GÜNÜMÜZDE STALİN
5-6 Kasım 1994te Moskovada yapılan Günümüzde Stalin konulu seminerde İtalya Proletaryasının Komünist Partisini İnşa Örgütü delegasyonu tarafından yapılan konuşma:
Yoldaşlar,
Tarihin tekerleği, insanlığın gelişimi önünde ayakbağı
olanı anılardan silerek ya da hak ettiği alçak damgasını
vurarak, tereddütsüzce ileri doğru dönüyor. Ama aynı zamanda
tarihin devleri ufukta dimdik duruyorlar. Gericiliğin kalleşçe
yalanlarla karalama çabasına rağmen, geçen zaman Josef Stalinin
fikirleri ve eserlerini haklı çıkarıyor. Tarih ona hak ettiği
meşru yerini; Spartaküslerin, Paris Komüncülerinin, Robespierre, Marx,
ve Lenin gibi devrimci düşünürlerin yanındaki yerini iade ediyor.
Stalinin öğreti ve pratiğinde tüm devrimci fırtınalar,
bütün radikal derinlikleri ile vücut bulmakta ve güncelliğini
korumaktadır. İstisnasız bütün eserleri; komünistler,
devrimciler ve yurtseverler için bir hazine teşkil etmektedir.
Stalinin yaratıcı teorik katkıda bulunmadığı,
Marksizm-Leninizmi azami bilimsel titizlikle uygulamadığı ve
bilinen büyük başarıları elde etmediği tek bir sosyal
bilim dalı yoktur.
Eserlerinin incelenmesinden çıkan sonuç, onun M-L teorinin bir klasiği
olduğunu doğrulamaktadır. O, onlarca yıl boyunca tarihte ilk
defa sosyalizme ve komünizme götürecek (ve daha önce geçilmemiş) yolda
çarpışmak, ilerlemek zorunda kalmıştır. Leninin ona
emanet ettiği görev öylesine kapsamlıdır ki, ancak olağanüstü
yetenek ve irade sahibi bir kişilik onu yerine getirebilirdi. Stalin başarıyla
çıktı bu işten. O, bütün dünya proleterlerinin bayrağı
oldu. Onlara yeni bir dünyanın kurulmasının mümkün olduğunu
gösterdi. Kapitalistler ve oportünistler için terör demekti o. Burjuvalar ve
küçük burjuva devrimcileri için Staline saldırı ve
karalama bugün de günceldir. Çünkü sosyalizme ve komünizme karşı
mücadele onlar açısından güncelliğini koruyor.
Stalin; felsefede, ekonomide, politikada, kültür alanında, dil biliminde,
askeri bilimlerde, diplomaside, taktik ve strateji sorunlarında,
partinin-devletin-sendikaların örgütlenmesi alanında Uluslararası
Komünist Hareketin sarsılmaz yöneticisiydi. Josef Vissarionoviç, Komünist
Enternas-yonalin kurucusu ve tartışmasız lideriydi. Onun
yönetiminde hareket; dünyanın dört bir yanına yayılmış,
ideolojik olarak çelikleşmiş, iradi birlik içerisinde, en asil
ideallerle donatılmış dünya çapında bir güç haline
geldi. Milyonlarca insan Stalinin şahsında en büyük özverilerde
bulundular, hayatlarını feda ettiler. Stalin, biz komünistlerde
bulunan en iyi özelliklerin bir ifadesidir.
Stalinin SBKP (Bolşevik)in başında bulunduğu dönemde
sosyalizm faşist-nazi emperyalizmini ezdi, bozguna uğrattı. Bütün
dünyada eski sömürgeciliğin yıkılması, büyük sosyalist
kampın kuruluşu için koşulları hazırladı.
İşte pratik ve tarihsel gerçek budur.
Yoldaşlar,
Stalinin bütün eserleri bugün de günceldir. Peki Kruşçevci-Titocu
modern revizyonist oportünizmin bugünkü tarihsel yenilgisi sürecinde,
Stalinist düşüncenin belki de yeterince derinleşti-rilemeyen yanları
nelerdir? Komünist hareketin bugünkü geçici yenilgisinin nedenlerini anlamamıza
yardımcı olacak olan nedir?
Stalinin eserini ve kendi tarihinizi herkesten daha iyi bilebilecek konumda
olduğunuzu reddetmeksizin, biz İtalyan komünistleri olarak yukarıdaki
sorulara yanıt olabilecek bazı unsurları siz Sovyet yoldaşlara
sunmak istiyoruz.
Herkesin bildiği gibi, revizyonizme karşı mücadele, Karl
Marxtan bu yana hareketimizin bütün yaşamına yön veren temel önemde
bir sorun olmuştur. Fakat, daha önceleri Yugoslavyada Tito kliğinin
ortaya çıkışı ile belirginleşen iktidardaki modern
revizyonizme karşı mücadele ise esas olarak Stalinin ölümü, Kruşçevcilerin
sahneye çıkışı ve AEP sekreteri Enver Hoca yoldaşın
1961 Moskova konferansındaki tarihi konuşması ile başlar.
O konferanstan bu yana otuz beş yıl geçti. Yeniden toparlanan
uluslararası M-L hareket, bütün bu süreç boyunca devrimci teori ve
pratiği savundu ve geliştirdi, bütün dünyada önemli sınıf
mücadelelerine yol gösterdi. Bu yıllar, zorlu, karmaşık ve
revizyonizmin bütünüyle hakimiyet kurmasını engelleyen, ölümüne
bir mücadelenin yürütüldüğü yıllardır. Bu dönem, M-L
teorinin, eski sosyalist ülkelerde revizyonizmin aldığı yeni biçimlere
karşı mücadelenin ateşi içerisinde geliştirildiği bir
dönemdir.
Bu tarihsel deneyden biz İtalyan komünistleri olarak şu sonuçları
çıkarıyoruz: Stalin, zamanında partinin dikkatini SBde
kapitalizmin restorasyonu tehlikesine çekmişti. Bizce aşağıdaki
noktaların altı özel olarak çizilmelidir:
- Sosyalizmi inşa sürecindeki bir ülke için emperyalizmle çelişki,
sadece dışsal ve ikincil bir çelişki değildir. Kesin zafer
için çözümü zorunlu olan proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişkinin
bir başka yönüdür ve onunla karşılıklı bağıntı
içindedir. Sosyalist toplumun bağrında yansımalarını
bulan, iktidardaki parti safları da dahil olmak üzere, en üst biçiminde
politik mücadele şeklinde ifadesini bulan çelişkidir.
- Ekonomik planda sömürücü sınıfların varlığına
son vermiş olsa da, sınıf mücadelesi sosyalizm koşullarında
da sürer. Düşünce, maddenin bir yansımasıdır
Marksist ilkesinden kalkarak Stalin, ideolojik mücadelenin burjuva
psikolojisine karşı kültürel alanda yürütülen bir mücadeleden
ibaret olmadığını, keskin, somut bir politik sınıf
mücadelesi olduğunu söyler. Bunun içindir ki uluslararası M-L
hareket iktidardaki revizyonizmin aslında iktidardaki burjuvazi olduğunu
iddia etmektedir.
- Stalin, proleter devrimin üretim araçlarını toplumsallaştırarak
sosyalizmin biçimlerini yarattığını, ama bu aynı biçimlerin
sosyalist bir içerik taşımadan da mümkün olabileceğini
vurguladı. Bu da, mülkiyetin hukuki (de jure) değil, fiili (de facto)
bir kategori olduğu, mülkiyetin gerçek egemenlik ve tüketim içerisinde
gerçekleştiği Marksist tezine uygundur. Mülkiyetten kimin yararlandığı
sorusuna yanıt vermek gereklidir. Stalin, partiye şunu açıklamıştı:
Komünizm için mücadele içte ve uluslararası planda eylemin merkezine
konmadığı takdirde, kolhozlar ve sovhozlar sadece birer kum
şatosu olmanın ötesine gidemeyeceklerdir.
- Stalin son nefesine kadar partiyi bir karşı-devrim tehlikesine karşı
uyardı. 1952de ekonomist Yeruşenko ile polemiğinde şunları
söylüyordu: Üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişimine göre
geri kalmaktadır ve kalacaktır. Eğer yönetici kademeler doğru
bir politika izlerlerse, aradaki çelişkinin antagonist bir çatışmaya
dönüşmesi engellenebilir. Yanlış bir politika izlersek, tersi
olacaktır. Böylece çatışma kaçınılmaz olarak gündeme
gelecek, üretim ilişkilerimiz üretici güçlerin önünde ciddi engel teşkil
edecektir.
Biz İtalyan komünistleri bunlardan şu sonucu çıkarıyoruz:
Stalinizm, M-Lnin en ileri noktasını oluşturmaktadır. Bu
temelde modern revizyonizmi tahlil etmek, anlamak ve yenilgiye uğratmak mümkündür.
Leninizm ve Stalinizm, yani Bolşevizm SBKPde tabii ki yönetici akımı
oluşturuyordu, ama tek eğilim değildi.
Stalinin daha yaşamının son yıllarında parti içinde
sağcı eğilimlerin Stalinin yakın çevresine kadar etki
yaratmayı başardıkları açıktır. Yoksa Stalinin
yukarıda bahsettiğimiz tezlerinin partide yeterince değer görmemiş
olmasını, aksine, zamanla parti literatürü içerisinde erimeye terk
edilmesini başka türlü açıklayamayız. Bir örnek: 3-5 Mart
1937 tarihinde yapılan SBKP(B) MK Plenumu kapanışında
Stalinin yaptığı konuşma bilinmiyor. Sizin de çok iyi
bildiğiniz gibi Leninizmin Sorunları derlemesi içinde yer alması
gereken temel metinlerdir bunlar.
Yoldaşlar,
Konuşmalarınızda sosyalist geçiş toplumunun başka birçok
sorunlarına değinecek, tartışmayı derinleştireceksiniz.
Her devrimin kaçınılmaz ama aşılabilir objektif ve sübjektif
tarihsel sınırlılıkları, aygıtı kemiren bürokrasi,
pazarın rolü, kafa ile kol emeği arasındaki ilişki, komünizm
yolunda proletarya diktatörlüğü, kültürel devrim vb. sorunlar canalıcı
öneme sahiptir.
Biz komünistler, tek ülkede sosyalizmin mümkün olmadığı, komünist
parti yönetimi olmadan da komünizmin inşa edilebileceği, SSCBnin
hiçbir dönem sosyalist bir ülke olmadığı vb. cahillikleri, goşist
ve burjuva teorileri reddediyoruz.
SBKP 20. Kongresinde ortaya atılan bütün halkın devleti ve
bütün halkın partisi tezlerini, sosyalizme barışçıl
geçiş, barış içinde rekabet ve bir arada yaşama
gibi Kruşçevci tezleri, Stalin kültünün eleştirisi adı
altında ileri sürülen tezleri ve ortak yönetim ve demokrasinin
genişletilmesi demagojilerini red ve mahkum ediyoruz.
Proletarya demokrasisi, M-L partisi ve Lenin-Stalin gibi önderleriyle,
proletarya diktatörlüğü vasıtasıyla ifade olunur. Proleter
demokrasi, en üst politik biçim olan komünizmin bir alt aşamasına
tekabül eder.
Yoldaşlar,
SSCBde revizyonizmin iktidara gelişi ulusal ve uluslararası planda
büyük bir trajediydi. Neticede de doğal sonucuna varmıştır.
Kruşçev-Brejnev ve Gorbaçov kliği emperyalizme boyun eğerek gerçekte,
son onyıllarda ortaya çıkan yeni burjuvazinin politik temsilcileri
olduklarını sergilediler. Sovyetler Birliğinin yıkılışı
bir yandan bu burjuvazinin uluslararası emperyalizm karşısındaki
yenilgisi, öte yandan da kapitalizmin dünya çapındaki genel krizinin bir
yansımasıdır.
Sovyet yoldaşlar; kapitalizmin ülkenizde restorasyonu sürecini tahlil
etmek, en başta sizin göreviniz olmalıdır. Stalinin ölümünden
sonra, onun sadık yoldaşları, doğmakta olan Kruşçevizmin
teşkil ettiği tehlikeyi niçin görmediler? Kruşçevcilerin
sosyal dayanağı olan bürokrat ve teknokrat bir tabakanın doğuşuna
yol açan bölüşüm alanındaki yozlaşma nasıl gerçekleşti?
Mülkiyet, bölüşüm, değişim ve yönetim ilişkilerinde
temelli bir transformasyon nasıl gerçekleşti? Biz
Marksist-Leninistler, üstyapıda karşıdevrimci dönüşümün,
eko-nomik altyapıda da bozulmayı birlikte getireceğini biliyoruz.
Devlet mülkiyeti ve onun içeriği, toplumsal-ekonomik yapılanmaya ve
devletin sınıf karakterine bağlı olarak yeni bir şekle
bürünür. SBnde sosyalist devlet mülkiyetinin yüksek derecede sermaye ve
üretim birikimine sahip kapitalist özel mülkiyet biçimine nasıl dönüştüğünü
tahlil etmek gerekir. Kapitalist ekonominin, artı değer ve ona bağlı
kategorileri, hatta meta üretimi ve üretim araçlarının meta haline
dönüştürülmesi nasıl serbestçe gerçekleşebilir?
İşgücünün kendisinin nasıl olup da barışçıl
bir tarzda metaya dönüşebildiğini kendimize sormamız gerekir.
Lenin bize, üreticilerin üretim aletlerinin mülkiyetinden arındırıldığı
ekonominin burjuva ekonomisi olduğunu öğretir. Bürokratlar,
teknokratlar (yeni burjuvalar), işçi ücretlerini tespit etme, işten
atma, kendi kârlarının miktarını belirleme, ürünün fiyatını
ve başka tekelci işletmelerle ilişkileri belirleme hakkına
sahiptiler. M-L teori bize sermayenin, ücretli emek-para-para-fiyat vb. olmadan
bir hiç olduğunu öğretir. Marx, kapitalist üretim ilişkilerinin
özünü incelerken, bu ilişkilerin taşıdığı iki
özellikten bahseder: Birinci planda meta-para ilişkisinin en üst düzeyde
gelişimi ve üretimin amacının artı değer olmasıdır.
Kapitalist ekonominin bu iki temel özelliğinin, Kruşçev-Brejnev
ekonomisinin de temeli olduğunu söyleyebilir miyiz? Son onyıllarda
birbiri ardına gerçekleştirilen ekonomik reformların sonuçları
neler olmuştur? Üretim, dağıtım, tasarruf, sabit sermaye
yatırımlarında işletmelerin sınırsız faaliyet
özgürlüğü ne sonuçlar doğurmuştur? Ekonomik konsorsiyumların,
sanayi ve tarım komplekslerinin ve diğer işletmelerin yöneticilerine
tanınan yetkiler ve üretim aletlerinin kullanılması, ürünlerin
bölüşümü ve değişimi hususunda sahip olunan geniş
yetkiler, satışın önemli miktarda kâr gerçekleştirme amacıyla
yapıldığı bir yerde ne gibi sonuçlar doğurabilir?
Azami kâr arayışı üzerine kurulu olan ve kârların
toplumsal piramitte sahip olunan yer esas alınarak bölüşüldüğü
bir ekonomiye sosyalist diyebilirmiyiz? Yatırımlarla, üretimin
idaresi ve işle ilgili bütün kararlar, sadece azami kâr temeli üzerinden
alınmaktaydı.
Her bir işletmenin devletle ve bankalarla esas ilişkisi kâr oranları
üzerinden gerçekleşmekteydi. Bu durumda yeni burjuvazinin, her düzeyde
ve her alanda, özel olarak da işçi sınıfının sömürü
derecesini artırarak azami kâr peşinde koşması doğaldır.
Üretim teşvikleri, ortalama kâr oranı, sermayenin faiz getirmesi vb.
kapitalist meta üretiminin kategorileri restore edildiler. Bu ve diğer bazı
nedenlerledir ki, üretimde anarşi ve rekabet yasası hakim duruma
geldi.
SB resmi basınında belirtilenler ışığında
1970 ve 80li yıllara ilişkin Sovyet ekonomisinin somut verileri
incelendiğinde, kâr ve artı değer oranları açıkça görülür.
Kâr oranı 1971 yılında %27.3, 1976da ise %36dır.
1971-75 yılları arasında toplam 500 milyar ruble kâr elde edilmiştir
ve bu miktar 1966-70 yılları arasında elde edilenin bir buçuk
katıdır. 1976da özel şahıslardaki para sermayesi 90
milyar rubledir ve senelik faiz geliri 3-4 milyar ruble tutmaktadır.
(Planovoje Hozjistvo, Sovyet dergisi, no. 7, s. 124). 1975 yılında
Sovyet işçi sınıfı üzerindeki sömürü oranı,
1960takine göre %25 daha yüksekti. Bu arada kısmi ve tam işsizlik,
kadınların üretimden uzaklaştırılması açıkça
artmış, milyonlara ulaşmıştı.
Bize göre, kapitalist bölüşüm ilişkilerinin restorasyonu iki esaslı
noktadan geçerek gerçekleşti.
Üretim araçlarının denetiminin işletme yöneticilerine devri
ile birlikte, üretim araçlarının mülkiyeti ve denetiminden arındırılan
işçi sınıfına, kârların dağıtımı
çerçevesinde sadece işgücünün değerini kapitalist ücret olarak
almak kaldı. Geri kalan kısmına ise revizyonist burjuvazi, artı
değer olarak el koymaktaydı. Burju-vazi tarafından el konulan artı
değer değişik biçimler aldı. Burjuvazi, üretim araçlarının
ko-lektif sahibi olarak bu artı değerin bir kısmını
tekelci devlet kapita-lizmine tekabül eden sermayeye dönüş-türdü.
Burjuvazi, artı-değerin bu bölümüne ve üretim araçlarına sınıf
olarak sahip oldu. Artıdeğerin diğer bölümü ise burjuva sınıfının
mensubu olan bürokratlar ve işletme yöneticileri arasında bireysel
olarak, primler, teşvikler ve ücret artışları olarak bölüşüldü.
Parti ve devlet yöneticilerinin, ordu ve KGB mensuplarının ve bazı
bi-limadamlarının ücretlerinin, sıradan bir işçinin ücretinin
15-20 katı olduğunu hatırlatmak yeterlidir.
Burada taslak halinde sunduğumuz bu tahliller, daha önce de belirttiğimiz
gibi esas olarak da Sovyet yoldaşlar tarafından oldukça derinleştiril-meye
muhtaçtır.
Son 30 yılda kolhoz ekonomisindeki gelişmelere ne demeli? 1970 yılı
verilerine göre 7.5 milyon hektar alanda tarım yapılmaktadır. Büyük
bir sebze-meyve, et, süt, yumurta, yün vb. üretim kapasitesi vardır.
Ancak öte yandan Sovyet vatandaşları gerekli asgarinin de altında
bir tüketim seviyesinde değiller. Bugün ise, ancak ayakta kalabilecek
yeterlilikte tüketim seviyesine düşülmüştür.
Sosyalist yönetim ilişkilerinden kapitalist ilişkilere geçiş ve
tam bir yozlaşma, merkezi ve planlı ekonominin terk edilmesiyle
birlikte başlamıştır diyebiliriz.
İşletmede emeğin değeri, gerçekleştirilen satış
hacmine göre belirlenmekteydi. Satış miktarları ise pazardaki
konjonktürel duruma göre değişmektedir. Yani üretime yön veren
şey, pazarın kendiliğinden dalgalanmalarıdır. Bu arada
sermaye yatırımlarını düzenleyen belli normlara göre yapıldığı
söylenen yatırımların dağılımı, gerçekte
ortalama kâr esas alınarak yapılmaktaydı. Fiyatların
merkezi olarak belirlenmesi sistemi ortadan kaldırılmış, her
işletme kendi fiyatlarını belirleme yetkisi ile donatılmıştı.
Bütün SBnde kapitalist faiz kategorisi yeniden yürürlüğe konmuştu.
Her işletmede fiyatlar belirlenirken gözetilen ilk şey, kârların
garantiye alınmasıydı.
Bütün bunların temelinde ise üretim fiyatlarının
belirlenmesine dair kapitalist şema vardı. Fiyatlar şu yöntemle
belirlenmekteydi: Günlük normal harcamalar (maliyet), maliyet üzerinden değil;
üretkenlik üzerinden hesaplanan ortalama verime eklenmekteydi. Yani kapitalist
üretimin belli miktarda sermayeye, eşit miktarda kârı garantileyen
ortalama maliyet formülüne göre hesaplanmaktaydı.
Rekabet yasası temel alınarak oluşturulan bu yapılanmanın
kendisi yeni rekabeti kışkırtır. Bazı ürünlerde
fiyatların merkezi olarak belirlenmeye devam ettiği de doğrudur.
Fakat onlar da arz ve talebe göre ve kapitalist pazar yasalarına uygun
olarak tespit edilmekteydi.
Enver Hoca yoldaşın da belirttiği gibi modern revizyonistler
egemen oldukları ülkelerde sosyalist sistemi yıkarak, onu kapitalist
bir sisteme dönüştürdüler.
Yoldaşlar,
SBnde gerçekleşen toplumsal dönüşüm, dış politikaya
yansımamazlık edemezdi. Kruşçev kliği kendi modelini diğer
halk demokrasili ülkelere ihraç etti. ABD emperyalizmi ile resmi ve gizli bir
dizi paktlar, anlaşmalar yaptı. Uluslararası mali oligarşinin
yararına olarak Sovyet halkının boynuna milyarlarca rublelik borç
halkası taktı. Gittiği her yere gerçek sosyalist gelişmeyi
değil, büyük güç olarak kendi egemenliğini taşıdı.
Dünya komünistlerine revizyonizmi empoze etti. İlerlemeyi değil,
sahip olduğumuz tarihsel zaferlerimizin yıkımını
getirdi.
Yoldaşlar,
Uluslararası Komünist Hareketin yeniden doğuşu, Büyük Ekim
Devriminin sınırsız tecrübelerinden, Josef Stalinin bize bıraktığı
büyük teorik ve pratik hazineden yararlanılarak gerçekleştirilebilir.
Stalinin eseri, emperyalizme karşı, devrim için mücadelede emin
bir dayanak olduğu gibi, strateji ve taktik sorunlarının çözümünde,
yeni bir komünist enternasyonalin oluşturulmasında, gelecekte yeni
sosyalist toplumların inşasında rehber olmaya da devam ediyor.
Stalinin düşüncesi, bugün revizyonizmin mo-dern ve en inceltilmiş
biçimlerine karşı en güçlü silahtır. Stalinin eserleri ve
şahsiyeti, bizimle, sahte komünistler de dahil olmak üzere, düşmanlarımız
arasında ayrım çizgisini temsil etmelidir.
Yoldaşlar,
Biz İtalyan M-L komünistleri olarak bütün içtenliğimizle Sovyet
halklarının ve komünistlerinin büyük dünya devrimi cephesinde sıkı
bir şekilde yerlerini almalarını arzuluyoruz. Eski SSCBde
devrimci sürecin, 1917 Ekiminde olduğu gibi Leninist iktidar hedefiyle
ilerlemesini, proletarya diktatörlüğü ve sosyalizmin yeniden kuruluşu
amacıyla ilerlemesini diliyoruz.
Bugün devrim ile dünya gericiliği arasındaki güç ilişkileri bütünüyle
proletarya ve halklardan yanadır. Emperyalizm can çekişmektedir ve
devrim, dünyanın bütün ülkelerinde çözülmesi gereken bir sorun
olarak gündeme girmiştir.
Yaşasın Sovyet işçi sınıfı!
Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!
Yaşasın ölümsüz devrimci doktrin Marksizm-Leninizm!
Şan olsun bütün dünya komünistlerinin zafer sancağı, ölümsüz
büyük Staline!