Marksist-Leninistler için mevcut durumun teorik analizinin yapılması,
burjuva entelektüelleri arasında ya da üniversite çevrelerinde moda olduğu
gibi ampirik, pozitivist bilgiler vermek ve görünüşte tarafsız bir
şema oluturmak üzere entelektüel bir araştırma yapmak
anlamına gelmez. Marksist-Leninist teori, doğası gereği ve
burjuva toplumunun radikal bir eleştirisi üzerinde yükseldiğinden,
geleneksel burjuva düşüncesinin bütün biçimleriyle kendi arasında
bir çizgi çeker. Bu, gereksiz teorik farklılıklardan değil, komünist
teorinin kendine ait perspektifleri ve devrimci içeriğinden dolayı böyledir.
Marksist-Leninistlerin teorik faaliyeti, onu yürütenin boş duygularının
tatminini amaçlayan kapalı kapılar ardındaki bir araştırmaya
indirgenemez. Aksine; komünistlerin teorik çalışması, işçi
sınıfına bir katkıdır. Onun kurtuluş yolunu aydınlatır
ve sadece komünistlere de değil, devrimci harekete aittir.
Maddi temeller üzerine oturmayan, pratiği ve komünizmin zorunluluğunu
yansıtmayan, yani komünist devrim önündeki engellerin aşılmasına
katkıda bulunacak sorunları ele almayan bir teorik çalışma,
kaçınılmaz olarak kapitalist ilişkilerin yeniden üretilmesi çerçevesinde
kalacak ve onun yıkılmasına yardımcı olmayacaktır.
Bu; sistemi değiştirme perspektifine sahip olmayan, şu veya bu
şekilde onun nimetlerinden faydalanan küçük burjuva ve üniversite aydın
çevrelerinin ve sınıf mücadelesinin gelişimi üzerine mükemmel
tahliller yapan marxologların tutumudur.
Marx, kendisinin en büyük katkısının bu noktada olmadığını,
çünkü kendisinden önce değişik burjuva aydınlarının
sınıf mücadelesini keşfettiğini ve üzerine tahliller yaptıklarını
belirtir. Onun en büyük katkısı; kapitalist toplumun tahlilinden
kalkarak, proletaryanın devrimci diktatörlüğünün tarihsel
zorunluluğunu ortaya koymuş olmaktır.
Benim yeni yaptığım şey şunlardan ibarettir:
1- Sınıfların varlığının sadece gelişmenin
belirli tarihsel aşamalarına bağlı olduğunu,
2- Sınıflar mücadelesinin zorunlu olarak proletarya diktatörlüğüne
götüreceğini,
3- Bu diktatörlüğün, bütün sınıfların ortadan kaldırılmasına
ve sınıfsız bir topluma doğru gidişte bir geçiş
dönemi olduğunu göstermektir. (Marx, Weydemeyere Mektup, 5 Mart
1852).
Marxologlar ve burjuva teorisyenleri, aktüel gerçeğin derin
bir açıklamasını yapabilirler. Fakat biz; komünist teorisyen
ile, eleştirel bir inceleme gerçekleştirenler arasında net
bir ayırım yapmalıyız. Marxolog ve eleştirmenler
sermayenin gelişimini izah edebilir ve günlük olarak liberal gazete köşelerinde,
insani bazı kuruluşların yaptırdıkları anketlerde
ortaya konan kapitalizmin bazı olumsuzluklarından şikayetçi
olabilirler. Fakat kapitalizmin çelişkilerinden bahsetmek ve onlardan
şikayetçi olmak, kendi başına devrimci bir tutum değildir.
Marksizm-Leninizm ruhu ile kitabi olanı birbirine karıştırmak,
Marksist-Leninist teorinin asıl dayanağının devrimci
perspektif ve burjuva toplumunun teorik ve pratik olarak toptan eleştirisi
olduğunu unutmak demektir. Sadece biçimsel ve skolastik tarzda itiraz
yetmez, komünizm için mücadele etmek gerekir. Komünizmin tarihsel zorunluluğu
kabul edilse bile, asıl olan, Marksist-Leninist teorinin pratik
neticeleridir. Soyut ve biçimsel bir itiraz yetmez, işçi sınıfının
partisinin inşası ve sosyalist devrim için mücadele gereklidir. Bu
ise; otomobil üretir gibi kitap üreten burjuva entelektüellerinin ve
marxologların yaptığı gibi kapalı kapılar
ardında, odalarda, salonlarda, kahve köşelerinde yapılacak iş
değildir.
Marksist-Leninist teori; bütün burjuva dogmaları, mitleri ve idolleri
tahlil ederek, eleştirerek ve deşifre ederek devirir.
Marksist-Leninist teori, komünist militanın pratiği ile kopmazcasına
birbirine bağlıdır. Marx, Engels, Lenin, Stalin devrimci
pratikten hareketle ve ondan söz ederek, işçi sınıfı ve
partisinden ayrı ele alınamayacak sorunlardan bahsederek, önemli
teorik sonuçlara varmışlardır. Devrimci pratiğe bağlanmayan
teori amaçsız kalmış demektir. Yolu, devrimci teori tarafından
aydınlatılmayan pratiğin kör olduğu gibi. (J. Stalin,
Leninizmin Sorunları).
Meksika Komünist Partisi (Marksist-Leninist)nin 17. kuruluş yıldönümü
vesilesiyle kaleme alınmış olan bu metin; sosyalist devrim
yolunda ilerlemek için bugünkü aşamada partinin görevlerini planlamayı
ve güncel gerçeğin tahliline bir katkı yapmayı hedeflemektedir.
-I-
Marksist-Leninist teorik bakış açısına göre kapitalizm, birbirini izleyen refah ve çözülme, çürüme periyotları şeklinde çelişkili bir gelişme göstermektedir. Bu değişik periyotlar, üretimi katlama ve sermayeyi artırma zorunluluğunun ürünleri ve aynı zamanda da üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki çatışmanın sonuçlarıdır. Burjuvazinin kâr oranlarını koruma bakımından daha fazla zorluklarla karşılaştığını gözlemliyoruz. Marx, kapitalizmin sürekli krizlerinin geçici ve şiddete dayalı çözümler olduğunu, mevcut çatışmaların bozulan dengeyi bir süre için yeniden tesis eden şiddetli çıkışlar (Marx, Kapital, cilt 3, s.247) olduğuna işaret etmekteydi. Fakat kapitalizmin gelişmesi, özellikle emperyalizm aşaması, krizleri daha uzun süreli, daha derin ve krizin yükünü taşıyan işçi ve emekçiler için daha olumsuz sonuçlar doğurdu. Felaket (ağır kriz) ve refah dönemleri arasındaki periyot giderek kısaldı ve dünya ekonomisi üzerindeki aşırı üretim tehdidi daha da somutlaştı.
-II-
Kapitalizm dünya çapında, ancak iki savaş arası dönemle ve
büyük depresyonla karşılaştırılabilecek denli bir
ekonomik kriz döneminden geçmektedir.
Savaş sonrası dönemin hızlı gelişme aşmasından
sonra, bu ekonomik kriz 70li yılların ortalarından bu yana,
özellikle de 1990dan bu yana derinleşiyor ve bizzat büyük emperyalist
güçleri de vuruyor. ABD, Japonya, Almanya ve tabii ki Yankee emperyalizmine özellikle
bağlı Meksika gibi ülkeler de dünyayı sarsan ekonomik
sorunlardan azade değiller.
Bugünkü dünya ekonomik krizinin karakteristiklerinden birisi, üretimin
yeniden yapılandırılmasıdır. Üretici güçlerin gelişmesi,
kapitalizmin gelişiminde önemli bir rol oynayan otomobil, elektronik,
tekstil, demir-çelik, petrol vb. gibi sanayi dallarında bir durgunluğa
ve hatta gerilemeye yol açarken; robotik, biyoteknoloji, telamatik, bilgisayar
vb. yeni sanayi dallarında bir gelişme ve ilerlemeyi de birlikte
getirdi. Bu süreç, burjuvazi saflarında, hegemonya ve pazarlar için eşi
görülmedik mücadeleleri de (askeri alan da dahil olmak üzere) gündeme
getirdi.
Bugünkü ekonomik krizin bir başka özelliği ise, geçmişte
emperyalist ülkeler yeni sömürgelere yatırım yapar ve sermaye yatırdıkları
ülkelerdeki talebi karşılamak üzere üretim yaparken, şimdiki eğilim
sermayeyi globalleştirmek, sadece mal üretiminin bazı bölümlerini,
çoğu durumda emperyalist ülke pazarlarına yönelik olanını
ihraç etmektir. Böylece yeni sömürgeci ilişkiler derinleşmektedir.
Buna, işçi sınıfının kanını emen, spekülasyona
başvurarak ve bağımlı ülkelerin ekonomilerini yağmalayarak,
silah sanayiini ve uyuşturucu ticaretini geliştirerek kârlarını
başdöndürücü bir hızla artıran mali sermaye örneğinde
olduğu gibi, asalak sermayenin hegemonyacı yayılmasını
da eklersek, dünya çapındaki mevcut krizin boyutları hakkında
bir fikir sahibi olabiliriz. Meksikada kriz, kendine has bazı özellikler
taşımakla birlikte, hiçbir modern felsefecinin durduramayacağı
gelecekteki proleter devrimlere ebelik yapan, emperyalist aşamada
sermayenin genel krizi eğiliminden ayrı olarak ele alınamaz.
-III-
Meksikada, kapitalizmin emperyalizm aşamasına özgü bütün
karakteristikleri gelişmiş bulunuyor: İşçi sınıfı
ve emekçi halk; sömürü, baskı altında ve sefalet içerisinde iken,
üretimin ve sermayenin bir avuç burjuva tarafından denetlenmesi.
Sanayiyi, tarımı ve hizmetleri denetleyen büyük mali gruplar ortaya
çıktı. 1995teki ekonomik krizden yararlanan, aslan payını
koparan büyük oligarşiydi. Bir avuç burjuva ile ezilen ve sömürülen
geniş kitleler arasındaki uçurum daha açık çizgilerle ortaya
çıktı. Sermayenin, gerçekte (emperyalistlerle işbirliği
halinde) ülkeye hükmeden birkaç elde nasıl toplandığını,
Serbest Ticaret Anlaşmasının kimlerin çıkarı için
imzalandığını daha net görebiliyoruz. Uygulanmakta olan
neoliberal politikanın ve yüksek kâr oranlarının tehlikeye düşmemesi
için anayasa değiştirildi (3., 27. vb. maddeler), kurumlar yeniden düzenlendi
(milli güvenlik koordinasonu), EZLN, askeri tasfiye girişiminin hedefi
durumuna getirildi, demokratik sendikacılığa darbeler vuruldu,
şehirlerdeki halk hareketi ve köylü hareketi baskı altına alındı.
Sermayenin merkezileşmesi süreci o kadar hızlandırıldı
ki, Salinas ve Gortari yönetimleri döneminde Latin Amerikanın en güçlü
ve dünyanın ABD, Japonya ve Almanyadan sonra dördüncü büyük gücü
olacak melez bir mültimilyarder burjuvazi ortaya çıktı.
Ülke 100 milyon dolardan fazla servet sahibi olanların sayısı
ABD
108
Almanya
46
Japonya
35
Meksika
24
Proceso dergisinin 817. sayısında yayınlanan bilgiler temel alınmıştır.
19 Aralık 1994teki son devalüasyondan sonra süper milyonerlerin sayısı azaldı. Bu durum, yukarıda izah edilen eğilimi yalanlayan bir gelişme değil. Salinasın gölgesinde ortaya çıkan 24 oligarktan bugün 10 tanesi dünyanın en zenginleri listesinde yer almaya devam ediyor.
1- CARSO Y TELMEX grubundan Carlos Slim
2- TELEVISAdan Emilio Azcarraga Milmo
3- CIFRA grubundan Jerenimo Arango Arias
4- CEMEXten Lorenzo Zembrano
5- IUSACELden Alejo Peralta
6- PENOLESten Alberto Bailleres
7- ALFAdan Alfonso Romo Garza
8- ALFAdan Bernardo Garzo Sada
9- MODELDOdan Pablo Aramburzabala Ocaraney
10- MEXICO grubundan Jorge Larrea Ortega.
Meksika ekonomisi genel olarak yerli ve yabancı büyük tekellerin ritmine
göre hareket etmektedir ve bu da, kapitalizmin emperyalist aşamasına
has özelliklerden biridir. Meksika oligarşisisinin büyük tekelleri son yıllarda,
üretimlerini ve kârlarını artırmak ve kriz nedeniyle iç tüketimin
azalmasından doğan boşluğu doldurmak için Latin Amerika
pazarına açıldı. Meksika burjuvazisinin büyük tekelleri ve
sermayesi bugün, Latin Amerika pazarları için başka ülkelerin
burjuvazileriyle amansız bir mücadeleye girmiştir.
Örnek:
1. Bimbo: Bu tekel Arjantin, Şili, Kosta Rika, Guatemala,
Salvador ve Venezuelada çeşitli sanayi dallarında faaliyet yürütüyor
ve bu bölgede 200 milyon dolarlık yeni yatırım yapma planı
var. Son dönemlerde Şilide yeni bir 25 milyon dolarlık yatırım
yaptı. Bimbo, Meksika pazarının yüzde 86sını elinde
tutuyor. Baird of Texas gibi Amerikan firmaları ile ortaklık kurmuş
bulunuyor.
2- Dina: Bütün Latin Amerikada Unonun montajı ve
bayiliğini yapmaya başlayacak. Dina, İtalyan tekeli ile ortaklaşa
kurulacak yeni işletmenin yüzde 65lik payına sahip olacak (300
milyon dolar). Arjantinde kamyon ve otobüs üretecek bir fabrika projesi bu
yıl tamamlanacak.
3- Cementos Mexicanos (CEMEX): Venezuela Vendemos firmasının
hisselerinin yüzde 60ını elinde bulunduruyor. Yılda 330 bin
ton kapasiteli bir devlet işletmesinin 10.7 milyon dolara satın alınması
için Nikaragua hükümeti ile anlaşma yaptı.
4- Maseca: Dışarıya mısır unu ve
tortilla satıyor. Meksikadaki satışları sadece yüzde 5,4
oranında artarken, Latin Amerikaya yaptığı satışlar
tam yüzde 64 oranında arttı.
5- Fomento Economico Mexicano (FEMSA): Eylül 1994te
Coca-Colanın Arjantindeki işletmesinde şişeleme bölümünün
yüzde 51ini ele geçirdi (100 milyon dolar). Böylelikle bu pazarın
geleceği hakkında karar sahibi olabilecek kadar etkinlik kurmuş
oldu.
6- SITUR Grubu: Kosta Rikada, Dominik Cumhuriyetinde ve
diğer Orta Amerika ülkelerinde oteller zinciri oluşturacak.
7- Bufete Industrial: Şili ve Ekvadorda yatırımları
var. Bu yatırımlardan elde ettiği gelirler, yılın ilk
üç ayındaki toplam ciro içerisinde yüzde 41,9u teşkil ediyor.
Kosta Rika ve Nikaraguada pazar kapma peşinde.
Görüldüğü gibi Meksikanın güçlü bir ulusal burjuvazisi var.
Arz ve talebin serbest pazarı düzenlediği yönündeki masal,
tam bir gevezeliktir. 500 büyük firma, ulusal ekonomik aktivite içerisindeki
ücretlilerin yüzde 13ünü, büyük işletmeler içerisindeki 337 firma
ise yüzde 30unu istihdam ediyor. Ekonomik konsantrasyon (yoğunlaşma)
ileri düzeylerde gerçekleşiyor.
Örneğin, otomobil sektöründeki 1.044 işletmeden 6 tanesi bu sektörde
çalışanların yüzde 62sini, demir-çelik sektöründeki 133 işletmeden
10u bu sektörde çalışanların yüzde 42sini, tütün sektöründeki
55 işletmeden 2si çalışanların yüzde 44ünü, ulaşım
ve komünikasyon sektöründeki 16.227 işletmeden 7si çalışanların
yüzde 54ünü bağrında topluyor. Bazı tekellerin kendi sektörlerindeki
ağırlıkları ise daha nettir. General Motors, Meksika Devlet
Demir Yolları vb. bunlardan bazılarıdır. (Le
Quotidien dergisi, sayı 59, sayfa 42-44, Aralık 1993).
Serbest Ticaret Anlaşmasından aslan payını kapacak
olanlar mali sermaye, büyük tekeller ve Amerikan emperyalizmidir. Meksikanın
toplam ithalatının yüzde 71-83lük bölümü ABDden yapılıyor.
Ülkeden yapılan toplam ihracatın yüzde 70ini ise 300 işletme
gerçekleştiriyor (CEMEX hariç tutulursa). Meksikanın giderek daha
fazla mamul madde ihraç etmesi, bir zafer edasıyla sunuluyor. Ama öte
yandan sermayenin yeniden yapılanması sürecinde ülke, büyük bir
maquiladoraya (Meksikaya yerleşen ve dış pazar için üretim
yapan yabancı işletmelere bu ad veriliyor) dönüşmektedir.
Meksikanın mamul madde ihracı 1988de yüzde 16 iken 1992de yüzde
12ye düştü. Maquiladoraların ihracı ise yılda
ortalama yüzde 10 oranında artarak son üç yılda 15ten 20 milyon
dolara yükseldi. Bu tip işletmelerin çalıştırdığı
işçi sayısı da 1995in ilk üç aylık döneminde yüzde
10,1 oranında arttı. Bu durum, ekonominin üretici sektörlerinde
işsizliğin artmasına, krizin derinleşmesine katkıda
bulunuyor. Burjuvazinin bizzat kendisinin de kabul ettiği gibi üretim sektörlerinin
yüzde 60ı gerileme (resesyon) içinde bulunuyor. İşletmelerin
sadece yüzde 30u 94teki büyük fırtınayı atlatabildi.
Burjuva hükümeti maquiladora sistemine büyük bir ağırlık
veriyor. Aslında bu sistem, yeni sömürgeci süreci daha da derinleştiren,
ülke ekonomisini başta ABD ve Japon tekelleri olmak üzere büyük
tekellerin hizmetine daha fazla sunan bir sistemdir. Maquiladoralar vasıtasıyla
başta kadın ve çocuklar olmak üzere işgücünün sömürüsü
oranları daha da artmakta, işçi sınıfı saflarında
bölünme kışkırtılmakta, teknoloji transferi yapılmadığı
gibi, bütün artı-değer, emperyalist burjuvazinin kasalarına
akmaktadır.
Yukarıdaki tabloda da görüleceği gibi, son yıllarda gerçekleştirilen
özelleştirmelerin hepsi de büyük sermayenin çıkarları için
gerçekleştirilmiştir. Devlet tarafından satışa çıkarılan
işletmelerin yüzde 20si uluslararası büyük sermayeye peşkeş
çekildi.
Bu iki tablo, liberal aydınların ve sosyal demokratların iddia
ettiklerinin aksine, burjuva devletinin ekonomideki rolünün kaybolmadığını,
ama iç ve dış pazarın büyük mali sermaye ve tekeller yararına
yeniden düzenlenmesini garantileyen başka biçimler aldığını
göstermektedir. Böylece Meksika burjuva devleti, neoliberal projeleri ve özelleştirmeleri
karşısındaki bütün muhalefete rağmen, sermayenin kârlarını
garantiye alma rolünü oynamaya devam ediyor.
Sermayenin birikimi ve ekonomik krizin bu koşullarında, egemen sınıfın
bir kesimi (milli denen burjuvazi), emperyalizm ve mali burjuvazi tarafından
ekonomik ve politik iktidardan uzaklaştırıldı. Sadece
1982-1993 yılları arasında 400 bin küçük işletme kapandı.
1.113 tekstil firmasından geriye, bugün sadece 157 tanesi kaldı. Yani
956sı son yıllarda kapandı.
Meksika İşçi Konfederasyonu (CTM) tarafından yayınlanan
istatistiklere göre, küçük ve orta büyüklükte 500 ayakkabı fabrikası
iflas etti. Milli burjuvazi 80lerden itibaren, geçmişte yararlandığı
ekonomik iktidardan giderek uzaklaştırıldı. Bugün milli
burjuvazinin politik temsilcileri olan PRD ile revizyonist ve Troçkist akımlar
bu nedenledir ki, anayasanın mevcut anayasal çerçevede yeniden düzenlenmesini
talep ediyorlar. PRD tarafından önerilen milli selamet hükümeti ve
milli demokratik konvansiyonda ortaya atılan program, iktidarın
egemenlerle paylaşılması talebi üzerinde yükseliyor. Liberal
ideologlar tarafından yaygınlaştırılan bir başka
mit ise, yabancı yatırımların sanayileşme ve yeni iş
alanlarının yaratılması için zorunlu olduğu yönündedir.
Gerçekler ise tam tersini kanıtlıyor. Üstelik yabancı yatırımlar,
üretici sektörlere değil, daha fazla kâr sağlayan mali spekülasyon
alanına yapıldı. 1993te devletin sunduğu yüksek faiz
oranlarından faydalanmak üzere ülkeye giren milyonlarca dolar, mevcut
mali krizi teşvik etti. Yine de dolaysız yatırımlar önemli
bir rant kaynağı olmaya devam etti. Meksika derin bir ekonomik kriz içinde
olmasına rağmen, ülkede faaliyet yürüten yabancı sermayeli
firmaların dışarıya transfer ettikleri kâr, 1995in ilk
üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre
yüzde 15 artarak 352,8 milyon dolara yükseldi. Krizden yararlanan asıl gücün,
yerli ve yabancı büyük sermaye olduğu açıkça görülüyor.
1995 yılı için 30 milyar dolarlık bir açık öngörülüyor.
Aşağıdaki tabloda da görüldüğü gibi ödemeler dengesi açıkları
başdöndürücü bir hızla artıyor. Burada Meksika firmalarının
düşük teknoloji düzeyi gündeme gelmektedir. Meksika imalat sanayi,
Ocak-Kasım 1994 döneminde dışarıyla ticari ilişkide 28
milyon dolarlık açık verdi. Bu miktar, ülkenin aynı dönemindeki
toplam ödemeler dengesi açığından daha fazladır.
INEGIye göre bu aynı dönemde, ülke GSMHsinin dörtte birini
yaratan imalat sanayi sektörü, dışarıya 22 milyar dolarlık
ürün sattı. Ama karşılığında 50 milyar dolarlık
makine ve donanım satın aldı. 28 milyar dolarlık bu açık,
dışarıya satılan her bir dolarlık mal karşılığında
dışarıdan 2.27 dolarlık malzeme alındığını
gösteriyor. Maquiladora sistemi burjuvazi için kârlı bir ticarettir.
Meksikada sanayide kullanılan hammaddelerin sadece yüzde 1.5i ülkede
çıkarılan hammaddelerdir.
Öte yandan Chicago boysların neoliberal teorilerine göre, krizden
çıkmak için enflasyonu düşürmek, kamu borçlarını
azaltmak, ücretleri frenlemek ve GSMHyi artırmak gerekmektedir.
Enflasyonu düşürme ve ücretleri sınırlama konusunda başarılı
olduklarını belirtmek gerekir. Bu da, işçi sınıfının
tepesinde, sendika bürokratlarıyla yapılan paktlarla kotarılmıştır.
Öte yandan kamu yatırımları büyük ölçüde düşmüş,
1981deki yüzde 10.3 seviyesinden 1993te yüzde 4.3e gerilemiştir.
Canlı emeğin yaşaması, işgücünün yeniden üretimi için
burjuvazinin yaptığı yatırım en asgari seviyesine düşmüştür.
Madalyonun öbür yüzü ise, halkın artan hoşnutsuzluğunu bastırmak
için burjuva devletin militarist yapısının mükemmelleştirilmesidir.
Savunma bütçesi sadece 1995 yılında 94e göre yüzde 14.13
oranında artırıldı. Devletin bu bölümü geçen yıl
11.183,4 milyon peso yuttu. Bu yıl ordu ve polis için 12.764,4 milyon peso
ayrılması programlanmış bulunuyor.
Carlos Salinas Gortari ve ekibi, GSMHdeki muhtemel bir artış üzerine
yalan söylüyor. Zira, genel olarak işçi ve emekçilerin yaşam düzeylerindeki
büyük gerileme ve aşırı sömürüye rağmen düzenli bir yükseliş
sözkonusu değildir. 1990da bir gerileme, 94te ise hafif bir artış
gözlendi. Buna rağmen yine de 1990 seviyesine bile ulaşılabilmiş
değildir.
Ernesto Zedillonun işbaşına gelmesinden bu yana, derinleşen
ekonomik krizin bir mali krizi de provoke etmesi dışında ekonomik
panoramada önemli bir değişiklik olmadı. Büyük balıkların
kârla sıyrıldıkları 20 Aralık 94teki devalüasyon
ve 21 Aralıktaki borsa krizinden itibaren burjuvazi, riske girmemeye çalışıyor.
İleri sürdüğü vatansever değerlere rağmen,
istikrarsızlık sinyallerini alır almaz, sermayesi ile birlikte dışarı
kaçmayı yeğliyor.
Burjuvazinin tanıdığı ve değer verdiği tek
vatan, kârlarıdır. Sadece Ekim-Aralık 1994 tarihleri arasında
Meksikadan 10.107,6 milyar dolarlık sermaye dışarıya
transfer edildi. Buna, devalüasyon gerekçe gösterilerek mal fiyatlarına
yapılan başdöndürücü zamlar da eklendiğinde asgari ücrette
yaşanan tahribat daha iyi anlaşılır.
Spekülatif mali sermaye, Meksikada devlet desteğiyle kendine geniş
bir pazar yaratmıştır. Hazine bonolarına verilen yüksek
faiz, yerli ve yabancı spekülatörlerin iştahlarını
kabartan bir özellik taşıyor. Bir taraftan ülkenin borçları
artıyor, diğer taraftan da yine aynı nedenle emperyalizme bağımlılık
zinciri daha da sağlamlaştırılmış oluyor.
Burjuva devleti ile mali sermaye arasındaki suç ortaklığı,
yüksek faizli hazine bonolarının satışında Ekim-Aralık
94 döneminde (mali krizin hemen öncesi) görülen büyük artıştan
da anlaşılıyor. IMFnin, Amerikan emperyalizminin, Avrupa ve
Japon merkez bankalarının, Uluslararası Ticaret Bankasının
vb. yapmış olduğu yardımlar, Jorge Ballestros, Adrian
Sada Gonzales, Carlos Gomez (Meksika Bankacılar Birliği Başkan
Yardımcısı), Alberto Santos de Hoyos (Nuevo Leon Senatörü) gibi
büyük oligarkların elinde kalacaktır. Çünkü Meksikayı
son on üç yılın en derin krizine sürükleyen ve borçlarını
ödeyemez duruma düşüren yerli ve yabancı hazine bonosu sahipleri,
bu yıl ellerindeki kağıtları devretmek kaydıyla 91.717
milyon yeni pesoyu ceplerine indirecekler. (La Jordana, 7/2/95).
Hükümet, spekülatif mali pazara tahvil sürmeye devam ediyor. Sadece mart ayında
4.4 milyon yeni peso değerinde ve yüzde 92.5 faiz garantili yeni tahvil,
mali oligarşinin kasalarını doldurmak için piyasaya sürüldü.
Öte yandan binlerce ufak ve orta çaplı firma, mali sermayeye ödemek
zorunda olduğu yüksek faizli borçlar nedeniyle iflas etmiştir. Sözde
milli burjuvazi, emperyalizm ve mali oligarşinin kasalarını
doldurmak için piyasaya sürüldü. Öte yandan binlerce ufak ve orta çaplı
firma, mali sermayeye ödemek zorunda olduğu yüksek faizli borçlar
nedeniyle iflas etmiştir. Sözde milli burjuvazi, emperyalizm ve mali
oligarşi tarafından diz çöktürülmüş durumdadır. Fakat
ekonomik kriz; ülkenin içinde bulunduğu aşırı borç yükü,
spekülatif yatırımlar vb. etkenlerle daha derinleşse de henüz tümüyle
dibe vurmuş değildir. ABD emperyalizmine bağımlılık
daha açık bir özellik kazanmıştır. Sözde krizi aşma
reçeteleri; limanların, havaalanlarının bile özelleştirilmesinde,
CEMEX kârlarının aşırı artışında ve
hatta mali sermaye planları için tehlike teşkil eden EZLN ve diğer
demokratik hareketlerin askeri saldırı ile ezilmesinde olduğu
gibi, harfiyen yerine getirilmektedir.
Özet olarak ulusal ekonomi; sermayenin, başta Amerikan emperyalizmi olmak
üzere emperyalizm ve mali sermayenin elinde yoğunlaşması ile
karakterize olan ağır bir kriz döneminden geçmektedir. Ulusal işletmeler
ve milli burjuvazi tasfiye edilmekte, uluslararası tekellerin
denetimi ve ödemeler dengesi açıkları artmakta, kamu harcamaları
kısıtlanmakta, spekülatif yabancı yatırımlarda bir
patlama yaşanmakta, sömürü, yoksulluk, sefalet ve açlık yaygınlaşmakta,
işçi sınıfı ve emekçi halkın ölüm fermanı ilan
edilmektedir. Zenginliklerin belli bir kutupta birikmesi, kendi ürününü
sermaye olarak üreten sınıfın saflarında da sefalet,
aptallaşma ve ahlaki bozulmanın birikmesine yol açar. (Marx,
Kapital, cilt 1, s.546-547)
İşte birkaç örnek:
1- UNAM Ekonomi Fakültesinin verilerine göre
Meksikada 1977 yılında nüfusun yüzde 51.9u
(31.528.913 kişi) yoksulluk içinde yaşıyordu. Bu rakam 1989da
yüzde 77.4e (yani 60.581.562 kişi) yükseldi. Bugün ise Meksika nüfusunun
yüzde 91.9u (yani 77.845.051 kişi) yoksul kategorisindedir. Meksika bugün
Latin Amerikada sadece, nüfusunun yüzde 97si yoksulluk içindeki
Bolivyadan daha iyidir ve dünyanın da en yoksul ülkelerinden biridir.
1989da nüfusun yüzde 16.2si (12.730.734 kişi) aşırı
yoksul iken, bu oran 1992de yüzde 30a (25.496.682 kişi) yükselmiştir.
(Analiz Merkezi Verileri, Nisan 1993).
2- Artı-değer sömürüsü, zorbalığı
giderek artırıyor. 1980de GSYHnin yüzde 36sı ücretlilere,
yüzde 64ü burjuvaziye giderken, 1991de ücretlilerin GSYHden aldıkları
pay, yüzde 22.1e düşmüştür. Geriye kalanı burjuvazinin ve
hükümetin kasasına akmaktadır.
3- Reklamı çokça yapılan eğitimdeki modernleşmeye
ve anayasanın 3. maddesinin değiştirilmesine rağmen bugün
ülkede hâlâ 16 yaşın üzerindeki 4.2 milyon kişinin
okuma-yazması yoktur. 20.2 milyon kişi ilkokulu, 16 milyon kişi
ortaokulu bile bitirmemiştir. Öğrencilerin sadece yüzde 54ü
(24.6 milyon kişi) ilkokulu bitirebiliyor. Bilim ve teknoloji için federal
bütçeden ayrılan pay, 1980de GSYHnin yüzde 0.43ü iken,
1993te yüzde 0.38e düşürülmüştür.
4- Aralık 1988-Aralık 1993 dönemi arasındaki beş
yıllık sürede satın alma gücü, yüzde 55 oranında düşmüştür.
5- İşletmelerin tahrip edilmesi, iflasa sürüklenmesi
sonucunda bugün çalışabilir nüfusun yüzde 27.8i işsizdir.
1988-94 yılları arasında sadece 654 bin yeni işyeri açılırken,
bu işyerleri için 6 milyon kişi başvurmuştur.
6- İşçi ve emekçiler için 6 milyon lojman açığı
var.
7- Proletarya açısından üretkenlik; çalışma
koşullarının kötüleşmesi ve daha fazla çalışmak
anlamına geliyor. 13 milyon 192 bin emekçinin haftalık çalışma
süreleri 35 saatten 48 saate çıkarıldı. Asgari ücretle 35 saat
çalışanların sayısı sadece 3 milyon 464 bin kişidir.
Neoliberalizmin ve Serbest Ticaret Anlaşmasının işçi sınıfına
ve emekçi halka sunduğu cennet işte budur.
MEKSİKA KOMÜNİST PARTİSİ (MARKSİST-LENİNİST)