzat parti içerisinde (çünkü devletin gidişatının
kendilerinin tek tek parti üye ve organları olarak kitleler içerisindeki
çabalarına değil, kanun kuvvetine bağlı olduğu fikri
gelişir) ve hem de devlette bürokrasiyi güçlendirir. Seçilmiş halk
temsilcileri ve geniş kitleler içerisinde kayıtsızlık gelişir.
Başka politik örgütlenmelerin olmadığı ya da yasaklandığı
bir ortamda bu durum, önemli bir tehlike teşkil eder. Proletarya diktatörlüğü,
zaman içerisinde bir parti diktatörlüğüne doğru evrilir. Tarihte
ilk olan kazanımların ve zaferlerin elde edilmesi ise, özellikle geri
bilinç düzeyine sahip olanlar başta olmak üzere genel olarak kadroların
iktidarını güçlendirir.
Yöneticiler üzerinde kitle denetimi böylece zayıflar, parti; yönetici
aygıttan ve giderek de genel sekreterden ibaret bir konuma geriler. Ve
zamanı geldiğinde ise, sapmalara ve sosyalist meşruiyeti istismar
eden oportünistlere, bürokratlara karşı çıkma ve direnme
yeteneği gösteremez.
3- Sovyetler Birliğinde devrimin gelişiminin özel koşullarının
bir ürünü olarak ortaya çıkan tek parti olgusunu, bir sosyalist inşa
ilkesi haline getirmek ve parti dışındaki her türlü politik oluşumu
yasaklamak (1936 Anayasası).
Bu, teorik bakımdan yanlış, politik bakımdan da zararlı
bir tutumdur. Toplumsal devrimden sonra (devrimden önce kurulmuş ve ona
katılmış bir politik örgütlenme yoksa) ve özellikle de
sosyalist inşanın ilk aşamasında, komünist partiden ayrı
politik örgütlenme arzusu sadece gerici sınıfların kalıntılarının
ve toplumu geriye götürmek isteyen karşıdevrimcilerin arzu ve isteği
olarak görülemez. Komünistlerle çatışma içerisindeki bazı
halk kesimlerinin veya şahısların da böyle bir isteği
olabilir. İşçi sınıfının partisi gerici sınıfların
kalıntılarının ve karşıdevrimcilerin önüne
barikat kurmakla birlikte, emekçilere örgütsel plan (parti, dernekler) da
dahil olmak üzere her bakımdan en geniş olanakları açmalı,
yeni doğan örgütlenmelerle ilişkilerini demokratik mücadele
eksenine oturtmalıdır. Kuşkusuz eğer bu örgütlenmeler terörizme
ve sabotajlara başvurur, dış güçlerle işbirliğine
giderek halkçı meşruiyeti istismar etme ve sosyalizmi yıkma girişiminde
bulunurlarsa, onlara yaklaşım da başka türlü olacaktır.
Tek parti üzerine yasanın politik bakımdan sonuçları olumsuz ve
zararlı olmuştur. Çünkü parti-devlet saflarında bürokrasinin
yaygınlaşmasına olanak tanımış, sosyalizmin
kaderinin sadece ona ve hatta bir kısım yöneticisinin tutumuna bağlanması
sonucunu doğurmuş, halk kitlelerinin kendi hak ve çıkarlarını
savunmak üzere müdahalelerini ve bunun için bağımsız
mekanizmalar oluşturmalarını engellemişitr. Yöneticiler
hayatta oldukları ve sosyalizme sadık kaldıkları müddetçe
sorun yok, aygıt normal olarak işliyor ve bazı tavır
ve davranışları düzeltme, değiştirme imkanı var.
Ama Stalinin ölümünden sonra görüldüğü gibi, yöneticinin ölümü,
aygıtın bloke olması ve rayından çıkmasına
yetti. Parti tabanı, işçi sınıfı ve bütün halk,
tabii ki kendi çıkarlarını savunmak üzere ayaklanmaya hazır
değildi.
Üstelik özellikle politik örgütlenme özgürlüğünden yoksunluk; yönetici
kesimin tümü ya da bir bölümünde ortaya çıkan sapmaya karşı
sosyalizmi savunacak güçleri de baltalar. Sapma içerisindeki yönetim ya da
onun bir kesimi, sosyalizmin bir ilkesi olarak kabul edilen tek parti geleneğine
yaslanarak her aykırı sesi ezme imkanına sahip olur. Halbuki, söz
söyleme, toplantı ve gösteri özgürlüğünün yanı sıra
politik örgütlenme özgürlüğünün bulunduğu koşullarda,
sosyalizme sadık güçler daha elverişli bir ortamda direnebilecek ve
işçi sınıfı ve kitlelerin alışkın olduğu,
yürürlükteki meşruiyeti parçalamak isteyenlerin işi daha da zorlaşacaktır.
Kruşçev ve ekibi, Sovyetler Birliğindeki bu durumdan (Komünist
Parti dışındaki her örgütlenmenin kanunla yasaklanması);
parti, devlet ve toplum üzerinde kendi iktidarlarını yaymak ve başkalarını
ihanet ve sabotaj girişimi içinde olmakla suçlamak için
yararlandı.
4- Kitle örgütlerini yasal planda ve pratikte partinin bir uzantısı
durumuna getirmek, yasayla partiye bağlı yapılara dönüştürmek,
bürokratik düşüncenin doğmasına olanak yaratır.
Çünkü bu durumda, parti militanları kitle örgütlerini yönetmek için
bu örgütlerin saflarındaki kendi eylemlerine değil, yasanın gücüne
yaslanacaklardır. Bu türden anlayışlar, bu örgütlerin saflarındaki
iç demokratik işleyişi, canlılığı ve ortaya çıkan
sapmalara karşı koyma yeteneğini de baltalar.
5- İşçi sınıfının artık ihtiyacı yokmuş,
ya da sınıfın çıkarlarıyla işletme yönetimlerinin
ve hükümetin çıkarları tam bir uygunluk içerisindeymiş gibi,
grev benzeri bazı işçi haklarının iptal edilmesi (1936
Anayasası).
Bu, sınıfın kendi haklarına yönelecek bir saldırı
karşısında silahsız bırakılması demektir.
Revizyonist bürokrasi, Stalinin ölümünden sonra, bu durumdan
sosyalizmin savunusu adı altında sınıfın her türlü
hareketini ezmek için yararlandı.
Sovyetler Birliğinde sosyalizmin inşasından sapmaya,
Stalinin ölümünden sonra iktidarı ele geçiren bürokrasinin ortaya
çıkmasına ve bir sınıf olarak örgütlenmesine zemin hazırlayan
bazı temel faktörler hakkında dikkat çekmek istediğimiz
noktalar bunlardır. Bu hata ve zaafların boyutunu ağırlaştıran,
Bolşevik Partisinin bu içten ihanetle başa çıkacak teorik
bir hazırlığının olmamasıdır. Parti yönetimi
sürekli olarak, tarımda kooperatif sisteminin yaygınlaştırılmasıyla
birlikte sosyalizmin nihai zafere eriştiğine vurgu yapıyordu.
Buharinci ve Troçkist muhalefetin ezilmesiyle birlikte, artık parti içerisinde
bir sapmanın mümkün olmadığı ileri sürülüyordu. Tehlike
sadece dıştan gelebilirdi (bir askeri saldırı). Her iki
fikir de hatalıdır. Zira sosyalizm ancak, içte, gelişmiş,
istikrarlı maddi bir temele sahipse ve emekçilere, gelişmiş
kapitalist ülkelerdekinden daha iyi bir yaşamı garanti edebiliyorsa
nihai zafere erişmiş demektir.
Sovyetler Birliği ise, elde edilen tüm başarılara ve her
alandaki nitel sıçramaya rağmen henüz bu durumda değildi. SSCB
o dönemde ekonomik ve teknik bakımdan ileri kapitalist ülkeler
seviyesinde değildi. Öte yandan nihai zafer, başta gelişmiş
kapitalist ülkeler olmak üzere birçok ülkede sosyal devrimin zaferine de bağlıydı.
Toplumsal ilerleme, istikrar ve kapitalist kuşatmanın yarılması
için elverişli koşullar ancak böylelikle doğabilirdi. Bu gerçekleşmedi.
Ekonomik ve teknolojik bakımdan en ileri ülkeler, kapitalizmin egemenliği
altında olmaya devam ediyordu.
Diğer yandan, içte bir sapma riskini öngörmemiş olmak, işçi sınıfının
ve genel olarak emekçi halkın uyanıklığını sınırlamaktaydı.
Kuşkusuz Sovyetler Birliğinde sosyalist tecrübenin, içinde gerçekleştiği
koşullar, oldukça zordu ve bu tür hata ve sapmaların ortaya çıkmasına
elverişli bir atmosfer hazırlayarak olumsuz bir etki yaratıyordu.
Bu, insanlık tarihinin ilk sosyalist deneyiydi. Bolşevik Partisi
ekonomik, toplumsal, politik ve kültürel bakımından azgelişmişlikle
sınırlanan bir çerçevede ve vahşi kapitalist kuşatma koşullarında
zaferin yolunu açmak zorundaydı.
İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Nazi saldırganlığı
ise, ülkeyi maddi ve insan gücü bakımından büyük bir tahribata uğratmıştı.
Cephede hayatlarını kaybeden en iyi kadrolardan yüzbinlercesinin tecrübe,
çaba ve hizmetlerinden mahrum kalınmıştı. Lenin ve daha
sonra da Stalinin önderliğindeki parti, geri Sovyet toplumunu ayağa
kaldırma, içte ve dışta zor koşullarla çarpışarak
kapitalist devletlerin seviyesine yetişme ve hatta onları aşma göreviyle
karşı karşıya idi. Her şeye rağmen, parti, kısa
süre içerisinde önemli zaferlere damgasını vurdu. Eğer
belirtilen hata ve sapmalar olmasaydı, Sovyet deneyi ihanet ve başarısızlıkla
sonuçlanmaz, uluslararası durum şimdiki gibi olmazdı.
Marksizmin devrimci ve eleştirel özüne dönüş ve bunun değişik
sosyalist deneylerin ve bugünkü uluslararası durumun tahlilinde kullanılması,
uluslararası işçi ve komünist hareketin toparlanması için de büyük
önem taşımaktadır. Sovyet deneyi ile ilgili olarak ileri sürdüğümüz
eleştiriler bu kapsama girer, yoksa bazılarının
zannedebilecekleri gibi liberal bir çerçeveye değil.
Demokrasi, sosyalizmin özüdür ve bütün yapının her kademesinden
geçen sinir olmalıdır.
Kapitalizm ise demokrasi karşıtlığıdır. Çünkü
o, adaletsizlik üzerine, toplumun emekçi çoğunluğunun bir azınlık
tarafından sömürüsü üzerine kuruludur. Revizyonizm olmadan kapitalist
rejim, sosyalizmi tahrif etme ve kendini demokrat diye yutturma imkanı
bulamazdı.
Geçmiş deneylerde burjuva saldırısını kolaylaştıran
tüm hata, sapma ve zaaflardan arınmak, kazanımları her alanda sağlamlaştırmak
ve insanlığın bütün ileri değerlerini sahiplenmek komünistlerin
görevidir. Bütün bu kazanımları, eylem plan ve programlarında
ifade etmek bir zorunluluktur. Komünistler esnek ve akıllı yöntemlere
başvurarak, büyük yürüyüşlerini baltalayan engelleri aşacaktır.
Bu koşullarda komünistlerin uluslararası plandaki birliği,
hayati bir önem taşımaktadır. Geliştirmek ve sağlamlaştırmak
için bütün araçları kullanmak, görüş alışverişi,
ortak program ve faaliyetler için çaba sarf etmek zorunludur.
(*) Yazının birinci bölümü, Hamma Hammaminin Karşıdevrim İçinde Bir Karşıdevrim makalesinden (Sayfa 70-82, 89-92, Tunus 1988), ikinci bölümü ise Sosyalizm Veya Barbarlık makalesinden (Sayfa 75-95, Tunus 1992) alınmıştır.
TUNUS İŞÇİLERİ KOMÜNİST PARTİSİ (PCOT)