2000 yılında Almanya’da toplanan uluslararası
marksist-leninist parti ve örgütler konferansı gelecek konferansın
konusunu "Bugünün İşçi Sınıfı" olarak
belirlemişti.
Bizler; devrimci bir sınıf olarak
burjuvaziyi devirip iktidarı alarak, sosyalizmi ve ardından da
komünizmi inşa edecek olan işçi
sınıfının kısa, orta ve uzun vadedeki çıkarlarını,
stratejik çıkarlarını temsil eden komünist parti ve örgütleriz.
Konferansımız, ilk yayınlanışının
150. yıldönümü nedeniyle Komünist
Parti Manifestosunu yeniden yayınlamaya karar verirken işçi sınıfının
ve partisinin tarihi rolünü yeniden hatırlatmayı hedef almıştı.
Komünist Partisinin proleter karakterine vurgu yapmak, Partilerimiz için işçi
sınıfı içerisinde kalıcı ve sağlam bir biçimde
örgütlenmenin öneminin altını çizmek demektir.
Uğruna mücadele ettiğimiz devrimci hedeflere bağlıyorsak
eğer, işçi sınıfını tahlil etmenin bir değeri
olabilir. Çalışmamızın sınırları ve amaçlarını
belirleyen ve onu sıradan sosyolojik bir çalışmadan ayıran
da bu özelliğidir.
Tartışmaya sunduğumuz bu yazı
günümüz işçi sınıfının marksist bir analizinin değişik
yönlerini ele almaktadır. Amacımız bu konular üzerinde bir tartışma
yaratmak, bazı konuları yeniden gündeme getirmektir. Dünya
emperyalist sisteminin bir sınıfı olarak işçi sınıfının
gerçeklerinin bazı özelliklerini genel olarak, değişik ülkelerde
görüldüğü biçimiyle daha da derinleştirmektir.
İşçi sınıfının
bir sınıf olarak varlığını inkar etmek için işçi
sınıfının, işçilerden mühendislere kadar genişlediğini
iddia eden reformist ve revizyonist teorilerle olan tartışmalarımızda
da bu yolu izleyeceğiz
Özellikle maoculuk tarafından ileri sürülen
bir başka teori ise işçi sınıfını göçmen işçiler,
uzmanlıktan uzak az kalifiyeli ve bantta çalışan işçilere
indirgiyor. Bu kesimlerin, maruz kaldıkları sömürünün şiddeti
nedeniyle sınıf mücadelesine daha radikal katıldıklarını,
işçi sınıfının bütün diğer kategorilerinin ise
işçi aristokrasisinin parçası haline geldiklerini iddia ediyor.
Toplumsal dönüşümde işçi sınıfının
sınıf olarak özel rolünü inkar eden bütün teoriler sosyalist
devrimin zaferi olasılığını inkar eden teorilerle yakın
ilişki içindedir.
Özellikle 60’lı yılların sonundan itibaren işçi sınıfının
geçirdiği nitel ve nicel değişimlere yaslanan bu teorileri
marksist-leninist bir bakış açısıyla ana hatlarıyla
incelememiz gerekir.
Bahsi edilen değişimler esas olarak
metaların dolaşım sisteminde, emeğin örgütlenmesinde, üretim
araçlarında, üretim sürecinde meydana gelmiştir. Ancak temel üretim
ilişkileri değişmemiştir. Yani kapitalist sömürü ilişkileri
olarak kalmışlardır.
Değişen tek olgu, kapitalist
toplumsal ilişkilerin yeryüzünün tamamına yayılması olmuştur.
Özellikle emperyalizmin hegemonyası altındaki
ülkelerde kapitalizm öncesi toplumsal ilişkiler varolmaya devam ediyor. Köleciliğin
ve feodal kalıntıların tamamen ortadan kaybomasının önündeki
engel emperyalizmdir.
Öte yandan toplumun her alanına girerek
ve gelişerek toplumun her faaliyetini metaya dönüştürmüştür.
Bu şekilde aile içinde ücretsiz olarak
yapılan yada toplumsal bir grubun üstlendiği işler işgücünün
satılmasına dayalı faaliyetlere dönüştü. Yardımlaşma,
yerini ücret karşılığı çalışmaya bıraktı.[1]
Çoğunlukla kapitalist devlet
tarafından üstlenilen eğitim ve sağlık gibi işgücünün
yenilenmesi ve bakımı hizmetleri giderek bireysel kapitalist işletmecilere
bırakılmaktadır. Ücretlilerin kapitaliste, sermayesini yeniden
elde etme ve arttırma imkanı sağladığı oranda bu
hizmetler verimlidir
Kapitalist devlet, toplumsal zenginliğin,
bu hizmetlere aktarılması gereken önemli bir kısmını sürekli
olarak tekellere karlı pazarlar biçiminde sunar.[2]
Eğlenmek, dinlenmek ve kültürel
faaliyette bulunmak, işgücünün yenilenmesi ve bakımı
faaliyetlerine dahildir. Kültür, eğlenme ve dinlenme hizmetleri,
sermayenin elinde, çok tüketilen ürünlerin üretildiği gerçek endüstri
dallarına dönüşmüştür. Bu endüstri, bir kısmını
işçilerin[3]
oluşturduğu önemli miktarda çalışana sahiptir.
Bu üretilen mal ve hizmetler (meta) burjuva
ideolojisinin propagandasında ve onun dünyaya yayılmasında da
rol oynuyor.
Kapitalist rekabetin yolaçtığı
anarşinin hakim olduğu bir toplumun, giderek karmaşıklaşan
örgütlenmesi ve onun kontrolü ihtiyacı büyük miktarda emek gücüne
ihtiyaç yaratmıştır.
Büyük miktarlarda üretilen malların dünya
pazarlarında satılması ihtiyacı, mal ve emek gücü dolaşımını
olağanüstü boyutlara ulaştırmıştır. Para dolaşımı
içinde aynı şeyleri söyleyebiliriz.
Kapitalist rekabet küçük üretici,
zanaatkar ve köylüyü yok olmaya mahkum etmiştir. Emek gücünü satacak
bir patron bulmak zorunda kalan bu kesim kent emekçilerinin ve işçi sınıfının
saflarını daha da genişletimiştir. Bu proleterleşme
olayı işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin saflarına
proleter olmayan fikirler ve
teorilerin girmesine de yolaçmıştır.
Lenin " İşçiler ve köylüler arasında çin seddi yoktur "
diyordu. İşçi sınıfı, öteki katmanlardan unsurların
proleterleşmesiyle genişleyen, geçilebilen bir sınıftır.
Aynı şekilde işçi sınıfının bazı
mensupları da bağımsız küçük üreticilere dönüşebilir.
Küçük üretici, esnaf ve zanaatkarın
yanlızca sınırlı bir kesimi başkalarının emek
gücünü satın alabilecek sermayeyi biriktirmeyi başarıyor.
Bu olay emperyalist ülkelerde ve bağımlı
ülkelerde farklı boyutlarda gerçekleşmektedir. Bağımlı
ülkelerde nüfusun çoğunluğunu kırların ve kentlerin küçük
üreticileri, esnaf ve zanaatkarı oluşturmaktadır. Özellikle
kendi aralarındaki ve kapitalist işletmelerle olan rekabetin kurbanı
olmuşlardır. Hele büyük tekeller sözkonusu olduğunda da hiç
direnememişlerdir.
Kriz anında üretici güçlerin imhası
önemli boyutlara ulaşır.
Bazı sektörlerdeki işçilerin tamamı
yaşamını sürdürebilmek için küçük üreticilere ve seyyar
satıcılara dönüşmektedir. Resmen ekonomik bir faaliyet olarak
kabul edilmeyen sektörün genişlemesinin nedenlerinden olan bu olgu
emperyalist ülkelerde de gelişme eğilimine girmekle birlikte esas
olarak bağımlı ülkelerdeki milyonlarca emekçiyi
ilgilendirmektedir.
Insanın tüm faaliyet alanlarında
kapitalist ilişkilerin, (gelişme ritmlerindeki farklılığa
rağmen)her ülkeye yayılmasına, (krizlere rağmen)
kesintisiz, devamlı ve önemli bir genişlemesine şahit olmaktayız.[4]
Dünya çapında toplam ücretli işçi sayısınındaki
artış devam etmektedir.
İşgüçlerini satın alacak bir kapitalist bulup
bulamayacaklarından bağımsız olarak işgücünü satmak
zorunda kalanların sayısı giderek artmaktadır.
Bütün ücretliler işçi sınıfına
dahil değildir. Bununla birlikte birçoğu içinde bulundukları yaşam
ve çalışma koşullarından dolayı azçok işçi sınıfına
yakındır.
Özellikle bağımlı ülkelerdeki
köylü kitleleri içinde yeralan bu kesim, devrimde işçi sınıfının
müttefikleri arasında yeralır.
Sınıfın bu analizi elbette
genel hatlarıyla yapılmıştır. En gelişmiş
emperyalist ülkelerde olduğu gibi emperyalizmin egememenliğindeki bağımlı
ülkelerdeki işçi sınıfının durumu gibi farklı
gerçekleri dikkate almaya çalışmaktadır.
Emperyalist ülke işçi sınıfı
ile bağımlı ülke işçi sınıfı arasındaki
fark, sadece miktar bakımından değildir.
·
Bağımlı ülkelerde, genellikle işçi sınıfı
sayı olarak halk kitlelerinin tamamına oranla özellikle de köylülüğe
oranla daha az sayıdadır. Sınıf olarak oluşum süreci
ve tarihi açısından yenidir. Krizler üretici güçlerin gelişimine
engel olsada, işçi sınıfı genel olarak genişleme
halindedir. Tekellerin ekonomiye hakim olmasından dolayı oldukça gelişen
uluslararası işbölümü, emek gücünün değerinin daha ucuz
olduğu ülkelerde, bir dereceye kadar işçi sınıfının
genişlemesinin lehine bir rol oynuyor.
·
Emperyalist ülkelerde ise, politik geleneklere sahip derin geçmişi
olan bir işçi sınıfı bulunmakla birlikte işçi saflarında
sınıf işbirlikçiliği ve reformizmi yayan, emperyalizmin ürünü,
deneyimli ve tarihi geçmişi olan bir işçi aristokrasisi de vardır.
Teknik ilerlemelerin öncelikle emperyalist ülkelerde
üretime uygulanabilmesi ve krizler, nicelik ve nitelik bakımından bazı
sonuçlar doğurmuştur. İşletmelerdeki işçi sayısı
azaldı, büyük çaplı olanlar yerine küçük ve orta çaplı işletmelerin
sayısı arttı, düşük ücretli geçici işlerin sayısında
patlama oldu, (parasal karşılığı
verilmemekle birlikte, daha üst düzeyde bir kalifikasyon talep edilmeye başlandı)
vb. bu sonuçlar,
politik ve sendikal örgütlenmenin somut olanakları üzerinde etkili
olmaktadır.
Bu nesnel gelişme ve değişmeler
subjektij planda, bir sınıfa mensup olma bilincinde kendini göstermektedir.
Burjuvazi, işçi sınıfını kendi geleceğinden ve
varlığından şüphe ettirme amacıyla saldırılarını
tam da bu noktada yoğunlaştırmaktadır.
1)
İşçi Sınıfının
Tanımı
Marksist-leninistlerin işçi sınıfını tanımı,
Komünist Manifesto’da Marks ve Engels tarafından yapılan tanıma
dayanmaktadır.
(...) burjuva çağı olan günümüzün
belirleyici karakteri; burjuvazinin sınıf çelişkilerini basitleştirmiş
olmasıdır. Toplumun tamamı giderek iki büyük düşman
kampa, doğrudan doğruya birbiriyle mücadele eden burjuvazi ve
proleterye olmak üzere iki büyük sınıfa bölünüyor. (Komünist
Manifesto, Burjuvazi ve Proleterya başlığı) (...) burjuvazi yani sermaye
büyüdüğü ölçüde proleterya da büyür ve gelişir, modern işçi
sınıfı ancak iş bulabildiği koşullarda yaşamını
sürdürebiliyor ve de ancak semayeyi geliştirdiği koşullarda iş
bulabilir. (ibidem)
Bu genel tanımlamadan buyana işçi sınıfı, yeni
ekonomik sektörlerin ortaya çıkması ve gelişmesi ile sayısal
olarak sürekli gelişti ve değişik kategorilere bölündü.
SSCB de iktidarın işçi sınıfı tarafından alınması
ve proleterya diktatörlüğünün inşââsı deneyimi ile işçi
sınıfının devrimde ve sosyalizmin kurulmasındaki rolü
daha da belirginleşti. 1919 da Lenin " komünist
cumartesiler " deneyiminden sonra toplumsal sınıfları
şöyle tanımlıyordu.
"Sosyal sınıflar
diye; üretimin toplumsallaşmasıyla kendini ifade eden bir sistemde işgal
ettiği yerle, üretim araçlarıyla olan ilişkileriyle (çoğunlukla
yasalarla belirlenir), emeğin toplumsal örgütlenmesindeki rolüyle yani,
mülkiyetine geçirdiği zenginliğin miktarı ve onu elde etme
imkanlarıyla kendini ifade eden büyük insan gruplarına denir.
Sınıflar;
toplumsal ekonominin belirlediği yerlerine bağlı olarak birinin
diğerlerinin emeğine el koyabildiği insan topluluklarıdır."
"Büyük inisiyatif, Komünist cumartesilerde işçilerin
kahramanlığı hakkında" Lenin- temmuz 1919
Bu tanım üretim araçlarını elinde
bulunduranlarla ona sahip olmayanlar, işgücünü, fiziksel gücünü ve
zekâ yeteneklerini satmak zorunda kalanlar arasındaki büyük ayırımı
gün ışığına çıkarıyor.
Bu tanımda ayrıca şu kriterleri de
bulabiliriz :
·
Kafa emeği ve kol emeği arasındaki
farklılıkla da bağlantılı olan emeğin toplumsal örgütlenmesinde
üstlendiği rolün farklılığı
·
Ücret farklılığı
Ekonomi politik el kitabının " sermaye
ve artı-değer "adlı 7. Bölümünde,
"artı-değer üretimi kapitalizmin temel ekonomik yasasıdır
(…) artı-değer; emek-gücünün değerinin dışında
ücretli işçinin emeği tarafından yaratılan ve kapitalist
tarafından karşılıksız olarak el konulan değerdir.
Yani artı-değer işçinin karşılığı ödenmeyen
emeğinin ürünüdür" der.
Geniş anlamda ücretliler arasında yani emek-gücünü
satmak zorunda kalan herkesle bu grubun bir parçası olan işçi sınıfı
arasında ayırım yapmamızı sağlayacak temel fark
budur.
Artı emek sadece kapitalizme özgü değildir.
Ancak kapitalizmle birlikte, artı-emek kapitaliste, üretimi ve çalışma
yükünü genişleterek, sömürü sürecini yeniden üretmek için sermaye
biriktirme imkanı saglar.
Bunun için, kendi bünyesinde artı-emegi de
kristalleştirmiş olan metanın satılmış olması
gerekir.
Başka bir deyişle artı-değer, sadece
metanın üretimi sürecinde yaratılır ve ancak bu metanın
satılması neticesinde kapitalistin kasasına girer.
Dolaşım alanına, yani malın alınıp
satılması vasıtasıyla artı-değerin gerçekleştiği
alana sunulan emek-gücü artı-değer yaratmaz. Onu belirli bir süre için
satın alan kapitaliste, üretim sürecinde üretilen artı-değerin
bir bölümüne el koyma imkanı verir.
Bu iki alan, üretim ve dolaşım birbirine
diyalektik olarak bağlıdır. Diğeri olmaksızın yalnız
birinin hiçbir anlamı yoktur.
Ancak belirleyici olan yine de üretimdir.
2-) Kapitalizmin emekçi kitleler
ve işçi sınıfı üzerinde etkide bulunan bazı eğilimleri
Marks tarafından günışığına
çıkarılan bu eğilimleri biz yeniden icat etmeyeceğiz.
İşçi sınıfı üzerinde yolaçtığı sonuçların
altını biraz daha çizeceğiz. İşçi sınıfının
ve genel olarak emekçi kitlelerin yapısında yolaçtığı
değişiklikleri anlayabilmek için bu eğilimlere değinmek
gerekecek.
a)
Sermayenin artışı onu üretimin
herzaman daha da genişlemesi ve toplumsallaşmasına götürür: Malların üretimi ve satılması
giderek daha fazla miktarda sayıda emekçiyi seferber ediyor. Aynı
anda birçok ülkedeki emekçi farkında bile olmadan aynı tekel için
çalışabilirler.
Üretimin genişlemesi ve toplumsallaşması
emperyalizm aşamasında çok büyük boyutlara ulaşır.
Haberleşme ve telekomünikasyon[5]
olanaklarının artmasıyla üretim ve malların dolaşımı
da yine bu aşamada çok büyük boyutlara ulaşır.
Üretimin giderek daha fazla toplumsal bir
karakter kazanmasıyla ürünlerinin özel mülkiyeti arasındaki çelişki
daha da derinleşiyor.
b)
Kapitalizmin motor gücü azami kar arayışıdır. Kar
arayışının teşvik ettiği yada frenlediği
teknolojik gelişmeler, bizzat işçi sınıfının yapısında
da değişimlere neden olmaktadır.
c)
Sermayenin temel eğilimi, karmaşık
emeğin yerine basit emeği, canlı emeğin yerine
ölü emeği geçirmektir
Sermaye, üretim sürecini basit bölümlere
ayırarak işçiyi yeteneklerinden koparmaya ve makinanın bir parçası
haline getirmeye çalışır.
Basit emeğin yerine karmaşık emeğin geçilmesinden
bahsettiğimiz zaman:
·
Basit emek göreceli
bir kavramdır. Üretim sürecinin her ülkede ulaştığı
teknik seviyeye bağlıdır. Giderek daha fazla entellektüel
yetenege ihtiyaç duyarak ve süreç içinde değişmeye, gelişmeye
devam eder. Bu da işçinin yeteneklerinin gelişmeye devam ettiği
anlamına gelir.
·
İşçinin
yeteneklerindeki bu gelişme ücretlerdeki bir yükselmeye neden olmamaktadır.
Canlı emeğin yerini ölü emeğin
alması üretim sürecinin mekanikleşmesine yolaçmaktadır.
Otomatikleşme önce üretim araçları üretimini etkilemektedir.
Elektronik ve bilgisayar teknolojisinin gelişimiyle ortaya çıkan
mekanikleşme ekonominin bütün sektörlerini etkisi altına alır.
Önce, tekellerde ortaya çıkar ve hem de tekellerin egemenliğini daha da pekiştirir.
Üç ana periyod tespit edebiliriz:
Taylorculuk: (emeğin bilimsel örgütlenmesi) İşçinin çalışmasının,
yapılması basit, küçük etaplara bölünmesidir. Bu kapitaliste ,
hem emeğin üretkenliğinde genel bir artış, hem de 20. yy başı
19. yy sonunda işçi hareketlerinin temelini oluşturan sektörlerdeki
işçilerinin ağırlığını zayıflatma imkanı
verir
Fordculuk: Montaj zincirine
dayalı üretim organizasyonu, bant usulü üretim, işbölümünün en
ileri şekli. Büyük miktarlarda standartlaştırılmış
üretime olanak tanıyarak emeğin yoğunluğunun ve üretkenliğinin
arttırılması sürecidir. Bu sistem köylü kökenli emekçi
kitlelerin üretim faaliyetine katılmasını sağlarken,
kapitalistler gerekli insan gücünü sümürgelerinden sağlarlar (
kapitalistler ve devletler tarafından organize edilen zorunlu göç olgusu
).
Toyotacılık: yada diğer bir deyimle esnek üretim. Üretim sürecine sokulan
robotlar peş peşe farklı işlemler gerçekleştirmek
zorundadır. Bu durum, ecranlardaki standartlaşmış verileri
okuyup anlayabilme ve süratli karar verme yeteneğiyle, işçinin sürece
daha fazla müdahalesini gerekli kılmıştır. Üretim etaplarının
bilgisayar programlarına dönüştürülmesi, kol emeğini olduğu
kadar kafa emeğini de etkilemektedir. Kafa emeğinin seferber oluşu
özelikle şu noktalarda kendini göstermektedir :
·
şemalar aracılığıyla
çok dolaylı olarak öğrenilen daha karmaşık ve daha süratli
hale gelen ve işçinin sorumlu tutulduğu üretim süreci sürekli gözetim
altındadır.
·
Üretimin
kesilmesine ve her türlü anormalliğe karşı yeteneklerinini
seferber etmek. Pasif bir çalışma izlenimi verse de aslında
giderek makinanın ritmine bağlanan bir çalışmadır.
·
İşçi
her işi yapabilmeli, işin organizasyonunda kendine düşen işe
kısa sürede adapte olabilmelidir.
d)
Sermayenin eğilimi emek-gücünün fiyatını
düşürmektir.
Emek-gücü fiyatını düşürme
yönündeki baskı öylesine kuvvetlidir ki, son yirmi yılda yedek işgücü
ordusunun sürekli artışı durdurulamadı. Öte yandan
sermayenin, emekçileri ve işçileri rekabete sokma olanakları oldukça
genişledi. Bir yada birkaç emperyalist devletin egemenliğindeki bölgelerde
emekçilerin emek-gücünü satabileceği muazzam pazarlar oluştu.
e)
Sermaye emek yoğunluğunu ve üretkenliği
daha da arttırmaya çalışıyor.
Bu sermayenin daha önce yukarıda değindiğimiz
bir eğilimidir. Emeğin üretkenliğini arttırmak için " bir malın üretimi için toplumsal olarak gerekli zamanı kısaltarak,
yöntemde bir değişiklik "
( Kapital, Birinci kitap , 2. Cilt, 12. Bölüm ) gereklidir. Burada işçi,
aynı sürede ve aynı miktarda enerji tüketerek daha fazla üretebilmelidir.
Acak sermaye esas olarak emeğin yoğunlaştırılmasına
başvurur. İşçi tarafından aynı zaman dilimi içerisinde
daha fazla enerji harcanarak üretimin ve yaratılan değer miktarının
arttırılmasıdır. yaratılan değerdeki artış
kapitaliste ekstra artı-değer olarak geri döner.
Bugün sermaye için emeğin yoğunlaştırılması,
karşılığı ödenmeyen emek miktarını arttırmanın
esas aracıdır. Yanısıra emek-gücünün aşırı
yıpranması anlamına da gelmektedir.
Günümüzün aşırı üretim krizi ortamında,
pazara muazzam miktarda mal sürülmesine yolaçan üretimi genişletme
egilimi ile; yoksullaşma yüzünden kitlelerin tüketim kapasitesinin
daralması arasındaki çelişki, daha da keskinleşiyor. "Bu
şartlarda kapitalist; sınırlandırılmış olan
çalışma süresince işçiden olabildiğince yüksek verim
elde etmek için kısa süreli çalışmaya başvurur."
( İki Sistem - Kapitalist Ekonomi Sosyalist Ekonomi, E. VARGA 1938)
Sermaye bunu yaparken, üretilen malın miktarını
da elden geldiğince sınırlamaya çalışır.
Kısa süreli çalışma (part-time ç.n)
uygulaması yaygınlaşıyor. Emek yogunlaşmasındaki büyük
artış kaydıyla çalışma süresinin kısaltılması
yoluyla, ücretlerde ve çalışanların sayısındaki düşüş
yoluyla bu, işçi ve emekçilere dayatılmaktadır (daha kısa
bir zaman diliminde, daha az kişiyle daha çok üretim yapılıyor).
Emekle sermaye arasındaki temel çelişmeden başlayarak
tüm çelişkileri keskinleştiren bu egilimler, emperyalist sistemde yürürlüktedir.
Sömürünün yogunlaşması ile soygun, atbaşı gider. Eşitsiz
gelişim tüm alanlarda derinleşir.
3)- İşçi sınıfı açısından
yolaçtığı sonuçları :
a) Nicel
Sonuçlar :
Nicel sonuçları ana hatlarıyla daha
belirtmiştik. Burada birbiriyle aynı yönde olmayan çelişkili
sonuçlar karşımıza çıkıyor.
·
Emperyalist ülkelerde dolaşımla
baglantılı sektörler ( özellikle ticaret) de dahil olmak üzere,
genel olarak ücretlilerin sayısında
bir artış kaydedilirken, işçi sayısında göreceli bir
düşüş vardır.
·
Bağımlı ülkelerde özellikle
de "gelişmekte" olduğu söylenenlerde işçi sayısı
artışını sürdürüyor. Buna karşın Afrika' nın
bağımlı ülkelerinde endüstrinin yok edilmesi zaten az miktarda
olan işçilerin bir kısmını işsizliğe süklemektedir.
·
İşçi sınıfının
çok kalabalık olduğu eski SSCB ülkelerinde yaşanan şiddetli
kriz kitlesel işsizliğe yolaçıyor.
·
Çin, Hindistan ve bazı Latin
Amerika ülkelerinde (Brezilya) işçi sınıfı nicel olarak
genişlemektedir.[6]
Emperyalist ülkeler ileri teknoloji üreten
ve kullanan önemli ekonomik sektörlerdeki egemenliğini daha da geliştiriyor
ve pekiştiriyor. İşçi sınıfının en kalifiye
kesimi de bu sektörlerde yoğunlaşmıştır.
Bu durum üretimin klasik yöntemlerle yapıldığı
sektörlerin yokolduğu anlamına gelmez, fakat tekeller, bu tip üretimi
emek-gücünün fiyatının düşük olduğu ülkelere kaydırma
eğilimindedirler. "Doğu Bloku" denen ülkelerin dağılması
ve bütün bu ülkelerin dünya emperyalist sistemine dahil olması
neticesinde, uluslararası işbölümü olağanüstü boyutlara ulaştı.
Bu yutulmanın en göze çarpan sonucu, bu bloka dahil hemen hemen bütün
ülkelerin Dünya Ticaret Örgütüne dahil olmasıdır.
Bu entegrasyon, eşit koşullara sahip
bir entegrasyon değildir. Emperyalist ülkeler ile bağımlı
ülkeler arasındaki çelişkiyi ortadan kaldırmamış
tersine daha da derinleştirmiştir. Etki bölgelerini elde tutmak
isteyen büyük emperyalist devletler pazarlarına ( ABD emperyalizmi geniş
Amerika kıtası, Alman, İngiliz ve Fransız emperyalistleri
Avrupa, Japon emperyalizmi ise Güneydoğu Asya pazarlarını ) mal
ve sermaye girişini önleyen koruyucu bariyerlere dokunmuyorlar. Çin ve
Rusya için de aynı şey geçerlidir.
1) İşsizler ordusu bugüne kadar görülmemiş
bir oranda artış gösterdi
Bu fenomen, emperyalist ülkeler de dahil
olmak üzere kitlesel, sürekli, tüm işçi ve emekçi tabakalarını
kapsayan bir karakter aldı.
Uyum sağlayamayacakları önemli tekniksel alt üst oluşlarin
oldugu sirketlerde calismis olan, uzun yillar cok kötü ve tehlikeli (bant usulü,
günde üc vardiya 3ç8, çok kirli
ortamlarda vb. ) çalisma kosullarindan dolayi saglik bakimindan yipranan
üretim alanindan temelli olarak dislananlarin
olusturdugu uzun süredir issiz olup bir is bulma olanagi da hemen hemen olmayan
issizler tarafindan önemli bir çekirdek olusturuldu.
Bunlarin içinde önemli bir oranini devletlerin ve kapitalistlerin
baslarindan atmak istedikleri göçmen isçiler olusturuyor.
Ayni sekilde giderek daha fazla genç is hayatina atilma yasinda issizlik sürecinden
geçiyor. Geçici ve joker gibi her iste çalisabilen bir orduyu olusturan
gençlerin birçogu formasyon ile is arasinda at kosturuyor.
2) Kadin emeginin daha fazla kullanilmasi
Issizlige ve
isten atmalarin sözkonusu oldugu anda ilk isten atilanlar kadin isciler
olmalarina ragmen kadin emegine basvurma giderek artis gösteriyor.
Kadin sayisinin is alaninda artis göstermesi olayi özellikle emperyalist ülkelerde
gözleniyor. (1) Bir taraftan ekonominin degisik kollarinda kadin isçi oraninin
artmasi diger taraftan bazi sektörlerin hemen hemen yalniz kadinlarin
calisacagi sektörlere dönüstürülmesi birbirini etkileyen iki olay
durumundadir. Bu durum özellikle de saglik egitim ve de ticaret alaninda görülmektedir
Ama her halukarda erkek ve kadin isçiler
arasindaki ücret, çalisma kosullari, kariyer elde etme bakimindan esitsizlik güclü
bir sekilde devam etmektedir.
Geçici ve part-time (yarim gün) islerde çalisanlarin çogunlugunu kadinlar
olusturmaktadir.
b) Ortaya çikan niteliksel
sonuçlar
Isçi sinifi bugün daha çok parçalanmis durumdadir:
*Dünya emperyalist sisteminin bugünkü kosullarinda uluslararasi isbölümünün
bir ifadesi olan delokalizasyonlar (isyerlerini, ileri kapitalist ülkelerden
emekgücü fiyatinin ucuz oldugu geri bagimli ülkelere dogru kaydirma ç.n)
vasitasiyla cografi parçalanma ..
* Her ülkede;
asiri isçi yogunlasmasinin oldugu
bölgelerin daha kücük birimlere bölünmesi egilimi yasanmaktadir.
Gelenekleri ve güçlü karekteristik özellikleriyle isçi yasamina egemen olan
"sehir ya da bölge düzeyindeki isci kaleleri » daha da azaliyor.
Isciler giderek daha fazla halk kitleleri içinde erimektedir.
* Ayni sirket içinde; daha çok genç isçi ve emekçiyi geçici isçi durumuna
getirmek için çok çesitli statüler bir arada bulunmaktadir
* Yedek issizler ordusunun büyüklügü mükemmel bir baski ve rekabet aracidir
4) isçi sinifi üzerindeki subjektif
sonuçlar
a) olumsuz sonuçlar
Maddi yasam kosullarinin isçi ve emekçilerin bilinci üzerinde önemli bir
etkisi
oldugundan
dolayi kendileri için bir sinif olma bilincini
elde etmeleri giderek zorlasiyor.
Isçilerin ulusal ve uluslararasi ölçüde birbirleriyle rekabete sokulmasi
acil ve somut bir tehdittir.
Halk ve isçi hareketi içindeki ajanlari vasitasiyla, revizyonist ve
reformistler vasitasiyla irkçilik ve sovenizmi yayginlastiran burjuvazi, bu
rekabetçilikten yararlanmakta ve
isçileri bölmenin bir araci olarak kulanmaktadir.
b) olumlu yönler
Bu gerçekligin;
işçilerin en ileri kesimlerinin,
tüm sömürülenlerin ortak çıkarlarınn bilincine varması gibi
bir de ters etkisi var ki bu da uluslararası boyutta ve daha ileri düzeyde
ve enternasyonalist bir bilinçlenmenin temelini oluşturmaktadır
Diger
taraftan problemlerin büyüklügü, krızin sonuçları v.b. gibi
etkenler, çözümün salt ekonomik degil ama politik alanda oldugu ve
reformist çözümlerin hepsinin başarısızlıga mahkum oldugu
seklinde bilincinin büyümesine sebep oluyor. (2)
5) İşçi sınıfının
müttefikleri
Ucretlilerin
sayısının artması, geniş halk kitlelerinin tekellerin
ve baglı oldukları devletlerin politikalarının kurbanı
olmalari, işçi sınıfının müttefiklerini objektif
olarak çogaltmaktadır.
Diger emekçi
tabakalarının ve küçük üreticilerin (köylü,zanatçı)
proleterleşmesi, bunlarin saflarinda
sisteme karşı
ortak mücadelenin gerekliligi fikrine açik bir ortam yaratmaktadir.
Emperyalist
ülkelerde köylülerin sayısı güçlü
bir şekilde azaldı ve tarıma büyük kapitalist üretim
egemendir. Herşeye ragmen kalan
küçük ve özelikle de orta büyüklükteki köylülük ise her yönüyle
agro-alimentaires (gida ) tröstlerine, bankalara, büyük dagıtımcılara
(pazarlayıcılara) ve genel olarak pazarı yöneten
hükümetler üstü kurumlara tümüyle
baglı durumdalar. Son yıllardaki
salgin hayvan hastalıklari ve tarımsal ürünlerin üretim biçiminden
kaynaklanan kuşkular halkı tehlikeye sürüklediginden, bazı küçük
ve orta çapli üreticiler, emperyalist dünya sistemi tarafından geliştirilen
üretim modeline karsi yayginlasan muhalefete yakınlaşiyorlar.
Bagımlı
ülkelerdeki köylülük, bu ülkelerdeki devrimin karekterine baglı olarak
işçi sınıfının direkt müttefigi olmaya devam ediyor.
6) İşçi aristokrasisi (bu bölüm
ispanyol arkadaslar tarafindan hazirlanacak, biz yine de birkaç noktaya
deginiyoruz)
İşçi
aristokrasisi kapitalist sistemin bir ürünüdür. Ilk tekellerin ortaya
çiktigi dönemde uçverdi. İngiltere’nin
egemen konumundan dolayı başta işçi yöneticileri olmak üzere işçi
sınıfının bir bölümünü
yozlastirma, satın alma olanagı vardı. Emperyalizmin gelişmesiyle
bu fenomen tüm emperyalist ülkelerde yayginlasti.
“Anlasiliyor
ki, saglanan bu muazzam asiri karlarla (zira kapitalistler bu kari, “kendi”
ülkelerinin isçilerinden sizdirdiklari kara ek olarak elde ediyorlar) isçi
liderlerini ve isçi aristokrasisinin yüksek tabakasini yozlastirmak olanakli
olabilmektedir. ‘Ileri’ ülkelerin kapitalistleri de dolayli ya da dolaysiz,
açik ya da maskeli, bin türlü yola basvurarak, onu bozup yozlastirmaktan geri
kalmamaktadir.
Yasam
tarzlariyla, ücretleriyle, dünya görüsleriyle
tamamen küçük burjuva niteligi tasiyan bu burjuvalasmis isçi tabakasi
ya da isçi aristokrasisi, II. Enternasyonalin baslica destegi olmustur; günümüzde
de burjuvazinin baslica toplumsal (askeri degil) destegidir. Cünkü bunlar, isçi
hareketi içinde burjuvazinin gerçek ajanlari, kapitalist sinifin isçi
usaklari, reformizmin ve sovenizmin gerçek yayicilaridir.” (Lenin,
Emperyalizm kapitalizmin en yüksek asamasi, 1920 baskisina önsöz)
Bu tespit,
bagımlı ülkeler de dahil olmak üzere tüm ülkelerde günümüzde de
geçerliligini korumaktadır.
Emperyalizmin
krizi, bu sosyal tabakalar üzerinde de çesitli sonuçlara yolaçmakta,
onlari idare (besleme) imkanlarini
kisitlamaktadir. Ve aristokrasi radikallesmekte, kendi içinde farklilasma ve
hatta çeliskiler ortaya çikmaktadir. Devlet aygitina daha yakin
olan kesimler revizyonistlerin denetimindeki
kurumlarda (alanlarda) etkinliklerini arttirirken, özel sektör kökenli
aristokrasinin imkanlari, kriz nedeniyle
daha da daralmaktadir.
Sınıf
tahlili, komünist partinin öncelikle hangi sektörlerde çalışma
yapması gerektigini bize göstermelidir.
Bunu tespit
etmek için su üç kritere bakmak gerekir :
Birincisi ; bu sektörlerin sermaye için stratejik karakteri.
Enerji üretimi,
ulaşım, iletişim sektörleri ve buna baglı sanayi dalları
(elektronik, enformatik ) günümüzde çok önemli ve ayricalikli bir rol
oynamaktadırlar. Ama bu, üretim araçlarının üretimi gibi
geleneksel sektörlerin önemini yine de ortadan kaldirmamaktadir.
Diger
taraftan; her ülkenin durumu ayrı ayrı incelenmelidir. Herhangi bir işkolu
su veya bu ülkede, baska ülkelerde olmadigi
kadar önem tasiyabilir.
Ikincisi ; her sektörü karakterize eden örgütlenme ve mücadele gelenegi.
Sozkonusu
olan, mekanik bir bakis ya da geçmiş hayranlıgı degil, ama yeni
dogana ve gelişmekte olana dikkat etmek gerekiyor. Kriz, “pasif” diye
nitelenen sektörleri hızlı bir şekilde sınıf mücadelesinin
merkezine çekebilir.
Üçüncüsü ; Partilerin durumunu da hesaba katmak gerekir
Emperyalist
krizden devrimci bir yol izlenerek çıkılabilecegine dair bilincin
gelismesi sorununa, enternasyonalist
bilincin önemine dikkat çektik. Bu sorunlar üzerine komünist
partilerin, marksist-leninist partilerin ideolojik ve politik saglamlıgı
vardir ve bu, ortak somut eylemler vasitasiyla kollektif olarak geliştirilebilir.
Genel olarak
söylenecek olursa, hem sınıfın kendisi hem de partilerimiz için
işçi sınıfı içindeki politik calışma, canalici
önemdedir. Politik akimimizi ifade edecek (identification) ortak politik
platformu sistematik olarak olusturma yönünde çalismaliyiz.
Konferans
tarafindan yeniden basilan Komünist Manifesto ile ilgili isçi
toplantilari, devrim ve sosyalizm meseleleriyle
ilgili beklenti ve olanaklari birkez daha gösterdi. Ve birkez daha isçi
kadrolarin egitimi ve
gelistirilmesinin gerekli ve mümkün
oldugunu günisigina çikardi. Bu çalisma, önümüzdeki dönemde
yine konferans tarafindan yeniden yayinlanacak
olan Lenin’in emperyalizm eseri çerçevesinde de yürütülmelidir.
(1) Örnegin
Fransa’da erkek ve kadin isçilerin sayisi birbirine yakindir. Uluslararasi düzeyde
bu konuyla ilgili bilgilerin, istatistiklerin toparlanmasi gerekmektedir.
(2)
Reformizmin basarisizligi ile ilgili bu bilinç (emperyalist sistemin
‘demokratiklestirilmesinin’ imkansizligi, bu sistem
çerçevesinde kalinarak emekçi kitlelerin istemlerinin
karsilanamayacagi) esas olarak, çogu zaman revizyonistlerle ittifak halindeki sosyal
demokrat hükümetlerin deneyimlerine yaslanmaktadir.
Paris-Madrid, Haziran 2001
Fransa İşçileri Komünist Partisi
İspanya Komünist Ekim Örgütü
Kapitalizmin 70’li yıllarda başlayan krizi,
toplumsal iş ilişkilerinde *
yeni bir sürecin de başlangıcını teşkil etti. Bunun
birçok nedeni var.
Yüksek işsizlik oranı yüzünden işçi hareketinin zayıflıgı,
krizi idare etmek üzere burjuvazi ile sosyal demokratlar ve revizyonistler arasındaki
sınıf işbirligi ve genel
olarak ilerici güçlerin zayıflıgı ; öncelikli sebeplerden
birkaçıdır. Öte yandan, metaların yaratılması, üretilmesi
ve piyasaya sürülmesinde
uygulanan yeni teknolojilerin geliştirilmesi de önemli bir etkendir.
Bütün bunlar burjuvaziye, iş sürecinde, iş bölümünde ve
genel olarak iş ilişkilerinde esaslı degişiklikler olarak
yansıyan, kesintisiz bir üretici
yeniden yapılanmaya gidebilme imkanı sundu. « İşbölümününün
yeni biçimleri » olarak adlandırılan şeyin asıl
temeli, işletmenin degişik yollarla (işletmede işbölümünün
yogunlaştırılması, işin kendisinin ya da örgütlenmesinin
bölümlere ayırılması, üretimin desantralizasyonu, malların
üretiminden pazarlanmasına kadar olan sürecin taşeronlara
devredilmesi vb. vb.) parçalanması süreci vasıtasıyla
“toplumsal iş” ilişkilerinin bozulması ve kuralsızlaştırılmasıdır.
Yeni elektronik ve iletişim
teknolojileri ise bu sürecin, iş örgütlenmesini ve işçi
kollektifini dagıtan ve delokalizasyonu arttıran
ek araçlarıdır.
Bu durum, üretim sürecinde şu dönüşümlere yolaçtı :
1)Hizmet sektörünün büyümesi. Hizmet sektörünün
büyümesi ile sanayi sektöründe direkt üretimle alakalı olmayan bölümlerde
çalışanların sayısındaki
artış, degişik biçimlerde gerçekleşmektedir. Öncelikle,
üretimin desantralizasyonu; önceden sanayi sektörünün bir parçasını
teşkil ediyorken şimdi üretim için hizmet sunan küçük işletmelerin
boyvermesine yolaçtı.
Özellikle Avrupa’da, sanayi işletmelerinin
ve üretimin yogun işgücüne ihtiyaç duyan aşamalarının,
isgücü fiyatının çok düşük
oldugu geri ülkelere dogru kaydırıldıgına tanık
oluyoruz. Büyük uluslararası tekeller yine de, ürün araştırma
ve geliştirme, yaratma, dagıtım, bakım ve satış
sonrası hizmet birimlerini Avrupadaki merkezlerinde tutmaya devam
ediyorlar.
2) Küçük işletmelerin çogalması.
Endüstriyel delokalizasyonun yolaçtıgı sonuçlardan birisi, 70’li
yıllardan önceki büyük işletmelerin bölünmesi ve küçük çaplıların
çogalmasıdır. Bu egilim, toplumsal
iş ilişkilerinde tahribata
yolaçmaktadır, zira küçük işletmelerde işçi örgütlenmesi
ve sendikaların varlıgı
çok zayıftır.
3) Toplumsal iş ilişkilerinde atipik
biçimler. Bu süreç, önceki modelle karşılaştırıldıgında
atipik denilebilecek toplumsal iş ilişkisi biçimlerinin, yeni
sektörlerin ve işletmeler arasında başka türden ilişkilerin
ortaya çıkmasına yolaçmıştır.
Bazı örnekler : Aile işletmelerinin, otonom ve
tek kişi çalıştıran işletmelerin sayısındaki
artış, paralel ekonomide, evde yapılan işlerde,
telefonla çalışmada (tele iş) vb. bakımdan artış,
üretim kapasitesinden ziyade ticari özellik kriterlerini öne çıkaran
yeni baglılık ilişkileri
(markalar) vb..
« Post endüstriyel toplumun teorisyenleri » (Töffler ve ötekiler)
bu gelişimi, kapitalist sistemde metaların üretimi ve proleterleşme
ile ilgili marksist görüşün dar bir kavranışı çerçevesinde
ele alıyorlar. Bu yazarlar kapitalizm kavramını, az egitimli
sanayi işçisinin omuzları üzerinde
yükselen sanayi sektörü (direkt olarak üretici sektör) ile eşdeger
tutuyorlar. Hizmet sektörünün büyümesinden ve geçmiştekinden daha
kalifiye ve entellektüel emek üreten yeni bir orta sınıfın
ortaya çıkmış olmasından hareketle, kapitalizmin yok oldugu
ve yeni bir toplum modelinin, post endüstriyel toplumun oluştugunu iddia
ediyorlar.
Sosyal demokrasi ve revizyonistler de bu iddialardan hareketle, marksist
deger yasasının artık geçerliligini yitirdigini, kapitalizmin ve
sömürünün sona erdigini, işçi sınıfının
bittigini ilan ettiler. Ama bu arada, sosyal kutuplaşmanın daha da
keskinleştigini ve kutuplaşma sürecinin Marks’ın ifade ettigi
dogrultuda ilerledigini tespit ediyoruz : « genişletilmiş
üretim, ya da bir başka deyişle birikim, sermaye sistemini daha üst
ölçekte yeniden üretir. Bir
kutupta daha fazla ve daha güçlü
kapitalistler, öteki kutupta ise daha çok ücretli işçi.. » (Kapital, Birinci kitap, 23. başlık)
Demektir ki, bu sürecin önemli bir bölümü atipik toplumsal İş
ilişkileri ve İş sözleşmesince kamufle edilmiştir.
Avrupa ülkelerinde, üretimin desantralizasyonu ve yeni İş örgütlenmesi
nedeniyle özellikle ticaret ve dagıtım (distibüsyon) başta
olmak üzere hizmetlerde önemli bir artış var.
“Ticari fonksiyonlar ve dolaşım
masrafları sadece ticari sermaye için otonom hale gelir. Onun için büro,
tek faaliyet alanıdır. Sanayi sermayesi için dolaşım
masrafları gerçekten masraftır. Tüccarın ise, karının
kaynagı ve genel kar oranından hareket koşuluyla büyüklügü
ile de orantılıdır. Dolaşım harcamaları için yapılacak
masraf, ticari sermaye açısından üretici bir yatırımdır.
Yine, bu sermayenin satın aldıgı ticari
emek de dolaysız üreticidir.” (Kapital,
Üçüncü kitap, 17. başlık)
Ticari sektörün bagrında yeni alt sektörler oluşuyor, yeni örgütlenme
biçimleri eskilerine ekleniyorlar.
Ticari dagıtım, reklamcılık, pazarlama gibi bazı sektörler
de gelişme gösteriyorlar.
Atipik toplumsal İş ilişkilerinin çogunluguna da bu sektörlerde
rastlıyoruz.
Örnegin, yukarıda sözü edilen teorilere
göre serbest meslek ve dolayısıyla orta sınıfa dahil
olan baglantılı “otonom” emekçilerin durumu böyledir. Gerçekte
sözkonusu olan, tek bir İşletme için gönülsüzce “otonom”
İş yapan bagımlı
emekçilerdir. Çogunlukla, yasal
çalışma normlarından bile faydalanamayan ve aşırı
kötü koşullarda çalışan emekçilerdir bunlar. Çalışma
saatleri hiçbir kurala baglı degildir, ücret yerine komisyon sistemi vardır. Bütün sosyal kesintileri ve çogunlukla kendisine ait olan
İş araçlarının masrafların bizzat emekçinin kendisi
üstlenir.
Ispanya’da 2.6 milyon “otonom” emekçi var. Tabii ki bunların bir
kısmı gerçekten serbest meslek çalışanları ya da
ticaret (624 bin), otel (285 bin) gibi alanlardaki küçük aile İşletmelerinin
sahipleridir. Ama hemen ardından
inşaat (350 bin) ve ulaşım (203 bin)
geliyor. Başka bir deyişle “otonom” emekçilerin %22’sini
bu iki sektörde çalışanlar oluşturuyor. Bu sektörlerde çalışabilmek
için çogunlukla tüm sosyal masrafları üstlenme şartının
ileri sürüldügünü biliyoruz ve ücret yerine komisyon sistemi de buralarda
geçerli oluyor. Kuralsızlık o boyuttadır ki, dogan yeni bir orta
sınıftan degil, neredeyse haksız hukuksuz kaçak İşten
sözetmek daha dogrudur.
Tele-İş (telefonla İş yapma) da bu atipik kategoriye
girer. Tarihsel olarak domisil (kendi evinde) çalışmanın önemli
bir yeri var. Ama şimdi yeni teknolojilerle birlikte, eskiden fabrikada çalışılarak
yapılan birçok iş, çok kötü koşullarla
eve taşınabiliyor.
Bilgi ve iletişim teknolojisindeki ilerlemeler ve internet, işbölümünde ve işçinin kendi çalışma
merkezinden fiziki olarak uzaklaştırılmasında kullanılıyor.
Domisil çalışmadan farklı
olarak daha kalifiye ve teknik bilgi beceri gerektiren “tele-İş”,
çogunlukla herhangi bir iş sözleşmesi bile olmadan kötü koşullarla
dayatılıyor. Tele-iş’in
yaygınlaştıgı sektörler olarak ticaret (elektronik
ticaretin gelişimiyle birlikte), bilgisayar uygulamaları (programlama,
internet sayfası düzenleme, baskı öncesi grafik düzenleme),
marketing, reklam, bazı idari görevler ve telefon marketingi belirtilebilir. Bunlar
metaların üretimi ve dagıtımı
ile ilgili süreçlerin aktiviteleridir. Tele-iş’in
meydana çıkardıgı bu aktivitelerin piyasaların tekleşmesini
teşvik ederek ekonomik globalizasyona yolaçtıgı iddia ediliyor
ve globalizasyon yandaşları buna “yeni ekonomi” diyorlar.
Avrupa hükümetlerinin ve Avrupa Birligi’nin, yeni teknolojiler tarafından
mümkün kılınan ve kural tanımayan bu türden toplumsal iş ilişkilerini
teşvik etmesi şaşırtıcı degildir. Bu süreci
ilerletmenin yollarından birisi, tele-iş merkezlerini arttırmaktan
geçiyor. Sadece Katalonya’da bu sene 8 tane tele-iş merkezi, AB fonlarının
da destegiyle kuruldu. Avrupa
Komisyonu’nun Euro-Telework projesi bünyesindeki
araştırmalarına göre, tele-iş, Avrupa’da en çok
gelişme gösteren sektörlerden birisidir. Bu araştırmaya göre,
sektörün yıllık büyümesi %20-25 civarında olacak.
Telefon marketing sektörü de üretimin
desantralizasyonu neticesinde gelişme gösteren bir sektördür.Bu da
tele-iş ve metaların
pazarlanması ile alakalı bir sektördür. Ispanya’da
%85’i küçük işyerleri olmak üzere 40 bin kişi bu “call
center”lerde çalışıyor.
Alanını genişletmekte olan yeraltı ekonomisi de, bu atipik toplumsal iş ilişkilerinin bir başka
biçimidir. Avrupa’da yeraltı ekonomisi, iş yaratanlara
destek adı altında ve degişik yöntemlerle teşvik ediliyor.
Notlar :
* : İspanyolca’da “relaciones
laborales” olarak tanımlanan ve işçi ile işveren arasındaki
tüm ilişkileri belirleyen mekanizma, statü ve kurallar bütününü ifade
eden kavramı, Türkçe “toplumsal iş ilişkileri” olarak çevirdik.
Domisil : İşi evde yapma.
Desantralizasyon : Ademi merkeziyet, merkezden bölgelere doğru
bölüştürme
Delokalizasyon : Merkezden başka yerlere taşıma,
transfer. İşyerlerini gelişmiş kapitalist ülkelerden emek gücü
fiyatının ucuz oldugu geri bagımlı
ülkelere kaydırma.
[1]
Örneğin ;
işçi ailelerinin çoğunluğu, genellikle ailelerinin geri
kalanından kopuk, banliyölerde yaşıyor. Kadınların
giderek artan oranda çalışmaya başlaması (ileride
yeniden bu konuya döneceğiz), evlerin işyerlerine daha da uzak
oluşu v.s, işçi ailelerini, daha önceleri aile bireylerince
yerine getirilen bazı işleri yaptırmak için bu işleri
ücret karşılığı yapan kuruluşlara başvurmak
zorunda bırakıyor.
[2]
Gelişmiş
kapitalist ülkelerde hastahaneler giderek pahalı ve gelişmiş
cihazların yoğunlaştığı fabrikalara
benziyorlar. Bizzat hastahaneler kapitalist azami kar yasasının
hakim olduğu işletmeler gibi yönetilmektedir.
[3]
Turizm
ve eğlence (televizyon, film v.s) endüstrisinde film bobinlerinin üretimi
gibi meta üretimi vardır.
[4]
Bu
gerçeği aydınlatmak için veri toplamak gerekiyor.
[5]
Ulaşım ve telekomünikasyon sektörü son yıllarda
çok gelişti. Bu sektörlerin ürettiği hizmet ve malların özelliği
üretildiği anda tüketilmekte oluşudur. Bütün bunlar bize bu
sektörde zenginlik, değer ve artı-değer üretildiğini
ve malın üretimine katılan emekçilerin işçi sınıfına
dahil olduğunu göstermektedir.
[6]
Bütün bu söylenenler için
rakamsal veriler toplamalıyız.