PARTİ RUHUNUN YENİDEN CANLANDIRILMASI İÇİN
Parti ruhunun canlandırılması, Komünist Emek Partimizin
(PCT) geçen kasım ayında yapılan 3. Kongresinin temel sloganı
idi. Kongre çalışmalarını bu merkezi görüş çerçevesinde
yütüren PCT, kendi saflarında demokratizm ve liberalizm yansıması
olarak uç veren eğilimlere karşı tavır aldı.
Emperyalizmin ve bütün gerici güçlerin çok geniş bir cephede yürüttükleri
antikomünist kampanyanın sonuçları değerlendirildi. Antikomünist
kampanya esasta, komünist partiye ve onun toplumsal transformasyon sürecindeki
yönetici rolüne karşı cepheden bir saldırıdır.
Burjuvazinin komünist partiye saldırısı yeni bir şey değildir.
Aksine bu, her karşıdevrimci gücün stratejisinde sistematik ve sürekli
bir olgudur. Davamızın düşmanları, kapitalist sistemin
kendi gelişme dinamikleriyle kaçınılmaz olarak ezilenlerin isyanı
ve protestosuna yol açtığını, bunu engellemenin mümkün
olmadığını biliyorlar. Ama sınıf çıkarları
onları, okun sivri ucunu komünistlere yöneltmeye itiyor. Çünkü komünistler
bilinçli eylemleri ile devrimin sübjektif koşullarını yaratırlar.
Ve hiçbir devrimci durum (objektif koşullar uygun olsa bile) sübjektif koşulları
yaratılmadan devrimin zaferiyle sonuçlanamaz.
Emperyalistler ve işbirlikçileri, kitlelerin bilinç ve örgütlenme düzeyinin
yükselişini engellemek üzere kafa karışıklığı
yaratmak için büyük çaba sarf ediyorlar. Emekçilerin mücadelesini birleştirme,
dağınıklığı giderme ve kendiliğindenciliği
aşma kapasitesinde bir örgütlülüğünün doğmaması; işçilerin,
burjuvazinin politik iktidarının alaşağı edilmesi, halk
iktidarı ve sosyalizmin kurulması perspektifiyle hareket ederek öncü
örgütü saflarında birleşmemesi için her yola başvuruyorlar.
Marksist-Leninist parti, ezilen ve sömürülenlerin en yüksek örgüt biçimi
olduğu, onun yönetici rolü ve politik eylemi devrimin kaderini tayin
etmede belirleyici olduğu içindir ki, gericiliğin en azgın saldırılarının
esasta partiyi hedeflemesinde şaşılacak bir yan yoktur. Bu, geçmişte
de böyleydi ve mücadele tarihi, birçok ülkede komünist parti güçlerinin
en kanlı baskı ve ezme kampanyalarına muhatap olduğunun örnekleriyle
doludur.
Komünist partisi günümüzde de antikomünist saldırının baş
hedefidir ve gelecekte de böyle olacaktır.
Davamızın düşmanları bugün sahte kahraman rolündedirler
ve her yandan zafer naraları atıyorlar. Dünyada son dönemlerde yaşanan
dramatik gelişmeleri, Gorbaçov ve Perestroykanın sah-neye çıkışını,
Berlin duvarının yıkılışı, SBnin dağılması
gibi olayları; komünist harekete ölümcül darbeyi vurduklarının
kanıtı sayı-yorlar.
Emperyalistler ve onların sözcüleri, hare-ketimizin yeniden toparlanmasını
engellemek için Marksizm-Leninizme ve sosyalizme her cepheden yenilenerek yoğunlaşan
bir saldırıya girişiyorlar. Ve bu saldırının ağırlık
noktası da komünist partiye yöneltilmiştir. Anlayış
olarak, tarihsel bir kategori olarak, sömürülenlerin genelkurmayı ve mücadele
aracı olarak ve toplumun devrimci dönüşümü sürecinin yönetici gücü
olarak parti fikri, gözden düşürülmek ve itibarsızlaştırılmak
isteniyor. Komünistler bu saldırılara, her dönemde olduğu gibi
bugün de karşı koymakla birlikte, burjuvazinin aktüel saldırılarını
daha iyi püskürtebilmek için de bugünkü tarihsel anda rakiplerimizin
antiparti faaliyetlerini kolaylaştıran ve bizim aleyhimize rol oynayan
bazı faktörleri ve durumları görmezden gelemez, değerlendirmemezlik
yapamazlar. Gerçek ya da tahmini önemleri ne olursa olsun bu unsurları
hesaba katmak, görevlerimizi erteleyici, çalışmamızı
geciktirici bir işlev görmek bir yana, güç biriktirmemize, güçleri
harekete geçirmemize ve zayıflamadan bu zor dönemden zafere çıkma-mıza
hizmet edecektir.
ALEYHTE ROL OYNAYAN FAKTÖRLER
Burjuva ideolojisi bugün, tarihte tanık olunan en geniş yayılma
dönemini yaşamaktadır. Burjuva ideolojisinin en temel ve sapkın
biçimi olarak bireycilik, kişisel çözüm yolu arayışı, çok
sayıda insanın şahsında güç kazanmıştır.
Kendi bireysel sorunlarının dar dünyasına kapanma ve toplumsal
problemler ve politik mücadeleye aktif olarak katılma zorunluluğu karşısında
duyarsızlık eğilimi güçlüdür. Birçok insanın politik
militanlıktan uzaklaşması genel planda particiliğin bugün içerisinde
bulunduğu itibar yitiminde etkili olmuştur. Seçimlere katılmama
oranlarındaki yükseklik ve geleneksel partileri reddetme eğilimi de
birçok ülke vatandaşının önemli bir kesiminin insafsızca
aldatılmışlık duygusu taşıdıklarının
göstergesidir.
Kolombiya ve hatta ABD gibi ülkelerde seçimlere katılmama konusunda yüksek
oranlar, sadece gerçekten azınlık hükümetlerin ortaya çıkması
gibi bir sonuç vermiyor, aynı zamanda bu ülkelerde seçmenlerin
geleneksel partilere güven duymadıklarını da gösteriyor.
Bu durumda politik arenada doğan bu boşluğun yeni alternatif güçler,
gerçekten halktan yana yeni güçler tarafından doldurulması gerekli
ve mümkündür. Bunu gerçekleştirmek ise bizim sorumluluğumuzdadır.
Aleyhimizde rol oynayan diğer faktörlerden biri de, revizyonist ülkelerin
yöneticilerinin, yozlaşmış ve bürokratikleşmiş
partilerinin neden oldukları prestij kaybıdır. Bütün yozlaşmışlıklarına
karşın bu partiler kendilerini hep sosyalizm ve Marksizm etiketiyle ve
çoğunlukla da komünist adıyla tanıttılar.
Birçok ülkenin gerçek Marksist-Leninistlerinin bu revizyonist partilerle
aralarına sınırları yeterince erken ve zamanında çektiklerini
biliyoruz. Onyıllar boyunca ilkesel tutumdan hareketle bunların tutarsızlıklarını
açığa çıkardık. Sadece ihanetçi karakterlerine değil,
yarattıkları tahribata ve bu revizyonist partileri bekleyen kaçınılmaz
sona da işaret ettik.
Sonuçta bu revizyonist partiler, öngördüğümüz tarzda çöktüler. Özellikle
iktidarda, devlet yönetiminde oldukları yerlerde gerçekleşen
onursuzca çöküş, aynı zamanda öngörülerimizi doğruladı
ve izledikleri çizgiye karşı mücadelemizin haklılığını
ortaya koydu.
Bütün bunlara karşın, revizyonist ülkelerde ve uluslararası
planda, (bizimkinden çok daha güçlü araçlara sahip olmanın avantajıyla)
revizyonizmin çöküşünden politik olarak yine de kazançlı çıkan
burjuvazi oldu. Burjuvazi, bizim yıllarca karşı mücadele yürüttüğümüz
ihanetçiler de dahil olmak üzere çöküşü bütün Marksist-Leninist
hareketin yenilgisi olarak göstermeyi becerebildi.
Emperyalizm, emrindeki gelişmiş iletişim araçlarını
kullanarak başarılı bir propaganda ve manipülasyonla bu gürültülü
çöküşü, komünizmin ölümü olarak göstermek istiyor. Özel
olarak da, ezilenlerin ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesindeki tayin
edici yeri nedeniyle parti ve parti fikrinin yozlaştırılması
ilk hedeftir.
Bu çok geniş kampanya birçok kesim üzerinde açıkça etkili olmuş,
aydınların önemli bir kısmında teslimiyetçi eğilimler
hissedilir derecede artmıştır. Geçmişte Marksist olduğunu
söyleyen bir kısmı gerçek ya da sahte komünist partilerin safında
mücadele yürüten- ama bugün kitaplıklarından Marxın,
Leninin eserlerini çıkaran, eski inançlarını inkâr eden,
oportünist, karamsar ve an-tiparti tutumların kaynağı ve taşıyı-cısı
durumuna gelenlerin sayısı az değildir.
TASFİYECİLİK
Bize düşman olan bu tutumların Marksist-Leninist parti ve örgütlerin
safla-rında etki yaratmadıklarını sanmak büyük yanılgı
olur. Bazı görüş ve tutumlar ve onların savunucuları bu
partiler için ciddi tehdit oluşturabilirler. Bunlar, bizim kendi
kalelerimiz içerisindeki oportünist kistlerdir ve gruplar haline gelmeleri,
kaleyi yıkmak ya da en azından önemli tahribat yaratmak üzere içten
fethe girişmeleri mümkündür.
İspanya Komünist Partisi M-L, Frankizme ve halkının diğer düşmanlarına
karşı mücadelenin ateşi içerisinde çelikleşmiş,
şehitlerinin kanı pahasına kanıtlanmış komünist
kararlılık ve meziyetlere sahip, uzun yıllar boyunca oportünizme
ve reviz-yonizme karşı mücadele içerisinde sınanmış mücadeleci
bir örgüttü.
Bugün Komünist Ekim Örgütü olarak örgütlenen, başında Raul
Marco yoldaşın bulunduğu bir grubun devrimci tutumda
diretmelerine ve tasfiyeciliğe karşı koymalarına rağmen,
bir grup kararsız, sallantılı aydının tasfiyeci eylemi
bu partinin mücadele tarihini, hatta varlığını bile ortadan
kaldırdı.
Kolombiya Komünist Partisi (M-L), gerici ordu kuvvetlerinin bütün saldırılarına
karşı kahramanca direndi. Devrim davası için bu büyük yürüyüşte
Pedro Leon Arboleda, Ernesto Rojas, Oscar William Calvo ve diğerlerinin
kanları döküldü. Yüzlerce ve binlerce erkek ve kadın militan işkencede
ve cezaevlerinde büyük acılar çektiler. Bütün bunlar partiyi
ideallerinden, ilkelerinden alıkoymadı. Her önemli dönemeçten başarıyla
geçmesini bildiler. Buna rağmen saflarında anti-parti bir fraksiyon
ortaya çıktı ve içeriden büyük darbeler vurdu. Fraksiyoncuların
bazıları açıktan düşman ajanları olarak parti üyelerine
karşı silaha bile sarıldılar.
Başka birçok olayda olduğu gibi, bu iki olayda da öne sürülen
gerekçeler farklı da olsa sorunun özü partiye yaklaşım,
Marksist-Leninist parti anlayışının geçerliliği
meselesi idi. Bu temel noktadan itibaren herkes kendi tutumunu belirledi. İhanetçiler
ve kararsızlar Marksist-Leninist parti anlayışının geçerliliğini
inkâr ederken, komünistler onu savunuyorlar.
HER ZAMAN GÜNCEL BİR MÜCADELE
Her dönemde bizzat hareketimizin saflarında müttefikler ve uşaklar
bulan burjuvazi ile süren bu kavga hep birincil bir sorun olarak var olacaktır.
Gerekli olan, bu çatışmayı reddetmek değil, onu çok çeşitli
cephelerden yürütmektir.
Teorik planda, burjuvazinin ideolojik yozlaşmayı ve moral bozukluğunu
kışkırtan, kafa karışıklığı
yaratmayı hedefleyen saldırısına her alanda yanıt
verilmelidir. Partiyi, parti anlayışını, onun devrimde yönetici
rolünü savunmak, parti üzerine Leninist-Stalinist tezin geçerliliğini açık
argümanlara dayanarak savunmak zorunludur. Bunun için, yeni ve yaratıcı
bir yaklaşımla ele alındıklarında önemli bir teorik
hazineye sahip olduğumuz bilini-yor.
Bu mücadaleyi aynı zamanda bizzat parti içesinde de yürütmek
gereklidir. Partinin iç yaşamını zayıflatan, Leninist
normaların uygulanmasını engelleyen ve partinin proleter
karakterine aykırı olan eğilimlerle savaşmak zorunludur. Bu,
özellikle zor ve tehlikeli dönemeçlerde gerçek komünistleri ayrıştıracak
devrimci temelde kuvvetli bir eğitim çalışması ile paralel
olarak yürütülmelidir. Saflara katılmaya karar verdiği andan
itibaren koşulsuz olarak adımlarını partiye göre ayarlayan,
yaşamını ve kaderini partinin yaşamı ve kaderi ile
birleştiren her komünist için eğitim, vazgeçilmez bir görevdir.
Bireyin örgüte, azınlığın çoğunluğa, alt
organların üst organlara, bütün partinin Merkez Komitesine tabi olması
gibi demokratik merkeziyetçilik normları, her parti üyesinin koşulsuz
olarak uyması gereken normlardır. Bundan ötesi; günlük pratik mücadele
alanında, parti inşasında, devrimci çizginin hayata uygulanışında,
kitlelerin doğru politik çizgiye kazanılması mücadelesinde ve
her duruma uygun örgüt ve mücadele biçimlerinin bulunmasında adım
adım oluşacaktır.
Parti bugün eğitim faaliyetinin merkezine üyelerinde, davamızın
haklılığına güveni, teorimizin bilimselliğine kesin
kanaati ve devrimin zaferinin kaçınılmazlığına inancı
yeniden canlandırmak görevini koymalıdır.
Hareketimiz tarihte birçok kez zor dönemlerden geçti. Paris Komününün
1871deki yenilgisinden sonra, Marx ve Engelsin artık yaşamadıkları,
Leninin de Lenin olarak meydana henüz çıkmamış olduğu dönemde
II. Enternasyonalin yozlaşmasından sonra, kapitalizm baş döndürücü
bir hızla en yüksek gelişme seviyesine ulaştığında,
hareket saflarında ihanetçiler boy verip de aydın tabakalardan bir kısmı
hareketi terk ederek ultra liberalizmin, saf demokrasinin
savunucuları olarak sahneye çıktıklarında yaşanan dönemler
gibi. Ancak hareket, her defasında bu zor dönemlerden başarıyla
ve yenilenmiş olarak çıkmasını bildi.
Biz komünistler, işte bu ruh haline sahip olmalıyız.
Bugünkü ve gelecekteki saldırılara karşı savaş
bilinci ile ve yenilenmiş olarak ve hep bayrağı, sembolleri,
gelenekleriyle komünist partimize sarılarak ilerleyeceğiz. Devrim
davası er ya da geç zafere ulaşacaktır.
RAFAEL CHALJUB MEJIA