İDEOLOJİK DURGUNLUK ÜZERİNE
Uluslararası Komünist Hareketi şimdiye kadar hiç tanık
olmadığı kadar zayıflığa, dağınıklığa
ve karmaşaya götüren nedenler, yanlışlıklar, sorumluluklar
ve eksikliklerin tahlil edilmesi zorunluluğunu gündemine almamış
hiçbir Marksist-Leninist parti veya örgüt, örgütlü olsun veya olmasın
hiçbir komünist yoktur.
Bu durumdan yavaş yavaş çıkmaktayız. Fakat henüz yanıtı
verilmemiş çokça soru işareti ve sorun, var olmaya devam ediyor.
Bizimki dahil, bir kısım partinin yıllardır düzenlediği
çok taraflı toplantılar hedefine ulaşamadı. Sarf edilen çaba,
somut ürünlerini vermedi. Bunun birçok sebebi var ve günün birinde açıklanması
gerekir. Bunlar olumlu adımlardı. Ama sadece adım olarak kaldılar.
Ancak bugünden itibaren bir süreklilik kazanabilirler. 1992-94 yılları
arasında Dominik Cumhuriyeti, Almanya ve Ekvadorda yapılan üç
toplantıya (özel olarak da üçüncüsüne) hakim olan anlayış,
alınan kararlar, yıllardır bizi frenleyen ideolojik, politik ve
örgütsel durgunluktan kopuş ve ileriye doğru gidiş için koşulların
yaratılmakta olduğu intibasını veriyor.
Adına sosyalist denen ülkelerde ve halkçı Arnavutlukta yaşanan
çöküş bizi ilgilendirmiyor, çünkü biz öyle olacağını
öngörmüştük şeklindeki saçma görüşün nihayet bir
tarafa itilmesiyle(1) şimdi bütün komünistlerin yanıt aradıkları
soru şudur: Ne yapmalı? (Revizyonizmin çöküşünün öngörüldüğü
doğrudur; ama onun biçimi ve gerçekleşme hızını öngörmemiştik
ve bunu yapamazdık da zaten. Özellikle Arnavutluktaki çöküş ve
onun yarattığı sonuçlar açısından bu daha fazla geçerlidir.)
Marksist-Leninist parti ve örgütler olarak ortaya çıkışımız
1960lı yıllarda olmasına karşın, 2. Dünya Savaşı
öncesinde ve sonrasında komünist harekette yaşananların bizi
etkilemediği ya da ilgilendirmediği iddia edilemez. Stalin yoldaşın
ölümünden yıllar önce başlayan bir olgular dizisi vardır.
Şu veya bu şekilde, bunların hepsi birbirine bağlıdır.
Dolayısıyla tek tek ve genel planda çabayı gerektiren bir araştırma
ve derin tahlil zorunludur.
Bu ortak çalışmaya başlamayı planlarken, tartışmalara
belki yardımcı olabilecek bazı taslak fikirler sunalım. Geçmiş
yıllara baktığımızda genel olarak Marksizmin ve dolayısıyla
Leninizmin, partile-rimizce bayağı ve vülger bir yorumunu görürüz.
Bunu biz henüz revizyonist partilerde iken eleştirdik ve kopuşumuzun
nedenlerinden biri oldu. Fakat Marksist-Leninist öncüler olarak örgütlendikten
sonra, belki bilinçsizce ama gerçekten biz de aynı tutumu devam ettirdik.
Parti ve örgütlerimizin gelişiminde fikirlerin, yani ideolojinin oynadığı
rolü yeterince dikkate almama tutumudur bu.
Biz istesek de istemesek de bunun anlamı, çeşitli biçimlerde ve
alanlarda ortaya çıkan burjuva ideolojisine karşı mücadeleye
gerekli önemi vermemek, bu mücadeleyi geleceğe ertelemektir. Bu tutum, özellikle
de sosyalist kampın çöküşü vesilesiyle sosyalizm ve komünizm,
dolayısıyla proleter devrimine inançsızlık ve inkâr içeren
karamsar, yenilgi ruh hali taşıyan tutumların boy vermesine zemin
hazırlamıştır. Özünde bu tutumlar, en tanınmış
teorisyeni Bernstein olan eski bir müziğin nakaratlarıdır.
İspanyada büyük ideolojik zayıflıktan yararlanarak İKP-MLyi
tasfiye eden hain ve ihanetçiler, kafa karışıklığı
yaratarak bu tutumu teorize etmeye çalıştılar. Tabii asıl görüşlerini
çiğ ve örtülü bir söylemle devrime, ilkelere vb. sadakat yeminleriyle
kamufle ediyorlardı. Ancak bunların öne sürdüğü fikirlerin
(bazen kelimesi kelimesine) diğer ülke-lerdeki ihanetçi ve hainlerinki
ile benzerlik taşıması bir tesadüf müdür? Şimdilik işin
polisiye karakterdekiler de dahil, provokasyon yönünü bir tarafa bırakalım.
Fakat sonradan yaşanan süreç, yenilen darbeleri açıklamaya yetiyor.
Amacımız ne ağlamak, ne de kendimizi kurtarmaktır. Amaç,
sorunun kökenine inmek, neyi yanlış yaptığımızı
ya da hiç yapmadığımızı açığa çıkarmaktadır.
Ve bu da hem yaşananları anlamak, hem de sürmekte ve darbe-ler
vurmaya devam etmekte olan gerici ideolojik saldırıya karşı
koymak için zorunludur. Açıktır ki devrimci terimler kullanılmasına
rağmen bu örtülü vülger materyalizm, partilerin zorunlu ideolojik gelişimlerini
zorlaştıran, frenleyen ve hatta bazı durumlarda engelleyen, ve
sorunlara eleştirel yaklaşımı önleyen bir rol oynadı.
Bugün ideolojik ve dolayısıyla teorik gelişimdeki bu eksiklik,
kaygı verici bir tarzda hissedilmektedir.
Hakim olan bir nevi genelleşmiş şematizm (şe-kilcilik) ve
onun yol açtığı olumsuzluklardan kaygı duymak gerekiyor.
İspanyada bizim yaşadığımız acı deney, ne
yazık ki tek değil. Şematizm, genel olarak verbalizm ile (laf
kalabalığı ve gerekçelendirmede anlayış kıtlığı,
-ç.n.) atbaşı gider. Ve revizyonizme karşı teorik,
ideolojik mücadelede tehlikeli bir zayıflığı ve bazı
durumlarda yanlışlıkları doğurur. Revizyonizmin, başka
nedenlerin yanı sıra, esas olarak kitleler dediğimiz halk yığınları
arasına komünist fikirlerden daha kolayca sızan, burjuva
ideolojisinin en tehlikeli akımı olduğunu ve olacağını
gözden kaçırıyoruz.
Çok şey değişti. Özü aynı olmasına rağmen,
revizyonistlerin davranış ve yaklaşım biçimlerinde değişiklikler,
dönüşümler var. Duruma göre gizli ya da çarpıtılmış,
bazen de açıkça Marksizm-Leninizmi inkar ediyor, içeriğini boşaltıyorlar.
İlerleme ve bi-limsel-teknik buluşlarla Marksizm-Leninizmin kadük
duruma düştüğünü ilan ediyorlar. Proleter devrimi imkanını,
şu veya bu nüansla, ama bir biçimde inkâr ediyorlar. Revizyonistler,
istisnasız butün akımları ile, sınıf işbirlikçidirler.
Örneğin bugün proletarya diktatörlüğü veya demokratik
merkeziyetçilik ifadesi, bir revizyonist üzerinde, 1920li yıllarda
sosyal demokratlar üzerinde yarattığı etkinin aynısını
yaratıyor.(2) Bu şematizm zorunlu olarak metafizik determinizme yol açıyor.
Toplumsal mücadelenin gelişimi, neredeyse; çatışmasız, içerisinde
yükseliş ve alçalışları barındırmayan, insanın
bilinçli eyleminden bağımsız, düz bir hat izeleyen bir şey
olarak görülüyor. Sanki komünistlerin rolü, yaşamın aktörleri değil
de şahitleri olmakmış, ya da sınıf çatışmalarında
amansız bir taraf olmak değil de basit bir izleyici konumunda kalmakmış
gibi...
Marksizm, gelişmesini tamamlamış, bir noktaya çakılmış
ve taşlaşmış bir bilim ve bilginin, ideolojik sürecinin
tamamlanması, teori düzeyinde ifade edilmesi ve art arda dizilmesi değildir.
Aralarında değersiz bir eşya yığınına dönüşmüş,
hayal kırıklığına uğramış, uyanık tövbekarların
da bulunduğu komünist entelektüellerin ve teorisyenlerin ilan
etmekte acele ettikleri gibi, zamanı geçmiş bir düşünce
sistemi değildir.
Hiçbir komünist, komünizmin bir dogma değil, eylem rehberi olduğunu
inkâr etmez. Yeni ortaya çıkan ve toplumu etkileyen faktörlere bağlı
olarak teorinin sürekli geliştirilmesi ve yenilenmesine dayanan canlı
bir bilim olduğunu da inkâr etmi-yoruz. Yaşam tarafından aşılan
fikirlerin, hatta tutum ve kavramların bile düzeltilmesi, değiştirilmesinden
kaygı duymamalıyız. Marksizmi ortaya çıkaranlardan ve
Leninden aldığımız ders budur.
Marksizmi güncelleştirme bugün de bir görevdir. Ancak bu alanda, hakkı
inkâr edilemeyecek tek tek bazı girişimlerin ötesinde yıllardır
pek bir şey yapılmış değildir. Hatta bu teorik ve dolayısıyla
pratik durgunluktan çıkış doğrultusunda atmak istediğimiz
bazı adımlar da Adan Zye klasiklere uygun olmadığı
için red duvarına çarptı. Son on beş yılda (bu daha
gerilere de götürebilir) partiler arasında birçok teorik ve pratik işbirliği
projesinin, önerisinin ve inisiyatifinin (bir kısmı önceden onaylamış
oldukları halde) eski AEP ve başka büyük partiler dinlendikten
sonra reddedildiğine, bu dergiye şimdi yazı yazanlardan çoğumuz
şahidiz.
Teorik durgunluğu reddetmek ve ona karşı mücadele, bilgiçlik ve
ukalalığa düşmek, var olanı teorize etmek anlamına
gelmez. Şeylerin diyalektik gelişimini yakından izlemek
gereklidir (iç ve dış politik durum, somut koşullar, genel
belirtiler vb.). Teoriyi sürekli derinleştirmek, tahlilleri düzeltme ve
değiştirmeye cesaret etmek, işe yaramayanı elemek, heretik
(mezhep sapkını, dönek, -ç.n.) suçlamasından korkmadan yeni
olanı alıp dahil etmek gereklidir.
Yazılan yazıldı. Tamam, ama ne anlama gelir bu? Leninin
bizzat kendi görüşlerini sonradan düzelttiğine dair çokça örnek
var. Engels, Komünist Manifestonun İngilizce baskısına önsözde
(1888), bu eserin bazı bölümlerinin artık aşılmış
olduğuna, pratik deneylerinlerin gösterdiği olgulardan hareketle
bunların bugün başka türlü yazılması gerektiğine
işaret eder ve sosyalist literatürün eleştirisi yetersizdir
der.
Yine, bazı belirlemelerin genel içerikleriyle hâlâ doğru olduğunu,
ama pratikte aşıldıklarını, çünkü tarihsel gelişimin
yanı sıra politik durumun bütünüyle değiştiğini söyler.
Buna karşın Engels, Manifestoda herhangi bir değişiklik
yapmaz. Kendisinin de işaret ettiği gibi bu, değiştirme
hakkımız olmayan tarihsel bir belgedir. Ancak daha sonraki yazı
ve tahlillerinde tespit ettiği eksiklikleri göz önünde bulundurur.
Engelsin bizzat kendisinin sürekli olarak her önemli bilimsel buluş,
materyalizmin yeni bir biçimini yaratır dediğini hatırlatmak
gerekir. Kuşkusuz Engels, Marksizmi bayağılaştıran, özünü
tahrif eden tipten Marksistlerden değildi. Engelsin Marksizmin yeni
biçimleri tezi yabana atılmamalıdır. Tersine, özelikle bugünkü
gibi değişmekte olan bir dünyada daha fazla hesaba katılmalıdır.
Gerçeğin mutlak değil, göreceli olduğu, birçok soru işareti
ve sorunun var olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Özellikle böyle
zamanlarda, günümüzü anlayabilmek için biraz geçmişe uzanmak ve ona
bakmak yararlı olabilir, yararlıdır. Bu anlamda, Marx ve
Engelsin doğa, tarih ve düşüncenin temel yasalarını özetledikleri
dört esaslı belirlemeyi yeniden hatırlatmak yerinde olur:
- Hareket yasası: Her şey durmaksızın dönüşüm içerisindedir.
- Karşılıklı eylem (etki) yasası: Her şey, başka
her şey üzerinde etkide bulunur.
- Çelişki yasası: Her şey içerisinde doğanla ölmekte olan
arasında çatışma vardır ve hareket, bu çelişik
kuvvetlerden doğar.
- Sıçramalı gelişim yasası: Evrim devrime götürür.(3)
Bunlar, Leninin bütün teorik eserlerinde karşılaştığımız
dört temel yasadır. (Örnek: Materyalizm ve Ampiryokritisizm)
Yakın zamanda olup bitenleri biraz tahlil ettiğimizde, sürekli işleyiş
içindeki bu yasaların etkinliğini, dolayısıyla Uluslararası
Komünist Hareket saflarında da etkinliğini görürüz. Nesnel koşulların
harekete geçirdiği ve öznel etkenlerin de engellemeyi başaramadıkları
büyük dönüşümlere tanık olduk. Kuşkusuz, geçici olan önemli
gerile-meye rağmen, nitel sıçramaya yol açacak evrimsel birikim ve
genelde ve özel olanda şiddetli çelişki... Fakat komünistlerin
dogmatikler olmadıklarını, hazır cümleleri tekrar etmekle sınırlı
insanlar olmadıklarını bir kez daha belirtmek gereksiz bir
yineleme değildir. Aksine, biz Marksist-Leninistleriz ve bilinçli bir
şekilde araştırmacı görevimizi üstlenmeli, teorik
belirlemeleri, yenilenmiş ve zenginleştirilmiş bir temelde
yeniden inşa etmeliyiz.
Marksizmin lafızına soyut olarak çok sadık olabiliriz. Ancak eğer
harekete geçmezsek, aklı, kelimelerin önüne geçirme başarısını
gösteremezsek (Stalin), Marksizmin özünü ve ondan çıkarılacak
temel sonucu, yani sınıflar mücadelesi tarihin motorudur ve bu mücadeleden
çıkan fikirler, dönüp onu harekete geçirici etki yaparlar temel
tespitini gözden kaçırmış oluruz.
Kısaca, kendine mutlak gerçeğin sahibi süsü vermek, tehlikeli sonuçlara
yol açan ağır bir hatadır. Üstelik zamanında doğru
olarak yapılmış bir belirleme, onun kendi evrimiyle, diyalektik
gelişimle ve bizzat deneyle, bugün yeni belirlemelerin zorunluluğunu
dayatmaktadır. Mutlak gerçeğin sahipliğinde daha fazla ısrarın
imkanı yoktur.
Gerçek görecelidir. Her belirli durumda somut bir içerik taşır.
Belirli koşullar altında gerçek olan, koşullar değiştiğinde
artık öyle olmaktan çıkar. Komünistler açısından
diyalektik materyalizm, bilgiyi cahillikten, tek tek olgu ve alanların
tekil yorumuna ve oradan da daha geniş, daha derin gelişimin yasalarının
keşfine kadar (hareket, karşılıklı etki ve çelişki
yasaları öncekilere göre yeni yasalardır) değişik
kademeleri içeren tarihsel bir süreç olarak ele alır.
Bir kez daha geçmişteki yanlıştan, yani şematizmden kaçınmak
zorundayız. Dühringin şematik resmi (otantik) gerçekler değişmezdir
formülü, Leninin mücadele ettiği Machçıların gerçek,
insanın öznel ve keyfi temsilinden başka bir şey değildir
görüşü gibi hatalıdır. Lenin, Materyalizm ve
Ampiryokritisizmde bu iddialara şöyle cevap verir: Her yeni buluş,
mutlak nesnel bilginin gelişimidir ve her bilimsel ideoloji bir nesnel gerçeğe
dayanır.
Büyük tahribat yaratan, ama bizi yenilgiye uğratamayan acı deneyden
hareketle şöyle özetleyebiliriz: Bilimle pratik eylemin birliği,
teori ile pratiğin bağlantısı... İşte komünistlerin
pusulası. (Constantinov Tarihsel Materyalizm, Moskova 1951)
Militan diyalektik materyalist teori ve pratik olmaksızın
Marksist-Leninistlerin birliği ve mücadelesine ait formüller, bir
iyiniyet belirtisinden başka bir şey olmayacaktır.