Bölgemizdeki gelişmeler üzerine


Parti ve örgütlerimizin son bölge toplantisindan bu yana gerçeklesen ve bölge halklarimizin da yasantisi açisindan önemli degisikliklere yol açan gelismelerin basinda, kuskusuz 11 Eylül olaylari ve Afganistan'daki emperyalist saldirganlik gelmektedir. Bu gelismelerin dünya halklari açisindan; emperyalist tehdit ve zorbaligin, askeri müdahale ve saldirganligin artmasi ve yogunlasmasi anlamina geldigi tartismasiz bir gerçektir. Bununla birlikte alti çizilmesi gereken diger bir gerçek de sudur ki, 11 Eylül olaylarini izleyen sürecin; genel olarak gericiligin artmasi, demokratik hak ve özgürlüklerin kisitlanmasi, ekonomilerin askerilestirilmesi, emperyalist terör saldirganlik ve küstahligin büyümesi ve yogunlasmasi ile karakterize olmasi; emperyalist kapitalist dünyanin gerçek iliskileri üzerindeki örtüyü kaldirmis ve gerçek yüzünün görülür hale gelmesi sürecini hizlandirmistir.

I.
Bütün dünya halklari gibi; Balkanlar, Ortadogu, Kafkaslar ve Orta Asya halklari da bugün basta ABD emperyalizmi olmak üzere dünya gericiliginin pervasiz saldiri ve dayatmalari ile karsi karsiyadir. Bilindigi gibi, ülkelerimizin de içinde bulundugu bu bölgeyi diger bölgelerden farkli kilan baslica özelliklerden birisi, dünyanin mevcut hammadde rezervlerinin yaklasik dörtte üçünün ve özellikle petrol ve dogalgazin Bati pazarlarina nakil yollarinin bu genis stratejik bölgede bulunuyor olmasi gerçegidir. Bölgemizin bu özellikleri ve üç büyük kitanin geçis yollari ile kitalar arasi stratejik köprü baslari olusturmaya müsait olusu ona askeri bakimdan da ayri bir önem saglamaktadir. Dolayisiyla bugün; dünya nüfusu içindeki orani yüzde üç civarinda olmasina karsin, mevcut hammaddelerin yüzde 26'sini kullanan ABD emperyalizmi basta olmak üzere, tüm emperyalist güçlerin; santaj ve provokasyonlarini; askeri güç ve saldirilarini tam da bu bölgede yogunlastirmalari, bu bakimdan bir rastlanti degildir.
Afganistan'da isbirlikçi bir hükümetin kurulmasi ve görünürde toplumsal yasantinin yeniden tesisi, fakat gerçekte merkezi bir devlet aygitinin olusturulmasina dönük atilan adimlar, burjuva propaganda odaklari tarafindan her ne kadar emperyalist müdahaleleri hakli ve ülke yararina göstermenin kanitlari olarak ileri sürülse de, su nesnel gerçeklik yok sayilamaz: Dogu Bloku ve Sovyetler Birligi'nin dagilmasindan bu yana, "Avrasya" olarak da adlandirilan bu stratejik bölgede, çesitli vesileler ve gerçekler ile (Irak'ta "kitlesel imha silahlarinin yok edilmesi", Yugoslavya'da "insani bir felaketin önlenmesi", Afganistan'da "terörist örgüt yuvalarinin dagitilmasi" adi altinda) gerçeklesen tüm emperyalist müdahaleler; ekonomik-toplumsal yasantilarinda derin tahribatlara yol açmis, açlik ve yoksullugunu artirmis; "uluslararasi toplulugun yardimi"na maruz kalmis bölge ülkelerini her bakimdan ve her alanda emperyalist devletlerin varligina ve fiili yönetimine muhtaç hale getirmistir. Bugün de basta ABD olmak üzere emperyalizm için önemli olan bölgedeki istikrarsizligin sürekliligi, ülke ve halklar arasinda gerginliklerin kiskirtilmasi, dolayisiyla "düzen saglayici" olarak kendi askeri ve politik varligi ve müdahelesine olan "ihtiyacin" artirilmasidir. Baska bir deyisle; içinde bulundugumuz süreçte görülmesi gereken gerçek su ki, emperyalizm; bagimli ülkelere ve ezilen halklara -kendisinin bölgedeki ekonomik, politik ve askeri varliginin gerekliligi disinda- her alanda ve her bakimdan çözümsüzlügü dayatmaktadir.
Bu stratejinin bölgemiz açisindan tasidigi anlam ortadadir: Basta ABD olmak üzere, emperyalist devletlerin bölgedeki ugursuz faaliyetleri daha da genisleyecek, askeri üs ve konuslandirdiklari askeri birlik sayisi daha da artacak; mevcut "kriz bölgeleri"ne yenileri eklenecek; yeni iç savaslar kiskirtilacak; halklar birbirine kirdirilacaktir.

II.
Emperyalist devletlerin bölge halklari karsisindaki stratejisinde bu genel ortak nokta var olmakla birlikte, bölgenin sözkonusu hammadde rezervleri, stratejik nakil yollari ve nüfuz alanlari üzerine aralarindaki rekabet ve dalasma keskinleserek devam etmektedir. Önemli bir kismi emperyalist ülke istihbarat teskilatlarinin tezgahlarinda yetisme "terör örgüt ve yuvalarina" karsi "mücadele" adi altinda olusturulan "uluslararasi anti-terör kolaisyonu", emperyalist devletlerin ezilen halklari boyunduruk altinda tutmadaki ortakligi disinda, adi bir demagojiden ibarettir.
Kamuoyuna yapilan açiklamalarin aksine, ABD'nin 11 Eylül konjonküründen de faydalanarak, digerleri karsisinda askeri üstünlügünü daha da artirmaya dönük yeni bir silahlanma sürecini baslatmasi; Avrupa Ordusu'nun kurulus sürecini de baltalamak üzere NATO'nun doguya dogru genisletilmesi adimlarini hizlandirmasi; Orta Asya'da (Afganistan, Özbekistan ve Kazakistan'da) oldugu gibi yeni askeri üsler kurmasi; Gürcistan ve Güneydogu Asya'da oldugu gibi basina buyruk "terörist avina" çikmasi, ilan ettigi "ser ekseni"nin bilesenlerinden biri olarak Irak'taki mevcut rejimi yikip ABD isbirlikçisi bir yönetimi isbasina getirme planlarinda diretmesi vb. gelismeler, basta Rusya, Almanya ve Fransa olmak üzere rakip emperyalist devletleri son derece rahatsiz etmektedir. Dünya hegemonyasi bakimindan ayni emellere sahip olan bu güçler; çesitli politik engeller çikararak büyük bir hirsla pespese yeni mevziler kazanmaya çalisan ABD'nin hizini kesmek ve henüz hazir olmadiklari daha genis çapli kapismalara hazirlanmak için zaman kazanmak istemektedirler. (1)
Bölgemizde halklari karsi karsiya getiren ve emperyalizme karsi ortak mücadelesini baltalayan hiçbir "bölge sorunu" yoktur ki, ortaya çikmasi ve kroniklesmesinde su veya bu emperyalist gücün rolü olmasin. Her ne kadar kendine özgü tarihsel bir arka plani olsa da, bugün; "Kesmir sorunu"ndan "Kibris sorunu"na, "Filistin sorunu"ndan "Kürt sorunu"na kadar bütün "bölge sorunlari"nin gerek ortaya çikmasi, gerekse kroniklesip bugüne kadar çözülemez hale gelmesinde esas rolü emperyalist devletler ve onlarin bölgedeki isbirlikçi rejim ve güçleri oynamistir ve oynamaya devam etmektedirler. Nitekim bu sorunlar bugün su veya bu emperyalist gücün ve onlarin isbirlikçilerinin su veya bu rakip emperyalist güce ve ülkeye karsi üzerinde oynadigi, istismar ettigi ya da birer koz olarak kullanmaya çalistiklari sorunlar durumundadir. ABD için "Filistin sorunu"; topraklarindan sürülen mazlum bir halkin ögürlügüne kavusturulmasi sorunu degil, aksine; genel olarak Ortadogu'daki uzun erimli planlarini (Ortadogu petrolünü çikarma ve satma isini dogrudan ele geçirme) tehlikeye düsürmeyecek ve en önemli ileri karakollarindan Israil devletini zayiflatmayacak bir sekilde "kurtulunmasi" gereken bir sorundur. AB açisindan ise, Ortadogu'da mevzi ve prim kazanmaya müsait ve ABD'nin bölgeye iliskin planlarini baltalamak bakimindan kullanilacak bir sorundur.
Oysa parti ve örgütlerimizin düsüncesine göre; "Filistin sorunu"nun çözümü, Bush'un açiklayacagi "Filistin Plani" ya da AB içinde tartisilan "Fischer Plani" gibi emperyalist devletlerin çizecegi "çözüm yollari"ndan geçmememektedir. Gerçek çözüm yolu; Israil halkinin, Filistin topraklarinin isgaline son verilmesi ugruna mücadelesini yükseltmesi, Filistin halkinin kendi devletini kurma hakkini gerçekte tanimayan siyonist gericiligi geri püskürterek bu hakkin en kararli savunucusu olmasi; Filistin halkinin ise, hakli mücadele ve direnisini, emperyalist güçlerden ziyade Israil halkinin destegini saglayacak ve iki halk ve bagimsiz devletler olarak birarada var olmayi kabul ettigini gösterecek bir mevziyi tutmasindan geçmektedir.
Bu kosullarda, parti ve örgütlerimiz; dünya gericiliginin ve emperyalist devletlerin bölgemizdeki bütün ugursuz girisim ve isçi ve emekçi düsmani planlari karsisinda halklarimizi uyarmayi; su veya bu emperyalist güce yaslanmayi ülkelerimizin gelismesinin ve refahinin büyümesinin yegane yolu olarak gören isbirlikçi rejim ve sömürücü siniflari teshir etmeyi; emperyalizmin kiskirttigi ve daha da agirlastirdigi "bölgesel sorunlar"da anti-emperyalist ve halkçi çözümleri propaganda etmeyi; bunlari gerçeklestirecek isçi ve emekçi kitlelerin örgütlülük ve bilinç düzeyini artirmayi temel görevlerinden birisi olarak görmektedir.
Bu görevlerimizin yakiciligi, yalnizca bölgemizdeki emperyalist dalasma ve dayatmalarin belirtilen tehlikeli gelisme dogrultusu nedeniyle degil, ayni zamanda ülkelerimizdeki egemen siniflarin somut olarak izledikleri halk düsmani politikalari nedeniyle de tartismasizdir. Nitekim, ülkelerimizdeki egemen siniflar her ne kadar "bölge barisi", "iyi komsuluk iliskileri"nden dem vursalar da, gerçek durum aksi yönde ilerlemektedir. Örnegin Türkiye'nin komsulariyla iliskileri bu konuda çikan haberlerde çizilen tablodan tamamiyle farklidir. Kuskusuz, Türkiye gericiligi Türkiye'nin jeostratejik konumunu, özellikle ABD, AB ve Rusya'nin bölgedeki dalasmalarinda bir koz olarak kullanma istegini tasimaktadir. Ancak bu istegin gerçeklesebilirlik derecesinin mutlak sinirlari, ABD'ye olan bagimliligi ve onun -özellikleri son gelismelerle birlikte daha net açiga çikan- bölgedeki ileri karakolu olma misyonu tarafindan çizilmistir. Ve bu konudaki manevra alani oldukça sinirli oldugu gibi, bölge barisi ve istikrari açisindan da ciddi ve kalici sonuçlar beklemek bütünüyle safdillik olacaktir. (2)
Açiktir ki; Israil ile imzalamis oldugu stratejik isbirligi anlasmasiyla, ABD'nin bölgedeki paha biçilmez ileri karakollarindan biri olma konumunu perçinlemis olan ve Afganistan'da ISAF komutasini devralarak kendisine biçilen rolü üstlenmekte perva tanimayacagini bir kez daha kanitlamis bulunan Türkiye egemen siniflari, emperyalizme ragmen ülke ve halk yararina bagimsiz politikalar izlemekten fersah fersah uzaktadir. Ayni seyler, ABD'nin Irak'a saldiri planlari açisindan söylenebilir. Gelinen yerde saldirinin olup olmayacagi degil, ne zaman saldirilacagi tartisilmaktadir. (3) Oysa tüm bölge halklari oldugu gibi, ülkelerimiz halklari da bu saldirganliga esasta karsi çikmakta ve hakli olarak komsu Irak halkinin katlinde yardim ve yataklik yapmanin hiçbir hayrini görmemektedirler.
Kusku yok ki, parti ve örgütlerimiz ülkelerimiz arasi komsuluk iliskilerinin gelismesi, bölge halklari arasinda yakin dostluk iliskilerinin kurulmasindan yanadir. Bizce, Azerbaycan ile Ermenistan arasindaki iliskilerin gelismesi, Türkiye'nin Ermenistan ile yakin iliskiler kurmasi, Iran'in Azerbaycan ile yaknlasmasi ya da Türkiye ile Yunanistan arasindaki dostluk iliskilerinin ilerlemesi; bütün bunlar bölge halklarinin yararina olacak gelismelerdir. Fakat ayni zamanda bilmekteyiz ki; "Kürt sorunu" ABD'nin degil, Türk halkinin sorunudur; "Ermeni meselesi" emperyalist ülke meclislerinin degil, Türkiye ile Ermenistan halkinin asabilecegi bir sorundur; "Kibris sorunu" ABD, Ingiliz ya da AB'nin degil, yalnizca ada halkinin kendi özgür iradesiyle noktalayabilecegi bir sorundur.

III.
Bugün; emperyalizmin ve tek tek emperyalist devletlerin kendi ülke emekçileri de dahil, dünya halklari karsisindaki baskici, yagmaci, saldirgan konumu bir yandan giderek belirginlesirken, diger yandan bu gerçegin dünya halklari tarafindan kavranilmasi süreci de hizlanmis bulunmaktadir. Bölgemiz halklari arasinda özellikle ABD ve Ingiliz emperyalizmine yönelik tepki ve öfke giderek artmaktadir. (4)
Ne var ki, Rusya ile bazi Avrupali emperyalist devletlerin de kendi lehlerine degerlendirmeye çalistiklari bu tepki, henüz ne bütün emperyalist devletleri ayrim yapmadan tümden mahkum edecek bir düzeydedir, ne de bölgedeki isbirlikçi devletlerin su veya bu emperyalist güce yaslanan, su veya bu emperyalist devlet ile kader birligi yapan onur kirici politikalarinin gerçek yüzünü görecek asamadadir.
Belirtmek gerekir ki, özellikle AB bu konuda oldukça sinsi ve ikiyüzlü bir faaliyet içerisindedir. ABD emperyalizminin bölgedeki küstahligi arttigi oranda, AB emperyalistleri kendilerini bölge halklarina; baris ve demokrasinin, ekonomik büyüme ve sosyal refahin savunucusu ve temsilcileri olarak tanitmaya özel bir önem vermektedirler. Bunda da belirli ölçülerde basarili olduklari görülmektedir. Yalnizca, AB üyeligi için can atan Türkiye egemen siniflari degil, Iran'daki gerici rejim de bu demagojik propagandadan iç ve dis politika alaninda çok yönlü bir biçimde faydalanmaya çalismaktadir. Fakat bölge ülkelerimizden özellikle Yunanistan'in isçi ve emekçi halkinin ekonomik ve sosyal kosullari, AB'nin dayatmalarina karsi Yunan isçi ve emekçilerinin pespese gerçeklestirdikleri genel grevler ve kitlesel protestolar, AB emperyalistlerinin bu propagandasinin adi bir yalandan ibaret oldugunun somut kanitlaridir.
Insan haklari, demokrasi, ekonomik ve sosyal refah; bütün bunlar AB emperyalistlerinin; bir yandan bunlardan mahrum birakilan halklari umutlandirmak ve yedeklemek, diger yandan bölge ülkelerindeki nüfuzunu artirmak için kullandiklari demagoji malzemeleridir. AB emperyalistleri, bu demagojik malzemeleri, özellikle Yunanistan ile Türkiye iliskilerinde ve Türkiye'nin AB'ne tam üyelik sürecinde kullanmaktadir. Kibris ve adalar sorunu, Kürt sorunu, Türkiye'deki idam cezasi gibi meseleler, AB'nin gerçekte üzerinde tepindigi meselelerdir. Parti ve örgütlerimiz, bu bakimdan; ABD'nin yani sira AB'nin de bölgemizdeki sinsi girisimlerini teshir etmeye, bölgenin diger sorunlarda oldugu gibi, belirtilen sorun ve meselelerde de AB'nin müdahalesini distalayan, ilgili halklarin özgür iradeleri temelinde gerçeklesecek halkçi ve anti-emperyalist çözümleri savunmaya ve bunlari genis isçi ve emekçi kitleleri arasinda propaganda etmeye özel bir önem vermektedirler.
Son olarak su olgunun altini çizmek istiyoruz ki, emperyalizm, boyunduruk zincirini daha siki çektikçe; ister istemez yeni zayif halkalarin olusmasina, mevcut zayif halkalarin da kirilma ihtimalinin artmasina neden olmaktadir. Bu bakimdan kilit sorunun; parti ve örgütlerimizin bu nesnel sürecin beraberinde getirdigi görevleri yerine getirebilecek bir yetenek, enerji ve çalismayi gelistirip gelistirmeyecegine bagli oldugunun bilincindeyiz.

Dipnotlar:
(1) Bush'un son Avrupa gezisinde Rusya'ya "partnerlik teklif" etmesi, öte yandan NATO-Rusya Konseyi'nin kurulmasi, ABD cephesinden Rusya'yi Avrupalilara karsi kullanmak çabasinin bir ürünüyken, toparlanma sürecini henüz tamamlamamis olan Rusya açisindan ise, mevcut konjonktürde "arka bahçesine" kadar girmeyi basarmis bulunan en büyük rakip güçle bir süre arayi iyi tutmanin daha hesapli olmasinin sonuçlaridir.
(2) Ülkelerimizin birbirleriyle ve komsu ülkeleriyle iliskilerinin, ülkelerimiz ve bölge halklarinin çikarlari tarafindan belirlenmediginin belki de en çarpici örneklerinden birisi, Türkiye-Iran iliskilerinin son yillardaki gelisme seyridir. Türkiye-Iran iliskileri, özellikle 1980'li yillarin ortalarindan itibaren istikrarsizlik ve krizlerle karakterize olmaktadir. Bu bakimdan tek basina iki ülke arasindaki dis ticaretin istikrarsiz gelisimine isaret etmek yeterli olacaktir. Oysa yalnizca Iran burjuvazisi degil, Türkiye isbirlikçi burjuvazisi de "Iran Pazar"ni degerlendirmek için can atmaktadir. Ancak ticaretin bütün alanlarinda ikili iliskileri gelistirmek, esas olarak Türkiye burjuvazisinin karar verebilecegi bir olay degildir. Bu nedenle; güya ikili iliskilere "süreklilik ve istikrar" kazandirmak amaciyla geçen yil "Türkiye-Iran Is Konseyi"nin kurulmus olmasi, Cumhurbaskani Sezer'in bu bakimdan "umut verici" olarak lanse edilen son Iran gezisini gerçeklestirmesi, bütün bunlar, iki ülke iliskilerinin degisimi ve istikrari açisindan kayda deger hiçbir etkin sonuç dogurmayacaktir.

(3) ABD emperyalizminin askeri hazirliklari tüm hiziyla ve çok yönlü sürerken, sorun esas olarak çesitli "politik engellerin" asilmasi noktasinda odaklasmistir. Bu arada kasten yayilan "politik senaryolar" içerisinde; Kürtlere güya "Kerkük petrolü vaadi" yer aldigi gibi (açiktir ki, ABD emperyalizmi bu bos vaadiyle, Kürt halkinin kendi kaderini tayin hakkini istismar etmekte; Kürt gericileri de buna alet olmaktadirlar), Türkiye'deki egemen isbirlikçi sinifin "Kürt devletinin kurulmasi" paranoyasini giderecek "güvenceler" verme planlari da yer almakta vb.. Türkiye egemen siniflari ise, bir yandan bu ihtimalle ilgili ciddi kaygilar tasirken, diger yandan Musul ve Kerkük petrolünden kirinti seklinde de olsa faydalanmayi ummaktadir.

(4) Afganistan'daki emperyalist saldirganliga ve Filistin halkina uygulanan zorbalik ve vahsete karsi, Yunanistan ve Iran halklari basta olmak üzere bölgemizdeki birçok ülkede yüzbinlerce isçi ve emekçinin katildigi protesto gösterilerinde bu öfke ve tepki disa vuruldu. Türkiye'de ise, sendikal platformlar protesto gösterilerinin yani sira, Filistin halki ile dayanisma kampanyalari düzenlediler.
Bu arada vurgulamak gerekir ki, emperyalizmin ideologlari tarafindan ileri sürülen "uygarliklar arasi savas" demagojisini bosa çikaran tepki Yunanistan halinin protesto gösterileriyle sinirli kalmadi; aksine hemen hemen tüm bati ülkelerinde bu demagojik propaganda yüzbinlerce insanin katildigi kitlesel eylem ve gösterilerle teshir ve mahkum edildi.
Bölgemizdeki dinci gericilik her ne kadar bu demagojik propagandadan faydalanmaya çalismissa, bu çabalar dinci gericiligin genel olarak içinde bulundugu zayiflama sürecini tersine çevirmemistir. Bunda, baska seylerin yani sira, Bati ülkelerindeki isçi ve emekçi kitlelerin emperyalist propaganda ve saldirganligi protesto etmelerinin olumlu bir rolü olmustur kuskusuz.


İran Emek Partisi - Tufan (PTI)
Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP)
Yunanistan Marksist Leninist Örgütü