Latin Amerika ve Proleter Devrimi
Latin Amerika Ulusu, Büyük Anavatan
ve bir Latin Amerika Devleti olasılığı
üzerine konuşmak bir kez daha moda oldu. Eski önyargılar tekrar
canlandırılmakta ve devrimci taktikler gömülmekte.
Partimiz, devrimin ilerletilmesinde doğru proleter
taktik ve stratejilerin gelişiminin büyük uygunluğunu vurgulamaktadır.
Bu eğilimlere komünistlerin cevap vermeleri zorunludur.
Bugün Latin Amerikalı olan herşeyden bahsetmek,
Bolivarizm, Juarizmden ve kulağa hoş gelen başka bir dünya
mümkündür gibi sözlerden sözetmek sadece birer demagoji sorunu değildir.Tutarsız
olan burjuvazi, bunlarla, halk ile emperyalizm arasındaki çelişkileri
bir kez daha saklamaya çalışmaktadır.Toplumumuzda derinleşen
çelişkilerden dolayı kimi burjuva ve küçük burjuva kesiminleri
emperyalistlere ve ulusal oligarşinin gerici kesiminin çoğuna bir
şekilde karşı çıkmak zorunda kalıyorlar. İlk
bahsedilen kesim [burjuvazi Ç.N] politik ve ekonomik bağımlılıklarını
koparmaya ve insancıl bir yüzle kapitalizme dayanan bir gelişme
planı edinmeye çalışmaktalar.
Burjuvazinin bazı katmanları ve özellikle küçük burjuvazi, emperyalist eğemenliği önlemek umuduyla birlikte günümüzdeki sistemin kaçınılmaz sonunu bu modası geçmiş formülasyona bağlanmaktalar.
Yine
bu da iki yüzyıldan fazla bir süredir emperyalistlerin ihtiyaçlarına
uygun olarak oluşan
burjuvazinin tutarsız doğasını açığa vurmaktadır.
Bu birçoğunun kabul edemediği bir gerçekliktir.
Doğal
olarak, burjuvazi içinde oligarşi bu tezleri ilan eder bir tarzda
savunmaktadır. Burjuvazinin bazı kesimleri bu üslubu daha iyi koşullar
ve kapitalist gelişim olanağı için pazarlık yapmakta
kullandılar. Küçük burjuvazi bu eğilimleri toplumsal konumunu
korumak ve hatta iyileştirmek niyetiyle çılgınca
desteklemektedir.
Latin Amerikanın kuruluşu
Latin
Amerikanın oluşumunun tarihsel öğesiyle ilgili olarak büyük
Avrupa monarşilerine (Portekiz, Fransa ve İspanya) karşı yürütülen
sömürge karşıtı mücadele döneminde merkezi bir Latin Amerika
devletinin kurulmasının nesnel ve öznel koşularının
varolduğunu düşünmekteyiz.
Bu
olasılıklar çok sayıda koşuldan kaynaklanmaktaydı:
Latin Amerika ulusunun ve devletinin kurulması neden
hiç gerçekleşmedi?
Bu görevler ulusal burjuvazi için yürütülecek bağımsızlık mücadelesinde fazla talepte bulunmak demekti.
Latin Amerikanın Karekteri.
Tabiki bu sahte Pan Amerikancılık kendi içerisinde kitleler üzerinde yeni bir baskıyı da içeriyordu. Bu mücadelenin sonucunda, misyonlarından daha da geri olsa, bir kaç ulus ve devletin üretim araçlarının elinde olan sınıfların önderliğinde kurulduğunu hatırlamayı da unutmayalım.
Bu Hispanik dış cephe Latin-Amerikalı hisetmekle birlikte ifade ediliyorsa da ilk zamanlar Hispano-Amerikan olarak daha sonra da bazıları tarafından İndiyan-Latin-Amerikan olarak yeniden adlandırılmaya çalışıldı. Bu durumlar başlarda ayrılma eğilimlerine yardımcı olmaya yaradı; sonuçta da yerel burjuvazi ve küçük burjuvaziyi kayırdı ki, bunlar da halkı sömürmek için bağımsızlık mücadelesine herkesten daha ilgiliydiler. Tarihsel gelişmelerden dolayı bu özellikler Latin Amerikalı halkın genel karakterini sembole ediyor.
Latin Amerikalı terimi yerel halkın hakimiyetini ve kendilerine has tarihsel oluşumlarını sakladığı yada Kanadanın Fransızca konuşan bölümünün bu topluluğa ait olmadığı gibi dilbilim temellerine dayatılarak reddedilmemelidir. Bu terim, tarihsel gelişimleriyle aynı özelliklere sahip halkları, etnik grupları ve ulusları temsil etmektedir.
Bu terim her ne kadar kafa karıştırıyorsa ya da tek taraflıysa bu yazımızın konusu değil. Bu terimin başından beri tek tarflı yada hakimiyetçi bir özelliği vardıysa Avrupalı ya da yerli terimleri nasıl ki günümüzde kullanıyorsak bu terimi aynı şekilde sembolik bir terim olarak görmeliyiz. Biz, bu terimlerin özünü şövenist dar kafalılık gütmeden kabul ediyoruz.
Bırakın Latin Amerikalı bir ulusu Latin Amerikalı bir Devlet yoktur. Bunun yerine, bir çok ortak özellikleri olan fakat sürekli birbirleriyle bağları olan değişik tarihsel gelişimler yolundan geçen uluslar vardır.
Latin Amerikalı terimi ortak özelliklere sahip bir grup ulus devlet için geçerlidir. Farklı tarihsel gelişim yollarından ilerlemiş olan bu halkların ortak özellikleri proletaryanın ve onun enternasyonalizm devrimci geleceğiyle oldukça ilgilidir. Bunlar:
1. Ekonomik, politik, dini ve ideolojik hakimiyetin durumları genelde, şekilde ve içerik olarak birbirlerine çok benzemektedir. Bunlar aynı emperyalist programların yönetimi aldındadırlar (Southern Command, Northern Command, OAS, FTAA, CAFTA, ALADI, APEC, Mercosur ve diğerleri)
2. Kendi etnik gruplarını koruyorlarsa da aynı halkların bileşiminden oluşmaktadırlar.
3. Bazı ulusal karakter ve psikolojik özellikleri aynı.
4. Yerel halk benzer olarak baskı altındadır.
5. Kapitalist gelişime bağlı olan model aynı hakimiyeti oluşturan zincirin bir parçasıdır.
6. Proleter enternasyonalizmin tarihsel ilişkileri.
7. Proleter ve köylü mücadelesinin aynı kökenleri ve çıkarları vardır.
8. Sefalet bu ülkelerin kitlesi için aynıdır. Ayrıca sosyal patlamaların şekilleri de benzerdir.
9. Latin Amerikalı rejimlerin kitlelerin mücadelesini sindirme ve dağıtmadaki tavırları (farklı dönemlerde de olsa) aynıdır.
Latin
Amerika kategorisi uluslardan öteye giden bir kategoridir. Ülkemize yerleşmiş
olan yerli, mestizo, siyah, beyaz ve diğer halklardan hepsine ait ortak
şeyleri temsil ediyor. Bu insanlar bugün çıkarları burjuvaziye
ters düşen işçi, köylü ve orta sınıfı oluşturmaktadır.
Latin
Amerika ortak bir dilden, benzer bir tarih, ortak özellikleriyle emperyalist
baskıdan nasibini almış, yöneten sınıfların
benzer şekilde iktidarda kalmaya çalışmalarından dolayı
kendine özgü sınıf mücadelesiyle, benzer durumlardan psikolojileri
paralel olarak gelişmiş olan, benzer ekonomik gelişme ve ekonomik
ilişkileri olan, ekonomik ilişkileri büyük finans merkezleri tarafından
kontrol edilen uluslar bütünlüğünden oluşmaktadır.
Tarihsel
olarak bir düzüne ortak maddi koşuldan ötürü bir arada olan Latin
Amerika halkları, proleter devrimini getirecek olan proletaryanın önderliğinde
kapitalizm - emperyalizmin zincirlerinden kendilerini kurtarmak için
ücret temelinde bir mücadele sürdürmeye mecbur kalmışlardır.
Günümüz
burjuvazisi ve küçük burjuvazisi birlikteliği teşvik etmekten
acizdirler; çünkü emperyalistlere doğrudan göbekten bağlı
oligarşiyle karşılaştırıldığında
ekonomik olarak çok daha zayıflar ve var olan ekonomik bağlardan öteye
uluslararası ekonomik bağ kurma yetenekleri yoktur. Kendi içlerinde
anlaşamamaktalar ve kapitalist artı değer hastalığına
tutulmuş olduklarından eninde sonunda en iyi ekonomik kurumlarının
da dağılmasına neden olacaklar; değişiklik teşvik
etseler bile emperyalistlerin önderliğini kabul etmek zorunda kalacaklardır.
Bağımsızlık
kazanıldıktan sonra, birleşik bir burjuva Latin Amerika fikrini
destekleyen tek kesimin burjuva devleti üzerinde çok az bir etkiye sahip küçük
burjuvazi ve burjuvazinin bazı kesimlerin olduğu Latin Amerikanın
tarihi gelişimiyle ispatlandı.
Küçük
burjuvazinin devrimcileştirme ve köktencileştirme sürecinde bir çok
ses birleşmiş bir Latin Amerika ulus devletini desteklediklerini (ve
hala bunu belirtmeye devam edenler de var) ya da en azından daha gerçekçi
olan bağımsız bir Latin Amerika devletinin kardeşliğini
dile getirdiler. Bunu da burjuva Bolivarcı idealizm yoluyla burjuva
hayalciliğine başvurarak, uyum, demokrasi, cumhuriyetcilik, birleşmiş
bir pazar ve emperyalizme karşı mücadeleyle proleterya ve köylü
kitlesinin sömürülmesiyle rekabet edilmesi yoluyla yaptilar.
Bu
küçük burjuva köktenciliği, devlet yapılanmasının
kontrolünü ele geçirmek ve ulusal ekonomiyi canlandırmak (tabiki gelişme
ve değişiklik programlarına rağmen yabancı ülkelerin müdahalesi
olmadan emekçi kitlelerin daha çok sömürülmesine dayanmaktadır) için
mücadele etmekte olan genelde bazı burjuvazi kesimlerin ulusal eğilimleriyle
birleşmektedir.
Venezuellada
Huga Chavez, Ekvatorda Lucio Gutirrez ve Breziyada Lula, çeşitli
demokatik rejimlerin yüz yıldan fazladır az veya çok başarıyla
yapmaya çalıştıkları gibi, emperyalizmle olan ilişkileri
yeniden tanımlamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Aynı
zamanda da Latin Amerikanın geri kalan burjuvazileriyle bağlarını
yeniden tanımlamaya çalışıyorlar. Bu siyasi ideal, ilk
Latin Amerika Devletleri kurulmasından bu yana Latin Amerikan
burjuvazilerinde içkin oldu. Bu burjuvalar arasında uzun zamandır sürmekte
olan ve çok sayıda ayrılıkçı milliyetçi ve popülist eğilimi
tetikleyen çelişkileri temsil etmektedir.
Bu
çelişki ve yorumlanış, kıtanın tarihinde hemen hemen
iki yüzyıldır burjuvazinin sömürücü ve baskıcı
karakterinde ve kapitalizmin tarihinde burjuvazinin rolüyle ilgili olarak birçok
kafa karışıklığınin oluşmasına yol açtı.
Her konuda emperyalizmi suçlayarak sınıf mücadelesini gizlemeye çalışmaktalar.
Ulusal
burjuvazilerle emperyalizm arasındaki çelişkiler ileri çıkmıştır.
Bu mücadeleler ülkenin denetimi, kitlelerden çıkarılan artı-değer,
ekonominin yönlendirilmesi ve Devletin, genel olarak, sermaye mülkiyeti üzerindeki
siyasetine ilişkindi.
Ancak,
emperyalistler kendi egemenliklerini güvence altına almak için yerel
oligarşi ve siyasi oyunlar üstlendi. Bu çelişkiyi azaltmak, ama
ekonomik ilişkilerde, ekonomik mukavelelerde, yatırımlarda,
emperyalist ülkelerdeki kredi ve sermeye ulaşımıda, devlet
kaynaklarının tahsisatında ve hükümet ve Devlet üzerindeki
denetimde bir kayırmacılık sistemi kurar.
Bu
durum ulusal kurtuluş mücadeleleri devrinin kapandığını
göstermez. Ancak, bunlar [ulusal kurtuluş mücadeleleri ç.n.]
iktidarı ele geçirmek ve proleterya devrimi için kitlelere önderlik
eden devrimci güçler tarafından sürdürülmelidir. Aksi takdirde bu mücadeleler
kesinkes yenilgiye uğratılacaklardır.
Bu
sınıflar ikinci bağımsızlığın gerçekleşmesini
istiyor ve bunun için tekel öncesi kapitalizm çağının ve, daha
somut olarak, sömürgeciliğe karşı mücadeleler döneminin babası
varsayılmış olanları yeniden canlandırmayı
arzuluyorlar. Onlar yeni bir kapitalist gelişim hattı planlıyor
ve hatta ABD emperyalizminin hegemonyasını bastırabilecek
emperyalist bir Latin Amerika tasavvur ediyorlar.
Latin
Amerika oligarşileri, ülkelerin sosyal ve politik yaşamının
demokratikleşmesinin propagandasını yapan ve kapitalist üretim
(taşımacılık, iletişim, altyapı ve sanayileşme)
sürecinin hızlandırılması için daha çok ekonomik program
önerisinde bulunan liberal burjuvazileri (örneğin sosyalistmiş gibi
davranmış olan Allende veya bir komünist olmakla suçlanmış
Arbenz gibilerini) hor görmektedir. Bu, ulusal burjuvazinin gerici karakteri,
onun ekonomideki yeri ve emperyalistlere hizmet etmesi olgularının
kapsamı çerçevesinde algılanmalıdır. Ulusal oligarşiler;
emperyalistler ve diktatörler kolladığı sürece kimsenin
sorgulaması olmadan sermayesinin büyümesini güvence altına almak için
vahşi yöntemler de dahil her tür yönteme sığınırlar.
Zaten,
büyük burjuvazi içindeki çok sayıda liberal fraksiyon-küçük
burjuvazi bunları kitlesel halde takip etmekte- sık sık
ilişkilerin bu durumu konusunda anlaşmazlığa düşmekte
ve belli ekonomik çıkarlar yüzünden emperyalizmle ve hatta kendi ülkesinin
oligarşisinin diğer sektörleriyle çatışmaktadır.
Fakat emperyalizmden, oligarşinin diğer sektörlerinden ve ayrıca
çalışan insanlardan korktuklarından ve en sonunda kendilerinin
bağımsız hareket edememe yeteneksizliği nedeniyle direnişleri
kolaylıkla bastırılır ve [zaten bu direniş ç.n.]
kapitalizmin kutsal yasalarına sıkı sıkıya bağlıdır.
Bazen bu girişimler, bu oligarşilerin pozisyonunu sağlamlaştıran
kapitalizmin gelişimine yardımcı oluyor; ancak büyük tekeller
ve bu ekonomik gelişimden avantaj sağlama yeteneğine sahip
olmayan oligarşinin diğer gerici sektörlerinden şiddetli direnişle
karşılaşıyorlar.
Emperyalizmin
Hugo Chavez hükümetiyle olan sürtüşmesi emperyalizmin kendi çıkarlarından
vazgeçmeye istekli olmadığını gösteren örneklerden sadece
birisidir. Böyle yaparak emperyalizm her türlü sabotaj, gasp, provakasyon,
darbe girişimleri, ahlaksız propaganda ve elinin altında ne türden
yöntem varsa ona başvuruyor. Emperyalistler Hugo Chaveze komünist
diyebilirler, tıpkı Allende, Arbenz ve ulusal burjuvazinin diğer
temsilcilerine dedikleri gibi. Sonuç olarak, o bir burjuvadir; geçmişi ne
olursa olsun, emperyalizmin çıkarlarını tehdit eden herkesin komünist
olarak adlandırıldığını ve ortadan kaldırılmak
zorunda olduğunu hatırlayalım.
Bazıları
bu burjuva fikirlerin gelişimi getirdiğini iddia edebilirler,
buna şüphemiz yok, ancak... bunlar nerede uygulandıysa hep aynı
noktaya vardı: emperyalistlere her zamankiden daha fazla bağlanmış
güçlü bir olgarşinin kuvvetlendirilmesi. (Meksika, Brezilya, Arjantin).
Şüphesiz,
köylülük yararına tarım reformlarıyla, kamu eğitimiyle, kültürel
geri kalmışlığa, baskı ve sömürünün en vahşi
formlarına, uluslararası petrol şirketlerine, zaman zaman United
Fruits şirketine, Anacondaya vb. karşı verdikleri mücadeleyle
ekonomik gelişime adanmış Latin Amerikan hükümetleri olagelmiştir...
bunu kimse sorgulamıyor.
Bazıları
biz komünistlerin çok basitçi olduğumuzu, (şimdi veya geçmişte
varolan) bu tür bir rejimin katkısına gereken değeri vermediğimizi,
dikkatimizi sadece ekonomiye verdiğimizi ve bu hükümetlerin kazandığı
başarıları kabul edecek yeterli cesaret ve incelikte olmadığımızı
iddia edebilir. Biz komünistler bu suçlama ve kara çalmaları reddiyoruz.
Komünistler bu hükümetlerin cesaret, dürüstlük ve iyi niyetini sonuçta
emperyalizme ve kendi ülkelerinin oligarşilerine karşı çıktıkları
için kabul ediyorlar. Sorunun özü; karşı çıkışlarındaki
coşkuya rağmen bu girişimler daha ileri bir düzen yaratamadı
ve sadece kapitalizmin yasalarını ebedileştiren bir kaç ulusal
önlem oluşturmaktan öteye hiç gitmedi.
Bu
tür rejimlerin kitleler arasında epey fazla yanılsama yarattığı
ve oldukça popüler hale gelebileceğine şüphe yoktur. Fakat onların
sonuçta istediği şey, pazar ekonomisini geliştirmek ve burjuvazi
ile küçük burjuvazinin çıkarlarının gelişimi için
kitleleri onları savunmaya davet etmektir.
Burjuva
demokratik rejimin bu biçiminin hızla yayılması, oligarşi içerisindeki
politik krizin sonucu halk kitlelerinin, her ne kadar kendi koşullarını
değiştirebilecek konumda olmasalar da, ilişkilerin şimdiki
durumunu beğenmediğinin bir manifestosudur. Böylelikle kitleler popülistleri,
sosyal demokratları ve reform sözü veren ve ulusal bir çizgi savunan
herhangi birisini desteklemekteler.
Onu
ortadan kaldırmadan önce kapitalizme ihtiyacımız var mı?
Bunu çok gördük, halk kitleleri şimdiden yeterince acı çekti.
Latin
Amerikada burjuva milliyetçiliği
Latin Amerika kapitalizm-emperyalizmin gelişiminde bir
rol oynamaktadır. Bu sistemin
uluslararası işbölümünde, Latin Amerika; ucuz işgücünün sömürü
ve baskı altında tutulmasının ve büyük sanayi merkezleri
tarafından kontrol altında tutulan dağılmış üretimin
bir alanıdır. O, fazla ürün ve IMF (Uluslararası Para Fonu), Dünya
Bankası, merkezi ABDde bulunan diğer büyük bankalar ve öteki güçlerle
Wall Streetin kontrolü altında finans spekülasyonu ve fazla ürün
pazarı ve [ayrıca ç.n.] uluslararası korporasyonlara maruz kalan
ve yeni sömürgeci ve sömürgeci baskının var olduğu geniş
bir bölgedir.
Latin Amerika oligarşileri tarafından oynanan rol
bu ekonomik ve siyasi koşullarla uyum içindedir ve oligarşinin ilişkilerin
bu durumuna başkaldıran sektörleri bile hiç bir zaman temel değişiklikler
yapmayı başaramamıştır. Çoğunlukla tekel öncesi
dönemde uygulanmış arkaik bağımsızlıkçılığı
savunageldiler. Bir kez daha, onların liberter hayal ve fantazileri gerçekleşemez,
çünkü onların söylem olarak tercih ettikleri gibi emperyalizm kötü
veya mafya bir ülke değil, tüm dünyayı kucaklayan tarihsel
bir çağdır.
Latin Amerikadaki Ulusalcılık göstermiştir
ki, burjuvazi ve küçük burjuvazi proleter ve köylü kitlelerinin en temel çıkarlarına
daima ihanet etmiştir.
Burjuvazi sadece kendi çıkarlarının peşinden
koşar: köylülere toprak verdikleri yerlerde, bunu, sonunda köylülük üzerinde
yeni tür zulüm uygulamaya sokmak üzere toprak sahiplerini iktidardan uzaklaştırmak
ve pazar ekonomisinin hareket alanını genişletmek ve halk
kitlelerine sıkıntıdan, proleterleşmekten veya tarım
tekellerinin emri altına tamamen verilmekten başka bir şey
getirmeyen sermayenin çoğalmasını mümkün kılmak için
yaptılar.
Ne zaman burjuvazi sendika hereketini, işçi sınıfının
toplu sözleşme ve diğer sosyal mücadelelerini destekledi veya ona
yardım ettiyse; bu, kapitalist emeği yeniden örgütleme, proleteryayı
kapitalist sömürüyü sekteye uğratan bir çok feodal sınırlamalardan
kurtarmak anlamına geldi. Fakat hiç bir şekilde burjuvazi asla işçi
sınıfını kurtarmak veya kapitalizmin temellerinin altını
oymak istemedi. Proleteryayı burjuvazi ve onun devletinin çıkarlarıyla
aynı çizgiye iten bu durumdan farklı sonuçlar çıkarabilir
miyiz?
En milliyetçi burjuvaziler işçi sınıfı,
köylülük ve emekçi kitlelerinin diğer katmanlarına karşı
en baskıcı [burjuvaziler ç.n.] olmuşlardır.
Burjuvazi ve küçük burjuvazi kendi milliyetçiliklerinin
büyük bir geleceği olduğuna dair söz verirler. Chavez, Lula,
Gutierrez (Cardenas, Peron, Allende, Cordoso ve geçmişteki diğerleri
gibi) sanki aziz gibi görünürler. Ancak, onlar sistemden kopmayı
reddeder, kapitalist yasalar ve kurumların gelişimi ve korunmasına
sadık kalırlar. Dünya Sosyal Forumunun katılımcıları
ve örgütleyicilerinin hayalini kurduğu şey budur.
Bolivya, Meksika ve Latin Amerikanın geri kalan kısmında
emekçi kitlelerini kazanmak için sıkı çalışanlar da farklı
değillerdir.
Burjuvazinin önde gelen temsilcileri emekçi kitlelerine
Latin Amerikancılık ve büyük ulusal çıkarlar çağrısıyla
seslenebilirler. Ancak, bu emekçi kitleler için bir kazanım değildir.
Biz popülizmin, kitleleri eyleme sürükleyerek, kesinlikle pek de ikinci
belirtilenin çıkarına olmayan net hedefler peşinden gittiğini
asla unutmamalıyız. Açmaz ve sefalet, emekçi kitlelerini, Latin
Amerikanın tarihinde çok kez gördüğümüz gibi, burjuvazinin
kuyruğunda ekonomik mücadelelere sürüklememeli. Maalesef, bu sahte mücadele,
revizyonizmle yozlaşmış ve bundan ötürü ideolojik ve örgütsel
olarak küçük burjuvazi ve onun entellektüellerinin öncülüğü altına
girmiş şu komünist partilerince desteklendi.
Marksizm-Leninizm ile oportunizm arasındaki
antagonizmayı karakterize eden benzer bir şey Victor Raul Haya de la
Torre ve Jose Antonio Mariategui arasındaki polemikten bize yansıdı.
Bu polemiğin konusu burjuva milliyetçiliği ve proleterya
enternasyonalizmi, ulusal burjuvazinin kuyruğuna takılmakla proleterya
devrimi için mücadeleye girişmek, emekçi sınıfları beşinci
kol haline getirerek burjuvaziyi güçlendirmekle sınıf mücadelesini
yükseltmek arasındaki ayrım çizgisidir.
Bizim
Duruş Noktamız: sınıf mücadelesini devrime doğru geliştirmek
Bizim çizgimiz; ulusal birlik veya Latin
Amerika gibi sloganlarda gizlenmiş burjuva ve küçük burjuva milliyetçiliği
ve her türden oportunizm ifadesini dışında tutmalıdır.
Proleter düşüncesi küçük burjuva düşüncesini
sarsar. Kitleler şaşırmamalıdır: kapitalizm ve burjuva
milliyetçiliğinin pankartları proleterya enternasyonalizminin kızıl
pankartlarına yol açmalıdır.
Eğer Latin Amerikada burjuva milliyetçiliği
kitleler içerisinde belli bir başarı kazanmışsa, bu, diğer
şeylerin yanısıra, biz komünistlerin kitlelerin tarihsel çıkarları
ve rollerinin bilincine varma ve anlama düzeylerini yükseltmek için az şey
yapmış olması olgusu nedeniyledir. Devrimci bir çizginin gelişimi
için az şey yapıldı. İdeolojik, örgütsel ve politik
olarak bir çok zayıflık gösterdik. Taktiklerimiz çok ustaca olmadı,
ve hatta biz belirli burjuva demokratları hakkında sahte illüzyonları,
bu ikincisi kendilerinin anti-emperyalist olduklarını ilan
ettiklerinden veya bir ekonomik gelişim programını
desteklediklerinden bazen fazla ciddiye aldık.
Lenin Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki
Taktiği adlı çalışmasında liberal burjuvazinin
kuyruğuna takılmayı tercih eden oportünizmin yüzünü açığa
çıkardı. Burjuva devrimi sürecinde atılan her adımın
sağlam ve burjuvaziye taviz vermeden atılması gerektiğini gösterdi.
Köylülükle ittifak halinde proleterya, siyaset ve ekonomide önderliği
ele alarak gericiliğin her türüne karşı savaşmalıdır.
Daha önce belirttiğimiz gibi, bir kısım komünist
partileri küçük burjuvazi onları ele geçirdiği zaman revizyonizme
dejenere oldular. Bunlar milli burjuvazinin emri altına sokulan aynı türden
bir ittifak geliştirdiler, böylelikle halk cephesinin temelleri ve doğasını
zayıflattılar. Halk cephesi sistemin çelişkilerini derinleştirerek
ve burjuvazinin kendi içindeki çelişkilerden yararlanarak (orta
burjuvaziyle ittifakta dahil) kendi ülkelerindeki siyasi yaşamın
demokratikleşmesini gerçekleştirmeye doğru işçi, köylü
ve orta sınıf kitlelerine önderlik etmelidir. Aynı zamanda onlar
siyasi mücadele geliştikçe burjuvazinin orta sınıflar ve köylülük
üzerinde siyasi önderliği ele geçirmek için proleteryaya sırtını
döneceğini akıldan çıkarmamalıdırlar.
Halk cephesi mücadelesi, siyasi çizgisi net olmadığı
ve partilerin önderliği kısa bir süre içinde kendisini legalizme ve
bugüne dek görülmüş en kötü oportünizme adapte eden küçük
burjuvazinin ellerine bırakıldığı için ihanet sonucu
yenildi.
Halk cephesinin taktikleri; kitle mücadelesini örgütleme
perspektifinin netliğiyle, daima ittifakların potansiyelini ve
risklerini aklının bir köşesinde tutmalıdır.
Komünistler, küçük burjuvazinin en yoksul katmanlarının
ve köylülüğün devrimci potansiyeline saygı duymakla birlikte, her
zaman kendi kılavuzları olarak enternasyonalist ve tutarlı mücadele
ve proleteryanın ideolojisi ve çıkarlarını görmelidir.
Biz komünistler kitleler tarafından dahi uygulansa
pasifizme ve demokratik hükümetlerin kitleler üzerindeki önderliğine
karşı çıkarız. Biz burjuva legal sistemi, reformizm ve
burjuvazi ve onun entellektüellerinin öncülük ettiği adil bir toplum
illüzyonu tarafından üzerine yıkılmış yükten kendini
kurtarmış kitlelerin savaşını, harekete geçmesini ve
örgütlenmesini destekliyoruz.
Sefalet ve açmaz bizim burjuvazi karşısında
yalpalamamıza yol açmamalıdır. Kitlelerin devrimci mücadelesinde
proleter önderlikten yoksunluk bizim sınıf düşmanıyla uzlaşmamıza
ve [mücadeleyi ç.n.] bırakmamıza neden olmamalıdır. Biz
komünistlerin kendi görevleri vardır; mücadele içerisindeki komünist
partilerimizi kitlelerin güvenini kazanmak, mücadele düzeyini ve bilincini yükseltmek
için desteklemeliyiz. Partilerimizi burjuva ideolojisine ve devrim meselesini
ve iktidar sorununu öne çıkararak reformist ve oportünist eğilimlerin
her türüne karşı kesintisiz bir savaş sürdürerek
Maksizm-Leninizmin ruhuyla inşa etmeli ve geliştirmeliyiz. Ve komünist
partilerinin henüz bulunmadığı ülkelerde, bir komünist partisi
inşa etmeyi gündemimizin ilk sırasına yerleştirmeliyiz.
Diğer yandan Latin Amerikada işçi sınıfı;
emperyalizm ve kendi milli burjuvazisine karşı ortak bir mücadele başlatmalıdır.
Bu mücadele her ne kadar kendisini ulusal mücadele biçiminde gösterse de içerik
olarak enternasyonalisttir. Bundan dolayı, Latin Amerika proleteryası
ideolojik birlik için büyük çaba harcamalı ve aynı zamanda
ABDnin kalbindeki sınıf kardeşlerinin mücadelesi ile de birleşmelidir.
ABD ve Kanada proleteryası Latin Amerika işçi sınıfı
ve köylülüğüyle birlikte kapitalizmin, emperyalist hegemonyanın,
finans oligarşisinin, sonuçta bütünüyle insanın insan tarafından
sömürü ve zulüm çağının mezar kazıcısı
olacaktır.