MEKSİKA

Latin Amerika ve Proleter Devrimi


Latin Amerika Ulusu, Büyük Anavatan ve bir Latin Amerika Devleti olasılığı üzerine konuşmak bir kez daha moda oldu. Eski önyargılar tekrar canlandırılmakta ve devrimci taktikler gömülmekte.

Partimiz, devrimin ilerletilmesinde doğru proleter taktik ve stratejilerin gelişiminin büyük uygunluğunu vurgulamaktadır. Bu eğilimlere komünistlerin cevap vermeleri zorunludur.

Bugün Latin Amerikalı olan herşeyden bahsetmek, Bolivarizm, Juarizm’den ve kulağa hoş gelen ‘başka bir dünya mümkündür’ gibi sözlerden sözetmek sadece birer demagoji sorunu değildir.Tutarsız olan burjuvazi, bunlarla, halk ile emperyalizm arasındaki çelişkileri bir kez daha saklamaya çalışmaktadır.Toplumumuzda derinleşen çelişkilerden dolayı kimi burjuva ve küçük burjuva kesiminleri emperyalistlere ve ulusal oligarşinin gerici kesiminin çoğuna bir şekilde karşı çıkmak zorunda kalıyorlar. İlk bahsedilen kesim [burjuvazi Ç.N] politik ve ekonomik bağımlılıklarını koparmaya ve ‘insancıl bir yüzle’ kapitalizme dayanan bir gelişme planı edinmeye çalışmaktalar.

Burjuvazinin bazı katmanları ve özellikle küçük burjuvazi, emperyalist eğemenliği önlemek umuduyla birlikte günümüzdeki sistemin kaçınılmaz sonunu bu modası geçmiş formülasyona bağlanmaktalar.

Yine bu da iki yüzyıldan fazla bir süredir emperyalistlerin ihtiyaçlarına uygun  olarak oluşan burjuvazinin tutarsız doğasını açığa vurmaktadır. Bu birçoğunun kabul edemediği bir gerçekliktir.

Doğal olarak, burjuvazi içinde oligarşi bu tezleri ilan eder bir tarzda savunmaktadır. Burjuvazinin bazı kesimleri bu üslubu daha iyi koşullar ve kapitalist gelişim olanağı için pazarlık yapmakta kullandılar. Küçük burjuvazi bu eğilimleri toplumsal konumunu korumak ve hatta iyileştirmek niyetiyle çılgınca desteklemektedir.

Latin Amerika’nın kuruluşu

Latin Amerika’nın oluşumunun tarihsel öğesiyle ilgili olarak büyük Avrupa monarşilerine (Portekiz, Fransa ve İspanya) karşı yürütülen sömürge karşıtı mücadele döneminde merkezi bir Latin Amerika devletinin kurulmasının nesnel ve öznel koşularının varolduğunu düşünmekteyiz.

Bu olasılıklar çok sayıda koşuldan kaynaklanmaktaydı:

  1. Yerel burjuvazinin ve feodal aristokrasinin ekonomik gelişimi.
  2. Yerli halk ile Siyah ve Asyalı kölelerin mazur bırakıldıklarına benzer baskı ve sömürü durumu.
  3. Sömürgecilerin soyundan gelenlerin ortak bir kökenden ve ulusal karakterden kaynaklı güçlü politik, ekonomik ve kültürel arka plandan istifade ediyorlardı.
  4. Kitleler Avrupa merkezli egemenlikten nefret ediyorlardı. Ortak bir psikoloji ortaya çıkmıştı.
  5. İspanya krallığı egemenliğindeki bölgelerde genel ekonomik ve sosyal ilişkiler için ortak bir dil kullanılıyordu.
  6. Sömürgeler arasında bazı ekonomik bağlar.
  7. Burjuvazi ve küçük burjuvazi ticaret ve sanayinin gelişimi için aynı planlar yapıyordu.
  8. Liberal, ayrılıkçı ve Pan-Amerikan fikirlerin gelişmesi (Bolivar, Morelos, San Martin).

Latin Amerika ulusu başarısızlığının nedenleri.

Latin Amerika ulusunun ve devletinin kurulması neden hiç gerçekleşmedi?

  1. Latin Amerika’nın sağlam siyasi ve ekonomik bağlar kurmak için sürekli bir çabayı geliştirmeyi becerebilecek güçlü bir burjuva ticari çekirdekten yoksun olması.
  2. Değişik bölgeler arasında bir ekonomik bağın yokluğu.
  3. Geri ve verimsiz olan kapitalizm öncesi üretim biçimlerinin yaygınlığı.
  4. Üretim ağırlıklı olarak tarıma dayalıydı ve geri kalmıştı.
  5. Büyük bölgelerde ancak kendine yetecek kadar üretim yapılması.
  6. Sömürge güçlerine karşı ortak bir ordu ya da  koordineli bir askeri eylemin bile olmaması.
  7. Toprak sahipleri ile burjuvazinin bazı kesimleri ve önderleri tarihsel sürecin küresel bir yerelliğine sahiptiler.
  8. Gelişmiş iletişim araçlarında ve bunların çabuk geliştirilmesinde inisiyatif yoksunluğu.
  9. Böylesi bir ulusun kurulmasında gerekli olan bölgeler arasındaki engellerin bastırılmasına ticari burjuvazinin ne ekonomik kapasitesinin ne de isteğinin olmaması.
  10. Sömürgecilik politikaları sonucu ve yöresel burjuvazi ve aristokrasinin savurgan tavırlarından dolayı yeterli sermaye birikiminin yoksunluğu.
  11. Halklar birbirlerinden yalıtılmışlardı (kast, ırkçılık, kölelik, serflik ve yalıtılmışlık gibi uzun dönemli sorunlardan dolayı).
  12. Böyle biçimlerde,  bağımsızlık mücadelesinde içinde yerli halklar göz ardı edilmişti.
  13. Ulusal bilinç düzeyi (Latin Amerika düzeyinde) üretim ilişkilerinin birçoğunun karakteri, Katolik kilisesinin gerici etkisi, ayrıca Latin Amerika halkını bunaltan ve alt edilmesi on yıllar alacak olan kast gibi sorunların çözülmemesinden dolayı bu ilkel aşamadan daha öteye hiçbir zaman gitmemiştir.
  14. Feodal aristokrasi burjuva ve küçük burjuvaziden daha ağırlığa sahipti. Bu nedenle bölgeselcilik ve dar kafalılık hakimdi. Ayrıca feodal aristokrasi İspanyol monarşisine oldukça fazla bağlıydı ki, bu da feodal aristokrasinin gücünü korumasına yardımcı olan ilk şeydi.
  15. Mücadelede yer alan yerel burjuvazi ve küçük burjuvazi, mal sahiplerine hükmederek mülkiyetlerinden arındırmak, köleliğin ve serfçiliğin ortadan kaldırılması ve sömürge güçlerinin limanlara girmelerine ve vergi toplamalarına engel olmak gibi radikal reformlar gerçekleştirmek için sermaye ve politik ve askeri becerilerden mahrumdu. Burjuvazi, Avrupa morarşilerine karşı yütütülen mücadelede alınması gereken riski değerlendirirken fazla imtiyazlı davrandı.
  16. Bir çok önder ve küçük burjuvazi daha çok yerel boyutta zaferlerin sonuçlarını görebildi.
  17. Bazı bölgelerde halk kitlelerin katılımı yeterli değildi. Bu durum, ayaklanma talebinin ne kadar radikal olduğuna bağlıydı.
  18. Merkezi net ekonomik bir programın ilk kurtarılan bölgede uygulanması dolaylı olarak tam zafere ulaşılması demekti.
  19. Yöneticiler ve burjuvazi üretici güçlerin talan, yağma, anarşi ve yıkımına engel olmadılar.
  20. Kurtarılmış bölgeler arasında iletişim ve ekonomik bağlar kurulmadı.
  21. Sömürgeciliğe karşı yürütülen mücadele yeterince hızlı değildi. Dolayısıyla burjuvazi mal sahipleriyle dayanışmayı ve birlikte gerici oligarşiler kurmayı tercih etti. Bu da dayanışmayı yaratmayı olanaksız kıldı.
  22. İngilizler ve Kuzey Amerikalılar müdahale etmekle tehtid ettiler. Bu Latin Amerikalı ulusal burjuvazilerin savlarına ciddi bir engel teşkil etti.
  23. Meksika – Orta Amerika, Büyük Kolombiya (Panama ve Ekvator da dahil olmak üzere Venezuella ve Kolombiya) - Bolivya, Arjantin - Şili, Brezilya – Urugay -Paraguay gibi büyük bölgelerin fethedilmesinin getirdiği avantajlardan burjuvazi ve küçük burjuvazi tam anlamda yararlanmadı.

Bu görevler ulusal burjuvazi için yürütülecek bağımsızlık mücadelesinde fazla talepte bulunmak demekti.

Latin Amerika’nın Karekteri.

Tabiki bu sahte Pan Amerikancılık kendi içerisinde kitleler üzerinde yeni bir baskıyı da içeriyordu. Bu mücadelenin sonucunda, misyonlarından daha da geri olsa, bir kaç ulus ve devletin üretim araçlarının elinde olan sınıfların önderliğinde kurulduğunu hatırlamayı da unutmayalım.

Bu ‘Hispanik’ dış cephe Latin-Amerikalı hisetmekle birlikte ifade ediliyorsa da ilk zamanlar Hispano-Amerikan olarak daha sonra da bazıları tarafından ‘İndiyan-Latin-Amerikan’ olarak yeniden adlandırılmaya çalışıldı. Bu durumlar başlarda ayrılma eğilimlerine yardımcı olmaya yaradı; sonuçta da yerel burjuvazi ve küçük burjuvaziyi kayırdı ki, bunlar da halkı sömürmek için bağımsızlık mücadelesine herkesten daha ilgiliydiler. Tarihsel gelişmelerden dolayı bu özellikler Latin Amerikalı halkın genel karakterini sembole ediyor.

 ‘Latin Amerikalı’ terimi ‘yerel halkın hakimiyetini ve kendilerine has tarihsel oluşumlarını sakladığı’ yada ‘Kanada’nın Fransızca konuşan bölümünün bu topluluğa ait olmadığı’ gibi dilbilim temellerine dayatılarak reddedilmemelidir. Bu terim, tarihsel gelişimleriyle aynı özelliklere sahip halkları, etnik grupları ve ulusları temsil etmektedir. 

Bu terim her ne kadar ‘kafa karıştırıyorsa’ ya da ‘tek taraflıysa’ bu yazımızın konusu değil. Bu terimin başından beri tek tarflı yada hakimiyetçi bir özelliği vardıysa Avrupalı ya da yerli terimleri nasıl ki günümüzde kullanıyorsak bu terimi aynı şekilde sembolik bir terim olarak görmeliyiz. Biz, bu terimlerin özünü şövenist dar kafalılık gütmeden kabul ediyoruz.

Bırakın Latin Amerikalı bir ulusu Latin Amerikalı bir Devlet yoktur. Bunun yerine, bir çok ortak özellikleri olan fakat sürekli birbirleriyle bağları olan değişik tarihsel gelişimler yolundan geçen uluslar vardır.

 ‘Latin Amerikalı’ terimi ortak özelliklere sahip bir grup ulus devlet için geçerlidir. Farklı tarihsel gelişim yollarından ilerlemiş olan bu halkların ortak özellikleri proletaryanın ve onun enternasyonalizm devrimci geleceğiyle oldukça ilgilidir. Bunlar:

1.      Ekonomik, politik, dini ve ideolojik hakimiyetin durumları genelde, şekilde ve içerik olarak birbirlerine çok benzemektedir. Bunlar aynı emperyalist programların yönetimi aldındadırlar (Southern Command, Northern Command, OAS, FTAA, CAFTA, ALADI, APEC, Mercosur ve diğerleri)

2.      Kendi etnik gruplarını koruyorlarsa da aynı halkların bileşiminden oluşmaktadırlar.

3.      Bazı ulusal karakter ve psikolojik özellikleri aynı.

4.      Yerel halk benzer olarak baskı altındadır.

5.      Kapitalist gelişime bağlı olan model aynı hakimiyeti oluşturan zincirin bir parçasıdır.

6.      Proleter enternasyonalizmin tarihsel ilişkileri.

7.      Proleter ve köylü mücadelesinin aynı kökenleri ve çıkarları vardır.

8.      Sefalet bu ülkelerin kitlesi için aynıdır. Ayrıca sosyal patlamaların şekilleri de benzerdir.

9.      Latin Amerikalı rejimlerin kitlelerin mücadelesini sindirme ve dağıtmadaki tavırları (farklı dönemlerde de olsa) aynıdır.

Latin Amerika kategorisi uluslardan öteye giden bir kategoridir. Ülkemize yerleşmiş olan yerli, mestizo, siyah, beyaz ve diğer halklardan hepsine ait ortak şeyleri temsil ediyor. Bu insanlar bugün çıkarları burjuvaziye ters düşen işçi, köylü ve orta sınıfı oluşturmaktadır.

Latin Amerika ortak bir dilden, benzer bir tarih, ortak özellikleriyle emperyalist baskıdan nasibini almış, yöneten sınıfların benzer şekilde iktidarda kalmaya çalışmalarından dolayı kendine özgü sınıf mücadelesiyle, benzer durumlardan psikolojileri paralel olarak gelişmiş olan, benzer ekonomik gelişme ve ekonomik ilişkileri olan, ekonomik ilişkileri büyük finans merkezleri tarafından kontrol edilen uluslar bütünlüğünden oluşmaktadır.

Tarihsel olarak bir düzüne ortak maddi koşuldan ötürü bir arada olan Latin Amerika halkları, proleter devrimini getirecek olan proletaryanın önderliğinde  kapitalizm - emperyalizmin zincirlerinden kendilerini kurtarmak için  ücret temelinde bir mücadele sürdürmeye mecbur kalmışlardır.

Günümüz burjuvazisi ve küçük burjuvazisi birlikteliği teşvik etmekten acizdirler; çünkü emperyalistlere doğrudan göbekten bağlı oligarşiyle karşılaştırıldığında ekonomik olarak çok daha zayıflar ve var olan ekonomik bağlardan öteye uluslararası ekonomik bağ kurma yetenekleri yoktur. Kendi içlerinde anlaşamamaktalar ve kapitalist artı değer hastalığına tutulmuş olduklarından eninde sonunda en iyi ekonomik kurumlarının da dağılmasına neden olacaklar; değişiklik teşvik etseler bile emperyalistlerin önderliğini kabul etmek zorunda kalacaklardır.

Ulusal burjuvazi ve küçük burjuvazinin tutumu

Bağımsızlık kazanıldıktan sonra, birleşik bir burjuva Latin Amerika fikrini destekleyen tek kesimin burjuva devleti üzerinde çok az bir etkiye sahip küçük burjuvazi ve burjuvazinin bazı kesimlerin olduğu Latin Amerika’nın tarihi gelişimiyle ispatlandı.

Küçük burjuvazinin devrimcileştirme ve köktencileştirme sürecinde bir çok ses birleşmiş bir Latin Amerika ulus devletini desteklediklerini (ve hala bunu belirtmeye devam edenler de var) ya da en azından daha gerçekçi olan bağımsız bir Latin Amerika devletinin kardeşliğini dile getirdiler. Bunu da burjuva Bolivarcı idealizm yoluyla burjuva hayalciliğine başvurarak, uyum, demokrasi, cumhuriyetcilik, birleşmiş bir pazar ve emperyalizme karşı ‘mücadele’yle proleterya ve köylü kitlesinin sömürülmesiyle rekabet edilmesi yoluyla yaptilar.

Bu küçük burjuva köktenciliği, devlet yapılanmasının kontrolünü ele geçirmek ve ulusal ekonomiyi canlandırmak (tabiki gelişme ve değişiklik programlarına rağmen yabancı ülkelerin müdahalesi olmadan emekçi kitlelerin daha çok sömürülmesine dayanmaktadır) için mücadele etmekte olan genelde bazı burjuvazi kesimlerin ulusal eğilimleriyle birleşmektedir.

Venezuella’da Huga Chavez, Ekvator’da Lucio Gutirrez ve Breziya’da Lula, çeşitli demokatik rejimlerin yüz yıldan fazladır az veya çok başarıyla yapmaya çalıştıkları gibi, emperyalizmle olan ilişkileri yeniden tanımlamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Aynı zamanda da Latin Amerika’nın geri kalan burjuvazileriyle bağlarını yeniden tanımlamaya çalışıyorlar. Bu siyasi ideal, ilk Latin Amerika Devletleri kurulmasından bu yana Latin Amerikan burjuvazilerinde içkin oldu. Bu burjuvalar arasında uzun zamandır sürmekte olan ve çok sayıda ayrılıkçı milliyetçi ve popülist eğilimi tetikleyen çelişkileri temsil etmektedir.

Bu çelişki ve yorumlanış, kıtanın tarihinde hemen hemen iki yüzyıldır burjuvazinin sömürücü ve baskıcı karakterinde ve kapitalizmin tarihinde burjuvazinin rolüyle ilgili olarak birçok kafa karışıklığınin oluşmasına yol açtı. Her konuda emperyalizmi suçlayarak sınıf mücadelesini gizlemeye çalışmaktalar.

Ulusal burjuvazilerle emperyalizm arasındaki çelişkiler ileri çıkmıştır. Bu mücadeleler ülkenin denetimi, kitlelerden çıkarılan artı-değer, ekonominin yönlendirilmesi ve Devlet’in, genel olarak, sermaye mülkiyeti üzerindeki siyasetine ilişkindi.

Ancak, emperyalistler kendi egemenliklerini güvence altına almak için yerel oligarşi ve siyasi oyunlar üstlendi. Bu çelişkiyi azaltmak, ama ekonomik ilişkilerde, ekonomik mukavelelerde, yatırımlarda, emperyalist ülkelerdeki kredi ve sermeye ulaşımıda, devlet kaynaklarının tahsisatında ve hükümet ve Devlet üzerindeki denetimde bir kayırmacılık sistemi kurar.

Bu durum ulusal kurtuluş mücadeleleri devrinin kapandığını göstermez. Ancak, bunlar [ulusal kurtuluş mücadeleleri ç.n.]  iktidarı ele geçirmek ve proleterya devrimi için kitlelere önderlik eden devrimci güçler tarafından sürdürülmelidir. Aksi takdirde bu mücadeleler kesinkes yenilgiye uğratılacaklardır.

Bu sınıflar “ikinci bağımsızlığın” gerçekleşmesini istiyor ve bunun için tekel öncesi kapitalizm çağının ve, daha somut olarak, sömürgeciliğe karşı mücadeleler döneminin babası varsayılmış olanları yeniden canlandırmayı arzuluyorlar. Onlar yeni bir kapitalist gelişim hattı planlıyor ve hatta ABD emperyalizminin hegemonyasını bastırabilecek emperyalist bir Latin Amerika tasavvur ediyorlar.

Latin Amerika oligarşileri, ülkelerin sosyal ve politik yaşamının demokratikleşmesinin propagandasını yapan ve kapitalist üretim (taşımacılık, iletişim, altyapı ve sanayileşme) sürecinin hızlandırılması için daha çok ekonomik program önerisinde bulunan liberal burjuvazileri (örneğin sosyalistmiş gibi davranmış olan Allende veya bir komünist olmakla suçlanmış Arbenz gibilerini) hor görmektedir. Bu, ulusal burjuvazinin gerici karakteri, onun ekonomideki yeri ve emperyalistlere hizmet etmesi olgularının kapsamı çerçevesinde algılanmalıdır. Ulusal oligarşiler; emperyalistler ve diktatörler kolladığı sürece kimsenin sorgulaması olmadan sermayesinin büyümesini güvence altına almak için vahşi yöntemler de dahil her tür yönteme sığınırlar.

Zaten, büyük burjuvazi içindeki çok sayıda liberal fraksiyon-küçük burjuvazi bunları kitlesel halde takip etmekte- sık sık ilişkilerin bu durumu konusunda anlaşmazlığa düşmekte ve belli ekonomik çıkarlar yüzünden emperyalizmle ve hatta kendi ülkesinin oligarşisinin diğer sektörleriyle çatışmaktadır. Fakat emperyalizmden, oligarşinin diğer sektörlerinden ve ayrıca çalışan insanlardan korktuklarından ve en sonunda kendilerinin bağımsız hareket edememe yeteneksizliği nedeniyle direnişleri kolaylıkla bastırılır ve [zaten bu direniş ç.n.] kapitalizmin kutsal yasalarına sıkı sıkıya bağlıdır. Bazen bu girişimler, bu oligarşilerin pozisyonunu sağlamlaştıran kapitalizmin gelişimine yardımcı oluyor; ancak büyük tekeller ve bu ekonomik “gelişimden” avantaj sağlama yeteneğine sahip olmayan oligarşinin diğer gerici sektörlerinden şiddetli direnişle karşılaşıyorlar.

Emperyalizmin Hugo Chavez hükümetiyle olan sürtüşmesi emperyalizmin kendi çıkarlarından vazgeçmeye istekli olmadığını gösteren örneklerden sadece birisidir. Böyle yaparak emperyalizm her türlü sabotaj, gasp, provakasyon, darbe girişimleri, ahlaksız propaganda ve elinin altında ne türden yöntem varsa ona başvuruyor. Emperyalistler Hugo Chavez’e komünist diyebilirler, tıpkı Allende, Arbenz ve ulusal burjuvazinin diğer temsilcilerine dedikleri gibi. Sonuç olarak, o bir burjuvadir; geçmişi ne olursa olsun, emperyalizmin çıkarlarını tehdit eden herkesin komünist olarak adlandırıldığını ve ortadan kaldırılmak zorunda olduğunu hatırlayalım.

Bazıları bu burjuva fikirlerin “gelişimi” getirdiğini iddia edebilirler, buna şüphemiz yok, ancak... bunlar nerede uygulandıysa hep aynı noktaya vardı: emperyalistlere her zamankiden daha fazla bağlanmış güçlü bir olgarşinin kuvvetlendirilmesi. (Meksika, Brezilya, Arjantin).

Şüphesiz, köylülük yararına tarım reformlarıyla, kamu eğitimiyle, kültürel geri kalmışlığa, baskı ve sömürünün en vahşi formlarına, uluslararası petrol şirketlerine, zaman zaman United Fruits şirketine, Anaconda’ya vb. karşı verdikleri mücadeleyle ekonomik gelişime adanmış Latin Amerikan hükümetleri olagelmiştir... bunu kimse sorgulamıyor.

 

Bazıları biz komünistlerin çok basitçi olduğumuzu, (şimdi veya geçmişte varolan) bu tür bir rejimin katkısına gereken değeri vermediğimizi, dikkatimizi sadece ekonomiye verdiğimizi ve bu hükümetlerin kazandığı başarıları kabul edecek yeterli cesaret ve incelikte olmadığımızı iddia edebilir. Biz komünistler bu suçlama ve kara çalmaları reddiyoruz. Komünistler bu hükümetlerin cesaret, dürüstlük ve “iyi niyetini” sonuçta emperyalizme ve kendi ülkelerinin oligarşilerine karşı çıktıkları için kabul ediyorlar. Sorunun özü; karşı çıkışlarındaki coşkuya rağmen bu girişimler daha ileri bir düzen yaratamadı ve sadece kapitalizmin yasalarını ebedileştiren bir kaç ulusal önlem oluşturmaktan öteye hiç gitmedi.

Bu tür rejimlerin kitleler arasında epey fazla yanılsama yarattığı ve oldukça popüler hale gelebileceğine şüphe yoktur. Fakat onların sonuçta istediği şey, pazar ekonomisini geliştirmek ve burjuvazi ile küçük burjuvazinin çıkarlarının gelişimi için kitleleri onları savunmaya davet etmektir.

Burjuva demokratik rejimin bu biçiminin hızla yayılması, oligarşi içerisindeki politik krizin sonucu halk kitlelerinin, her ne kadar kendi koşullarını değiştirebilecek konumda olmasalar da, ilişkilerin şimdiki durumunu beğenmediğinin bir manifestosudur. Böylelikle kitleler popülistleri, sosyal demokratları ve reform sözü veren ve ulusal bir çizgi savunan  herhangi birisini desteklemekteler.

Onu ortadan kaldırmadan önce kapitalizme ihtiyacımız var mı? Bunu çok gördük, halk kitleleri şimdiden yeterince acı çekti.

Latin Amerika’da burjuva milliyetçiliği

Latin Amerika kapitalizm-emperyalizmin gelişiminde bir rol oynamaktadır. Bu  sistemin uluslararası işbölümünde, Latin Amerika; ucuz işgücünün sömürü ve baskı altında tutulmasının ve büyük sanayi merkezleri tarafından kontrol altında tutulan dağılmış üretimin bir alanıdır. O, fazla ürün ve IMF (Uluslararası Para Fonu), Dünya Bankası, merkezi ABD’de bulunan diğer büyük bankalar ve öteki güçlerle Wall Street’in kontrolü altında finans spekülasyonu ve fazla ürün pazarı ve [ayrıca ç.n.] uluslararası korporasyonlara maruz kalan ve yeni sömürgeci ve sömürgeci baskının var olduğu geniş bir bölgedir.

Latin Amerika oligarşileri tarafından oynanan rol bu ekonomik ve siyasi koşullarla uyum içindedir ve oligarşinin ilişkilerin bu durumuna başkaldıran sektörleri bile hiç bir zaman temel değişiklikler yapmayı başaramamıştır. Çoğunlukla tekel öncesi dönemde uygulanmış arkaik bağımsızlıkçılığı savunageldiler. Bir kez daha, onların liberter hayal ve fantazileri gerçekleşemez, çünkü onların söylem olarak tercih ettikleri gibi emperyalizm “kötü” veya “mafya” bir ülke değil, tüm dünyayı kucaklayan tarihsel bir çağdır.

Latin Amerika’daki Ulusalcılık göstermiştir ki, burjuvazi ve küçük burjuvazi proleter ve köylü kitlelerinin en temel çıkarlarına daima ihanet etmiştir.

Burjuvazi sadece kendi çıkarlarının peşinden koşar: köylülere toprak verdikleri yerlerde, bunu, sonunda köylülük üzerinde yeni tür zulüm uygulamaya sokmak üzere toprak sahiplerini iktidardan uzaklaştırmak ve pazar ekonomisinin hareket alanını genişletmek ve halk kitlelerine sıkıntıdan, proleterleşmekten veya tarım tekellerinin emri altına tamamen verilmekten başka bir şey getirmeyen sermayenin çoğalmasını mümkün kılmak için yaptılar.

Ne zaman burjuvazi sendika hereketini, işçi sınıfının toplu sözleşme ve diğer sosyal mücadelelerini destekledi veya ona yardım ettiyse; bu, kapitalist emeği yeniden örgütleme, proleteryayı kapitalist sömürüyü sekteye uğratan bir çok feodal sınırlamalardan kurtarmak anlamına geldi. Fakat hiç bir şekilde burjuvazi asla işçi sınıfını kurtarmak veya kapitalizmin temellerinin altını oymak istemedi. Proleteryayı burjuvazi ve onun devletinin çıkarlarıyla aynı çizgiye iten bu durumdan farklı sonuçlar çıkarabilir miyiz?

En milliyetçi burjuvaziler işçi sınıfı, köylülük ve emekçi kitlelerinin diğer katmanlarına karşı en baskıcı [burjuvaziler ç.n.] olmuşlardır.

Burjuvazi ve küçük burjuvazi kendi milliyetçiliklerinin büyük bir geleceği olduğuna dair söz verirler. Chavez, Lula, Gutierrez (Cardenas, Peron, Allende, Cordoso ve geçmişteki diğerleri gibi) sanki aziz gibi görünürler. Ancak, onlar sistemden kopmayı reddeder, kapitalist yasalar ve kurumların “gelişimi” ve korunmasına sadık kalırlar. Dünya Sosyal Forumu’nun katılımcıları ve örgütleyicilerinin hayalini kurduğu şey budur.

Bolivya, Meksika ve Latin Amerika’nın geri kalan kısmında emekçi kitlelerini kazanmak için sıkı çalışanlar da farklı değillerdir.

Burjuvazinin önde gelen temsilcileri emekçi kitlelerine Latin Amerikancılık ve büyük ulusal çıkarlar çağrısıyla seslenebilirler. Ancak, bu emekçi kitleler için bir kazanım değildir. Biz popülizmin, kitleleri eyleme sürükleyerek, kesinlikle pek de ikinci belirtilenin çıkarına olmayan net hedefler peşinden gittiğini asla unutmamalıyız. Açmaz ve sefalet, emekçi kitlelerini, Latin Amerika’nın tarihinde çok kez gördüğümüz gibi, burjuvazinin kuyruğunda ekonomik mücadelelere sürüklememeli. Maalesef, bu sahte mücadele, revizyonizmle yozlaşmış ve bundan ötürü ideolojik ve örgütsel olarak küçük burjuvazi ve onun entellektüellerinin öncülüğü altına girmiş şu komünist partilerince desteklendi.

Marksizm-Leninizm ile oportunizm arasındaki antagonizmayı karakterize eden benzer bir şey Victor Raul Haya de la Torre ve Jose Antonio Mariategui arasındaki polemikten bize yansıdı. Bu polemiğin konusu burjuva milliyetçiliği ve proleterya enternasyonalizmi, ulusal burjuvazinin kuyruğuna takılmakla proleterya devrimi için mücadeleye girişmek, emekçi sınıfları beşinci kol haline getirerek burjuvaziyi güçlendirmekle sınıf mücadelesini yükseltmek arasındaki ayrım çizgisidir.

Bizim Duruş Noktamız: sınıf mücadelesini devrime doğru geliştirmek

Bizim çizgimiz; “ulusal birlik” veya “Latin Amerika” gibi sloganlarda gizlenmiş burjuva ve küçük burjuva milliyetçiliği ve her türden oportunizm ifadesini dışında tutmalıdır.

Proleter düşüncesi küçük burjuva düşüncesini sarsar. Kitleler şaşırmamalıdır: kapitalizm ve burjuva milliyetçiliğinin pankartları proleterya enternasyonalizminin kızıl pankartlarına yol açmalıdır.

Eğer Latin Amerika’da burjuva milliyetçiliği kitleler içerisinde belli bir başarı kazanmışsa, bu, diğer şeylerin yanısıra, biz komünistlerin kitlelerin tarihsel çıkarları ve rollerinin bilincine varma ve anlama düzeylerini yükseltmek için az şey yapmış olması olgusu nedeniyledir. Devrimci bir çizginin gelişimi için az şey yapıldı. İdeolojik, örgütsel ve politik olarak bir çok zayıflık gösterdik. Taktiklerimiz çok ustaca olmadı, ve hatta biz belirli burjuva demokratları hakkında sahte illüzyonları, bu ikincisi kendilerinin anti-emperyalist olduklarını ilan ettiklerinden veya bir ekonomik gelişim programını desteklediklerinden bazen fazla ciddiye aldık.

Lenin “Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği” adlı çalışmasında liberal burjuvazinin kuyruğuna takılmayı tercih eden oportünizmin yüzünü açığa çıkardı. Burjuva devrimi sürecinde atılan her adımın sağlam ve burjuvaziye taviz vermeden atılması gerektiğini gösterdi. Köylülükle ittifak halinde proleterya, siyaset ve ekonomide önderliği ele alarak gericiliğin her türüne karşı savaşmalıdır.

Daha önce belirttiğimiz gibi, bir kısım komünist partileri küçük burjuvazi onları ele geçirdiği zaman revizyonizme dejenere oldular. Bunlar milli burjuvazinin emri altına sokulan aynı türden bir ittifak geliştirdiler, böylelikle halk cephesinin temelleri ve doğasını zayıflattılar. Halk cephesi sistemin çelişkilerini derinleştirerek ve burjuvazinin kendi içindeki çelişkilerden yararlanarak (orta burjuvaziyle ittifakta dahil) kendi ülkelerindeki siyasi yaşamın demokratikleşmesini gerçekleştirmeye doğru işçi, köylü ve orta sınıf kitlelerine önderlik etmelidir. Aynı zamanda onlar siyasi mücadele geliştikçe burjuvazinin orta sınıflar ve köylülük üzerinde siyasi önderliği ele geçirmek için proleteryaya sırtını döneceğini akıldan çıkarmamalıdırlar.

Halk cephesi mücadelesi, siyasi çizgisi net olmadığı ve partilerin önderliği kısa bir süre içinde kendisini legalizme ve bugüne dek görülmüş en kötü oportünizme adapte eden küçük burjuvazinin ellerine bırakıldığı için ihanet sonucu yenildi.

Halk cephesinin taktikleri; kitle mücadelesini örgütleme perspektifinin netliğiyle, daima ittifakların potansiyelini ve risklerini aklının bir köşesinde tutmalıdır.

Komünistler, küçük burjuvazinin en yoksul katmanlarının ve köylülüğün devrimci potansiyeline saygı duymakla birlikte, her zaman kendi kılavuzları olarak enternasyonalist ve tutarlı mücadele ve proleteryanın ideolojisi ve çıkarlarını görmelidir.

Biz komünistler kitleler tarafından dahi uygulansa pasifizme ve demokratik hükümetlerin kitleler üzerindeki önderliğine karşı çıkarız. Biz burjuva legal sistemi, reformizm ve burjuvazi ve onun entellektüellerinin öncülük ettiği adil bir toplum illüzyonu tarafından üzerine yıkılmış yükten kendini kurtarmış kitlelerin savaşını, harekete geçmesini ve örgütlenmesini destekliyoruz.

Sefalet ve açmaz bizim burjuvazi karşısında yalpalamamıza yol açmamalıdır. Kitlelerin devrimci mücadelesinde proleter önderlikten yoksunluk bizim sınıf düşmanıyla uzlaşmamıza ve [mücadeleyi ç.n.] bırakmamıza neden olmamalıdır. Biz komünistlerin kendi görevleri vardır; mücadele içerisindeki komünist partilerimizi kitlelerin güvenini kazanmak, mücadele düzeyini ve bilincini yükseltmek için desteklemeliyiz. Partilerimizi burjuva ideolojisine ve devrim meselesini ve iktidar sorununu öne çıkararak reformist ve oportünist eğilimlerin her türüne karşı kesintisiz bir savaş sürdürerek Maksizm-Leninizmin ruhuyla inşa etmeli ve geliştirmeliyiz. Ve komünist partilerinin henüz bulunmadığı ülkelerde, bir komünist partisi inşa etmeyi gündemimizin ilk sırasına yerleştirmeliyiz.

Diğer yandan Latin Amerika’da işçi sınıfı; emperyalizm ve kendi milli burjuvazisine karşı ortak bir mücadele başlatmalıdır. Bu mücadele her ne kadar kendisini ulusal mücadele biçiminde gösterse de içerik olarak enternasyonalisttir. Bundan dolayı, Latin Amerika proleteryası ideolojik birlik için büyük çaba harcamalı ve aynı zamanda ABD’nin kalbindeki sınıf kardeşlerinin mücadelesi ile de birleşmelidir.

ABD ve Kanada proleteryası Latin Amerika işçi sınıfı ve köylülüğüyle birlikte kapitalizmin, emperyalist hegemonyanın, finans oligarşisinin, sonuçta bütünüyle insanın insan tarafından sömürü ve zulüm çağının mezar kazıcısı olacaktır.